“Medya”ya “çağ atlatmak”?!

“MEDYA”YA “ÇAĞ ATLATMAK” /  TÜRK MEDYASINDA “DEĞİŞİM” ZAMANI YA DA YENİ NESİL MEDYA DİLİ VEYAHUT BATIK TÜRK MEDYASI’NIN “YÜKSEK MAAŞ”LI GAZETE YÖNETİCİLERİNİN YEMEKHANESİNDEN ENSTANTANELER?!

 

“Medya”ya “çağ atlatmak”?!

 

“Demokratik bir rejimde, basın yalan söy­lerse, rejim de ölüme mahkum olur.”

Pierre Lazareff

(…)

“Basın, hükümetin ve paranın gücüne ba­ğımlı olmadığı zaman özgürdür”

Albert Camus

(…)

“Benim en büyük yardımcım matbuattır.”

Mustafa Kemal Atatürk

 

……………..

 

 

Eski bir dostumla “Papermoon”da yemekteyiz.

İçerisi büyük medyanın yemekhanesi gibi olmuş…

Ne kadar yüksek maaşlı gazeteci var ise hemen hepsi burada!

Papermoon ilk açıldığı günlerde müşteri profili, işadamlarından oluşuyordu.

AKP & Gülen iktidarında ise yeni yetme zenginler yani “KOBİ düzeyi”nde ya da taze milyar dolarlık şirketlerin tepe yöneticileri veyahut aile bireylerinden oluşuyor.

Bizim ünlü gazetecilerin hepsi de onların etrafında dekor süsü gibi sıralanıyor.

Bir insan kendisinin ya da ailesinin nafakasını sağlamak için bazı şeylere göz yumabilir ama sadece lüks yaşamak için üç maymunu oynuyor ise ki böyle bir zorunluluk yok, bunu hoş görmek mümkün değil!

Demem o deme değil, şu deme:

Bu tür gazetecilere yeni dönemde yer yok!

“Papermoon gazetecileri”, Papermoon’da kalsın!

Benim açımdan, lüks içinde yaşamak için mesleğinden taviz veren isimler bitik isimler!

Yeni dönemde, yeni gelen yapıyı destekleyip kurtulmaya çalışsalar dahi, onlar için kurtuluş yok!

Bakınız “Luti kavmi”nin sonu!

Nokta!

 

…………………..

 

 

“Yeni dönemin medya dili” bağlamında, “Dünya Savaşları” ve “matbuat”, “basın” derken “yeni nesil medya” üzerine birkaç satır daha…

Öncelikle…

I. Dünya Savaşı’nda halkı etkilemek için, gazete haberleri, radyo dalgaları, dev afişler ve acemice hazırlanmış sinema filmleri kullanıldı.
II. Dünya Savaşı’na radyo damgasını vurdu.

Televizyonun cephede silaha dönüştüğü ilk savaş ise Vietnam oldu.
Dünya, Vietnam dehşetini ilk kez ekranda gördü ve “Amerika Vietnam’da savaşı oturma odalarında kaybetti”.
TV’nin önemini fark edince Körfez savaşlarında daha dikkatli oldular.

Savaş yayınının tekeli CNN’e verildi.

Dünya, olup bitenlere ilişkin izlenimi CNN muhabirlerinden edindi.
Bu tek yanlılık, son savaşta El-Cezire’yi yarattı ve Arap dünyası sesini dünyaya oradan duyurabildi.
Şimdi ise “internet” çağındayız.
Yazışmadan sohbete, kıtalararası satranç oynamaktan küresel çöpçatanlığa, canlı eğitimden ameliyat yayınına kadar her alanda hayatımıza giren internet, bu kez de cephede…
İsrail’in Lübnan saldırısından sonra savaş, internet aracılığıyla bilgisayar ekranlarına yansıdı.
Şimdilerde gazete, tv, internet vb, siyasi iktidarlar tarafından “esir” alınmaya çalışılmış olsa da, AKP yasaklamış olsa da “YouTube” ekranlarından akan “gerçek enstantaneler zamanı”nı yaşıyoruz.

Sözün özü:

Gerçekler kısa bir süreliğine sansür edilebilir, saklanabilir ama günümüz dünyasında hiçbir hakikat saklı kalmaz, kalamaz, benzer örneklerde görüldüğü üzere kalamıyor!

Nokta!

 

………………….

 

 

Bu bağlamda, “Yeni Nesil Medya”nın yeni diline gelince…

(…)

DEDİM Kİ: Küresel medyada topyekun bir tıkanıklık yaşanıyor. İnternet ile gazete ve televizyonu iç içe geçiren ve çağın ruhuna hitap eden yeni dönemin amiral yayın organı olur!

(…)

DEDİ Kİ: Çok zarar ediyoruz, yayınlarımız da beğenilmiyor, amiral gemisi olmak için ne yapmamız lazım?

(…)
DEDİM Kİ: 2005’te hazırladığım “Yeni Nesil Gazetecilik” çalışmam var. Aydın Doğan yurtiçi ve dışında araştırttı kopya mı diye orijinal, özgün bir çalışma olduğunu o da gördü, teslim oldu! Şu ana kadar yayın grubu olarak “yeni” ortaya koyabildikleri hiçbir şey yok!

(…)

DEDİ Kİ: Çok zarar ediyoruz, yayınlarımız da beğenilmiyor, ne yapmamız lazım?

(…)
DEDİM Kİ: Birincisi mevcut yayınların hepsi çağın gerisinde kalmış yayınlar. Teknoloji yeni ama dil, içerik eski! Cumartesi, Pazar ekleri devri bitti, içerik felaket! Yeni ekler olmalı ama bugünün ihtiyacını karşılayan. ABD medyasında o sürecin arkasında lale devri, borçla büyüme, hayali karlar ve o karlar üzerinden yaşanan tatlı bir hayat vardı, şimdi o hayat bitti. Büyük bir çöküş var. Büyük gazetelerin hepsi zaten haftasonu eki gibi, magazin oldu. İçerik deseniz, internet, televizyonun çok gerisinde! Yazarlar üretmekten uzak, taraf ve tembel! Eskimiş, yeni yüzler, yeni sayfalar, yeni bir ruha ihtiyaç var. Herkes birbirini taklit ediyor ama taklit edilen de duvara dayanmış, promosyon üzerinden ayakta kalmak için çabalıyor.

(…)

DEDİ Kİ: Çözüm?

(…)
DEDİM Kİ: Tam yetki isterim. Çalışan herkes benim adamım, adam seçmem, kişisel duygularım üzerinden yöneticilik yapmam. Sadece, çıtayı 70 cm’den 1.30cm’ye çıkartıyorum ilk etapta, bunun altında her kim kalırsa gider. Sonra 1.50, ardından 2,10… Uyum sağlayamayan gider, başaran kalır. Gazeteyi enden bir sütun daraltıyorum, metroda otobüste rahat okunsun, yanındaki koltuğa taşmasın diye! İçerik sade, patlayan haberler. Manşet, spot! Tüm haber yazım tekniğini değiştiriyorum. Dünya ile Türkiye’yi tüm sayfalarda iç içe geçiriyorum.   

(…)

DEDİ Kİ: Peki ya İnternet?

(…)
DEDİM Kİ: İnternet sitesi ayrı olacak, gazete ise ayrı! Gazete “PDF” olarak bozulmadan internete aktarılacak.

(…)

DEDİ Kİ: Şu anda aktaranlar var!

(…)
DEDİM Kİ: Yenilik o değil, yenilik şu: Özel bir program yazdıracağım, bu sayede herkes kendi bilgisayarına o günün taze gazetesini baskıya gittiği an indirecek. Hem de dünyanın neresinde olursa olsun! Her indirilen gazete, satılan bir gazete demek! Gazete için satış ücretini de okur ödemeyecek, ilanveren, günlük sponsorlar ödeyecek. Böylece kağıt, dağıtım maliyeti bir yana, artı satış geliri olacak. Yani kağıda basılı gazeteyi, isteyene kağıda basmadan internet aracılığı ile ücretsiz satacağız, parasını da reklamverenden kuruş hesabı üzerinden alacağız. İsteyen bilgisayarına indirdiği gazeteyi A3 kağıdına renkli ya da siyah/beyaz olarak basabilir.

(…)

DEDİ Kİ: Bu çok büyük bir buluş!

(…)
DEDİM Kİ: İnterneti bulan da, bilgisayarı bulan da, gazete, tv vb şeyleri bulan da biz değiliz ama günümüz dünyası yeteneği olan için rekabet ortamı yaratıyor. Benim katkım, parçaları birleştirmek. Yalnız önemli bir husus var o da şu: Sattığınız ürün, çağın ruhuna hitap etmiyor ise bunun internet versiyonu da başarısız olacak demektir. Yani, ürün de iyi olacak ki, internet üzerinden basılı gazeteyi takip etmek isteyen okur sizi tercih etsin! Artı, intertnet siteniz üzerinden de, derinlik katmadan gazetedeki haberlerin devamını, takibini sağlayacaksınız. Her şey taze, yalnız gazetede olan her şey gazetenin içinde kalacak.

(…)

DEDİ Kİ: Şimdi bunları bize anlattınız, çalınmasından korkmuyor musunuz?

(…)
DEDİM Kİ: Mahkemede de sordular ben anlattım ama onlar dinlemeye pek müsait değildiler. Sözün özü, ben sorulunca anlatırım da karşımdaki ne kadar anlar, onu zaman içinde görürüz. Birincisi, para avcısı değilim. Her daim para nasıl kazanılır bilirim, birçok iş yaptım. Post modern savaş nedeni ile bir süreliğine medyanın dışına itildim, yeteneklerim nedeni ile dışında kalmaya zorlandım. Hakkımı gerekirse söke söke alırım ama büyük para hırsları olan biri değilim, olanların hali ortada! İkincisi, diyelim çaldılar peki ya içerik? İçerik ne olacak? Ki, projenin tüm hakları saklı, Murdoch da haberdar! Burada iş yapacak ise kiminle iş yapması gerektiğini biliyor, onun da bizimle görüşmek için beklediği bir takvim var! O da adamları ile yeni dili yakalamaya çalışıyor ama netice ortada! Sözün özü, kendinden eminsen, neyi neden yaptığını biliyorsan, korkmazsın! Gerçekten bir başkasının yapabileceğine inanıyor olsam, çekinmeden tüm detayları veririm. Öyle bir kompleksim de yok! Çünkü bu sadece bir proje değil, bu projeyi yönetecek kişi aynı zamanda bugünün ve geleceğin iletişim dili kıyafetini giyecek, yönetecek, yönlendirecek, liderlik edecek! Benim dışımda böyle bir isim göremiyorum, varsa çıkarın karşıma o ismi: Ertuğrul Özkök, Zafer Mutlu, Güneri Cıvaoğlu, Hıncal Uluç, Uğur Dündar, Yavuz Donat, Ali Kırca vb, istediğiniz ismi çıkartın, hepsi de geçmiş dönemin ismi, bittiler, nokta!

(…)

DEDİ Kİ: Haklısın! Peki ya televizyon?

(…)
DEDİM Kİ: “Prime Time” bir tane! İki tane daha “prime time”a ihtiyaç varO zaman dilimine uygun üç yönetmen! İlan akışı, yayın, izleyici, yönetmen vs… Bakın bunu da çalabilirler, ama içerik! Yeni televizyon izleyicisi, sosyo-ekonomik durum vs… Haber saatleri ve haber bültenleri içeriğinde de ciddi değişim olacak, haber izletmek için bazı yeni yönetmelere ihtiyaç var, nasıl diye soracak olursanız, onu el sıkıştıktan sonra anlatırım.

(…)

DEDİ Kİ: Dinlediklerimiz karşısında çok heyecanlandık!

(…)
DEDİM Kİ: Heyecanlanmanız güzel, çünkü bizler anlatırken değil, yaparken o heyecanı yaşarız. Asıl heyecan aynı anda dörtbir koldan sahada basınç uygulamaya başladığımızda yaşanacak. Gazete, İnternet gazetesi, İnternet haber sitesi, Tv, cep telefonuna mesaj ve meydanlardaki büyük panolar üzerinden akan bir yayın, haber akışı! Bu işte çağımızın teknolojisini kullanarak, kitlelere ulaşma imkanı tanıyor. Aynı zamanda belli maaş (5 bin TL) altında çalışan tüm personelime ilk etapta yılda 4 yarım maaş! Şartlar düzelince bu tam maaşa çıkar. Sadece yönetim katına jestiyon uygulamasının sonu ortada! Ben başta olduğum sürece buna izin vermem. Aldığı maaşı, oturduğu koltuğu hak etmeyenin koltuğunu da altından çeker alırım, maaşını düşürür, gerekirse kovarım, hak edenin önünü açarım. Adaletsizliğe izin vermem. Liyakat esas, tecrübeye saygı! Haberi, manşet olan muhabire para ödülü, yalan / yanlış çıkana üç para cezası ve ardından kovarım. Yani takdir / tekdir mekanizmasını sonuna kadar kullanırım.

(…)

DEDİ Kİ: Başarılı olacağımızdan hiçbir şüphemiz yok, teklifimiz ortada, lütfen kabul edin, yeter ki anlaşalım.

(…)
DEDİM Kİ: Bana biraz müsaade!

(…)

DEDİ Kİ: Ama arayı çok uzatmayın!

(…)
DEDİM Kİ: Süreç zaten tüm araları kapattı, çok kısa süre sonra size kararımı bildiririm.

(…)

 

………………

 

 

Ve…

Son olarak…

Bir Çin atasözü şöyle der:

“Uzun süre bir nehrin başında oturursanız, bütün düşmanlarınızın cesetlerinin önünüzden geçtiğini görürsünüz.”

Şimdilik kaydıyla hepsi ve daha ötesi budur.

Nokta!

 

Sevgiler

25 Nisan 2010

Hayrullah Mahmud Özgür

ALATURKA AİLESİ ÜYELERİ NE DİYOR?