12 yılda Biden’a ne oldu

ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden, ziyareti sırasında Türkiye’yi öve öve bitiremedi. Oysa aynı Biden, 12 yıl önce bir Türk Başbakanı’na “Bize muhtaçsınız” diye bağırıyordu. Peki aradan geçen zamanda ne değişti?

ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden, Türkiye’den fırtına gibi geçti.

Ankara’da Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile kucaklaştı.

Başbakan Tayyip Erdoğan’ı evinde ziyaret etti,ayakkabılarını çıkardı.

Samatya’da kebap yedi, pazardan alışveriş yaptı.

Girişimcilik Konferansı’nda kalpleri fethetti…

Sonra da Yunanistan’a geçti.

Cumartesi günü İstanbul’da Biden’ı dinleyenler arasındaydım. İzlenimlerimi de haberleştirdim.

Haber yayınlandıktan sonra bir okurdan biraz sitemkâr bir mail aldım:

“Sn. İrem Köker,

3 Aralık tarihli yazınızda Biden’ın Başkan Yardımcısı (iki numaralı isim?) olmadan evvel, Senatör iken, Türk-karşıtı görüşleri hakkında hiç bir atıfta bulunmamışsınız.

Biden’ı ve politikasını anlamak için gerçekçi olmak herkesin yararına olurdu.”

Okur haklı.

Biden’ın bugünkü görevinin ötesinde geçmişine, kim olduğuna da bakmak gerekiyor.

JOE BIDEN KİM?

Tam adı Joseph Robinette Biden. 69 yaşında.

ABD’nin iki numaralı ismi olmasının ötesinde yakın siyasi tarih açısından da çok önemli bir politikacı.

1973’ten 2009’a kadar Delaware Senatörü olarak görev yaptı.

Tarihte en uzun süre senatörlük yapan 15’inci isim.

Çok tecrübeli. “Kurt politikacı” diye tabir edilenlerden.

Yani neyi, nerede, ne zaman, nasıl yapması gerektiğini iyi bilen…

Senatörlük yaptığı dönemin önemli bir bölümünde, gerek Ermeni “soykırım” tasarıları gerekse de silah satışı gibi kritik konulardan dolayı bizim de yakından bildiğimiz bir oluşumun yani Senato Dış İlişkiler Komitesi’nin üyeliğini ve başkanlığını yaptı.

1991 Körfez Savaşı’na karşı çıktı. Ama oğul Bush’un 2003’teki Irak işgalini destekledi.

İki kez Demokrat Parti’den başkan adayı olmaya niyetlendi. İkisinde de başarısız oldu.

Sonunda Obama’nın Başkan Yardımcılığı görevini üstlendi.

Bugün Obama yönetiminde dış politika konusunda en tecrübeli isimlerden birisi.

TESCİLLİ TÜRK KARŞITI

Peki Türkiye bugüne kadar Biden’ın dış politika yaklaşımında nasıl bir yer kaplıyordu?

Konu bu soruya gelince işin rengi biraz değişiyor.

Biden, en Türkiye karşıtı senatörlerden biri olarak ün yapmış bir isim.

Hatta 1990’ların sonu, 2000’lerin başında Türk basının taktığı isimle “densiz senatör”.

Rum lobisine yakın.

Hatta dönem dönem Türkiye karşıtlığı söz konusu olunca Ermeni lobisiyle de dirsek teması kurmaktan kaçınmayan bir politikacı.

“BİZE MUHTAÇSINIZ!”

Ancak tüm bunların içinde belki de en unutulmazı merhum Başbakan Ecevit ve merhum Dışişleri Bakanı İsmail Cem ile yaşadığı diyalog.

Tarih 1999. Yani 12 yıl önce. Ecevit ve Cem ABD’ye gidiyor, siyasetin önde gelen isimleriyle görüşüyor.

Biden da salonda. Söz alıyor ve şu diyalog yaşanıyor:

Biden: ABD’ye muhtaçsınız. Ancak ABD’nin Türkiye’ye ihtiyacı yok. Kredi ihtiyacınızın da olduğunu biliyorum. Kıbrıs sorununu çözün, istenenleri yerine getirin, size yardımcı olalım. Aksi takdirde hiçbir yere varamazsınız.

Cem: Kıbrıs’ta bir yere varamazsak varamayız. Buraya avuç açmaya gelmedik.

Ecevit: Kıbrıs meselesi 1974’te bitmiştir. Anladınız mı Sayın Senatör…

“SOYKIRIM MEKTUBU”

Biden o dönemde Clinton yönetiminin Türkiye’ye helikopter satışına da yine Kıbrıs’ı bahane göstererek karşı çıkmış, ancak daha sonra ABD Dışişleri Bakanlığı’nın devreye girmesiyle itirazını geri çekmişti.

Biden’ın siciliyle ilgili bir başka çarpıcı örnek de “soykırım mektubu”.

2003 yılında bir grup senatör, Bush’a sözde Ermeni soykırımını tanıması çağrısı yapan bir mektup yazdılar.

Mektup pek de etkili olmasa gerek, Bush başkanlığı döneminde yaptığı 24 Nisan açıklamalarında “soykırım” ibaresine yer vermedi.

Biden mektuba imza atanlardan birisi.

İMZALAYAN DİĞER İKİ İSİM

Ancak diğerleri de en az onun kadar dikkat çekici isimler:

New York Senatörü Hillary Clinton ve Illinois Senatörü Barak Obama…

Yani bugünkü ABD yönetiminin en kritik üç noktasında yer alan isimler 2003 yılında Başkan Bush’a da “soykırımı tanı” diyenler arasında.

Bu ekip, Kasım 2008’de seçildi ve Ocak 2009’da göreve başladı.

Yani üzerinden üç tane 24 Nisan geçti.

Bu süre içinde bırakın “soykırım”ı tanımayı, tanımak isteyenlere bile müdahale edip durduran isimler oldular.

Aynı şekilde üçü de Türkiye’ye çeşitli vesilelerle gelip övgüler yağdırmaktan geri kalmadılar.

SORULMASI GEREKEN SORU

O zaman bu noktada belki de şu soruyu sormak gerekiyor:

Tüm bunlar ABD’li politikacıların “kaypaklığını” mı gösteriyor?

Buna benim şahsi yanıtım hayır.

Öncelikle aradan geçen zaman içerisinde Türkiye ve etrafındaki siyaset arenası çok değişti.

Haliyle de dünyanın Türkiye’ye yaklaşımı da.

ABD; bugün Arap Baharı, Suriye, İran’ın nükleer programı ve asker çekme sonrası Irak’taki durum gibi konulardan dolayı Türkiye’ye Türkiye’nin ona duyduğundan daha fazla ihtiyaç duyuyor.

DEVLETİN DEVAMLILIĞI

Biden bir zamanlar Türkiye’ye “bize muhtaçsınız” derken, artık ilişkiler “iki ülkenin kendi çıkarları için birbirinin desteğine ihtiyaç duyduğu” bir noktaya gelmiş durumda.

Washington yönetimindeki isimler geldikleri konumlar nedeniyle artık ne Ermeni ne de Kıbrıs meselelerinde eskisi gibi atıp tutabiliyorlar.

Bir de elbette Biden’ın durumu, ABD’de politikaların yönetimlerden ya da başkanlardan bağımsız “devlet devamlılığı” içerisinde sürdüğünün de kanıtı.

Belki de başka ülkelerle ilişkilerimize anlık tepkilerle değil, bu çerçeveden bakmamız gerekiyor.

[email protected]

İrem Köke. (Hürriyet)

ALATURKA AİLESİ ÜYELERİ NE DİYOR?