2007 rüzgarı II?!

2007 RÜZGARI II / DERİN DİLEMMA YA DA TSK, 1960’TA OLDUĞU GİBİ YÖNETİME EL KOYUP, YASSIADA MAHKEMELERİ’NDE AKP’LİLERİ YARGILAYACAK MI VEYAHUT CIA BELGESİNDE ERDOĞAN ADI?!

 

2007 rüzgarı?!

 

“Kainatta belirsiz olan, bulanık olan, ortada olan hiçbir şey yoktur.”

Isaac Newton

 

…………..

 

Derin dilemma?!

 

Tarih; 20 Şubat 2007…

Değişen “konjonktür”le birlikte, bir kısım AKP’den nemalanan cenahta, cevabı en çok merak edilen soru şu:

“TSK, darbe yapacak mı?! Askerler, AKP iktidarını, 1960 ihtilalinde olduğu gibi Yassıada Mahkemeleri’nde yargılayacaklar mı?!”

Oysa ki…

Bu sorunun cevabını, daha önce de buradan defaatle vermiştim.

“28 Şubat süreci”nin BOP’çular tarafından içimize “iliştirilmiş” bir süreç olduğunu, bu işin başındaki zat’ın da “Jinsa Kardeşliği” bağlamında aynı Yahudi düşünce kuruluşu tarafından ödüllendirilip, yönlendirildiğinin altını çizmiştim.

Ezcümle; AKP’nin iktidara getirilmesinin perde arkasında, 28 Şubat’ın banka yönetim kurullarında boy gösteren “güvenlik bürokratları” ile Jinsa’dan ödüllü Çevik Bir Paşa’nın başını çektiği “28 Şubatçı cunta” vardı.

İşte o güruh, Erdoğan “Başbakan” yapıldıktan sonra, “sivil” “asker” fark etmez, AKP iktidarının yanında boy gösterip, “aile resmi”nin içinde yer almadılar mı?!

İşte Erdoğan, kendisini iktidara taşıyan “28 Şubatçı zincir” tarafından, şimdi de “Jinsa Kardeşliği” bağlamında iktidardan gönderiliyor.

Nasreddin Hoca’nın dediği gibi Erdoğan, her nedense kazanın doğurduğuna inanıyor da, bir türlü öldüğüne, ölebileceğine inanmak istemiyor!

Ne dokunaklı durum!

Filvaki bu hakikatleri geçmişte AKP’li yöneticilerin, bakanların, genel başkan yardımcılarının gözlerinin içine bakarak anlatmış, yani iş işten geçmeden önce gerekli uyarıları yapmış bir gazeteci olarak, şimdi de diyorum ki, bu testi artık su tutmaz!

SESAR’ın sitesinde yazdığı gibi Erdoğan bu “ağırlık”larla ayakta kalamaz!

 

CIA’NIN AKP OPERASYONU

 

Nitekim…

AKP’nin nasıl iktidara geldiği, getirildiği hususu da Ankara’da hiç kimse için sır değil!

BOP süreci bağlamında Türkiye’deki “Cuma namazı çıkışları”nı denetim altına almak isteyen üç artı bir, siyasal İslamcı “AKP iktidarı”nın önünü açmadı mı?!

Tansu Çiller de yaptığı ABD ziyareti sonrasında, geç de olsa bu hakikati fark edip, koltuğunu Mehmet Ağar’a terk etmedi mi?!

Mesut Yılmaz, bu gerçeği bildiği, gördüğü için 2002 seçimlerine hiç asılmayıp, partiyi TBMM’nin dışında tutmadı mı?!

Üzeyir Garih, BOP’a zamansız yapılması nedeniyle direndiği, Erdoğan’ın Başbakanlığını şiddetle reddettiği için “BOP operasyonu”nu yapan güçler tarafından öldürülmedi mi?!

Erdoğan da, Zapsu ile birlikte Yahudi Amerikalılara verdiği söze bianen, Siirt’ten Edelman’ın YSK’ya yaptığı “ivedi” ziyaretin ardından, Jet Fadıl’ın yerine Başbakan seçtirilmedi mi?!

Peki, Jet Fadıl kimin adamıydı?!

Nasıl elini kolunu sallayarak, yurtiçi ve yurtdışında dolaşabiliyor?!

Onu AKP listesine kim eklettirmişti?!

Sakın, CIA olmasın?!

Ne dersiniz?!

Filhakika, AKP’nin iktidara geldiği, getirilmeye çalışıldığı o puslu günlerde; kürede çok sert “11 Eylül” rüzgarları esiyor ve hatta estiriliyordu.

Beyaz Saray, “intikam” alma bahanesi ile girdiği Ortadoğu’da, sınırları değiştirmek, kürenin  “La yüs’el” tek gücü olmak için “operasyon üstüne operasyon” yapıyor, dünyanın birçok başkentinde bombalar patlattırıyordu.

Türkiye’de ise 28 Şubat’ı yapan güruhun “organize” çabası ile bankaların içi boşaltılmış, Türkiye adeta bir yolsuzluk, “vurgun adası” haline getirilmemiş miydi?!

Adı “AK” şimdilerde kendisi “Kara” olan parti; AKP de, bu yolsuzluklardan hesap sormak, yoksulluğa son vermek iddiası ile MHP’nin Kemal Derviş’in aklına uyarak aldığı seçim kararının ardından, Cem Uzan’ın GP’sinin oylarına yaslanarak Türkiye’nin mutlak gücü olmayı başarmadı mı?!

Peki, ABD ile sorunu olan Uzan’a, zamansız bir şekilde GP’yi kurduran kim ya da kimlerdi dersiniz?!

Sakın, Cem Uzan’ın perde arkası CIA olan danışmanları olmasın?!

Ya da bu kadar ince hesaplar içeren bir iktidar planını kurgulayacak kadar Erdoğan’ın zeki olduğuna inanıyor musunuz?!

Kaldı ki, 2002 seçimlerinde, AKP’nin herhangi bir sandık başarısı da yoktur.

Bir kısım fani, sonuçları “Anadolu ihtilali” diye değerlendirmek istese de, AKP’nin ne güçlü bir söylemi, ne vitrini, ne devlet tecrübesi, ne de uluslararası oyunlardan anlayan bir ekibi vardır. (Sadece ihalelerden komisyon alma, toplama konusunda mahir bir kurulun varlığını burada hiç kimsenin inkar edeceğini de sanmıyorum.)

Bu süreçte, CIA’nın AKP’yi iktidara hazırladığını fark eden diğer köklü partiler de, “yeminli adamları”nı “AKP’nin aday listesi” içine sokmadılar mı?!

Yani, istenildiği an AKP, dün olduğu gibi bugün de, anında TBMM’de 5 parçaya bölünebilir.

Zaten, Erdoğan da, 2004 yılının son günlerinde, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’e, “Şimdi neden sıfır muhalefetle iktidara geldiğimizi, bu kadar büyük oyla getirildiğimizi daha iyi anlıyorum, aklı olan bu mecliste yer almaz, bizden alenen ülkeye ihanet etmemizi istiyorlar” diyerek, bu hakikati artık kendisinin de gördüğünü itiraf etmemiş miydi?! 

Bu sözleri de daha önce, burada yazdım.

Ki…

Erdoğan’ın etrafındaki “dalkavuk”lardan yakındığı tarih ile bu hakikati fark ettiğini itiraf ettiği tarih, aynı zamana denk düşmektedir.

Yani, daha önce bizim söylediğimiz bir gerçeği Erdoğan, daha sonra yaşayarak, deneme yanılma metodu ile öğrenmiş, “CIA tarafından BOP operasyonunda Türkiye’yi bölüp, parçalamak için iktidara iliştirilmiş olduğunu” kabul etmişti.

Can ve de geçim kaygısı ile hiç kimsenin öne çıkmadığı, arkasındaki büyük güç nedeniyle, “Cehenneme giden yol iyi niyet taşları ile döşelidir, yanlış yapıyorsunuz” demediği, diyemediği bir ortamda, biz bildiğimiz, gördüğümüz doğruları söylemeye devam ettik.

Netice ortada!

BOP da, BİP de, GOP da, BEP de çöktü.

Bu operasyonun çöküşünden önce bizi sorumlu tuttular!

Sonra görüldü ki, biz herkes için doğru olan, olması gereken doğru yolu gösteriyoruz; bunun üzerine artık bıkkınlık veren “suikast planları” ve operasyonlardan vazgeçtiler, geri adım attılar.

Ardından, Türkiye’deki başarısızlığın faturasını, Erdoğan ve avanesinin üzerine yıktılar.

Çünkü o malum zincirde herkes, kendi canını kurtarmak için bir yukarıdakine hesap verip, adres göstermek zorunda!

Bunun üzerine “BOP Eş Başkanı” Erdoğan’a, arka arkaya “silahlı” ve de “tıbbi” olmak üzere suikastler düzenlenmeye başladı.

Erdoğan bu dönemde de yine söz verip tutmadığı, tutamadığı adresleri (CIA / “Üç artı bir” yani ABD, İsrail, İngiltere ve Fransa) değil de, kendi ülkesinin insanlarını canına kastetmekle suçladı.

Halbuki bu süreçte Bush da, Blair de, Olmert de art arda ölüm tehlikeleri atlatmışlar, operasyona uğramışlardı.

Hülasa; küresel sermayenin çıkarları uğruna, dünyanın dörtbir yanında savaşlar çıkaran, iktidarlar atayıp hükümetler deviren, suikastler düzenleyen, askeri darbe süreçlerini kurgulayan CIA, şimdi de başarısızlığa uğrayan, çöken BOP’un ardından, tüm Eş Başkanlar’dan başarısızlığın hesabını soruyor.

Hepsi ve daha ötesi bu!

Bu anlamda bir İran atasözü şöyle der:

“Nasıl indireceğini bilmediğin eşeği dama çıkarma!”

Daha önce de buradan birçok defa bu atasözünü tekrarlayıp, BOP’çuları “Erdoğan’ı dama biz çıkarmadık, kim çıkardı ise o indirsin” diye uyarmıştım.

CIA da, yaptığı operasyon ile “çekirdek devlet”e “dama çıkarmasını bildiğim gibi indirmesini de bilirim” mesajını vermeye çalışıyor.

İsmet Paşa, bu durumu vakt-i zamanında, “Büyük devletlerle iş tutmak, ayı ile yatağa girmeye benzer” diye çok güzel özetlemiş.

Erdoğan, “Başbakan” olmak için “küresel tefeciler”e çok kolay sözler verip iktidara talip olurken, bir de o sözlerin tutulamaması halinde, işin CIA tarafından yapılacak “tahsilat” boyutunu da hesaba katması gerekmez miydi?!

AKP’li yöneticilerin ve “BOP Eş Başkanı” Erdoğan’ın anlamadığı, “beyinlerini yöneten yerli ve yabancı danışmanları”nın “illüzyon”ları ve/veya “güç zehirlenmesi” nedeniyle fark edemedikleri nokta işte bu nokta.

Ne var ki, CIA bağlantılı araştırma kuruluşları, NATO istihbaratı (Kanarya Locası) uzantılı aynı adresler, AKP iktidara getirilmeden önce de, baskın erken genel seçime gitmesi halinde Bahçeli’yi, sahte anketler üzerinden birinci parti olarak sandıktan çıkacaklarına inandırmamışlar mıydı?!

Evet, inandırmışlardı.

Şimdi benzer anketler üzerinden Erdoğan’ın önünü açan bu adresler, aynı yol haritasını kullanarak, 2007’de de, Zapsu’nun deyişiyle söylüyorum AKP’yi deliğe doğru süpürüyorlar.

AKP ve Erdoğan’la aynı paralelde yürüyen yapıların yanıldıkları, anlamadıkları husus da; 2007’de CIA’nın yürüttüğü bu yeni süreçte, Türkiye’de yeni bir siyasi iktidar aranmadığı, çıkması istenmediği realitesi!

Bilakis, CIA, AKP’nin eli ile Türkiye’deki tüm siyasi alternatifleri asitleyerek, yeni bir “askeri müdahale”yi kurgulamaya, “ihtilal”i tek seçenek olarak geriye bırakmaya çalışıyor.

Maalesefki Erdoğan da, attığı her adım ile bu sürece katkıda bulunuyor!

“Dink suikasti”ni de aynı çevreler, Erdoğan ve ekibini kullanarak kuvveden fiile geçirmediler mi?!

O halde, sorun nerede?!

Sorun; AKP’de!

Hülasa, manzara-i umumiye şudur:

“2007’nin baharında, Türk Medyası’nın eli ile ‘idam cezası’nın geri gelmesinin lobisinin yapıldığı bir ortamda, birileri siz ona CIA da diyebilirsiniz, Erdoğan’ı kendi kurdurduğu ‘darağacı’nda sallandırmaya ya da olası bir suikast üzerinden cezalandırıp, öldürmeye çalışıyor.”

 

GENELKURMAY AÇISINDAN

 

Zira…

Bu anlamda yazdığım her yazıdan sonra, “Hayrullah Mahmud darbe olacağını söylüyor, bizden habersiz darbe mi yapacaksınız?!” diye kapısı aşındırılan Genelkurmay’ın “darbe yapması beklenen generalleri”ne gelince, onların halet-i ruhiyelerinden de birkaç satırla bahsedeyim…

Bir dönem beni “derin devlet” ilan eden cenah, şimdi onları da “darbeci” ilan etmiş durumda!

Anlaşıldığı ve de görüldüğü üzere “ne ben derin devletim ne de onlar darbeci”!

Bu tür yazılardan sonra, “Bizi zor durumda bırakıyorsun, kapımıza dayananlara açıklama yapmaktan dilimizde tüy bitiyor” diye sitem eden komutanlara, ben de her defasında şakayla karışık aynı cevabı tekrarlamak zorunda kalıyorum:

“Bilinen sözdür: Herkes kapısının önünü süpürürse, sokağı BOP götürmez! Bunun için herkes görevini doğru ve de eksiksiz yapmalı. Kaldı ki, bu bir Anayasal zorunluluk! Vatanı sevmenin de sahip çıkmanın da mesleği olmaz. Bu bakımdan BOP sürecinde görevini yapmayanlar, devlet etmeyi bilmeyenler yüzünden az kalsın Türkiye de ‘Irak bataklığı’na sürükleniyordu. Neyse ki uçurumun kıyısından döndük. Biz görevimizi yaptık, ben kalemimi satmadım, gerçekleri bulduğum her platformda haykırdım diye, vakti zamanında birileri de bizi ‘derin devlet’ ilan etmişlerdi. O zaman biz de, her sorana bunun doğru olmadığını anlatıyorduk. Onun için siz de dert etmeyin, her sorana işin doğrusunu anlatın. Demirel’in dediği gibi yollar yürümekle, dil anlatmakla aşınmaz! Dilinize kuvvet!”

Bu bakımdan, 2007’nin 20 Şubat’ı ile söylüyorum:

“TSK, Anayasa’ya sonuna kadar bağlı, herhangi bir ihtilal hazırlığı içinde de değil!”

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök’ün, demokrasiyi içine sindirmiş üslubu içinde, Yaşar Büyükanıt döneminde de aynen yoluna devam ediyor.

Genelkurmay’da, “Hukuka, demokrasiye bağlı yapı” harfiyen işliyor, “suç iddiası” olan askerler hakkında da yasal süreç anında işletiliyor.

Sözün özü, 2007 Türkiyesi’nde de TSK’daki komutanlar, şikayet ve isteklerini demokratik yolları sonuna kadar kullanarak arama azim ve kararlılığı içindeler.

Kesinlikle de ne yargının, ne TBMM’nin, ne medyanın, ne de muhalefetin yerini almak gibi bir düşünceleri var.

Her defasında, kendilerine yurdun dörtbir yanından gelen ziyaretçilerin söylediği “Ülke elden gidiyor, yönetime el koysanıza” isteklerine ise tebessüm ederek, “Herkes görevini doğru yaparsa, ülkeye hiçbir şey olmaz” diyerek, 1982 Anayasası’nı açıp muhataplarına “Cumhurbaşkanı’nın görev ve yetkileri” bölümünü gösteriyorlar.

Sonra da Cumhurbaşkanı’nın gerekli gördüğü hallerde, ki o hallerin ne olduğu Anayasa’da çok açık olarak tarif ediliyor, TBMM’yi ve Hükümeti fesih yetkisi bulunduğunun altını çizip, şöyle diyorlar:

“Neden bu yetkileri kullanmak varken, doğru düzgün muhalefet yapmak varken, yolsuzluğa, suça bulaşmış milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılıp aklanmasını beklemek varken, biz darbe yapalım?! İhtiyaç hasıl olursa, Cumhurbaşkanı Hükümeti ya da TBMM’yi fesih eder!”

Görüldüğü ve önümüzdeki günlerde de anlaşılacağı üzere, “Askerlerin, darbe yapmak gibi bir düşünce ve hazırlıkları yok!

Tüm bu gerçeklerin aksine, AKP Hükümeti’nin TSK’ya darbe yaptırmak gibi yoğun bir çabası ve bu anlamda art arda yaptığı provokasyonlar var!

Genelkurmay, CIA’nın AKP eli ile Türkiye üzerine oynamaya çalıştığı bu karanlık oyuna, “kazık fren” diye tabir edebileceğimiz “büyük bir direnç” ile direniyor, mayına basmama konusunda da kesin kararlı!

Kaldı ki, ortaya çıkan ve içinde emekli asker ve güvenlik bürokratlarının bulunduğu birçok vakıf, dernek ve de organizasyonun perde arkasında da, TSK değil CIA var.

Bunca satırdan sonra “TSK, bu ülkede ne işe yarıyor?!” diye sorabilirsiniz.

Elcevap, görüldüğü üzere, artık CIA’nın kurguladığı “darbe” işlerine yaramadığı ortada!

Ezcümle, demokrasiye hizmet ediyor! Anayasal görev ve yetki sınırları içinde sadece yapması gereken işleri yapıyor; görevlerini doğru yapmayanları ise yine anayasal sınırlar içinde görevlerini yapmaya davet ediyor!

O görev ve yetkilerin içinde; görüldüğü üzere CIA adına Erdoğan’ı devirmek, Yüce Divan yerine Yassıada Mahkemeleri’nde AKP’den hesap sormak yok!

Böylesi bir “durumdan vazife çıkartma” operasyonuna, üzerindeki büyük strese rağmen ısrarla direniyor.

Art arda medyada çıkan ve ihtilal günlerini hatırlatan haberlerin, çekilen filmlerin arkasında da hep aynı adres (CIA) ve onların uzantıları var. 

Tam bu noktada, “Askerler, Erdoğan’dan, AKP Hükümeti’nden rahatsızlar mı?!” sorusu akla gelebilir.

Evet; rahatsızlar!

Hem de ülkeyi büyük bir bunalımın eşiğine sürüklemelerinden çok rahatsızlar.

Eline sürekli Anayasa’yı alıp, TSK’dan gelen taleplere “Bu istediğiniz Anayasa’da yazmıyor” diye cevap veren BOP Eş Başkanı Erdoğan’ın, kendisini Anayasa’nın üstünde görmesinden rahatsızlar.

Hakkındaki yolsuzluk iddialarıyla ilgili olarak, her defasında yargıda aklanmayı reddetmesinden rahatsızlar!

Yargı, Yasama ve Yürütme erklerinin doğru çalışmasına izin vermemesinden rahatsızlar!

YAŞ süreçlerinde, hakkında yolsuzluk suçlaması olan askerlerle ilgili yaptığı “Bu isimler hakkında hemen işlem başlatılsın, soruşturma açın” isteği harfiyen yerine getirilirken, kendisi de dahil olmak üzere AKP’li Bakanlar hakkındaki “belgeli yolsuzluk” iddialarının üzerinin örtülüp, “milletvekili dokunulmazlığı zırhı”nın arkasına saklanmaya çalışmalarından rahatsızlar.

Erdoğan’ın aday olmasından değil, “AK”lanmadan Çankaya’ya çıkmaya çalışmasından, bunun için de ortamı germesinden rahatsızlar!

TSK’yı, Irak’a BOP’çular adına “taşeron ordu” olarak sokup, kişisel mecburiyetleri adına İran ile savaştırmaya çalışmasından, bu anlamda hazırlanan komplolara ortak olmasından rahatsızlar.

Komutanlar’ın, dönem dönem kapalı kapılar ardında yaptığı, “Hakkınızdaki yolsuzluk iddiaları ile ilgili olarak yargıya gidin ve aklanın” uyarılarına, Erdoğan’ın her defasında TBMM’deki AKP Milletvekili sayısını işaret edip, “Bu komutanlar İslam düşmanı, Müslüman bir partiyi iktidarda istemiyorlar diye hakkınızda haber çıkartırım, sonra da sıcak para uçar gider, ekonomi krize girer, bunun sorumluluğu da üzerinize kalır” diye şantaj yapmasından rahatsızlar.

Hakkında suç iddiası olan medya patronlarıyla ilgili “yasal süreci” başlatmayıp, bunu bir baskı / şantaj aracı olarak kullanmasından rahatsızlar.

AKP’nin, işdünyasını dize getirmek için Maliye’yi “gizli bir silah, şantaj/baskı aracı” olarak kullanmasından rahatsızlar.

Türkiye’nin dörtbir yanında, akla gelebilecek her alanda “AKP’li olanlar ve de olmayanlar” diye ayrım yapmalarından rahatsızlar!

Erdoğan’ın art arda şehidlerin geldiği bir ortamda “Askerlik yan gelip yatma yeri değildir” vb açıklamalar yapmasından rahatsızlar!

Bu anlamda daha bir sürü rahatsızlıkları var ama zannedildiğinin aksine askerler; bu şikayetlerin hepsini de doğru ve meşru zeminlerde, Anayasal platformlarda seslendiriyorlar.

Ve…

Son olarak…

20 Şubat 2007 tarihi ile söylüyor ve de uyarıyorum:

“Türkiye yeni bir ihtilal sürecinin içinden geçiyor!”

Maalesefki, bu defa darbe sürecini, CIA’nın verdiği yol haritası üzerinden yol almaya çalışan AKP ve onun “sözde sivil” eş genel başkanı Erdoğan hazırlıyor.

Askerin böyle bir düşüncesi ve hazırlığı olmamasına rağmen, önümüzdeki günlerde Erdoğan’ın Anayasal sistemi çalıştırmaması, rejimin sindirim sistemine ihtiyaç duyulan “temiz hava”nın pompalanmasına izin vermemeye devam etmesi halinde, bir sabah tank sesi ile yeniden uyanmak zorunda kalabiliriz!

Hülasa; TSK da, CIA’nın Erdoğan eli ile hazırlamış olduğu bu “dört dörtlük buhran tablosu” karşısında, ulusal güvenlik ve huzur adına kucağında bulduğu “ihtilal”e sırtını dönemeyip, yönetime el koymak zorunda kalabilir.

Onun için altını bir kez daha çizerek söylüyorum, çok kritik günlerden geçiyoruz.

“Sivil ya da asker fark etmez, darbe yapmak ya da darbe hazırlığı içinde bulunmak Anayasal bir suçtur!”

Bu bakımdan Erdoğan ya “dokunulmazlığını kaldırtarak” yargıda aklanma yolunu tercih etmeli ya da CIA’nın altyapısını hazırladığı bir “ihtilal girişimi”ni önlemek adına, “darbe hazırlığı içinde bulunmaktan” dolayı tutuklanmalıdır.

Tüm Anayasal kurumları, bu kritik süreçte görevlerini yapmaya davet ediyorum.

Yol yakınken, “demokrasi testisi” kırılmadan herkes üzerine düşen görevi yapmalı!

Çünkü, kürede değişen konjonktür ile birlikte görünen köy kılavuz istemiyor.

Her şey, görmek isteyen için çok net olarak gözüküyor ve de anlaşılıyor.

Ezcümle, 20 Şubat 2007 tarihi ile Başkent Ankara’nın içinden geçmekte olduğu “kıldan ince kılıçtan keskince” durum, “derin dilemma”nın hülasası budur.

Sevgiler

 

Hayrullah Mahmud 

20 Şubat 2007

ALATURKA AİLESİ ÜYELERİ NE DİYOR?