ab_turk

Kuma psikolojisi. Hayrullah Mahmud yazdı.

YENİ BAŞBAKAN ADAYLARI YA DA KOPENHAG KRİTERLERİ BRÜKSEL’İN NERESİNDEN GEÇİYOR?!

Kuma psikolojisi?!

TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, yakın çevresine yaptığı değerlendirmede şöyle diyor:

“Erdoğan’ın vadesi doluyor. Benim önüm açılıyor!”

Bu özgüven patlamasının ardında, sık sık yapılan ABD ziyaretleri, Pentagon’la kurulan ilişkiler ve uzunca zamandır haftasonları eski ANAP lideri Mesut Yılmaz’a yapılan ev ziyaretlerinin etkisi var mıdır?!

Bu sorunun cevabını önümüzdeki günlerde hep birlikte göreceğiz.

Hisarcıklıoğlu, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek ve ATO Başkanı Sinan Aygün ile kurduğu tamamen duygusal ilişkiler ile de gözdolduran bir isim.

TOBB Başkanı, Türkiye Gazetesi’nde geçen gün manşet olan sözlerinde ise bir yakarışı seslendiriyor:

“AB bizi bırakamaz!”

Kendini geleceğin Başbakanı olarak gören bir isme, farkında olarak ya da olmayarak “kuma psikolojisi” içinde konuşmak yakışmıyor.

Kendinde liderlik potansiyeli gören bir ismin “defansif” değil “ofansif” yani kaleye gol atmak için ataklar yapan bir futbolcu psikolojisinde konuşması gerekmez mi?!

Unutulmamalı ki, Erdoğan, Başbakanlık koltuğunu yaptığı kontrataklar sayesinde yakaladı.

Bu bakımdan Hisarcıklıoğlu’nun, evli bir erkekle nikahsız yaşayan kadınlar gibi Brüksel’e “Bizi böyle ortada bırakamazsın” diye sinyal göndermesini doğru bulmuyorum.

Bu argümanını, kurmayları ile bir kez daha gözden geçirmesinde fayda var.

3 EKİM VİRAJI

Ki…

ATO Başkanı Sinan Aygün’ün altını çizdiği gibi ticarette kuraldır:

“Para, malı satarken değil, alırken kazanılır!”

Öte yandan…

Erdoğan’ın gittikçe yıldızı sönen ve Yüce Divan’da son bulacağı neredeyse kesinleşen siyasi yolculuğu, Ankara’yı hareketlendirmiş durumda.

Şimdiden başkentte “Yakın geleceğin Başbakanı kim olacak?” sorusu sorulmaya başlandı.

17 Aralık, iktidar partisi için bir milad oldu.

Erdoğan’ın eş Başbakanlığını yaptığı toplama parti AKP, bu tarihten sonra “duraklama dönemi”ne girdi.

3 Ekim tarihi ise bir başka milad olacak.

Bu defa da AKP için gerileme ve parçalanma dönemi başlayacak.

Brüksel’den gelen haberler hiç de iç açıcı değil.

Başbakan Erdoğan’ın Kıbrıs Rum Kesimi ve Yunanistan’a gösterdiği kolaylığı, ne var ki Atina ve Brüksel, Ankara’ya göstermiyor.

Erdoğan’ın diplomasi koridorlarına yansıyan son Soçi görüşmesi ise tam anlamıyla bir skandal.

Adeta batmadan önce denizin ortasından havaya fırlatılan bir işaret fişeği gibi gökyüzünde parlıyor. “Batıyoruz” diye bazı başkentlere “S.O.S” mesajı yolluyor.

Günlerdir Ankara ve Washington DC, bu görüşmenin dışarı sızan perde arkası diyalogları ile çalkalanıyor.

Erdoğan, iktidarını devam ettirmek için bir makas değişikliğinin zihin jimnastiğini Rus lider Putin ile yapıyor.

Ankara’da hava puslu…

Başkentte hava kurşun gibi ağır!

Erdoğan her ne kadar alternatifim yok dese de, günümüz iletişim dünyası bu sözü doğrulamıyor.

Daha geçen gün yazdım; “Artık yeni bir siyasi parti kurmak, marka, popüler bir yüz/lider yaratmak için üç ay yeterli” diye!

Kemal Derviş’in tetiklediği 3 Kasım seçimleri de Cem Cengiz Uzan’ın Genç Partisi de bu konuda Erdoğan’a bir fikir vermeli.

Hatta Aycell-Aria birleşmesi sonrası üç ay gibi kısa bir sürede kamuoyuna adını ezberleten Avea da öyle!

AKP Eş Genel Başkanı Erdoğan çok yakında bu argümanının da boş olduğunu öğrenecek.

ANKARA’DA YENİ DÖNEM

Nitekim…

Şimdiden Başbakanlık koltuğuna talip olanlar Ankara’da sıraya girmiş durumda!

Abdüllatif Şener’den Kürşat Tüzmen’e, Melih Gökçek’ten Abdullah Gül’e, Rifat Hisarcıklıoğlu’ndan Ali Müfit Gürtuna’ya dek bu koltuğun birçok taliplisi var.

Abdullah Gül’ün AKP’deki parçalanmadan sonra Deniz Baykal ile kurmayı düşündüğü koalisyon hükümeti düşüncesi bir yana… Üçüncü sınıf Yahudi bir ABD’li diplomat ile temas kuran, Başbakanlık koltuğu için hayal kurmaktan kendini alamıyor.

“Arkamda Beyaz Saray, güçlü yahudi lobileri var” diye rüya görmelerine yol açıyor!..

Yahya Kemal boşuna “insan hayal ettiği müddetçe yaşar” dememiş.

Namık Kemal’in çok bilinen sözünü burada tekrarlamaya gerek duymuyorum.

Görünen o ki, 17 Aralık’tan sonra, 3 Ekim tarihi de AKP için son bir dönüm noktası olacak.

Yalnız, Başbakan olma hayali kuranın bile taviz üzerine inşa ettiği AB süreci ile ilgili bilinmesi gereken bir nokta var:

“Ankara, önümüzdeki günlerde, Gümrük Birliği ile birlikte AB sürecini ciddi bir sorgulamadan geçirmeye hazırlanıyor.”

Yani…

Artık Türkiye’de, Brüksel’e, Tel Aviv’e, Washington DC’ye, Londra’ya yaranarak Başbakan olma süreci sona eriyor.

Herkes yeni döneme, kendini buna göre hazırlasın.

Başbakan olmak isteyenler de argümanlarını bir kez daha gözden geçirsin.

Bu bağlamda, 20 Mart 2002 tarihinde Sabah’ta yazdığım anadilde yayın ve eğitim konusunda birliğe aday ve üye ülkelerdeki farklı uygulamalara, AA’nın dikkat çektiği değerlendirmeyi bir kez daha bilginize sunuyorum:

(…)

O KAFA?!

Adam Smith’in “Laisser faire, laisser passer” diye bilinen bir sözü vardır! “Bırakın yapsınlar, bırakın geçsinler” manasında bir deyiş bu!

Meğer bu deyişin devamı da varmış.

Onu da dün SABAH Yazı İşleri Müdürü Erdal Şafak’tan dinledim:

“Le monde va de lui meme!” “Dünya nasılsa dönmeye devam eder” mealinde bir deyim bu.

AB sürecini de “Bırakın yapsınlar, bırakın geçsinler” boyutundan görenler için Avrupa Birliği Genel Sekreterliği’nin yaptığı bir değerlendirmeden bahsedeyim.

Anadolu Ajansı’nın dün geçtiği, anadilde yayın ve eğitim konusunda birliğe üye ve aday ülkelerdeki farklı düzenlemelere dikkat çekilen metni aynen yansıtıyorum…

FRANSA: Fransa, “Ulusal Azınlıkların Korunması Çerçevesi Sözleşmesi“ne taraf olurken, “Avrupa Bölgesel veya Azınlık Dilleri Şartı“nı 1999`da imzalamış olmasına rağmen, bunun ulusal azınlıkların tanındığı anlamına gelmediğine ilişkin çekince koydu.

Anayasaya göre, Cumhuriyetin dili Fransızca`dır. Bireysel temelde farklılık hakkını tanımaktadır. Uygulamada Brötanca tek bir televizyon kanalı mevcuttur.

Diğer bölgesel dillerde günde azami 40 dakikalık radyo yayını yapılabilmektedir. Yerel diller anaokulundan üniversiteye kadar resmi ve özel okullarda öğretilmektedir.

Bu çerçevede, Brötanca, Baskça, Katalanca ve Oksitanca ve 1951`den beri Korsikaca bilahare okullara girmiştir.

ALMANYA: Almanya, “Ulusal Azınlıkların Korunması Çerçeve Sözleşmesi“ni onaylarken, bu çerçeveye 4 azınlık grubunun girdiğini beyan etti.

“Avrupa Bölgesel veya Azınlık Dilleri Şartı“na taraf olan Almanya, şart kapsamına giren dilleri Danimarkaca, Yukarı Sorbca, Aşağı Sorbca, Kuzey Frizyacası, Saterland Frizyacası, Roman dili ve Aşağı Almanca olarak sıralıyor.

Ülkenin resmi dili Almanca`dır!

Azınlıklar, kendi kültürlerini koruma, geliştirme ve öğretme hakkına sahiptir. Ancak bu hakkın uygulanması, eyaletlerin yetki alanına girmektedir.

Azınlık grupları özel hayatta ve kamu içinde yazılı ve sözlü olarak azınlık dilini kullanma hakkına sahiptir. Gerek anadilde eğitim, gerek basın-yayın konularında Alman mevzuatında herhangi bir kısıtlama söz konusu değildir.

Danimarka azınlığının kendi okulları vardır.

İNGİLTERE: İngiltere, “Ulusal Azınlıkların Korunması Çerçeve Sözleşmesi“ne taraf ve “Avrupa Bölgesel veya Azınlık Dilleri Şartı“nı imzalamış, ancak onaylamamıştır!

Etnik, dini ve kültürel azınlıkların haklarını düzenleyen herhangi bir kanun bulunmamaktadır. Etnik ve kültürel azınlıkların kendi dillerinde yayın yapma ve özel okul açma hakkı vardır.

İTALYA: İtalya, “Ulusal Azınlıkların Korunması Çerçeve Sözleşmesi“ne taraf, “Avrupa Bölgesel veya Azınlık Dilleri Şartı“nı imzalamış, ancak onaylamamıştır.

Tarihi dil azınlıklarının korunmasına ilişkin yasaya göre, resmi dil İtalyanca`dır.

Ancak…

Arnavut, Katalan, Alman, Yunan, Sloven ve Hırvat toplulukları ile Fransızca, Güneydoğu ve Provence Fransızcası, Ladino, Friulice, Sardunyaca konuşan nüfusların dil ve kültürleri korunmaktadır.

Kamu belgeleri, azınlık bölgelerinde iki dilde hazırlanmakta, ancak İtalyanca`sı geçerli sayılmaktadır.

Bölgesel radyo ve televizyon yayınları korunan dillerde yapılabilmektedir. Aynı haklar basın için de geçerlidir.

Anaokullarından itibaren ilk ve orta okullarda İtalyanca ile beraber talep olması halinde azınlık dillerinin eğitim aracı olarak kullanılması mümkündür.

Genel kurallar, İtalyan Milli Eğitim Bakanlığı`nca tespit edilmektedir.

İSPANYA: İspanya, “Ulusal Azınlıkların Korunması Çerçeve Sözleşmesi“ne taraf, “Avrupa Bölgesel veya Azınlık Dilleri Şartı“nı imzalamış, ancak onaylamamıştır.

Ülkede resmi dil İspanyolca`dır. Diğer İspanya dilleri de özerk topluluklarda resmi dil konumundadır.

Anadil kullanımı ve anadilde radyo televizyon yayını bağlamında tüm standartları karşılamaktadır.

YUNANİSTAN: Yunanistan, “Ulusal Azınlıkların Korunması Çerçeve Sözleşmesi“ni imzalamış, ancak “Avrupa Bölgesel veya Azınlık Dilleri Şartı“na taraf değildir.

Müslüman (Türk) azınlığın hakları, Lozan Andlaşması ile düzenlenmiştir. Soydaşlarımızın çocuklarına Türkçe isim vermelerine izin verilmekte, ancak Türkçe yerleşim birimi isimlerine müsaade edilmemektedir.

Yayın dilinin mutlaka Yunanca olacağına dair bir kanun hükmü yoktur. Ancak Yunanca dışında bir dilde yapılan yayınlarda, yayın sürecinin en az yüzde 25`i Yunanca olmak zorundadır.

Bu yayınlarda Yunanca altyazı kullanılması ve Yunanca dilinin doğru kullanımı esastır. Yunanca dışında özellikle yabancı dilde yayın yapan Yunan televizyon kanalı bulunmamaktadır.

Batı Trakya`da Türkçe yayın yapan 5 radyo istasyonu bulunmaktadır. Batı Trakya`da 230 ilkokul ve lisede Türkçe eğitim verilmektedir.

Anlaşmalar uyarınca her türlü eğitim kurumunu kurma hakkına sahip olan Türk azınlığın, yeni eğitim kurumları açmasına imkan tanınmamaktadır.

PORTEKİZ: Portekiz, “Ulusal Azınlıkların Korunması Çerçeve Sözleşmesi“ni imzalamıştır, ancak “Avrupa Bölgesel veya Azınlık Dilleri Şartı“na taraf değildir.

Çingeneler dışında etnik ya da kültürel azınlık bulunmamaktadır. Çingenelerin kültürel haklarına saygı gösterilmekle birlikte, azınlık hakları yoktur.

İSVEÇ: İsveç, “Ulusal Azınlıkların Korunması Çerçeve Sözleşmesi“ni imzalamıştır, ancak “Avrupa Bölgesel veya Azınlık Dilleri Şartı“na taraf değildir.

Finliler, Samiler, Museviler ve Romanlar azınlık kabul edilmekte ve bu azınlıkların dilleri ile Tornedal`da konuşulan yerel dile azınlık dili statüsü tanınmaktadır.

Samiler, kendi bölgelerinde kültürel haklara ve eğitim hakkına sahiptir.

DANİMARKA: Danimarka, “Ulusal Azınlıkların Korunması Çerçeve Sözleşmesi“ne taraftır ve “Avrupa Bölgesel veya Azınlık Dilleri Şartı“nı imzalamıştır.

Alman azınlık, dil, eğitim, dini ve kültürel haklardan yararlanmaktadır. Alman azınlığın eğitimi için genel bütçeden pay ayrılmaktadır.

AVUSTURYA: Avusturya, “Ulusal Azınlıkların Korunması Çerçeve Sözleşmesi“ne taraftır ve “Avrupa Bölgesel veya Azınlık Dilleri Şartı“nı imzalamıştır.

Cumhuriyetin devlet dili azınlık dillerine ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla Almanca`dır.

Sloven, Hırvat, Macar, Çek, Slovak ve Romanları azınlık olarak tanımıştır.

Azınlıkların anadilleri, Almanca ile beraber resmi dil olarak kabul edilmektedir.

Azınlıkların yoğun olarak ikamet ettikleri eyaletlerde, devlet okulları azınlıkların anadillerinde ders vermektedir.

HOLLANDA: Hollanda, “Ulusal Azınlıkların Korunması Çerçeve Sözleşmesi“ni imzalamış ve “Avrupa Bölgesel veya Azınlık Dilleri Şartı“nı onaylamıştır.

Hollanda mevzuatında etnik, dini ve kültürel haklara ilişkin herhangi bir sınırlama mevcut değildir. 1997`de yürürlüğe giren yaşayan yabancı dillerin öğretimi kanunu ile anadilde eğitim, müfredat programı dışına çıkarılarak, seçime dayalı bir kültür hakkına dönüştürülmüştür.

SLOVAKYA: Slovakya, “Ulusal Azınlıkların Korunması Çerçeve Sözleşmesi“ni onaylamıştır. Anayasada ulusal azınlıklar ve etnik gruplar terimi kullanılmakta, bunların aynı kökenden vatandaşlarla birlikte kültürel miraslarını geliştirme, anadillerinde haber alma, yayma, kültür ve eğitim kurumları oluşturma hakları güvence altındadır.

BULGARİSTAN: Bulgaristan, “Ulusal Azınlıkların Korunması Çerçeve Sözleşmesi“ni onaylamıştır. Anayasaya göre, anadilleri Bulgarca olmayan Bulgar vatandaşlarının kendi dillerini kullanma ve öğrenme hakları vardır. Sadece resmi dil Bulgarca`nın geçerli olduğu haller, kanunla belirlenmektedir.

ROMANYA: Romanya, “Ulusal Azınlıkların Korunması Çerçeve Sözleşmesi“ni onaylamıştır. Anayasada anadil öğrenme hakkı tanınmıştır.

Ve…

Son olarak…

“Dünya nasılsa dönmeye devam ediyor!”

Bazıları bilgi kirlenmesi yaratmaya devam etse de!

(…)

Ve…

Son bir not:

Okudunuz!

Aday ülkelerden bazıları şu anda birliğe üye.

O günden bugüne ne değiştiğini hiç mi merak etmiyorsunuz?!

AB sürecini masala dönüştüren bazı çevrelerin, bu gerçeklerle ilgili de konuşması gerekmez mi?!

Hep hesap vermeye alışmış bir millet olarak, bizden kültürel haklar konusunda “daha daha” ilerleme deyip “Aslan” kesilen Brüksel’in, iş kendilerine geldiğinde nasıl çifte standartlı olduğunu görmenin, göstermenin daha vakti gelmedi mi?!

Sizce de Kopenhag Kriterleri diye ortalığı velveleye veren Brüksel’den hesap sormanın zamanı gelmedi mi?!

Ne dersiniz?!

Artık yalan bitsin.

Takke düşsün ve kel gözüksün!..

AB, Türkiye’yi istiyorsa tarih versin, istemiyorsa söylesin, ima etmesin.

Çünkü içimizdeki bazı sömürge zihniyetli aydınlar “ima” edince anlamıyor.

Net cevap istiyor.

Hayrullah Mahmud

30 Ağustos 2005

1 YORUM

Yorum Yaz