2010 Sonbahar Ankara’sı?!

2010 SONBAHAR ANKARA’SI /

 

PENTAGON’UN MESAJI: “TSK İLE İLİŞKİLERİMİZ ÇOK DERİN VE YOĞUN”

 

YA DA

 

2009 ABD İNSAN HAKLARI RAPORU: “ERGENEKON SİYASİ, MEDYA YANDAŞ”

 

VEYAHUT

 

ŞİFRE: “SEBZELERİ EKME VAKTİ GELDİ, TARLA İYİCE BELLENDİ”?!

 

2010 Sonbahar Ankara’sı?!

 

“Geç gelen bulutta, yağmur çok olur.”

Türk Atasözü

 

……………….

 

Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Bağbuğ’un, bol laflı, hardalsız, netice almaktan uzak, bir kısım “medya” üzerinden yaptığı “asimetrik gündem” değerlendirmesi bağlamında, derinliği olan birkaç izlenim satırı daha…

Öncelikle…

Birkaç enstantane:

(…)

İlker Başbuğ: “Fotokopiye belge mi deseydim! Değil ki!”

https://www.milliyet.com.tr/istifayi-hic-dusunmedik/fikret-bila/siyaset/yazardetay/15.03.2010/1211063/default.htm?ver=84

(…)

Aslan Güner: TSK bildirim hakkını saklı tutar!

https://www.milliyet.com.tr/-ihbari-bize-haber-vermemis-olmalari-benim-icin-onemli-/fikret-bila/siyaset/yazardetay/15.03.2010/1211373/default.htm?ver=46

(…)

İlker Başbuğ: Önyargı ile yazanı onurlandırmam!

https://www.hurriyet.com.tr/gundem/14107335.asp?gid=233

(…)

İlker Başbuğ: “Terörizm ekosistemin bir parçasıdır!”

https://www.askerhaber.com/genelkurmay/askerimiz-o-insanlarla-icice.html

(…)

Vaziyet analiz:

“AKP Medyası” ve/veya “F Tipi Medya”, “TSK sustuğuna göre demek ki, iddialar doğru” diye yayın yapıyor.

Bu yayınlar üzerine, Genelkurmay Başkanı Başbuğ basının karşısına geçip konuşuyor, bazı açıklamalarda bulunuyor.

Bu defa da, yine aynı çevreler, “Yargıya intikal etmiş bir konu hakkında konuşması doğru değil” diye ekranlarda yüzleri kızarmadan açıklama yapıyorlar.

Kim mi bunlar?!

Kim olacak, başta Mehmet Metiner, Ahmet Taşgetiren, Barlas, Ilıcak vb isimler.

Ne var ki, bu ortamda gerçek anlamda konuşması gerekenler, Erdoğan, Gül gibi isimler susup, bir kenardan yaşananları izlemeyi tercih ediyorlar.

Nitekim…

Bu anlamda Konfüçyus, “Kelimeler doğru değilse, kavramlar da doğru değildir. Kavramlar doğru değilse, mantık kurmak zor olur. Mantık karışırsa uluslar huzursuz olur. Uluslar huzursuz olursa, toplum düzeni bozulur. Toplum düzeni bozulursa, devletlerin varlığı tehlikeye girer” diye yıllar öncesinden, çok haklı bir uyarıda bulunmuş.

Tüm hakikatler orta yerde dururken, AKP iktidarında, TSK, “Olağan şüpheli” konumunda!

“Asimetrik psikolojik harekat operasyonu”na maruz tutulan kurum olarak “odak”ta!

Ki…

“Hukuki süreç”te, Savcı’nın “Deniz Feneri”nde koyduğu “yayın yasağı”na uyan o biçim medya, her nedense konu “asker” olunca görmezden gelmeyi tercih ediyor.

Kaldı ki, suçluluğu ispat edilene kadar herkes suçsuzdur.

Fakat, AKP & Gülen Medyası’nda bu en basit hukuk kaidesine uyan var mı?!

Yok!

Ahmet Taşgetiren gibi kibar, feminen sesli bir yazarın dahi TSK’yı töhmet altında bırakan üslubu da ortada!

Oysa ki, soruşturmanın en başında, köşeye sıkıştıklarında “hukuk”a atıf yapan F Tipi Medya mensupları, soruşturmanın gizliliği kuralına riayet etselerdi, şimdi bu kadar tatsız lakırdıya gerek kalır mıydı?!

Sözün özü:

Gelinen nokta itibariyle:

Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un üslubu netice almaktan uzak!

Siyasi iktidar ile fazla yüz / göz olmuş, “etkisiz eleman” konumunda!

Netice almak istiyor ise hafif bir senkron kayması var, biraz daha efor sarf etmesi şart!

Onurunu korumak için intihar etmek zorunda bırakılan bir Yarbay’ın, yürek donduran yumruk gibi cevabı orta yerde dururken, bu işin sorumluları hesap vermemişken, yeni onur intiharlarına kapı aralayan “titrek” bir üslup içinde konuşmak, açıklamalar yapmak kabul edile”bile”mez.

Velhasıl, bundan sonra yaşanacak “onur intiharları”nın sorumlusu Gül, Erdoğan ve Başbuğ üçlüsüdür.

Başbuğ bu üslubu ile “netice alamaz” ise “onur”u için “intihar etme” ve/veya çekilme sırasının kendisine geldiğini önemle hatırlatırız.

Nokta!

 

……………….

 

 

Bekir Coşkun haklı olarak soruyor:

“Ermeni soykırımı iddialarını kabul eden ülkelere niçin kızıyorsunuz?..”
Siz değil misiniz; Türk devlet güçlerinin her türlü melaneti (!) yaptığını ve yapacağını mahkemelerde kanıtlamaya çalışan?..
Şu aşağıdakiler, 1915′lerdeki Ermeni soykırımı iddiaları mı, yoksa 2010 yılında iktidar ve yandaşlarının kendi ordusu hakkındaki iddialar mı:
“Yüzlerce kişiyi asit havuzlarında erittiler…”
“Cesetler petrol kuyularında…”
“İnsan kemikleri çıktı…”
“Köyleri yaktılar…”
“Her yerde toplu imha silahları…”
“Büyük katliam…”
“200 bin kişiyi statlara dolduracaklardı…”
“İmha…”
“Camiye bomba…”
“Toplu katliam…”

Tüm bunlar bu ülkeyi yöneten iktidar ve yandaşlarının iddiaları… Ki çoğu Türkiye Cumhuriyeti yargısının önünde…
Kim hakkında?..
Türkiye Cumhuriyeti’nin ordusu hakkında…

O zaman niye yalanlayacaksınız Ermeni iddialarını… Silahlı gücümüzün her türlü melaneti (!) yapabileceğini siz kanıtlamaya çalışırken…
Ya da niye elin adamına kızıp küseceksiniz?..
Bir yandan 2010′da Türk’ün Türk’ü imhasını resmen kanıtlamaya uğraşırken, öte yandan 1900′lerde aynı şeyin Ermenilere yapılmadığını savunmaya çalışırken…
Söyler misiniz; çürütülen, yok edilen, bitirilen, batırılan bir ülkenin içler acısı hali değil midir?..

Ama ne yapacaksınız…
Çıkmaz sokaklarda kaybolduk…
Siz farkında olsanız da, olmasanız da…

https://www.ilk-kursun.com/2010/03/cikmaz-sokaklardayiz/

 

 

……………….

 

 

Quo Vadis?!

“FlashForward”…

Tarih, Eylül 2010…

Nehir kıyısından yazan Ertuğrul Özkök’ün köşesinden birkaç satır!:))

Sözde “Demokratik açılım”lar ve çöken ekonomi, sokakları işgal eden işsiz yığınlar arasında AKP Hükümeti kaybolmuştur.

İçte ve dışta köşeye sıkışmış, büyük İstanbul depremi ile adeta kerpiçten bina gibi yıkılmıştır.

AKP’nin “İngiliz merkezli” “Sıfır sorunlu dış politika” açılımı da, Batı ülkelerinden Türk Büyükelçilerini geri çekmesi ile son bulmuş…

“Yeni eksen” ise Hamas, Ahmecinecad, El Beşir, Yasin El Kadı, bazı Afrika ülkeleri olarak belirlenmiştir.

Ülke adeta yönetilemez haldedir.

Ortalığa saçılan yolsuzluk, vurgun, ihanet kayıtları da cabası…

Hava kurşun gibi ağırdır.

Hal böyleyken…

Bu anlamda, Hürriyet’in okurlarına verdiği “En Seçme Fıkralar” kitabının 114. sayfasından, “Kılık Değişikliği” başlıklı bir fıkra:

Erdoğan, Gül sokağa, insan içine çıkamaz haldedir.

Günlerden bir gün, Erdoğan, kapalı kapılar ardında durmaktan çok sıkılır ve tebdili kıyafet yapıp, halkın arasına karışma kararı alır.

Yaşlı bir kadının kılığına bürünür, başında örtü, elinde baston, gözünde kocaman bir gözlük, o sokak senin bu sokak benim der, turlamaya başlar.

Kimse tanımaz, mutludur.

Can güvenliği yerinde, insan içine çıkmanın verdiği mutluluk içinde dayanamaz, Fehmi Koru’nun evinin olduğu Boğaz kıyısına doğru emin adımlarla ilerler…

Karşı caddeye geçmesi ile bir anda karşısında etli butlu, sarışın, bacaklarında fileli çorap, ağzında sakız olan bir hanım ile yüzyüze gelir.

Bu sarışın hanım, “Nasılsınız Tayip Bey” diye sorar.

Erdoğan, mutsuz bir şekilde, “Kimse tanımadı, siz tanıdınız, nereden anladınız” diye sorma ihtiyacı hisseder.

Sarışın hanım, hafifçe eğilerek, “Abi çaktırma, beni tanımadın mı, ben Abdullah, Çankaya’ya kardeşim diyerek postaladığın Abdullah” der.

Nokta!:))

 

 

……………….

 

“Ermeni Soykırım Yasa Tasarısı”!

Art arda düşen “domino taşları” gibi dünya parlamentolarını dolaşmaya devam ediyor.

Türkiye’nin aleyhine işleyen bir süreç var.

Bazı okurlar soruyor, “Ne yapmalıyız?”

Birincisi, AKP devlet olduğuna göre AKP’nin sevk ve idare edeceği bir süreç bu!

İkincisi, karar tarihi değil, hukuki değil, siyasi!

Üçüncüsü, Ermeniler, Türkiye’yi küresel aksta köşeye sıkıştıracak kadar güçlü değil!

O vakit bir başka soru:

Bu işin perde arkasında ne var?!

Yüksek siyaset liginde hangi hesaplaşma sözkonusu:

Elcevap; perde arkasında İngiliz / Alman hesaplaşması yaşanıyor.

İngilizler, II. Dünya Savaşı sonrasında, “Yahudi soykırımı olmuştur” diye bir karar çıkartıp, Almanlar’ı uluslar arası kuruluşlar üzerinden köşeye sıkıştırdı.

Yani aldırttığı karar hukuki olmaktan ziyade siyasi idi!

Kaldı ki, günümüz dünyasında Yahudiler’in, Filistinliler’e yaptıkları ortada!

Fosfor bombası vs…

Ermeniler’in Azerilere yaptıkları da ortada!

Yani, bu açından bakacak olursak, Ermeniler de Yahudiler de soykırım yapmakta!

Bu bağlamda “Ermenilere soykırım yapıldı” iddiaları da, yenidir.

İngilizler ise Türkler’in böyle bir şey yapmadığını savunuyor.

Fransız istihbaratı üzerinden operasyon yapan Almanlar ise yaptıklarını iddia ediyor.

Neden, niçin, niye?!

Çünkü, art arda parlamentolardan çıkacak ve/veya çıkan bu karar üzerinden bir sonuca ulaşılacak:

Başta Yahudi soykırım iddiaları olmak üzere, tüm iddiaların görüşülme yeri siyasi arena değil, tarihin tozlu karanlık loş odalarıdır.

“Devletler oyunu”nda İngilizler, Almanlar’ı “jenosid” kararı üzerinden köşeye sıkıştırmıştı, şimdi Almanlar, İngilizler’i Ermeni kararı üzerinden köşeye sıkıştırdı.

İngiliz parlamentosunda da konu görüşülecek, oylanacak!

Sözün özü:

Neo Roma’nın içinde iktidar kavgası var!

Kaldı ki, Ermeni tehcir kararının perde arkasında da, Alman kurmaylar vardır.

Demem o deme değil, demem şu deme:

Şimdilik kaydıyla bu sorun, AKP’nin sorunudur.

Günü gelince, gerçek güç sahibi, masaya doğru kartları sürerek, bu sorunu çözmesini de bilir.

Günü gelince…

Ama şimdilik kaydıyla, AKP’ye birileri “One finger / tek parmak” ve/veya “orta parmak” göstermeye devam ediyor.

Nokta!..

 

 

………………..

 

 

28 Şubat süreci bağlamında “ateşli tartışmalar” yaşanmakta…

Şöyle ki:

Meral Akşener diyor ki:

Bugün, 28 Şubat’tan daha fazla hoyrat!”

https://www.hurriyet.com.tr/gundem/14072206.asp?gid=233

(…)

Hasan Celal Güzel diyor ki:

“Bugün yapılanlar hukuk içinde!”

https://www.hurriyet.com.tr/gundem/14083414.asp?gid=233

(…)

Hasan Celal’in “hukuk” dediği bu ise o vakit bir başka soru:

“28 Şubat’ın hesabını neden sormuyorlar?”

Ya da Çevik Bir, Çalık üzerinden Abdullah Gül’e danışmanlık yapıyor, Fatih Çekirge ise özel yazmanı!

28 Şubat süreci hukuksuz ise mahkemeler orada, kim neyin hesabını sormak istemiş ise gitsin sorsun!

Ya da hesap sormak isteyen çıkmış da kim elini tutmuş!

Özal zamanında ahlak abidesi kesilen Hasan Celal Güzel’i, AKP iktidarında anlamak mümkün değil!

Neyi destekliyor ne adına destekliyor, çıkarı nedir?!

Vs vs vs…

Çünkü hukukun, demokrasinin katledildiği bir sürece hukuki demek için insanın aklını peynir ekmek ile yemiş olması lazım.

Üzerinde asker kıyafeti olunca hukuk dışı, sivil kıyafet olunca hukuki zannetmek aymazlık!
Ki, Hitler de, Humeyni de karşı darbe yaparken “sivil kıyafet” ile iktidara gelmişlerdi.

Nokta!

 

…………………

 

 

Pentagon’un mesajı: TSK ile ilişkilerimiz çok derin ve yoğun!

https://www.hurriyet.com.tr/dunya/14083373.asp?gid=373

(…)

2009, ABD İnsan Hakları Raporu: Ergenekon siyasi, medya yandaş!

https://www.milliyet.com.tr/abd-2009-insan-haklari-raporu-nu-acikladi/dunya/sondakika/12.03.2010/1210349/default.htm

(…)

Dünya basın literatürüne AKP katkısı!

https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/14107227.asp?yazarid=148&gid=61

(…)

Fikret Bila: TSK’ya uygulanan baskı!

https://www.milliyet.com.tr/tsk-ya-uygulanan-baski/fikret-bila/siyaset/yazardetay/12.03.2010/1210247/default.htm?ver=56

(…)

Dünyada milyarder sayısı 1011’e çıktı, 3.6 trilyon dolarlık listeye Türkler damga vurdu!

https://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/14072049.asp

(…)

İsveç de 1 oy farkla soykırımı tanıdı!

https://www.hurriyet.com.tr/dunya/14083351.asp?gid=200

(…)

“One finger” krizi!

https://alaturkaonline.com/?p=2891

(…)

İsrail’de şimdi “suikast” reklam oldu!

https://www.hurriyet.com.tr/dunya/14072195.asp?gid=200

(…)

Sedat Ergin: Erdoğan, Obama’nın bileğini bükebilir mi?

https://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=14074728&yazarid=308&tarih=2010-03-11

(…)

ABD, Yunanistan’ı yedekliyor!

https://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/14071199.asp?gid=373

(…)

Cüneyt Ülsever: Dokunulmazlıklara dokunamayan yargı reformu olur mu?

https://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=14071444&yazarid=3&tarih=2010-03-11

(…)

Başyargıçtan Obama’ya salvo!

https://www.hurriyet.com.tr/dunya/14071537.asp?gid=200

(…)

Ertuğrul Özkök: Liboş şerhleri

https://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=14074985&yazarid=10&tarih=2010-03-11

(…)

Yalçın Doğan: Yanlış anlaşılmasın burası İtalya!

https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/14071262.asp?yazarid=91&gid=61

(…)

CHP’den AKP’ye dokunulmazlık resti!

https://www.hurriyet.com.tr/gundem/14077932.asp

(…)

MHP’den “Ak Yolsuzluk Raporu”!

https://www.mhp-adana.org.tr/duyurular_detay.asp?ID=239&baslik_id=1

(…)

Turhan Selçuk öldü

https://sanat.milliyet.com.tr/unlu-karikaturisti-kaybettik-/kultur/haberdetay/11.03.2010/1209948/default.htm?ver=8910

(…)

“O belgeler, bu bilgiler olmadan anlaşılmaz!”

https://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=14100496&yazarid=218&tarih=2010-03-14

(…)

 

………………………

 

 

Güncel bir başka not:

“Rakı mı şarap mı?!”

Geçen gün nehir kenarından yazdık, Ertuğrul Özkök ile şişeleri değiş tokuş yaptık ya, meraklı okur soruyor, “şarabın kalitesi nasıldı?” diye…

Hemen cevaplayalım:

Özkök, eski “asi”lerden, başkaldıran devrimcilerden…

Yazılarından da anlamış olmalısınız.

Evet şişesi pahalı bir şarap sözkonusu ama kamuflaj yapmış, içinde şarap değil rakı var.

Eski şişeleri atmamış, şimdi rakı için kamuflaj yapmak için kullanıyor.

Evet, şarap şişesinin içine rakı doldurmuş, susuz, sek içip demleniyor.

Yazılarındaki “Ne olacak bu devletin, milletin hali, nereye sürükleniyoruz” satırları da, şaraptan değil, rakının dayanılmaz cazibesinden kaynaklanıyor.

İşte buna “şarap” ile “rakı” arasındaki “sosyal yaşam” ve “duyarlılık farkı” denir.

“Şarap” ne kadar bencil, ne kadar hazcı, kendine dönük bir yaşam, zevk beğeni çizgisini yansıtıyor ise “rakı” bir o kadar halkçı, özgürlükçü, demokrat…

Toplumsal duyarlılığı artıran bir katalizör!

Sözün özü:

Özkök, şarapçı değil artık rakıcı!:))

 

………………

 

 

Güncel bir başka soru da şu:

“CHP ile ‘Havuz hesabı’ arasında ne türde bir bağlantı var?”

Birçok kişi havuz hesabının ne işe yaradığını bilmediği için kızar, öğrenmesek de olurdu, diye ilköğrenime, Milli Eğitim’e kızar.

Oysa ki, “havuz hesabı” çok önemlidir.

Bilmek şarttır.

Aksi halde, CHP’yi anlamanız mümkün olmaz.

Şöyle ki:

Misal, ne zaman CHP oy toplamaya başlasa, yani havuz su tutmaya başlasa, bir anda parti yönetimi sarsılır.

Hemen o malum soruyu sorar:

“Üç ayda havuza dolan şu kadar oy, aynı anda alttan kaç tahliye deliği açılır ise boşalır ve/veya kaç saat, kaç günde boşalır?”

Sözün özü:

CHP’den iktidar da olmaz, iktidar alternatifi de olmaz!

Fazla söze ne hacet!

İşte topladıkları oyları yine el birliği ile havuzdan tahliye etmiyorlar mı?!

Nokta!

 

………………….

 

 

Mahir Kaynak!

MİT’in Hocası!

“MİT Müsteşarı”!

Rütbesi “Korgeneral”!

MİT’ten emekli olunmaz, o da zaten emekli değil!
Nasıl CIA adına medya üzerinden kamuoyu oluşturan sözde emekli sözcüler var ise Mahir Kaynak da aynen öyle!

MİT adına gayr-ı resmi açıklamalar yapan, kamuoyunu yönlendirmeye çalışan bir istihbaratçı!

Aktif!

https://www.etkihaber.com/news_detail.php?id=27302

https://www.haberturk.com/polemik/haber/500073-mahir-kaynak-hepimizi-ihbar-etti-

Güncel tartışma şu:

“Mahir Kaynak, 12 Mart sürecinde ajan mıydı, yoksa ajan provokatör müydü?”

Kaynak’ı bugünkü popülerliği üzerinden değerlendirecek olursanız, 12 Mart günlerine dair kendisine büyük bir güç vehmetmek gerçekçi gelebilir ama bu da doğru olmaz!

Hadiseye şöyle bakmak daha gerçekçi olacaktır:

İstihbarat servislerinin yaptıkları operasyonlar çok karmaşıktır.

Hiçbir şey de göründüğü gibi değildir.

Bu bağlamda, şunlar söylenebilir:

Mahir Kaynak, 12 Mart’ta, darbe teşebbüsünü ortaya çıkartan istihbaratçı değildir; bilakis, MİT’in gerçek elemanı ortaya çıkmasın diye içeri bilerek konulmuş, sızdırılmış, iliştirilmiş, operasyon bitince harcanacak, deşifre edilecek, şaşırtmaca yapılacak eleman konumundadır.

Bu durumda cevabı aranması gerekli soru şu olmalı:

Mahir Kaynak süreci gerçek manada deşifre eden istihbaratçı değil ise darbe teşebbüsünü gerçek manada deşifre eden ve o ekip içinde bugüne kadar hiç deşifre olmadan saklanmayı başaran MİT’in gerçek elemanı kimdir?

Elcevap, Cemal Madanoğlu’nun arka planı ve ilişkilerini iyice bir mercek altına almak lazım, ki bu sizi doğru cevaba götürür.

Sözün özü:

Mahir Hoca, o gündür bugündür, deşifre edilmiş bir MİT görevlisidir.

O günkü kendisinin bilmediği ve daha sonra öğrendiği görevi ise Madanoğlu’nun deşifre olmasını önlemektir.

Bu bağlamda Mahir Hoca’ya haksızlık etmeyin derim, fazla güç vehmetmeyin, o bile yaşadıklarının arka planını bundan birkaç yıl önce Ankara’da öğendi!:))

Hülasa, MİT elemanları çoğu zaman neyi neden yaptığını bilmez, bazen ise gerçeği hiç öğrenemez, bazen de benzer örnekte olduğu gibi öğrenir!:))

Nokta!

 

………………..

 

 

Ve…

Son olarak…

2010 ilk çeyrek sonu “hasar raporu”:

(…)

Çıraklığını yapmadığın işin ustalığına soyunmayacaksın!

Aslan G.

(…)

“Sırrıma sakalımın bir tek telinin vakıf olduğunu bilsem onu yolar atarım.”

Fatih Sultan Mehmet Han

(…)

“Herkes kendi kaderinin demircisidir.”

Jeder ist seines Glückes Schmied

(…)

ABD, NATO, CIA, MOSSAD, MI6; AKP’nin eli ile Türkiye’de darbe, “ihtilal” şartlarını hazırladı.

Kimi okur ısrarla soruyor, “AKP iktidarında, işin sonu nereye gidiyor, darbe şartları ortada kalktı mı?”

Bu vb sorulara cevap olabilecek, Hürriyet’in okurlarına dağıttığı “En Seçme Fıkralar” isimli kitabın 87. sayfasından “Şifre” başlıklı bir fıkra:

II. Dünya Savaşı’nın iyice kızıştığı bir dönemde, cephede görev yapan bir asker karısından mektup alır:

“İzlanda’da eli iş tutar bir tek erkek bile kalmadı kocacığım. Tüm bağ bahçe kurumaya başladı. En iyisi tarlamızı ben belleyeyim.”

Kocası hemen yanıt yazar:

“Sakın ha tarlayı kazayım deme. Orada silahlar gömülü!”

Asker mektupları teslimden önce incelendiği için, bir manga görevlendirilip, adamın tarlasına silah aramaya gönderilir. Uzunca bir uğraşla kazarlar, ararlar, ancak ne silah vardır, ne de başka bir şey!

Adam bir hafta sonra karısına yeni bir mektup yazar:

“Karıcığım sebzeleri ekme vakti geldi. Ne de olsa tarla iyice bellendi.”

Sözün özü:

Sebzeleri ekme vakti geldi. Ne de olsa tarla iyice bellendi!”

Nokta!:))

 

Sevgiler

17 Mart 2010

Hayrullah Mahmud Özgür

ALATURKA AİLESİ ÜYELERİ NE DİYOR?