DOLUN“AY” IŞIĞI VAKTİ /

 

2003’ÜN “İLK ÇEYREK”İNDE ASKERİ BİR DARBE İÇİN OLGUNLAŞMAMIŞ ŞARTLAR, 2010’UN “İLK ÇEYREK’İNDE OLGUNLAŞMIŞ MIDIR

 

YA DA

 

AKP’NİN ASKERİ BİR DARBE ÜZERİNDEN TASFİYE EDİLME SÜRECİNDE, BATI’NIN TÜRKİYE’DE KULLANDIĞI İKTİDAR HANGİ İKTİDAR VE/VEYA SÖZDE DEMOKRAT GAZETECİLER HANGİ GAZETECİLER

 

VEYAHUT

 

“AY IŞIĞI” VAKTİ BİTTİ, ŞİMDİ DOLUN“AY” IŞIĞI ZAMANI?!

 

 

“Dolun‘Ay’ vakti?!

 

 

“Bilmediğiniz bir düşmanla, bilmediğiniz bir arazide mücadele edemezsiniz!”

Sun Tzu

 

………….

 

 

Erbain-zemheri bu yıl yurdun dörtbir yanını dondurdu!

Kuruttu!

Şimdi “Hamsin” başlıyor!

Görünen o ki, bu yıl, çok sert fırtınalar ile dolu bir yıl olacak!

http://www.zatierbas.com/index.php?id=37,0,0,1,0,0

Nokta!

……………


“Vicdansız”lar!

“Asker Allah Allah diyor!”

“Eklemeler var!”

“Sabrımızın da bir sınırı var!”

http://www.milliyet.com.tr/erdogan-ile-basbug-dan-ayni-suclama-vicdansizlik/siyaset/sondakika/26.01.2010/1190817/default.htm

Bu sözler, AKP Medyası ve/veya F Tipi Medya’nın “Yalova Kaymakamı” yakıştırması yaptığı, TSK’nın 1 numaralı komutanı, Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’a ait!

Başbuğ, bu açıklamayı Taraf’ta yayınlanan sözde “Balyoz” darbe planı bağlamında yapıyor!

Bu anlamda, bulanık suda “gözardı edilen gerçekler” üzerine birkaç satır yansıtayım…


 
…………….

Zapsu, “Bu adamı deliğe süpürmeyin kullanın” dedi ve Ergenekon operasyonu başladı!

Eşzamanlı olarak Gül, uzlaşmadan Çankaya Köşkü’ne çıkartıldı!

Sözde ihtilal planları, suikast, darbe günlükler üzerinden TSK, AKP muhalifleri baskı altına alınmaya çalışıldı!

“27 Nisan e-muhtırası”nın “dibacesinde” yer alan uyarılara kulak asılmadığı için Türkiye karıştı!

Devlet katında her şey kördüğüm oldu!

Emniyet içindeki F Tipi yapı üzerinden her yer dinlendi izlendi, büyük bir korku imparatorluğu inşa edildi!

“Darbe iddiaları” üzerinden AKP, kafa karıştırıp kendi darbesini saklamaya çalıştı, açığa düştü!

Sözün özü:

AKP, sahte liberal, sahte Atatürkçü, sahte İslamcı, sahte milliyetçi, sahte ulusalcıların desteği ile Atatürk Türkiyesi’ni ortadan kaldırmaya dönük “karşı darbe” sürecine devam etti, edebildi!

II. Cumhuriyetçiler, siyasal İslamcılar, siyasal Kürtçüler bu süreçte ortak hareket etti!

Nokta!

……………

  

Bu bağlamda bir soru:

Taraf’ın gündeme getirdiği sözde “balyoz darbe planı” iddialarına nasıl bakmalı?

Elcevap, önceki darbe planlarında olduğu gibi ortaya saçılan kurgu belgelerin tek amacı var!

TSK’yı yıpratmak, kamuoyu önünde küçük düşürmek, şaibeli hale getirmek!

Atatürk Türkiyesi’ni, laik, çağdaş ‘Cumhuriyet’i yıkmak!

Belki dikkatinizden kaçmıştır diye yazıyorum, ki dikkatlerden kaçmamış olsa yazmazdım:

Ortaya saçılan darbe, suikast planlarının hepsinin ortak paydası “Açılımlar!”

Sözde hedef alınan isimlerin hepsi ya Kürt, ya Ermeni ya Yahudi, ya da Alevi!

AKP, çakma darbe planları üzerinden açılım yaptığı kesimlere korku, kaygı verip, kendi eteklerinin altından ayrılmamaları için gözdağı veriyor:

“Dediklerimi yapmaz iseniz, sizleri öldürür, suçu da askerin, ulusalcıların, Ergenekon davasında yargılananların üzerine atarım!”

AKP hem “ahlaksız”ca hem de “vicdansız”ca oynuyor!

Olabilir!

Bu onların “demokratik” tercihi!

Aynı zamanda hakkı!

Nokta!

……………..

 

Bu bağlamda bir izlenim notu:

Cuma gecesi, Habertürk ekranlarında iki emekli paşa, yanlarında Can Ataklı!

Karşı tarafta ise Nazlı Ilıcak, Önder Aytaç ve Taraf’ın avukatı!

Programı, korkup Erdoğan’a yatan Yiğit Bulut “ahlaksız”ca yönetiyor!

Balyoz darbe planını tartışıyorlar!

Birincisi, askerler, teknik konularda uzmanlar ama polemikte zayıflar, bu işi beceremiyorlar! Can Ataklı ise sözde askeri savunuyormuş gibi yapıp sert çıkıyor ama destek verdiği cepheyi zayıflatıyor! Bilgi sahibi değil!

Nazlı Ilıcak & Önder Aytaç ise en pespayesinden birer demagog!

“Askerler de hesap vermeli” deyip, Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Emin Arslan’ı örmek gösteriyorlar!

Bu noktada emekli komutanlar şu basit örneği veremezler ama gazeteci olan Can Ataklı madem AKP’ye muhalif (!) gerçeğin peşinde koşturuyor, o söyleyebilirdi!

Asker, yolsuzluk soruşturması bağlamında şeffaf bir soruşturma yürüttü, Deniz Kuvvetleri Komutanı İlhami Erdil’in rütbesi söküldü, hapis yatırıldı! Yani, TSK adam kayırmadı, suçu saklamadı!

“Ergenekon operasyonu”nda adı geçen her kimse, iddiaların araştırılmasının önünü açtı, adam kayırmadı, saklamadı!

Peki Emniyet, AKP, aynı hassasiyeti gösterdi mi?!

Güldürmeyin adamı!

Abdullah Gül, Erdoğan başta olmak üzere, haklarında yargılama kararı olanların nasıl dokunulmazlık zırhının ardına saklandıkları ortada!

Gül ifade vermeli diyen Sincan Hakimi’nin başına gelmedik kalmadı!

Kaldı ki, Emniyet suçluyu saklamıyor iddiası ise tirajikomik!

Neden mi?!

Gülen Cemaati’nden olmayanlara dokunulduğu gerçeği de ortada!

Hrant Dink suikastinde dahli olan Ramazan Akyürek’e şimdiye kadar hangi işlem yapılmış?!

Ya da Deniz Feneri davasında hangi cemaat ileri gelenleri yargılanıp içeri atılmış?!

Veyahut, Zahid Akman’ı koruyup kollayan kim?!

Vs vs vs…

Sözün özü:

Görüldüğü üzere, TSK hesap vermekten kaçmıyor, suçluyu saklamıyor, “cadı avı” partilerine katılmıyor! Basınç altındaki sakin duruşunu bozmuyor, koruyor!

Görüldüğü üzere, AKP & Gülen Cemaati, suçluyu saklıyor, yargıda hesap vermekten kaçıyor!

Bu bağlamda diyeceğim şudur:

Emekli komutanlar teknik konularda, uzmanlık alanı olan konularda konuşsunlar, fakat darbe, Ergenekon vb konularda polemiğe girmesinler, o işi beceremiyorlar! Medya maymunu olmaya gerek yok! Bilmeliler ki, mevcut duruşları ile cepheyi zayıflatıyorlar! Özetle, talimattır, “Sus şekerim sus, geri çekil, konuşması gerekenler konuşacak baharın başı ile birlikte!” Nokta!

Can Ataklı’nın neden ekran ekran dolaştırıldığı konusuna gelince, MİT’in uzmanlık alanı bu! Zayıf adamlar ile haklı bir davayı, haksız hale getirme! Ataklı gibi eski dostlarımız, AKP’ye “niteliksiz muhalefet” ederek koltuk çıkıyor! Doğru soruları sormadıkları, soramadıkları için ekrandalar! Ataklı’dan ricam, lütfen askere, milli davalara destek verme! AKP’ye hasar vermek istiyorsan, onları destekle daha büyük faydan dokunur! Nokta!

 

……………..

 

Bu bağlamda bir başka soru:

Referandum olursa ne olur?!

Ülke karışır!

Sonuç ne çıkarsa çıksın karışır!

Aynen açılımların, yoksulluğun, işsizliğin, iktidarın iktidar edememesinden kaynaklanan nedenlerden dolayı Türkiye’nin iç savaş ortamına sürüklendiği realitesi gibi bir hakikat bu!

Yeri gelmişken şu basit sorunun cevabını hep birlikte arayalım:

AKP neden çakma darbe planları üzerinden toplumu germeye devam ediyor!

Elcevap, çünkü gündem değiştiriyor, hedef saptırıyor, toplumsal muhalefetin odağına TSK’yı yerleştirip kendisini koruyor ve/veya korumaya çalışıyor!

Bu sorunun “reel” birçok cevabı var, ama ben en dikkat çekici olanını yani en “seksi” olanına birkaç satırla değinmeye çalışayım:

Alper Görmüş, Özden Örnek’in sözde darbe günlüklerini yayınladı!

Kendisi ile söyleşi yapıldığında özetle şu tespiti yapıyor:

“Ay Işığı darbe planı, 2003’te beş nedenden ötürü gerçekleşememiş!

1- ABD desteklemiyor!

2- Medya desteklemiyor!

3- Ekonomik kriz korkusu!

4- Kamuoyu desteklemiyor!

5- Subaylar desteklemiyor!”

Bu silsile üzerinden gidecek olursak, “2010 ilk çeyrek”inde “asker”i bir “darbe”yi ABD, İsrail, medya, işdünyası, kamuoyu ve subaylar satın almış durumda!

Hepsi de destekliyor!

Denilebilir mi?!:))

İstihbarat servisleri, operasyon yaparken suyu öyle bulandırırlar ki, kimin kullanıldığı kimin demokrat olduğu ancak sular durulduğunda ortaya çıkar!

Bu durumda, şu tespit yapılabilir:

Türkiye’de askeri bir darbe isteyen dış güçler ya da askeri bir darbe üzerinden AKP iktidarını tasfiye etmek isteyen güç merkezleri, darbe ortamını hazırlamak için:

Abdullah Gül’ü Çankaya Köşkü’ne çıkarttılar!

AKP muhaliflerine zulmettiler, TSK’yı mağdur ettiler!

Medyayı baskı altına aldılar vs!

Sözde “Demokratik Açılımlar” yaptırdılar!

Bunun için de, “II. Cumhuriyetçi”, “Siyasal İslamcı”, “Siyasal Kürtçüler”i kullandılar!

Yani “Avanak Demokratlar”ı!

Bu anlamda Altan kardeşlere, 100 puanlık uzman sorusu:

Bu durumda kullanılan kimmiş?!

Darbe ortamını hazırlamak için kullanılan sözde demokrat gazeteciler, hangi gazeteciler imiş?!:))

Vs vs vs…

………………

 

Mehmet Altan ile halef / selef konumundayız!

Kendisi şimdi star’ın başyazarı!

Okumuş, bilgisi, görgüsü yerinde!

Ama yeteneklerini şahsi çıkarı, komplekslerini tatmin için kullanıyor!

28 Şubat süreci’nde mağdur oldum diyor!

İyi, güzel de, o nasıl mağduriyettir ki, ABD’de bakıldı, korundu!

ABD masraflarını kim karşıladı, Dinç Bilgin olabilir mi!?

Bu nasıl bir egodur ki, hala sallamaya devam ediyor!

Bakınız ben AKP iktidarında mağdur edildim!

Çalışma hürriyetim elimden alındı, patronlara baskı yapıldı!

Yargı’daki “işe iade” davama müdahale edildi!

Hapis yatırıldım, evime hacizler geldi, yersiz adressiz bırakıldım!

Ankara’daki evime kaç defa girildi, belge taraması yapıldı, kaç defa öldürülmek istendim! Evimin önüne minübüs dolusu adam yollandı dövdürmek, gözdağı vermek için!

Neyse, demem o deme değil, demem şu deme:

Liberal isen Cüneyt Ülsever gibi liberal olacaksın, hem nalına hem mıhına vuracaksın!

Seninki, sizinki çakmak liberallik, demokratlık!

Madem taşaklı adamlarsınız, Erdoğan “Beni gaza getirmeyin” diye alayınıza posta koyduğunda, ekranlara çıkıp neden cevap vermediniz:

“Haddini bil sayın Başbakan, sen kim oluyorsun ki, bize neyi yazıp yazmamız konusunda akıl veriyorsun, yalan, yanlış bir şey var ise dava aç ama sakın bizim aklımızı sansüre davet etme vb!” diye…

Sözün özü:

28 Şubat süreci’nde Mehmet Altan’ı “iliştirilmiş mağdur” listesine yazan Çevik Bir, şimdi Çalık’ın danışmanı! Fatih Çekirge ise Gül’ün özel kalemi! Bu isimlerden hesap sormayan, soramayan adamın demokratlığını kim neden ciddiye alsın değil mi?!

Ezcümle, keser döner sap döner, bu hesap/yalan döner, gelir sizi vurur!

Nokta!

 

………….

 

Ve…

Son olarak…

Bu bağlamda bir soru:

Velev ki…

Tamamı ile dışarıda (yani AKP’yi iktidara iliştiren güç merkezlerince) hazırlanan ve AKP Özel Örgütü & MİT üzerinden yönetilen bir süreç üzerinden, Türkiye’de post modern manada 2010’da bir askeri darbe olacak, diyelim!

Bu durumda, 2003’te olgunlaşmayan şartlar, sizce 2010’un ilk çeyreğinde sizce yeterlilik kazanmış mıdır?!

Korkmadan, tırsmadan cevap veriniz!:))

Bir diğer soru:

Eğer AKP “askeri” bir “darbe” üzerinden tasfiye edilecek ise sizce bu süreçte şartların olgunlaşmasını sağlayan iktidar ve/veya cemaat, güruh hangi güruh olabilir?!:))

Şimdi de sonuncusu:

Askeri bir darbe sürecinde, sizce kullanılan demokrat gazeteciler hangi ‘gazeteci”lerdir vs?! 

Sözün özü:

Sözde balyoz darbe planını anlatması için ekranlarını, sayfalarını Çetin Doğan’a açanlara buradan seslenmek istiyorum:

Silivri’deki mahkemede verdiğim ifademe neden sayfalarınızı, ekranlarınızı kapattınız?!

Neden, niçin, niye?!

Fatih Çekirge, bugünlerde her zaman olduğu gibi aklının kesmediği analizler yazıyor!

Kendisine tavsiyem, yeni bir basın ödülü almak istiyor ise demokrat gazeteci (!) olarak Çetin Doğan’la bir söyleşi yapsın! Hesap sorsun, bizler de sayesinde aydınlanalım!

Sözün özü:

İsmet Paşa, o zorlu günlerde baskı ve cebir ile iktidar edenleri nasıl uyarmıştı:

“Bu demokratik rejim istikametinden ayrılıp baskı rejimi haline götürmek tehlikeli bir şeydir… Bu yolda devam ederseniz, ben de sizi kurtaramam!”

http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/donat/2010/01/27/o_meshur_soz_sizi_ben_bile

Lafı uzatmaya gerek yok:

Erdoğan, görsel zekalı bir fani!

Genelkurmay Başkanı’nı ve/veya bazı komutanları kafalayınca ya da kafaladığını zannedince sorunları çözdüğünü zanneden bir “şark kurnazı”!

Ne var ki, Başbuğ aynı zamanda asker yolu gözleyen bir baba!

Menderes’in de dönemin Genelkurmay Başkanı Erdelhun ile arası çok sıkı fıkı idi!

Sonrasında yaşanan sıcak gelişmeler ortada!

Filhakika, AKP yargıda hesap vermeyi kabul etmiş olsaydı, bir kısım Polis’e yaslanarak korku, şantaj ikliminin arkasına saklanıp, tüm yurdu baskı altına almamış olsaydı, sonu hiç böyle olur muydu?!:))

(Farkındayım her şey olmuş bitmiş gibi yazdım, Özal’ın, Menderes’in sonu gibi!)

Filvaki, Polis’in en yüksek rütbelisi İçişleri Bakanı’na bağlı! Sizce polis, yolsuzluğa, hırsızlığa, ihanete bulaşmış, cumhurbaşkanından, başbakandan, bakandan, muhalefet liderlerinden, medya patronlarından, MİT Müsteşarı’ndan hesap sorabilir mi?!

Ya da şöyle soralım o basit soruyu:

Polisin en taşaklısı yani topları sağlam olanı, Erdoğan ya da Gül’ün karşısına çıkıp, “Madem kendi rızanızla girmiyorsunuz, dış güçler adına Atatürk Türkiyesi’nde taşeronluk, ‘Truva Atı’ olarak dolaştırılıyorsunuz, o vakit, o zaman hadi kalkın bakalım sıcak yataklarınızdan, üstünüze rahat bir şeyler giyin, sizi adalet önünde hesap vermeye götürüyoruz” diyebilir mi, demeyi aklının ucundan geçirebilir mi?!

Ama asker o işi bir gecede yapar değil mi?!:))

Bu bakımdan Polis üzerinden karşı devrim hayalleri kuranlara söylüyorum, güldürmeyin adamı!

Hitler’in, Menderes’in, Özal’ın vb isimlerin “Ay Işığı”ndan “Dolunay”lı gecelere uzanan “ortak rüya”ların neticesi ortada!

Hülasa, “Ay Işığı” vakti bitti; şimdi “Dolun‘Ay Işığı’ zamanı”!

Ezcümle, sizi iktidarda çok iyi gördük, tanıdık, tekrar tekrar test ettik! Benden size Hayrullah Mahmud sözü: Emin olabilirsiniz, sizde merhamet yoktu, sizlerden hesap soracak olanlarda da inanın merhamet olmayacak! Bu konuda güvence verebilirim! Çünkü siz elinizde iktidar varken, hukuka bağlı, Anayasa’ya bağlı, kanunlara bağlı kalmadınız! İllegalitenin sınırlarını çok genişlettiniz, nefretini derinleştirdiniz! Ne kadar zulmetti iseniz o kadar zulme uğrayacaksınız! Hakkın hakkı adına kısasa kısas!

Nokta!

 

Sevgiler

30-31 Ocak 2010

Hayrullah Mahmud Özgür

ALATURKA AİLESİ ÜYELERİ NE DİYOR?