“Büyük Satranç Tahtası”nda “Klostrofobik düet”?!

“BÜYÜK SATRANÇ TAHTASI”NDA “KLOSTROFİK DÜET” /
 
AKP İKTİDARINDA, “CAMİ” İLE “KARAKOL” ARASINA SIKIŞMIŞ “AK GÜNDEM”
 
YA DA
 
İKTİDARI “KERPİÇ” MALZEME İLE ÖRÜLÜ DEPREM KORKUSU YAŞAYAN İKTİDAR HANGİ İKTİDAR
 
VEYAHUT
 
ŞİMDİ SIRA JANDARMA’NIN TARİHÇESİNİ ÖĞRENMEYE GELDİ?!

 

“Büyük Satranç Tahtası”nda “Klostrofobik düet”?!

 

“Kelimeler doğru değilse, kavramlar da doğru değildir.

Kavramlar doğru değilse, mantık kurmak zor olur.

Mantık karışırsa uluslar huzursuz olur.

Uluslar huzursuz olursa, toplum düzeni bozulur.

Toplum düzeni bozulursa, devletlerin varlığı tehlikeye girer.”

Konfüçyus

 

………………..

 

 

2010’un ilk çeyreğinde…

İktidarda AKP var!

Devlet tepeden tırnağa AKP’nin boyunduruğu altında!

Ne var ki, AKP buna rağmen mutsuz…

Huzursuz!

“Yüksek Yargı” da, “TSK” da AKP’li olsun istiyor.

İddia edildiği üzere AKP iktidarında, ne “Demokratikleşiyoruz” ne de “Normalleşiyoruz”!

Aksine olan şu; siyaset “Camii” ile “Karakol” arasına sıkıştı.

AKP köşeye sıkışınca, “Türban, İmam Hatip” vs deyip “ağlak” bir hal alıyor.

Ardından da, ele geçirdiği “Emniyet” ve/veya “F Tipi Karakol” üzerinden, muhaliflerini sabahın kör vakti toplatıp, “F Tipi Medya” üzerinden gündemi değiştirmeye çalışıyor.

Oysa ki…

Gerçek gündem nal gibi ortada:

İşsizlik!

Ekonomi!

AKP’nin mecburiyetleri nedeni ile gerilen iç/dış gündem!

Vs vs vs…

Sözün özü:

“Camii” ile “Karakol” arasına sıkışan “Siyaset”in bu kilitlenmişliği giderilmedikçe, Türkiye’nin normalleşmesi mümkün değil!

Nokta!

 

……………………

 

 

AKP, “küresel aks”ta da köşeye sıkıştı.

Şöyle ki:

AKP, “Zapsu’nun deliğe süpürmeyin kullanın” ricası ile başlayan ikinci dönemde, ayakta kalmak için “küresel tefeciler”den borç aldı.

Yani, yine onca uyarıya rağmen, “Arka kapı diplomasisi” yaptı.

Şimdi gelinen nokta tam anlamıyla kördüğüm!

Çünkü, AKP perde arkasında İsrail ile danışıklı dövüş yapıp, “Müslüman Mahallesi”nde salyangoz satacaktı.

Ne var ki, bir süre iyi giden bu oyun, kürede Atlantik ötesinden esen sert “finansal tsunami” rüzgarları ile yerini savaş rüzgarlarına bıraktı.

ABD’nin toparlanabilmesi için yeni bir savaşa ihtiyacı var.

Bu bağlamda İsrail / İran savaşı ve/veya küresel dingilde Doğu / Batı ayrışması kaçınılmaz gözüküyor.

AKP de “küresel tefeciler”den “arka kapı diplomasisi” üzerinden “borç” aldığı için panikte!

Çünkü hangi açılımı yapsa elinde patlıyor, ülke her geçen gün biraz daha geriliyor.

Örnek, Bursa / Diyarbakır maçı!

Örnek, ABD Temsilciler Meclisi Dışilişkiler Komitesi’nden “kör gözün parmağına” operasyonu ile geçirtilen “Ermeni Yasa Tasarısı”!

Örnek, küçük bir sarsıntı ile (HAARP) Elazığ’da yıkılan “Kerpiç evler”!

Sözün özü:

Onca güç aforizmalarına karşılık, iktidarı “kerpiç”ten olanın “büyük deprem”den “korkma”sından daha doğal ne olabilir ki?!

Nokta!

 

………………

 

 

Dinç Bilgin’in içini yine Taraf’a döktürmüşler.

“Rol model” olarak da Mehmet Baransu’yu göster demişler.

O da göstermiş!

Bilgin, AKP elinde “rehin”, “kukla” gibi oynatılan ve/veya konuşturulan eski bir “medya patronu”!

İstedikleri an oğlunu içeri alabilirler.

Bu bakımdan yaptığı açıklamaları bu parantez içinde değerlendirmek lazım!

http://www.taraf.com.tr/makale/10370.htm

Eski medya patronu Bilgin’in açıklamalarına kısaca göz atacak olursak:

AKP, Bilgin’in ağzı ile Zafer Mutlu’nun suyunun ısındığını, artık ona ihtiyaç kalmadığını, “ipini çekileceğinin” işaretini veriyor.

AKP, Bilgin’in ağzı ile Fatih Çekirge’nin suyunun ısındığını, artık kendileri için bir yük olduğunu, onun da ipinin çekileceğinin mesajını vermiş!

Sözün özü:

Dinç Bilgin bu hali ile medyaya döner ise ne yapacağı belli!

Olsa olsa Taraf gibi bir “ucube”nin patronu yapılır.

Daha değişik intihar yöntemleri olsa da, Dinç Bilgin’in ölmek için kıyıya doğru yüzen mutsuz balinalar gibi intihar etme teşebbüsüne ve/veya Türkiye’de yasak olsa da “ötenazi” hakkına saygı duyanlardanım.

Yalnız Bilgin’in geç de olsa farkına vardığı bir hakikat var, o da şu:

Hiçbir iş, hiçbir güç, kişinin çıraklığını yaptığı ve kendisine mutluluk veren “mesleği”nden, o hangi meslek olursa olsun, daha ileri olamaz.

Medya büyük bir “sanal” güç!

O “sanal” gücü “reel” güç zannedip raydan çıkan, gücü kontrol etmesini bilemeyen bir medya patronunu ne hallere düşürüldüğü ortada.

Kaldı ki, kendisi de bu gerçeği Emin Çölaşan’ın Hürriyet’ten kovulması üzerinden, “Ben iktidar tarafından rehin alınmış bir eski medya patronuyum, sözlerimi bu açıdan değerlendirin, Aydın Doğan anlamadı, yanlış yaptı” diye itiraf etmiş; anlayana.

Öte yandan, “ajan gazeteciler” konusuna gelince…

Adı üstünde mesleği “ajan”lık, yani yapılan “operasyon”a binaen “operasyona uğrayan grup”u yanlış yönlendirmek.

Ki, bu süreçte kullanılan isimlerin hepsi grubun üst düzeyinde söz sahibi yöneticilerdir ve zannedildiğinin aksine iç değil, dış istihbarat servisleri tarafından kullanılırlar, yönlendirilirler.

Bu süreçte kullanılan kişiler ve/veya casus olarak kuruma iliştirilen kişiler, gerçek operasyonun ne olduğunu bilmezler!

Bu bakımdan ilerde faydası olur diye içerde tutulmasının o kuruma hiçbir faydası olmaz!

Kaldı ki, “casus avı”na çıkmak yerine, operasyona uğrayan kurum doğru hamleleri yapmış olsa, o “casus”lar zaten işe yaramadıkları için sızdıkları kurumdan ayrılmak zorunda kalırlar.

Misal, Dinç Bilgin geçmişte yaşadığı tecrübeler bir yana, Taraf’a yaptığı bu açıklamaları yeniden medyaya dönebilmek için yapıyor.

Misal, Dinç Bilgin, Cem Uzan, Aydın Doğan’a Fatih Çekirge üzerinden yapılan operasyonlar bir yana, Cem Uzan, 14 Şubat 2004 sonrasında sorunu çözmek yerine “devlet”ten 20 ila 50 milyar dolar arasında “tazminat alabileceğine inandırıldığı için” sorunu çözmek yerine, kendi elleri ile süreçten tasfiye ettirildi. 

Misal, Aydın Doğan, AKP’yi yıkma fırsatı “altın tepsi” içinde kendisine sunulduğunda, “Neo Vehbi Koç” olma hayali ile bu “fırsat”ı elinin tersi ile itip, AKP’nin TBMM’de istediği türde “yasa yapma gücü”ne ve/veya kendisini köşeye sıkıştıracak yasalar çıkarma gücüne sahip olduğu gerçeğini atladı, büyük yanlış yaptı. Kendi işini yani medya patronluğu işini küçümsedi, çok parası olur ise çok güçlü olacağını zannetme illüzyonuna kapıldı, kaybetti.

Sözün özü:

Operasyona uğrayan her grup, kişi, silah zoru ile bir noktaya getirilmez!

Benzer örneklerde görüldüğü üzere, kişilerin içinde yatan aslana göre operasyon yapılır.

Yani önce havuç uzatılır, tuzağa düşürülür; sonra da ağa düşürülen “patron”la, kedinin “fare” ile oynadığı gibi oynanır.

Hülasa, keşke vakti zamanında “güç” ellerinde iken “Benden büyük Allah var, devlet var” deseydiler, diyebilseydiler…

Ezcümle, keşke “güç” ellerinde iken, “güç sahibi” rahmetli Vehbi Koç’un dilinden düşürmediği şu sözünü, “bir bildiği varmış ki söylemiş” diye onlar da hiç dillerinden düşürmeseydiler: “Benim Anayasam şudur: Devletim ve ülkem var oldukça ben de varım. Demokrasi varsa hepimiz varız. Memleketimizin ekonomisini kuvvetlendirmek için elimizden gelen bütün gayreti göstermeliyiz. Ekonomimiz güçlendikçe demokrasi daha iyi yerleşir, dünyadaki itibarımız artar.”

Nokta!

 

………………….

 

 

Öte yandan…

Yıldız Yokuşu ve/veya Yeni Mahalle’de mukim bazı okurlarımız soruyor:

Doğu ya da Batı tercih yapmak zorunda mıyız, tam bağımsız olamayacak mıyız?!

Soru güzel, gaza getirici, heyecan verici, onun için hemen cevaplayalım:

Öncelikle…

Türkiye’nin bulunduğu coğrafyanın “köprü”, bağlaç noktasında olduğunu bileceksin!

Yani “gerçek devlet”i ortadan çektiğin ve/veya sakladığın an, aynen şu an olduğu gibi, tüm güç merkezleri birbirine girer.

Bu bakımdan günümüz dünyasında “bağımsız” olmak demek, “makulü normalde aramak” demek!

“Milli menfaatleri” koruyarak, aynı zamanda muhatabının da çıkarlarını gözeterek uzlaşmak demek!

Açgözlü olmamak demek!

AKP gibi bir güç merkezi adına “Truva atlığı” yapıp, kürenin dengeleri ile oynamamak, dünyanın temeline dinamit koymamak demek.

Sözün özü:

Türkiye de bir “çadır devleti” değil!

Latin Amerika devletçikleri gibi sabah erken kalkanın darbe yaptığı bir ülke hiç değil!

2 bin yıllık devlet tecrübesinden geliyor.

Makul nedir, denge nedir, iyi bilir.

Yani, kalfa kafası ile operasyon yapmaz, “yüksek siyaset ligi”nde inşaat yükseltmez!

Yükseltir ise ne olacağını çöken Osmanlı tecrübesi ya da 28 Şubat gazlaması ve/veya neticesine atıf yaparak, basınç altındaki sakin duruşunu bozmaz!

Bu yüzden 2010 ilk çeyreğinde hiçbir gaza da gelmez!

Gaza gelerek iş yapan devletlerin sonuna örnek olarak da, AB, ABD’yi, İsrail’i ve/veya kalfa kafası ile “yüksek siyaset” yapan AKP’nin hal-i pür melalini gösterir.

“Çelik Çekirdek” operasyon yapacak ise de aynı anda yani “senkron” bir vaziyette tüm “büyük güç merkezleri”nin “başkent”lerinde operasyon yapar.

Netice almadan da kendi başkentine geri dönmez.

Ölür, yakar, yıkar yine de dönmez!

Kaldı ki, “oyun kurucu”lar da, AKP her şeye “easy/kolay” dese de, “nelerin olup nelerin olamayacağını” çok iyi bilirler.

Ortaya çıkacak “yıkım faturası”nı çok net olarak görürler.

Sözün özü:

“Büyük Satranç Tahtası”nda asgarisinden 7 hamle sonrasını görmeden operasyon yapan “devlet”e “devlet” denmez.

BOP, bir “prozodi hatası” idi, geçiniz!

Hülasa, bugünün hikayesi geçmişte yazıldı. O yüzden çıraklığını yapmadığın hiçbir işin ustalığına soyunmayacaktın, buna “hain”lik, “ihanet” de dahil!

Ezcümle, filler sevişir, çimenler ezilir!

Nokta!

 

…………….

 

 

Osmanlı’ya Alman akını!

http://www.hurriyet.com.tr/dunya/14037523.asp?gid=200

(…) 

‘Komşudaki kriz Türkiye‘yi yaktı’

http://www.milliyet.com.tr/-komsudaki-kriz-turkiye-yi-yakti-/dunya/sondakika/08.03.2010/1208443/default.htm?ver=38

(…) 

İtalya’da sivil darbe

http://www.hurriyet.com.tr/dunya/14037405.asp?gid=200

(…)

Musevi Lobisi için işler tersine (mi) dönüyor

http://yenisafak.com.tr/Yazarlar/?t=08.03.2010&y=TahaKivanc

(…)

“Tasarı Türkiye’yi Çin’e iter!”

http://www.milliyet.com.tr/-tasari-turkiye-yi-cin-e-iter-/dunya/sondakika/09.03.2010/1208934/default.htm?ver=75

(…)

AKP, Amerikancı darbeye karşı durabilir mi?

http://www.odatv.com/n.php?n=tsk-amerikanci-darbeye-karsi-cikabilecek-mi-0803101200

(…)

 

…………………

 

 

Klostrofobik düet?!

Erdoğan ile Peres arasındaki “klostrofobik düet” bağlamında birkaç satır daha…
Yüksek siyaset liginde temel kural:
“Gördüklerinin yarısına, duyduklarının hiçbirine!”
Dünkü yazıma cevap olarak, bir kısım Yeni Mahalleli okurumdan küfürlü katkı” aldım.
Eskiler “kötü söz sahibinindir” derler.
O küfür dolu sözleri, AKP iktidarında “AKP Ek Binası”na dönüşen MİT’in Müsteşarı Emre Taner’in şahsında, aynen geldiği yere iade ederim.
Kaldı ki, küfür aynı zamanda çaresizliğin, tükenmişliğin göstergesidir!
Bende sizi!:))
Bilmukabele!:))
Nitekim…
Uzunca bir süredir, MİT’in Hocası Mahir Kaynak ve kızı AKP’nin Şark açılımının doğru olduğunu savunuyor!
Erdoğan’ın bölgenin yeni “lider”i olabileceğinin altını çiziyor!
Bu bir argüman…
Satın alan olursa saygı duyarım ama ben onlarla aynı görüşte değilim.
Neden mi?!
Anlatayım:

KİMİN BAŞBAKANI

Birincisi; Arap dünyası kendi içine kapalı bir dünya! Sınırları cetvelle çizilmiş bir dünyada, Erdoğan’ın neden liderliğine ihtiyaç duyulsun ki?! Kaldı ki, Suudi Arabistan Kralı Faysal, Ankara’ya ayak bastığında Gül ve Erdoğan ayağına kadar gidip iltifatı şahaneye mazhar oldukları hatırlanacak olursa, Erdoğan’ı, Gül’ü kim neden ciddiye alsın?! Bu kimin Katar’ı?! Aynı dönemde İsrail Cumhurbaşkanı Peres de Ankara’ya gelmişti, havaalanında herhangi bir üst düzey karşılama olmadığı için uçakta 20 dakika bekleyip, bu durumu protesto etmemiş miydi?! So what?!
İkincisi; Obama Başkanlık görevini teslim alırken, Gazze’deki barış çabalarına katkılarından dolayı bazı liderlere teşekkür etti, ama o liderler içinde Erdoğan’ın, AKP Türkiyesi’nin adı yoktu, neden?!
Üçüncüsü; Erdoğan, İsrail ile Filistin arasında değil, Hamas arasında “arabulucu” olduğunu iddia ediyor! Arabuluculuk gibi bir göreve soyunan kişi, taraflardan biri adına, diğerine hakaret ederse bu ne anlama gelir?!
Dördüncüsü; Erdoğan Türkiye’nin Başbakanı mı yoksa Hamas’ın ilan edilmemiş avukatı mı?!
Beşincisi, Abdullah Gül’ün arkadaşı Fehmi Koru’nun dahi inceden inceye dalga geçtiği, “Erdoğan, Lübnan’da lider oldu, orada istediği kişiyi Başbakan seçtirir” diye alaya aldığı bir ortamda, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’nın “Lübnan bataklığı”nda ne işi var?!
Altıncısı; Erdoğan & Gül (AKP) gerçekten İsrail’e haddini bildirmek istiyorsa, Barzani’nin arkasından çekilmelerini isteseler daha doğru bir hareket olmaz mı?! PKK’ya destek veren ülkeler listesine bir göz atıp, alfabetik sıraya göre o ülke liderlerine tek tek “nota” verse daha şık olmaz mı?!
Yedincisi, eğer AKP, İsrail’in politikalarından bu kadar rahatsız ise en başta “BOP Eş Başkanı” olmayı kabul ederken rahatsız olması gerekmez miydi?! 11 Türk askerinin başına Yahudi ABD’nin, Neo Conlar’ın talimatı ve Zapsu & Erdoğan ikilisinin “Vallahi biz yapmadık, asker yaptı” iftirası ile çuval geçirildiğinde, diklenmesi daha doğru bir olmaz mıydı?! Irak’ta, Afganistan’da, Ebu Gureyp’te, Guantanamo’da sırf Müslüman oldukları için insanlar işkenceden geçirilirken, Abdullah Gül, Recep Tayyip Erdoğan, Fetullah Gülen “üç maymunu oynarken”, içinde, bu faninin de olduğu bir kısım Türk yapılanların doğru olmadığını, insanlık suçu olduğunu burada haykırırken, Gül & Gülen & Erdoğan üçlüsü neden Batı’ya “Vallahi biz yapmıyoruz, bunlar yapıyor” diye Anti BOP’çuları jurnalleme ihtiyacı hissetmişler, zulme seyirci kalmışlar; anlamak mümkün değil!? Varsa bir açıklamaları dinlerim!

İMAM YELLENİRSE…

Ki…
Erdoğan’a, Davos’ta yapılan “teatral” saygısızlığa gelince…
Oturumu yöneten gazeteci taraflı olsa dahi ne diyor, yemeğe geç kaldık!
Erdoğan’a dokunması yanlıştı deniliyor, dokunmak bizim kültüre özgü bir şey değil mi?!
Kaldı ki Erdoğan neden yemek biraz beklesin, dinleyicilerin izni olursa bende birkaç satırla Peres’in iddialarına cevap vermek istiyorum, dememiş!?
Kaldı ki, Erdoğan’ın bu denli hiddetlenmesin gerektirecek bir şey de ortada yok!
Erdoğan soğukkanlılığını koruyarak, ne diyecekse tane tane yine de söyleyebilirdi!
Çünkü orada Türkiye taraf değil, taraf olan İsrail ve Filistin!
Öte yandan…
Osmanlı bölündükten sonra, cetvelle çizilen sınırların perde arkasındaki yönlendirici güç merkezi İngiliz & Fransız devleti değil miydi?!
Şimdilerde ise küresel sermaye, İsrail, Yahudi işadamları vs…
Arap kılıfı geçirilmiş Yahudi sermayesine Türkiye’nin taşınmazları üç otuza peşkeş çekilirken, onuru incinmeyenlerin aklına “Türkiye’nin onuru” şimdi mi gelmiş!?
Ne tirajikomik bir tablo!
Kendi ülkeni “dolmakalemle işgal ettirmek” için her şeye izin vereceksin, buna karşılık iş Hamas’a geldi mi haysiyet celladı kesileceksin!?
Duy da inanma!
Filvaki, Erdoğan’ın masadan kalkması gereken dönemler çok oldu ama o bu istiskallerin hiçbirine aldırmadı!
AB, Kıbrıs vs…
Bu anlamda bir başka soru:
Erdoğan, kendisini iktidara iliştiren küresel sermayeden izin almadan İsrail’e diklenebilir mi?!
Elcevap; İsrail’den izin alarak İsrail’e diklenmek, efelenmek Erdoğan gibi sahte kabadayıların işi, bu bir!
MİT’in, Emniyet’in BOP’çu kanadının aklı ile Arapların liderliğine soyunup, Hamas’ın avukatlığına terfi etmek ancak taşıma suyla devlet yönetmeye çalışan AKP’ye yakışır bu da iki!
MİT, BOP operasyonunda İsrail, ABD’nin yedeği gibi Türkiye’de iş görmüyor mu?!

MİT yerine tabelaya İsrail İstihbarat Teşkilatı, CIA’nın Türkiye mümessilliği de yazılabilirdi!:))
AKP’yi yönlendiren güç merkezi, İsrail’e dayılanıp yerel seçimlerde oy zıplatması yapmak isterken, aynı zamanda Türkiye’ye de makas değişikliği yaptırmaya çalışmış olmuyor mu?! Görünen resim bu!
Filhakika, İsrail, Yahudi ABD, bir “At sineği” gibi üzerlerine yapışan AKP’yi, kendi eli ile deliğe süpürme operasyonu yapıyorlar.

Bunu yaparken de, tüccar politika yapan AKP ile en sevdikleri “kazan kazan” oyununu oynuyorlar!

Benim de bu duruma dediğim bir şey yok.

Herkes gibi süreci uzaktan izliyorum.

Kaldı ki, her şey sizin istediğiniz gibi yürüyor, ilerliyor ise bu öfke niye, bu öfke kime?! Bakın Mahir Kaynak Hoca dahi, öngörülerinin yüzde 60’ının çıkma olasılığı olduğunu söylüyor.

Yani yüzde 40 “resmi yanılma payı” var!

Benim “nitelikli iddiam” da, onun söylediklerinin tam tersi!
Sözün özü, zaman en büyük müsahhih/düzeltmendir!
Yeni Mahalleli “profesyonel okurların” tepkisinden çekinip, “Erdoğan da haklı” deme noktasına gelen, bir kısım medyaya gelince…
Aynı nakaratla, AKP iktidarında elde edilen servetler korunmaz.
Hülasa, Erdoğan, iç politikada bunaltan “siyasi ve ekonomik gündem”den kurtulmak, “Deniz Feneri, Siemens” basınçlarından sıyrılmak amacıyla “İsrail düşmanlığı”nı kullanması tek kelime ile “cambaza bak” oyunudur!
Ezcümle, Erdoğan’ın amacı bu olsa bile, yönlendirilmiş bu öfkenin kontrolden çıkmayacağının garantisi var mı?!
Yok!
O halde…
So what?!
Ve…
Son olarak…
Bu anlamda bir başka soru:
Küresel askta, küresel dingilde, hal böyle iken AKP’ye ihtiyaç kaldı mı?!
Yanlış anlaşılmasın, AKP yerel seçimleri kazanamaz demiyorum! Bilakis CHP de MHP de AKP’ye uzunca bir süre koltuk değnekliği yaptı! AKP yine hileli deste üzerinden bu seçimleri de kazanacak ama iddiam şu:
Bu kafa ile Türkiye çok karışır!
Kaldı ki zaten Türkiye yeterince karışık!
Türkiye’de “devlet krizi” olmadığını iddia edecek biri kaldı mı?!
Kaldı ise bilmeli ki, bu yıl her günü ile çok sert geçecek! Bu yaz çok sıcak geçecek!
Son söz; “The İmam” yellenir ise cemaat neler yapmaz ki?!

Sevgiler
31 Ocak 2009
Hayrullah Mahmud ÖZGÜR

 

……………………

 

 

Ve…

Son olarak…

Hesap vakti yaklaştıkça, korku dağları sardı.

MİT ısrarla, Mehmet Barlas’ın köşesinden tekrarladığı o “Yeniçeri fıkrası”nda olduğu gibi hatırlatma yapıyor:

“Öldürülecek olan onlar, bizler düzülecek olanlarız”!:))

MİT’in Mahir Hoca’sının iddiası “doğru kabul edilecek olur” ise o vakit bir başka soru:

“MİT, devre dışı bırakıldı ise neden karşı çıkmadınız ya da neden dün değil şimdi bu gerçeği itiraf etmek aklınıza geldi?”

http://www.yg.yenicaggazetesi.com.tr/habergoster.php?haber=32828

Veyahut, “Özelleştirilmiş istihbarat hizmetinden kastınız nedir”?

Misal, Başbakanlık değil, AKP Genel Merkezi’nin kapısından içeri giren MİT Müsteşarı Emre Taner fotoğrafı mı?!:))

Sözün özü:

Şimdi sıra Jandarma’nın tarihçesini öğrenmeye geldi!

http://www.jandarma.gov.tr/

http://www.yeniforumuz.biz/jandarmanin-tarihcesi-t1238821.html

Nokta!

 

Sevgiler

10 Mart 2010

Hayrullah Mahmud Özgür

ALATURKA AİLESİ ÜYELERİ NE DİYOR?