2007 Rüzgarı III?!

2007 RÜZGARI III / “DELİĞE SÜPÜRMEYİN KULLANIN” RİCASINDAN ÖNCEKİ, CIA’NIN 2007 TÜRKİYE SENARYOSU: CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMLERİ ÖNCESİNDE CEM UZAN’I KENNEDY (JFK) GİBİ VURACAKLAR, ERDOĞAN’I DA ASKERE İHTİLAL YAPTIRIP MENDERES GİBİ ASTIRACAKLAR?!

 

2007 Rüzgarı III?!

 

Paris’te son tango!

https://www.haberturk.com/magazin/haber/506324-pariste-son-tango

(…)

Uzan kardeşler Paris’te buluştu!

https://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&ArticleID=987248&CategoryID=77

(…)

Erdoğan, Paris’te!

https://www.milliyet.com.tr/sarkozy-erdogan-in-davetini-kabul-etti/siyaset/haberdetay/08.04.2010/1222067/default.htm

(…)

Enron skandalı kahramanı öldü, Bush ’Üzüldüm’ dedi.

https://www.yorumla.net/ekonomi-borsa/4136-enron-skandali-kahramani-oldu-bush-uzuldum-dedi-7temmuz.html

(…)

 

…………………

 

 

CIA’NIN 2007 TÜRKİYE SENARYOSU: CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMLERİ ÖNCESİNDE CEM UZAN’I KENNEDY (JFK) GİBİ VURACAKLAR, ERDOĞAN’I DA ASKERE İHTİLAL YAPTIRIP MENDERES GİBİ ASTIRACAKLAR?!

 

JFK’dan CCU’ya?!

 

Zengin, yakışıklı, tuttuğunu koparan bir adamdı.

Uçağı, yatı, helikopteri, medyası, futbol takımı, parmağını şaklattığında yanıbaşında biten çok özel adamları vardı.

Cem Uzan, iki kişi hariç, hayatı boyunca hiç kimsenin ayağına gitmemiş, hangi kademede olursa olsun, herkesi ayağına çağırmış “milyar dolarlık egosu” olan küresel bir işadamıydı.

Türkiye’de “yeni ekonomi”nin güçlü patronuydu!

Bir gün siyasete atıldı ve her şeyini kaybetti.

Kurduğu parti, AKP iktidarının TBMM’de neredeyse “mutlak güç” olmasını sağlamıştı ama her ihtilal önce kendi çocuklarını yer kuralı, onlar için de değişmedi.

Onca güçlü ilişki ağına rağmen Uzan Ailesi’nin hayatı, Recep Tayyip Erdoğan’ın Meclis’e girmesinin ardından bir anda kabusa dönüştü.

Tatlı hayat bitmiş, yerini derin endişe dolu bir gerilim almıştı.

14 Şubat 2004, “Uzan Grubu” ve “Medyası” için bir dönüm noktası oldu.

Bu tarihten sonra, tüm Uzan Ailesi ve bazı çalışanları, bir anda kendilerini “The Game / Oyun” filminin senaryosunu aratmayacak türden, büyük bir maceranın içinde buluverdiler.

Baba Kemal Uzan ve kardeş Hakan Uzan yurtdışında (Ürdün) kaçak hayatı yaşarken, birileri Cem Uzan’ın Türkiye’de “rehin” bırakılmasına karar vermişti.

Peki, kimdi bunlar?!

Uzan Ailesi’nden ve Türkiye’den ne istiyorlardı?!

Cem Uzan’a siyasi parti kurmasını, zararına gazete basıp dağıtmasını, Fatih Çekirge’nin gruba yönetici olarak atamasına kim ya da kimler önayak olmuştu?!

Uzan Grubu’nu uçuruma sürükleyen gelişmelerin perde arkasında neler vardı?!

İşte bu ve benzeri sorulara cevap olabilecek birkaç satır…

(…)

KÜRESEL KONJONKTÜR ANALİZİ: Uzan Grubu operasyona uğrarken, kürenin içinde bulunduğu güç dengesi, maziyi aratır türdendi. Osmanlı İmparatorluğu yıkıldığı günden bu yana dünyada huzur diye bir şey kalmamıştı. Şöyle ki: I. Dünya Savaşı sonrasında İngiliz ve Fransızlar, Sykes Picot Anlaşması ile Osmanlı’yı önce 22 parçaya böldüler. Almanlar’ın bu sınırları tanımaması ile II. Dünya Savaşı başladı ve bizim Şark, Batılılar’ın adını Orta Doğu koydukları topraklarda, sınırları bugün dahi belli olmayan İsrail devleti kuruldu. Almanlar savaşı kaybetti. Ardından “soğuk savaş” başladı. Almanlar ikiye bölündü. Sadece Almanya değil, dünya sol ve de sağ olmak üzere iki ayrı kutuba ayrıldı. Batı’da keskin sol söylem öne çıkarken, radikal milliyetçi akımlar güçlendi. 1980’lerin sonunda SSCB’nin dağılması, iki Almanya’nın birleşmesinin ardından, kürede piyasa ekonomisinin sert rüzgarları esmeye başladı. Sözde aşırı serbestiyetçi rüzgarların arkasında, Batı’yı etkisi altına almış olan “Yahudi” ya da “küresel sermaye”nin aktörleri vardı. Devletlerin tamamıyla özelleştirilmesini, piyasanın şirketlere devredilmesini savunan bu “radikal liberal” anlayış, 12 Eylül askeri müdahalesi sonrasında Türkiye’de filizlendi; Özal döneminde kök saldı, Çiller döneminde güçlendi, Erdoğan iktidarında ise çiçek açıp, devleti ortadan kaldırma noktasına kadar ulaştı. Bu devletleri ortadan kaldırmaya yönelik “radikal liberal” akımı, fikri olarak dünyanın dörtbir yanında olduğu gibi Türkiye’de de eski sol, taze liberal aydınlar (!) savundu. Özetle, Osmanlı’yı bölüp parçalayan İngiltere’nin, 1980’li yılların ardından “devlet hakimiyeti”ni Thatcher döneminde, küresel sermayeye kaptırmasıyla birlikte, “üzerinde güneşin batmadığı imparatorluk” miadını doldurmaya başlamış oldu. Artık kürenin dörtbir yanını, özgürlükçü olduğu iddia edilen, “piyasa ekonomisi”ni savunan, her şeyin özelleştirilmesini, küresel sermayenin denetimine girmesini isteyen “Büyük İsrail” hülyaları kuran yeni bir güç sarmıştı. Dünya artık, bir sarmaşık gibi her yeri kaplayan, “Siyonizm”in gizli ya da açık “Yahudi sermayesi”nin güçlü rüzgarlarının etkisi altına girmişti. İngiltere’den ABD’ye, Fransa’dan Almanya’ya, Türkiye’den Rusya’ya kadar uzanan her yerde aynı rüzgarlar esmekteydi. ABD’yi kurup büyüten İngilizler olmasına rağmen, şimdi Beyaz Saray’ın, Pentagon’un, işdünyası ve ABD Merkez Bankası’nın kaptan köşkü radikal Yahudi’lerin eline geçmişti. Soğuk Savaş’ın sona ermesinin hemen ardından Yahudiler, yeni dünya düzenini kendi lehlerine tesis etmek için yola koyuldular. 2000’li yıllarda, Roma, Osmanlı, İngiliz İmparatorlukları’ndan sonra, şimdi de gündemde Galata Bankerleri’nin torunlarının vizyona soktukları “Büyük İsrail İmparatorluğu Projesi” vardı. Uzanlar böylesi bir ortamda yanlış yol tercihlerinin eseri olarak parçalandılar, battılar.

(…)

TÜRKİYE KONJONKTÜR ANALİZİ: Uzan Grubu operasyona uğrarken, Türkiye’nin içinde bulunduğu “manzara-i umumiye”ye gelince: Baba Kemal Uzan zamanında, grup devlet tarafından kollanmış, belli sektörlerde büyümesine izin verilmişti. Kemal Bey’in Demirel çizgisine yakın bir üslubu vardı. Kemal Bey, almadan vermenin Allah’a mahsus bir şey olduğuna inandığından, Demirel’in deyişi ile 4 almadan bir vermeyi düşünmez, aklının ucundan dahi geçirmezdi. Baba Uzan’ın devletten çekinen üslubuna karşılık, oğul Uzan’ın yeni ekonomi ile freni boşalmış devleti pek de ciddiye aldığı söylenemez. Baba Uzan için devlet, grup yatırımları için bir güvenceyken, Cem Uzan için hızlı büyümenin önündeki en önemli engeldi. Cumhurbaşkanı Özal’la, Başbakan Çiller’le, Mesut Yılmaz’la yaşanan derin polemiklerin perde arkasında, Cem Uzan’ın devlet ya da devletleri tanımaması ya da yeterince tanıyamaması, devletlerarası ilişkileri bilmemesi, devleti siyasi partiler ve/veya askeri kişiler ile bazı istihbaratçılardan mütevellit bir yapıymış zannetmesi yatmaktaydı. Oysa ki, Cem Uzan gibi milyar dolarlık işadamlarını kürede parasal güçlerine binaen pervasızlaştıran da, yine sistemin içindeki bürokratların ta kendileriydi. Yani şirketlerle iç içe geçen, o şirket patronlarının karşısında el pençe divan duran emekli ya da görevdeki cumhurbaşkanları, başbakanlar, bakanlar, istihbarat teşkilatı yöneticileri, sivil asker bürokratlardı! Kaldı ki, “Soğuk Savaş”ın ardından, tüm Batı’da devletler çökmüş, küresel sermayenin önünü açtığı işadamları ise devlet yöneticilerini etkileri altına almaya başlamıştı. Perde arkasında ABD ve AB’yi ele geçiren Yahudi sermayesinin olduğu küresel güçler, 11 Eylül terör eyleminin ardından Osmanlı topraklarında, 22 devleti kapsayan “post modern” bir dünya savaşının fitilini ateşlediler. Büyük İsrail Projesi’ni hayata geçirmek isteyen bu güçler, ABD’nin ordusunu, istihbarat teşkilatı CIA’yı ve medyasını kullanarak, sınırları yeniden çizmeye karar verdiler. Bunun için de Osmanlı’nın bakiyesi Türkiye’de, 28 Şubat Süreci’ni vizyona soktular. “28 Şubat Süreci”ni Türkiye’de planlayan Çevik Bir Paşa’nın daha sonra Erdoğan’la aynı fotoğraf karesinin içine girip, Yahudi düşünce kuruluşu JİNSA’dan ödül alması birçok giz dolu ilişkiyi özetlemeye yetecektir sanırım. “28 Şubat Süreci”nin ardından 1999 depremi, 2001 ekonomik krizi yaşandı! Mali sistem çöktü! Ardından 3 Kasım erken genel seçimleri gelip kapıya dayandı. Bu süreçte, AKP’yi iktidara hazırlayan CIA, Türkiye’de sermayenin tamamıyla dönüştürülmesini, “AB uyum süreci” adı altında devletin otoritesini yok eden yasaların Meclis’ten çıkartılmasını, özelleştirilecek ve de satışa çıkartılacak tüm yerli malların “Arap kılıfı geçirilmiş Yahudi sermayesi”ne devredilmesini öngörüyordu. Bu amaçla AKP, iktidara iliştirildi. 11 Eylül terör saldırısı sonrasında ABD burnundan soluyor ve intikam almak için zemin yokluyordu. Hiçbir devletin ya da devlet içindeki yapıların, Neo Con’lara o süreçte “Hayır” diyebilecek ne bir gücü ne de cesareti vardı. Wolfowitz’in patronluğundaki Pentagon, 11 Eylül’ü bahane ederek, içinde yaşadığımız bölgeyi yakıp yıkmaya hazır sözde öfkeli bir boğa görünümündeydi. Erdoğan ise Türkiye’de iktidara, “çorapları delik” adamdan aldığı icazetle iliştiriliyordu. BOP operasyonu sırasında, dünyada akacak Müslüman kanına karşı “Cuma Namazları” çıkışında ABD, İsrail aleyhine atılması muhtemel sloganları önlemek ise kendisinden beklenen “rutin görevler”den sadece birisiydi. Kaldı ki, Kemal Derviş’in olaylı ABD gezisinin ardından, Devlet Bahçeli’nin birinci parti olacağı umudu ile çünkü kendisine böyle anlatılmıştı, aldığı anlık karar sonrası, Türk halkı bir anda kendini erken genel seçim atmosferinin içinde buldu. Tam bu sırada “Uzan Grubu”, elinde bulundurduğu nakit merkezleri ile iyice şişmiş, ABD’li büyük şirketlerle (Yahudi sermayesi) hukuki sorunlar yaşamaktaydı. İşte tam bu sırada Uzan Ailesi’ne İngiltere’de danışmanlık hizmeti aldıkları bir düşünce kuruluşundan (IISS), “Erken genel seçime, bir siyasi parti kurarak katılmaları” yönünde bir teklif geldi. İngiliz danışmanlar, ABD karşıtı söylem ile  kuracakları partinin TBMM’ye girmesi halinde, “Anti-Amerikancı” vitrinlerine yaslanarak grubun sorununu daha rahat çözeceklerini iddia ediliyorlardı. Ne var ki, Uzan Ailesi önce bu teklife sıcak bakmadı. Ardından etkili ve yetkili birçok isim devreye sokuldu. Uzanlar’a başlarına bir şey gelmeyeceği konusunda “büyük güvenceler” verilmesinin ardından, aile meclisinde parti kurma kararı alındı. Sonrasında, zaten yıllardır politikaya atılmayı düşünen Cem Uzan, GP’nin karizmatik ilk genel başkanı oldu ve 72 günde partisini seçimlere sokmayı başardı. Normalde, Genç Parti’nin seçimlere katılması “hukuken mümkün değildi” ama “BOP operasyonu”nu yürüten güçler, bürokrasi içine “iliştirdikleri” kendi adamları üzerinden buna da göz yumulmasını sağladılar. Cem Uzan, elindeki medya gücünü ve grubun finansal imkanlarını kullanarak 72 gün gibi kısa bir sürede, BOP’çuların rüzgarını da arkalayarak, 7,2 gibi bir oy başarısı elde etmeyi başardı. Bu başarı, siyasi literatüre geçmeyi hak edecek kadar büyük bir başarıydı. Ne var ki, Uzan’a parti kurma aklını verenlerin istediği olmuş, GP seçimi kazanamamıştı! Ama kendisinden beklendiği üzere MHP’yi, DYP’yi, ANAP’ı, DSP’yi de TBMM’nin dışında bırakmayı başarmıştı. Gerçekte, 3 Kasım sürecinde, Uzan Ailesi böylesi bir amaç için kullanıldıklarının hiç farkında değillerdi. Aslında onlar, parti kurup grubun sorununu çözmeyi beklerken, sandıktan çıkan TBMM tablosu karşısında, başlarını daha da büyük bir belanın içine soktuklarını daha sonra anladılar. Hülasa; Erdoğan’ın, ABD Büyükelçisi Edelman’ın Ankara’ya ayak basar basmaz YSK’yı ziyaretinin ardından Jet Fadıl’ın yerine Siirt’ten Başbakan yapılması ile Uzanlar’ın çöküş süreci başlamış oldu. Artık Erdoğan Başbakan, Uzanlar ise Çeaş Kepez’e el konulmasının ardından “kaçak”tı! Cem Uzan’ın, Fatih Çekirge & Yılmaz Özdil’in star Gazetesi’ni yönettikleri o günlerde, Erdoğan’ı hedef alan ve manşet olan “Kalleş” açıklaması, seçim sürecinin perde arkasında yaşanan pazarlıklar hakkında fikir vermeye yetecektir sanırım. Uzan kullanıldığı ilk olarak o gün anladı. Ardından “Allahsız” açıklaması geldi. Uzan kadar, Erdoğan da bu sırada çok şaşkındı. O da nelerin olup bittiğini anlamaya çalışıyordu. Sanki görünmeyen bir el, kader birliği yapmış bu iki ismi kafa kafaya tokuşturuyordu. Ki, AKP, GP’nin oyları sayesinde en büyük parti olmayı başarmıştı ama BOP’çuların istekleri altında ezilmekte ve hatta adeta inim inim inlemekteydi.

(…)

UZAN GRUBU NEDEN OPERASYONA UĞRADI: Uzan Grubu, karma ekonominin olduğu bir ortamda büyüdü, dal budak saldı. Baba Kemal Uzan’ın grubu kurup büyütmeye çalıştığı dönemlerde, yapılan işlerde kar oranı yok denilecek kadar azdı. Cem Uzan’ın grubun yönetimine ve de kaderine el koyduğu dönemlerdeyse, bunun tam tersi bir tablo sözkonusuydu. Orta yerde özelleştirme ihalelerinden bal damlayan karlar, milyon dolarların bahşiş gibi havalarda uçuştuğu bir atmosfer vardı. Süreç çok zorlu geçiyordu. Dünyanın dörtbir yanındaki tüm devletler, nakit merkezlerini “küresel sermaye”ye kaptırmamak için “Yediemin” diye tabir edilen “yeminli işadamları”na aktarmaya çalışıyorlardı. Uzan Grubu da bu dönemde “özelleştirme ihaleleri”nden yüklüce bir pay aldı. Zamanla da grup, enerji, medya, cep telefonu, çimento vb gibi birçok “stratejik yatırım”ı bünyesinde toplayan bir “cazibe merkezi”ne dönüştü. Uzan Grubu başlarda, diğer gruplar gibi o dönem dünyayı yöneten İngiliz ya da Amerikan & İngiliz sermayesine yakın, onlar tarafından yönlendirilen bir gruptu. Burada, Uzan Medya Grubu’nun adının “Star” olması, grubun hangi “dış güç” ya da güçler tarafından “danışmanlık ücreti”ne binaen yönlendirildiği hakkında fikir verecektir sanırım. Cem Uzan’ın hayali, dünya çapında bir şirketin patronu olmaktı. Bu yüzden çok hızlı kararlar alıyor, gerektiğinde de çok acımasız olabiliyordu. O günlerde, bu hayalinin uzantısı olarak, aynı zamanda Vatan gazetesine manşet olan haberde de anlatıldığı üzere, dünyanın en büyük ikinci yatını ısmarlamakta bir sakınca görmemişti. Bu yönü ile Cem Uzan, Rus milyarder Abromoviç’e çok benziyordu. Uzan Ailesi’nin operasyona uğradıkları sırada atladıkları en önemli boyut, trilyon dolarlık şirketlerin patronlarının, Cem Uzan gibi hırslı, iddialı işadamlarını, kendi ideallerine giden yolda “Proxy/taşeron” olarak kullandıkları gerçeğiydi. Kaldı ki, dünyada piyasa ekonomisi, serbest rekabet diye bir şey de yoktu. Sadece belli sermayelerin geçiş üstünlüğü, dokunulmazlığı vardı, hepsi o kadar. Aslında bu küresel yutturmaca, “Büyük İsrail Projesi”ni hayata geçirmek isteyen güçlerin, dünyanın dörtbir yanında, gümrük duvarlarını aşmak için yaptıkları büyük bir illüzyondan başka bir şey de değildi. BOP sürecinde CIA’nın, Soros’un “Açık Toplum Vakıfları” üzerinden denediği “pembe, turuncu, turkuaz” vb devrimler hatırlanacak olursa, 2000’li yıllarda devletlerin “dolmakalem”le işgal edildiği, edilmeye çalışıldığı görülecektir. Cem Uzan da, alelacele kurup 3 Kasım 2002 seçimlerine soktukları GP ile BOP’çuların, özetle Türk Devleti’ni ve hatta diğer devletleri ortadan kaldırmaya çalışan bir ekibin, bilmeden değirmenine su taşımış oldu. Gerçekte çıraklığını yapmadıkları bir işin ustalığına soyunmaya karar verince Uzan Grubu parçalandı. Özetle, Uzan Grubu için şu söylenebilir: AKP iktidarında tüm devletleri yutmak için yola çıkan “küresel sermaye”nin, “trilyon dolarlık şirketler”in yürüttüğü “Enerji bazlı küresel operasyon”a uğradılar. CIA’nın dünyanın dörtbir yanını saran, sivil asker bürokratından medya patronu ve siyasi parti liderlerine kadar uzanan ağı içinde, yanlış elleri tutup, yanlış adamlardan yanlış akıllar alıp, yanlış yol haritasını takip ettiler. Yani ava giderken, daha büyük avcılar tarafından avlandılar. Ezcümle, siyasi partiyi kurmasalar dahi, ellerinde bulundurdukları “stratejik” sektörler ve kapalı devre çalışan “nakit merkezleri” ile operasyona uğramaları zaten kaçınılmaz gözüküyordu. Çünkü grup hızlı büyüyen ama paylaşmayı sevmeyen bir felsefeye sahipti!

(…)

UZAN VE ERDOĞAN ŞİMDİ NE YAPACAK: Şimdi gelinen nokta itibariyle, ortada Uzan Grubu diye bir grup kalmadı. Uzan Ailesi’nin şirketlerine el koyan AKP de, çöken BOP operasyonu ile birlikte tasfiye edilme sürecine girdi. Şimdi Türkiye bağlamında BOP operasyonunu düzenleyen “küresel güçler”, CIA ve CIA ile bağlantılı organizasyonlar üzerinden vizyona sokmaya çalıştıkları son senaryoda; “Türkiye’de, 12 Eylül 1980 ile 27 Mayıs 1960 karışımı bir ihtilal/darbe süreci var!” Her ne kadar TSK, Türkiye’de yeni bir askeri darbeye soğuk baksa da, BOP’çular bu noktada, sistemde biriken gazın boşaltılmasına izin vermeyerek, amaçlarına ulaşmayı planlıyorlar. Bunun için de “Cumhurbaşkanlığı seçimleri” öncesinde Erdoğan’a, bir yandan “Korkma arkandayız” mesajı verip Ankara’da ipleri gerdirmeye devam ederken, diğer yandan da “Türkiye’de kaos” fotoğrafını her geçen gün biraz daha netleştiriyorlar. Danıştay cinayeti, Hrant Dink suikastlerinin ardından, güvenlik bürokrasisinin zirvesine her gün yeni bir suikast ihbarı ulaşıyor. DYP Genel Başkanı Ağar ve Tarım Bakanı Eker suikast ihbarlarında olduğu gibi. Erdoğan’ın beynini yönlendiren çok özel danışmanları, Türkiye’deki baskı, şantaj ve sansürün dozunu her geçen gün biraz daha artırarak, hem AKP’yi kitlelerin gözünde daha da sevimsizleştiriyorlar hem de Erdoğan’ın eli ile Türkiye’de yeni bir ihtilal sürecinin altyapısını hazırlıyorlar. GP ve AKP’yi CIA perde arkalı aynı yerli-yabancı danışmanların yönlendirdikleri hatırlanacak olursa, son Ali Taran örneğinde olduğu gibi, AKP ve GP ayakta kalmak için danışıklı dövüş yapmak zorunda bırakılıyor. Erdoğan’ın yeminli muhalifi Emin Şirin şimdi Cem Uzan’ın dibinde siyaset yapıyor. Yani bu konsensus tablosuna göre, Erdoğan GP’ye Şirin’i, Uzan da AKP’ye Taran’ı vermiş oluyor! Erdoğan’ın Uzan’a biçtiği rol, 3 Kasım seçimleri öncesinde olduğu gibi muhalefetin oylarını bölmek, boşa çıkartmak, AKP’nin tek başına en güçlü parti olarak TBMM’ye girmesini sağlamak! Bundan her iki tarafından amacı, daha doğru deyişle “ortak menfaati”; Erdoğan “Cumhurbaşkanı seçilip” hakkındaki “Yüce Divan dosyaları”ndan kurtulmayı hedefliyor; Uzan da “Başbakan” olup kaybettiklerini geri almayı! Hem Erdoğan’ı hem de Uzan’ı “Kazan kazan” üzerine kurulu bu plana inandıran BOP’çuların amacı ise çok farklı: Onlar önce GP’nin oylarını sahte anketler üzerinden kademeli olarak yükseltip, hakim oldukları bürokrasi ve medya üzerinden kamuoyuna “Uzan geliyor” havasını yaymaya çalışacaklar, ki bu anlamda ciddi çabaları var. GP’nin yüzde 1’lerde sürünen oylarını yüzde 12’lere tırmandırıp, Cem Uzan’ı Erdoğan’ın üzerine saldırtmayı planlıyorlar. Erdoğan da bu “danışlıklı dövüşe” elinin altındaki “Başbakanlık” gücünü kullanıp, dışarıya korkmuş, ürkmüş hissini uyandıran cevaplar verecek. Sonrasında medyada arka arkaya çıkan haberler, yorumlar, manşetler derken, Türkiye’nin Kennedy’sini yani yerli JFK’yi, Erdoğan’ın hesap sormasından korktuğu Cem Uzan’ını vuracaklar! Kararan hava ve sistemde tavan yapan “gaz sıkışması” ile siyasi suikastlerden sanık bir iktidar için ihtilal ortamı tamamlanmış olacak. Görünen o ki, Erdoğan da Uzan da bu senaryoya göre rollerini oynamakta kararlılar. Filhakika, CIA bağlantılı ve AKP iktidarı “uzan”tılı “medya”da her geçen gün biraz daha GP haberleri tırmandırılıyor. Başkent Ankara’da dış güçlerin vizyona sokmaya çalıştıkları son senaryo bu! Bakalım 3 Kasım’da BOP’çuların tuzağına düşenler, bu defa aynı hatayı tekrarlayacaklar mı?! Erdoğan, yargıya gidip hesap vermeyi kabul edecek mi?! Uzan, TMSF ile anlaşma imzalayacak mı?! Vb!..

(…)

Ve…

Son olarak…

2007 yılı itibariyle, Doğan Grubu da, Ciner Grubu da “Küresel enerji bazlı operasyona” uğramaya aday medya grupları!

Kaldı ki, Doğan Grubu “POAŞ” üzerinden ilk darbeyi aldı bile!

Aydın Doğan Almanlarla resim vermeye çalışsa da sorun büyük!

Uzan’dan sonra sırada Ciner Grubu var.

Trilyon dolarlık şirketler, daha fazla kar elde etmek adına, Irak’ta olduğu gibi, “devlet”lerin denetimini, satın aldıkları bazı siyasi iktidarlar, sivil asker bürokratlar, medya grupları üzerinden yıkıp, yakıp ele geçirmek istiyorlar.

Bakalım bu defa Türkiye, 3 Kasım seçimleri öncesinde düştüğü tuzağa bir kez daha düşecek mi?!

BOP’çular da aynı kanlı nehirde ikinci bir defa daha yıkanmayı başarabilecekler mi?!

Ne dersiniz?!

 

Hayrullah Mahmud

22 Şubat 2007

ALATURKA AİLESİ ÜYELERİ NE DİYOR?