Marka Olmak. Nazlıcan Elestekin yazdı.

Marka Olmak

Şifreyi bildiğiniz her kasayı açabileceğimizi sanan bir toplumda yaşıyoruz… Ben de aynı herkes gibi.. Eğer doğru bilinen bir şey varsa, kurallarına uyarak peşinden gidiyorum. Şimdi; yeni bir sezon başlangıcı; beraberinde birçok yeşermeyen tohumlar, açmaya hazır çiçekler, yeni başlangıçlar ve yeni “Merhaba’lar” getirir.

“Merhaba ! Orda mısınız? ” Sizi benim frekansıma çekecek olursam, her birimiz uzun bir yaz tatili arasından sonra yenilenmeye ve değişmeye hazırsak eğer.. Başlıyorum;

Kendizini gideceğiniz yolda durdurmaya niyetli insanları da bir hamlede çıkarabilyorsunuz hayatınızdan, bu ne için mi gerekli?

Bir çeşit bahar temizliği adını veriyoruz. Okuduğum tüm yeni astroloji yorumlarında Eylül ayında insanların yeniden canlanacağı, kendilerini bulacağı, ve yeni ayın etkisi ile ” Dolunay zamanında kurtulabileceği kötü alışkanlıklarını bırakıp, yeni ay etkisi ile de yeniliklere kucak açabileceğini söylüyor” .

Bu ne kadar doğru tartışılsa da ben inanıyorum.. ve hayatımızda kalbimizi açtığımız tüm yeniliklerin, aynı cürretkarlıkla bizleri beklediğini savunuyorum..

Kendimizi sınıflandırabileceğimizi ve bunun kendi içimizdeki MARKA’yı yaratabileceğini söyleyen başarılı gazete yazarımız ; Ali Saydam marka ile ilgili yazısında diyor ki; “Marka olmak en çok “şöhret”le karıştırılır..

Genellikle “kapitalizmin en sofistike, en entelektüel ürünü” olduğu unutulur. “Bu açıdan incelemek gerektiğinde; okuduğum bölümün de ” Reklamcılık ve Markalaşma” olduğunu göz önünde bulundurursak…

Anlatılmak istenen konunun özüne inildiğinde,ülkemizin ve insanlarımızın markalaşmaya verdiği önemin çarpıtıldığı kanısını varılıyor. Nacizane fikrim şu ki; Marka; bir şöhret veya ün gerektirmez. O insanın içinden gelendir..

Sizde var olan bir marka zaten var, tek yapmak gereken konumunuzu en yukarıya çekmek ve bunu canlandırmak! NLP çalışmalarından öğrendiğime göre; herkesin kendini konumlandırması gerekir.. İnsanları bir ürün olarak ele alırsak eğer; herkesin bir değeri,kendine biçtiği bir öz değer vardır.

Bazı insanlar çok büyük yetenek sahibi olur, bazıları ise elinden geldiğinin en iyisini yapar fakat toplum için yeterli olamaz ve isim duyuramadığından, o konum sahibi insanı bizler bilemez, göremeyiz. Konumlandırma; kendi markanızı yaratma,öz değerinizi ve öz saygınızı bulmaktan geçer..

Karşımızdaki insana verebileceğimiz ilk izlenim bizim elimizdedir… Bir ortama girildiğinde nasıl davrandığımız, bir konuya nasıl yorum yaptığımız, sevincimizi paylaşma şeklimiz, el sıkışmamız bile.. Bunlar birleşir bizimle, özünüzü oluşturur. Kendi adımız kendi ürünümüz.Tüm şifre bizdedir aslında..

İstabul’da katıldığım bir davetde Mango markasının defilesini izledim.. Gördüğüm şey mankenlerin taşıdığı giysiler ve bunları taşıyış biçimleriydi. Herkese yakışan şey farklı,ve herkes bir başka taşıyordu o elbiseyi..

Bunu hayata taşıdığımız da ise o defileyi izlerken aklımdan milyonlarca düşünce birbirini kovaladı… Kendimizi nasıl sergiliyoruz? Elimizdekilere nasıl sahip çıkıyoruz? Bize verilen değeri nasıl taşıyoruz?..

Kendi konumumuzu nasıl belirliyoruz? Saygı duyulan bir insan mıyız,yoksa bir ortamda varlığı farkedilemeyecek kadar silinmişmiyiz hayattan? Bu ürüne sahip çıkacaklar yalnızca bizleriz.. Zarafet’le ilgili bir yazı okudum; bu yazı tam da anlatmak istediğim konuya değiniyor.. Son takip ettiğim kitap, şu sıra Türkiye’de çok popüler ve en çok satılanlar arşivinde rastlayabilirsiniz. Y

azar zarafet’den bahsederken; “yumuşaklık ve o insanın özünü yansıtması “kelimelerini kullanıyor. Bu tabii ki bizi anlatmaya yeterli kelimeler olmayabilir fakat isminin markasını taşıyabilmek için kalbinizden geçen en soylu yolu kullanmanız, duruşunuzu özetleyen en harika yoldur..

Zarafet, kalbin yumuşaklığı,ve duruşumuzdaki asalet… İnsan böyle olmalıdır, yaptığı işte, bulunduğu konumda, günlük konuştuğu insanlarla olan iletişiminde… Kalpten geçen yolu kullanarak, sevgisini katmalıdır yaptığı iş her ne ise, insanın özüdür, kendisidir.. Kendi sergilediği tablo o’nun hayatıdır..

Şimdi anlıyoruz ki, Marka’nın yalnızca “Ün”den ibaret olmadığını.. Şuan tanımadığımız milyonlarca insan içerisinde herkes kendi adının markasını taşıyor, ve kendi hayatına kattığı şeylerle birlikte bir bütün oluyor.. Şimdi hayatımıza her geçen gün yeni coşku ve yeni ışık katıp, taşıdığımız markaya duyduğumuz saygıyı arttıralım. Yenilenmek, yeni başlangıçlar, yeni adımlar atmak için uygun birzaman yoktur.. O her zamandır, ve yalnızca kendinizi konumlandırdığınız noktadasınızdır.

Adına sahip olduğu markayı yenileyen , zenginleştiren ve her geçen gün bir adım ileriye taşıyan bu toplum için, harika başlangıçlar diliyorum ve hayatları adına parlayan markalarını sergilemelerini tavsiye ediyorum..

Vitrinimizde rengarenk ürünler var kendi markanıza bakmak istermisiniz? Bu sonbahar sezonu çok hareketli olacak !

Güzel haftalar, yeni bir sezon açılışının getirdiği melodilerle kalın; Sevgiyle !

Nazlıcan Elestekin / Los Angeles

Yorum Yaz