“Adalet”in “Çan”ı?!

“ADALET”İN “ÇAN”I / BAŞBUĞ, NEDEN ÇAN KULESİNİN ÇANLARINI DÖRT DEFADAN FAZLA ÇALDI YA DA “POST MODERN KALKIŞMA”DA HESAP VAKTİ VEYAHUT “AB STANDARDI”NI DİLLERİNE PELESENK EDEN SÖZDE DEMOKRAT GAZETECİ TAYFASININ GERÇEKLERLE İMTİHAN VAKTİ?!

 

“Adalet”in “Çan”ı?!

 

“Gerçeği arayanlara inanın, bulduklarını iddia edenlerden çekinin…”
Andre Gide

 

…………..

 

 

Ahir zamanlarda, “kral”lıkla idare edilen bir ülke varmış.

Ama bu ülkede aynı zamanda “adalet” de varmış!

Geleneklere göre, kraliyet sınırları içinde bir kişi öldüğünde, kent merkezindeki dev çan bir defa çalınırmış!

Site halkından biri öldüğünde ise çan iki defa çalarmış!

Büyük bir devlet adamı öldüğünde de üç defa!

Kral öldüğünde ise 4 defa!

Günlerden bir gün, bu ülkenin merkezinde büyük bir olay yaşanmış!

Hemen soruşturma başlamış!

Suçlu olarak da, hemen bir kişi yakalanıp mahkemeye çıkartılmış!

Site halkı, yakalanan kişinin “suçsuz” olduğunu yüzde yüz inanmaktaymış!

Ne var ki, ilahlar kurban istediği için “masum kişi”, haklı olduğu halde haksız yere mahkemede suçlanmış!

Usulen yapılan bir yargılama üzerinden de hemen “mahkum” edilmiş!

Davanın sonunda, mahkemenin başkanı, sanık olan kişiye sormuş; “Son olarak bir diyeceğin var mı?” diye…

Sanık, “Hayır” demiş,”Bu yargılama karşısında söyleyecek hiçbir şeyim yok!”

Dava bitmiş, mahkeme dağılmış!

Bir süre sonra, “dev çan”ın sesi duyulmaya, kraliyet meydanını inletmeye başlamış!

Bunun üzerine çan sesini duyan herkes, mahkemede yaşadıkları şaşkınlığı bir kenara bırakıp, birbirine büyük bir heyecanla sormaya başlamış:

“Acaba, kim öldü” diye…

Ardından “çan”ın sesi bir kez daha duyulmuş!

Bu defa bizden kim öldü diye etrafa bakınmaya başlamışlar!

Ardından “çan” bir kez daha çalmış!

Heyecan artmış!

“Acaba hangi devlet adamı ölmüş olabilir” diye tahminde bulunmaya başlamışlar!

Sonra çan bir daha çalınca…

Herkes Kral’ın öldüğünü zannetmiş!

Bu yönde konuşmalar devam ederken, “çan” bir kez daha çalmış!

Herkes büyük heyecanla, neler oluyor diye birbirine bakınıp, “çan kulesi”ne doğru koşmaya başlamış!

“Çan”ı çalan kişiyi gördüklerinde ise şaşırmışlar!

Çünkü, “çan”ı haksız yere mahkum edilen, haksız yere suçlanan o adam çalmaktaymış!

Bunun üzerine sormuşlar, “Çanı, bir, iki, üç, dört defa çalmanın ne anlama geldiğini biliyoruz bilmesine de ama beş, altı defa çalmanın ne manaya geldiğini anlayamadık!”

Haksız yere suçlanan, sözde bir yargılama üzerinden mahkum edilen o genç adam, derin bir iç çekip bu soruya şu cevabı vermiş:

“Şimdi de ‘Adalet’ öldü!”

Nokta!

 

…………….

 

 

Öcal Uluç: “Devletin fethi için hukukun arkasından dolanmak!”

https://www.gozlemgazetesi.com.tr/yazar/16476-devletin-fethi-icin-hukukun-arkasindan-dolanmak.html

(…) 

İngiliz The Economist: “Generaller demokrasi yolundaki en büyük engel!”

https://yenisafak.com.tr/Gundem/?t=12.02.2010&i=241234

(…)

Erdoğan, susarak paslaştı!

https://www.milliyet.com.tr/org-basbug-a-nedir-bu-diye-sorabilirim/siyaset/haberdetay/13.02.2010/1198490/default.htm?ver=39

(…)

Erdal Şafak: “Kaplan yılı!”

https://www.sabah.com.tr/Yazarlar/safak/2010/02/13/kaplan_yili

 

…………….

 

 

“Ar damarı çatlamış medya”da, bu bağlamda yeni bir kampanya var!

Genelkurmay Başkanı Başbuğ’u, bildiklerini açıklamaya davet ediyorlar!

Yani, kimsenin hukuk, adil yargılamanın sonucunu beklemek gibi bir düşüncesi yok!

“Post modern zamanlar”da “F tipi Medya”, “Yargı”nın yerine geçirilmek isteniyor!

Nitekim…

Bu bağlamda “AKP’nin açılımı”:

“Adalet!”…

“Kalkınma!”…

“Partisi”!

“AKP & Gülen iktidarı”nda, kimlerin kalkındığı, kimlerin kalkınamadığı, elinde avucunda ne varsa kaybettiği ortada!

Ki, Erdoğan’ın açıklamalarından da anlaşılacağı üzere, “Gülen kısmı önümüzdeki süreçte iktidardan düşürülüp, “Turkuvaz komplo” bağlamında yargıda hesap verecek!

Bu anlamda “Adalet”e bakacak olursak…

Ergenekon davasının en başından bu yana halef/selef “Genelkurmay Başkanları” her defasında aynı mesajı vermediler mi?!

“Soruşturma süreci gizlidir, bizim konuşmamız doğru olmaz” diye…

Buna rağmen, TSK’ya karşı yürütülmekte olan “Asimetrik saldırı” karşısında, “Sanık / tanık fark etmez, her zaman ifade vermeye hazırız” da dediler mi, dediler!

Aynı zamanda “Savcı’nın daveti” üzerine mahkemeye gidip ifade de verdiler!

“Suçsuzluk karinesi”ne sık sık atıf yapıldığı halde, F Tipi Medya’da, “Bir kişinin suçluluğu ispat edilene kadar suçsuzdur” şiarı çiğnenmedi mi?!

Çiğnendi!

AB müktesebatına göre, “Tutuklu yargılama”nın bir “cezalandırma aracı” olarak kullanılamayacağı hakikati orta yerde dururken, “ucu açık soruşturma süreci” üzerinden “Evrensel hukuk”un tüm kaideleri paspas gibi çiğnenmedi mi?!

Çiğnendi!

Hal böyleyken…

F Tipi Medya’ya, sözde demokrat gazeteci tayfasına sormak farz oldu:

“Biz gazeteciler, yargıç, savcı, infaz memuru değil isek, yazılarınızda yer alan ‘karar/hüküm’ cümlelerini, hangi mahkeme kararına dayanarak yazıyorsunuz, suçsuz yere kişi ya da kurumları mahkum edebilme cürretini kendinizde bulabiliyorsunuz?!”

 

…………..

 

 

Ki…

Emniyet teşkilatı içine sızmış bir “cunta”, ısrarla “soruşturma süreci gizli” olduğu halde, “doğruluğu kanıtlanmamış, masa üstünde üretilmiş sözde belgeleri” bir kısım medyaya sızdırıp, kamuoyu oluşturmaya çalışıyor!

Bu suni gündem üzerinden hem kamuoyunu değiştirmek hem de TSK’yı “andıç”layıp, AKP muhaliflerini sindirmek, yaftalamak istiyor!

Hal böyleyken…

Ağızlarından “AB süreci”, “AB standardı”, “Evrensel hukuk” tekerlemelerini düşürmeyen Ahmet& Mehmet Altan, Mehmet Barlas, Hasan Cemal vb gibi “gazeteci tayfası” köşelerinden “bühtan”da bulunmaktan, “Engizisyon Yargıçları” gibi adaletsizce hüküm cümleleri kurmaktan geri kalmıyorlar!

“Evrensel hukuk”a uymayan, “AB süreci” ile alakası kalmamış ve bir kısım medya üzerinden devam etmekte olan “bir yargılama süreci”nin gelip dayandığı son nokta:

“Yargıda kaos!”

Yargı’nın siyasallaşma süreci!

Sözde demokrat gazeteci tayfasına sormak isterim; “Bu yazdıklarınızın, yaptıklarınızın neresinde AB standardı var?!”

Medya üzerinden yaptığınız bu sözde “yargılama süreci”nizin neresinde “evrensel hukuk kriterleri” var!?

“Kadife eldiven” içinde saklı “demir yumruk” dışında hiçbir “dil”den anlamayan, gözü dönmüş “yandaş medya”, “hukuk devleti”ne, “evrensel hukuk”a uymayı bir “acziyet” olarak görüp, göstermek istiyor ise yazık!

Filvaki, “Savcı’nın iddianamesi” adı üstünde olduğu üzere “ispata muhtaç” iddialardan oluşuyor!

“Batı normlarında gazetecilik yaptığı”nı iddia eden bu “sözde demokrat gazeteci” tayfasının,

“iddia”ları gerçekmiş gibi kabul edip, haber yapıp, üstüne bir de yorum yazmasını kabul etmek, hoşgörmek mümkün değil!

Bu sözde gazeteci tayfasının “Ar damarları çatladığı” için “onur”larını korumak adına “intihar” edenleri, yapılan haksızlığa, hukuksuzluğa isyan edip, “Adaletin çanını beş, altı” defa çalanların vermeye çalıştıkları “Adalet istiyoruz” mesajını anlamamaları doğal olabilir!

Ama bunun böyle “ilelebet süreceğini zannetmek” aymazlıktan başka bir şey değil!

 

……………

Ve…

Son olarak…

Yüksek siyaset liginde “Aikido tekniği”, rakibinin sert vuruşlarını, yumuşak dokunuşlar ile boşa çıkarmayı emreder!

Rakibi “kendi negatif enerjisi” içinde “akıl”la yere yıkmayı vazeder!

Sözün özü:

Kuyulara, yerin altına gömülen yüzlerce, binlerce insan cesedi iddiaları yalan çıktı!

Jandarma’nın kısa dönem askerleri sıcak çatışmada kullandığı yalanı da!

Hitler’in “sahte güncesi” gibi yazılan Özden Örnek’in “sözde darbe günlükleri” de!

Yere “gömülü silahlar”ın, TSK ile ilişkisi olmadığı ortada!

“Islak imza”nın, Albay Çiçek’e ait olmadığı, bunun bir komplo olduğu da görüldü!

Şimdi sıra geldi, TSK sınırları içinde bulunmayan “cunta”yı Emniyet, Gülen Cemaati ve Mehmet Barlas’ın eşinin erkek kardeşinin (Can Paker) vakfının sınırları içinde aramaya!

Hülasa, “bumerang etkisi”ne hazır olun!

Ezcümle, adaletin bir ayağı topal olsa da, geç de hakikat yerini bulur!

Nokta!

 

Sevgiler

14 Şubat 2010

Hayrullah Mahmud Özgür

ALATURKA AİLESİ ÜYELERİ NE DİYOR?