2005 rüzgarı II?!

2005 RÜZGARI II / CIA VE FBI BAŞKANLARI, İRAN’A SALDIRMAK İÇİN TÜRKİYE’DEN DESTEK İSTEDİ YA DA HASAN CEMAL’İN SON KİTABI: HİÇ KİMSE KIZMASIN, KENDİMİ REZİL ETTİM VEYAHUT ÜNLÜ, CESUR SORUŞTURMACI GAZETECİLERE ÇOK ÖZEL BULMACA?!

 

2005 rüzgarı II?!

 

Yeri gelmişken hatırlatalım:

Dünyada üç tür diktatörlük şekli vardır.

1-Sivil diktatörlük, (İdeolojik, oligarşik ve dini diktatörlük).

2- İstihbari diktatörlük.

3- Askeri diktatörlük.

Bilinmesi gerekir ki, en tehlikeli diktatörlük şekilleri “sivil” ve “istihbari” diktatörlüklerdir. Bu anlamda, yakın geçmişte SCCB örneğini inceleyebilirsiniz.

En masum diktatörlük türü de, askeri diktatörlüktür.

Yine hatırlatalım ki, devrimler önce çocuklarını yer kaidesi her zaman çalışır!

Nokta!

 

 

……………………….

 

 

 

CIA VE FBI BAŞKANLARI, İRAN’A SALDIRMAK İÇİN TÜRKİYE’DEN DESTEK İSTEDİ YA DA SEN DE BUNU YEDİN Mİ FATİH?!

 

Gizli plan?! 

 

ABD güvenlik bürokratlarının, Ankara çıkartması bağlamında birkaç satır…

“Vizontele I” filminde sevdiğim bir sahne var.

Cem Yılmaz, palavracı bir dükkan sahibini oynuyor.

Yılmaz Erdoğan ise deli ama mucit bir karakteri canlandırıyor.

Aralarında tatlı-sert bir rekabet var.

Yılmaz Erdoğan, Cem Yılmaz’ın dükkanına gidip, tezgahtara sesleniyor:

“Şu takım elbiseyi versene!”

Tezgahtar “Hani parası, sonra abim kızmasın” diyor.

Yılmaz Erdoğan yani “Deli Emin” hemen cevabı yapıştırıyor:

“Abinin haberi var, zaten o söyledi, git tükkana, beğendiğin elbiseyi al, dedi!”

Bu sözler üzerine tezgahtar, ikna olup, elbiseyi veriyor.

“Deli Emin” takım elbiseyi kaptığı gibi yıldırım hızıyla “tükkan”dan uzaklaşıyor.

Cem Yılmaz da “Deli Emin”in elinde elbise ile uzaklaştığını görünce, hışımla “tükkan”ına dönüyor. Kapının girişine asılı “takım elbise”nin yerinde yeller estiğini fark edince de, tezgahtarına “Nerede elbise” diye basıyor kalayı.

Tezgahtardan, “Abi sen söylemişsin, Deli Emin’e verdim” cevabı gelmesi üzerine öfkelenip, bağırıp çağırmaya başlıyor.

Yardımcısına “Sen de, bunu yedin mi?” diye soruyor.

Tezgahtar da “Evet yedim abi” deyince, sopayı yerden kaptığı gibi “geç içeri ulan” diye bağırıp, “tükkan”dan içeri dalıyor.

CIA ve FBI Başkanları’nın, Türkiye ziyaretinin ardından, bir kısım medyaya servis yapılan haberleri okuduğumda, Vizontele filmindeki o renkli sahneyi hatırladım.

Ardından da; “Siz de bunu yediniz mi?!” diye sormadan edemedim.

Fatih Altaylı’nın bugün SABAH’a manşet olan yazısını okurken de, aynı hisse kapıldım.

“Sen de mi Fatih, sen de mi bunu yedin?” dedim.

Serencebey sakini Altaylı, bugünkü yazısında şöyle diyor:

 

KİMİN TERÖRİSTİ?!

 

CIA Başkanı Porter Goss’un Türkiye ziyaretinin perde arkası az da olsa aralandı.
ABD açısından Türkiye’nin stratejik önemi azalmıyor, tam aksine giderek artıyor. ABD yönetimi bunu geç de olsa fark ettiği için ABD’nin Ortadoğu politikasının mimarları, ardı ardına Türkiye’ye geliyorlar.
Rice’in ilk dış gezilerinden biri Türkiye’ye olmuştu. Şimdi de zorunlu haller dışında ülke dışına pek çıkmayan CIA Başkanı Porter Goss Türkiye’ye geldi.
Goss’un ziyareti görevine uygun bir biçimde “gizli” başladı. Uçağı MİT hangarına çekildi, Başkan Goss, havalimanının pek kullanılmayan bir kapısından çıkarılarak Ankara’ya sokuldu. Ve programının içeriği konusunda müthiş bir gizlilik var.
CIA Başkanı’nın ziyaretinin sır perdesini az da olsa aralamayı başardık.
Ziyaretin perde arkası 6 ay öncesine dayanıyor.
CIA, 6 ay kadar önce Türkiye’yi “İslamcı terörün bir numaralı hedefleri arasına girdiniz” diye uyardı. Ve bu uyarının ardından bir teklif yaptı: “El Kaide ve benzeri İslamcı terör gruplarına karşı hem istihbarat hem de önleyici tedbirler konusunda işbirliği yapalım.”
CIA’nın amacı MİT’in İslami terör konusunda yıllar süren çalışmalar sonucunda oluşturduğu network’ü kullanmaktı. Bununla ilgili olarak ilk sinyal bundan bir sure Ankara’ya gelen ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı’nın ziyaretinde ortaya çıktı.
ABD İslami terörü anlamak için Türkiye’den yardım istediğini resmen ilk kez o ziyaret sırasında dile getirmişti.
ABD’nin bu konudaki talepleri karşısında önce kayıtsız kalan Türkiye, ABD yönetimi ve bağlı olarak CIA’nın ısrarları karşısında bunu bir pazarlık kozu olarak kullanmaya başladı.
Goss’un ziyareti işte bu pazarlığın son safhasını oluşturuyor.
CIA Başkanı ile Ankara’da biri Türkiye, diğeri ABD tarafından masaya yatırılan iki temel konu var.
CIA Türkiye’den İslami terör konusunda yardım istiyor. İstihbaratların birleştirilmesi ve İslam dünyası içinde çalışacak CIA ajanlarının, İslami terörün mantığını anlayabilmesi için MİT tarafından eğitilmesi ABD taleplerinin başında geliyor.
Buna karşın Türkiye de PKK terörüne karşı işbirliği istiyor. Ve biri olmazsa, diğeri de olmaz havası içinde.
ABD’nin taleplerine karşı Türk tarafı da masaya PKK dosyasını koydu.
Dosyada PKK’nın yarattığı dehşetin fotoğrafları var. Bu dosyanın amacı Türkiye’nin canının ne kadar yandığını ve PKK’nın acımasızlığını belgelemek.
CIA’nın İslami teröre karşı işbirliği talebine karşı Türkiye’nin talepleri şunlar:
ABD Ordusu ve CIA Kuzey Irak’ta insansız hava uçaklarıyla sürekli gözlem yapıyor. Bu gözlemlerde PKK hareketleri de yer alıyor. CIA bu gözlemleri anı anına Türkiye ile paylaşsın.
MİT’in İslami terörle ilgili bulgularına karşılık, CIA da PKK ile ilgili her türlü bilgiyi Türk tarafı ile paylaşsın. Sınır güvenliği konusunda işbirliği artırılsın. Bölgede Türkiye’nin sınır güvenliği için kullandığı İsrail teknolojisi artırılsın. ABD buna destek sağlasın.
İlgili kaynaklar, Goss’un ziyareti öncesinde Türk Genelkurmayı ile Pentagon arasında zaten önemli gelişmeler sağlandığını, Goss’un Türkiye’ye tam yetki ile geldiğini söylüyorlar.
Ziyaretten beklenen sonuçların alınması halinde bunun teröre karşı global işbirliğinin ilk büyük adımı olacağı iddia ediliyor!

 

GERÇEK PERDE ARKASI

 

Şimdi gelelim hadisenin “gerçek perde arkası”na!

Oysa…

Sanıldığının aksine, ABD’li ve Türk güvenlik bürokratları arasındaki görüşmede, tek gündem maddesi var:

O da İran!

ABD, uzunca bir süredir, İran’a saldırmak istiyor!

Bush, Irak’ın ardından sıranın İran’da olduğunu, Saddam yönetiminin devrilmesinin ardından açıklamıştı. Yalnız İran, Irak’tan çok farklı bir ülke! Türkiye gibi güçlü bir ordusu var ve bin yıllık bir devlet geleneğinden geliyor.

Ki…

Elinde hiçbir hukuki dayanağı olmadığı halde, Irak’ı kolay lokma zannedip, Saddam’a savaş ilan eden Bush yönetimi, bugün Ortadoğu denkleminde iyice köşeye sıkışmış durumda!

Irak, Bush’un ABD’si için tam anlamıyla bir bataklık!

Bush ise kaybetme noktasına geldiği koltuğunu, İran’a saldırarak sağlamlaştırmak istiyor. Yani Bush’un, ABD’de gündemi değiştirebilmesi için yeni bir savaş başlatması şart!

İşte CIA ve FBI Başkanları da, bu yüzden Başkent Ankara’daydılar.

Türkiye’den İran’a saldırmak için destek istediler!

(O halde, kendi askerinin kafasına çuval geçirten Kara Kuvvetleri Komutanı Yaşar Büyükanıt, hararetin iyice yükseldiği şu günlerde ABD’de ne arıyor?! Bu sorunun cevap hanesini şimdilik kaydıyla boş bırakıyorum!)

Her ne kadar Bush yönetimi, Irak’taki “direniş”çileri “terörist” diye tanımlasa da görünen köy kılavuz istemiyor. “Terörist” diye mücadele ettikleri Irak’lıların hepsi, bir anda sivil kıyafetlere bürünen Saddam’ın askerleri!

ABD daha yakaladığı Saddam’ın, gerçek Saddam olup olmadığı konusunda da sağlıklı bir fikre sahip değil!

Nitekim…

ABD’li yetkililer; ellerindeki istihbari raporlardan hareketle, Türk Ordusu’nun çok kısa bir süre sonra Irak’a gireceğine inanıyor! Bu yüzden, Türkiye’nin kapısını son bir kez çalıp, İran konusunda ortak hareket etmeyi teklif ediyorlar!

Ne var ki, Bush yönetimi, bataklıktan kurtulmak için aylardır Ankara’da çalmadık kapı, Türkiye’yi köşeye sıkıştırmak için denemedik yöntem bırakmadı!

Ama Türkiye’ye ne yaptılarsa diz çöktüremediler.

Ankara’ya iliştirdikleri onca yöneticiye rağmen, duymak istedikleri cevabı alamadılar!

Zaten…

Son olarak gerçekleşen ziyaret de sanıldığının aksine, ABD’li güvenlik bürokratlarının Ankara’yı ilk ziyaretleri değil. Bu onların Başkent’e 4’ncü gelişleri!

Geçmişte “Bir kahvenin 40 yıl hatırı vardır, hala kahve içmenin vakti gelmedi mi?” diye çağrı yapmalarının altında da bu “gizli istek” yatıyordu.

Son Ankara ziyareti de, daha önce medya aracılığı ile yapılan “Türk kahvesi” içme teklifinin, en tepedeki resmi ağızlardan, kamuoyu önünde göstere göstere tekrarlanmasından ibaretti.

Ziyaret sırasında ABD’li muhataplarının bu isteklerine, Türk güvenlik bürokratları mealen şu cevabı veriyorlar:

“Bizim İran ile bir sorunumuz yok. Kusura bakmayın, size bu konuda yardımcı olamayacağız. Irak’ta neyi, ne kadar başarıp başaramayacağınızı da gördük. Bize PKK konusunda bir yardımınızın dokunabileceğini de zannetmiyoruz!”

 

KARGA MI BAYKUŞ MU?!

 

Öte yandan…

ABD’nin, “PKK konusunda, Türkiye’ye işbirliği teklif ettiği” iddialarına gelince!..

Tek kelime ile gülünç diyebilirim.

Birincisi; Türkçede güzel bir atasözü vardır:

Kelin ilacı olsa, kendi başına sürermiş, diye!

11 Eylül sonrasında, ABD’nin yaşadığı “terör bunalımı” ve Irak’ta uğradığı bozgun ortadayken, merak ediyorum Türkiye’ye nasıl yardım edeceklermiş?!

İkincisi, “PKK’nın üst düzeyinden birilerini yakalayıp, Türkiye’ye teslim etmeyi teklif ettikleri” iddiaları ise komikten de öte trajik!

Çünkü, PKK’nın elebaşı Apo şu anda, İmralı’da hayatının en şatafatlı günlerini yaşıyor!

Yani Apo’yu paketleyip teslim ettiler de ne değişti?!

Kuş sütü eksik bir ortamda Öcalan’ı beslemiyor muyuz?!

Türkiye’nin teröristbaşını ne kadar kullandığı ise Apo’nun ağzından yaptırılan açıklamalardan anlaşılmıyor mu?!

Hadisenin bu kısmını geçiyorum.

Birilerinin “amatör istihbaratçılık” heyecanını, bozmak istemem!

Bu arada ABD ve AB’nin, Apo’yu ve PKK’yı ne kadar koruduğu veyahut kolladığı da ortada!

Söyler misiniz böylesi bir iddiaya, siz olsanız inanır mısınız?!

Hala bebekleri, leyleklerin getirdiğine inanılan yaştaysanız, söylenebilecek fazla bir şey yok!

Ama bakın, istihbari konularda hassas Fatih Altaylı bile kendisine anlatılan “bu palavraları yedikten sonra”, insan kime ne diyeceğini şaşırıyor.

Hülasa; CIA ve FBI Başkanları, Başkent Ankara’dan rüzgar gibi geçtiler!

Ama bu ziyaretleri sırasında da, ne bir toz bulutunu havalandırabildiler ne de istedikleri “İran” desteğini elde edebildiler.

Görünen o ki, dünyada kartlar yeniden karılıyor!

2006 yılı, bölgemizde çok sıcak gelişmelerin yaşanacağı bir yıl olacağa benziyor.

ABD’yi yeni bir Başkan, Türkiye’yi yeni bir Başbakan bekliyor.

Herkes kendini yeni dönemde buna göre hazırlasın.

Yüce Divan da Divan-ı Harb de bu defa çok kalabalık olacak!

Ve…

Son olarak…

Verdiği sözleri tutması ile tanınan bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak, Başbakanlık koltuğunu kaybedeceği anlaşılan “mümtaz şahsiyet” Erdoğan’a buradan son bir hatırlatmada bulunmak istiyorum:

“Onu öyle demezler, peynir ekmek yemezler!..”

 

Sevgiler

 

Hayrullah Mahmud

13 Aralık 2005

ALATURKA AİLESİ ÜYELERİ NE DİYOR?