3 Y Sorunsalı?!

3 Y Sorunsalı. Hayrullah Mahmud Özgür yazdı.

“3 Y” SORUNSALI /

ÖZDEN ÖRNEK’İN “EMNİYET GÜNLÜKLERİ”

YA DA

“AK”IM DERKEN “BEN BUYUM” AÇIKLAMASI YAPAN BEŞİR ATALAY’DAN ERGENEKON İTİRAFI

VEYAHUT

SÜPER NATO’DAN AKP’YE “İRAN MUHTIRASI/UYARISI” VE/VEYA ABD’DEN ERDOĞAN, GÜL, GÜLEN ÜÇLÜSÜNE, İSTANBUL’DA “HAARP”, “DEPREM” HATIRLATMASI?!

3 Y Sorunsalı?!

AKP’nin “3 Y”si:

“Yolsuzluk”!

“Yoksulluk”!

“Yasaklar”!

İşte bu “3 Y”ye son vermek için AKP & Gülen tayfası, Atatürk Türkiyesi’nde “iktidar”a talip oldu.

Ne var ki, “Turkuvaz darbeciler” de iktidara gelince, “hipokrit” çıktılar.

Yani, iktidara gelmeden önce vaad ettiklerinin tam tersini yaptılar.

Kaldı ki, gerçek bir “Demokrasi”de de “olmazsa olmaz” sayılacak bir başka “3 Y” vardır.

Bu “Y”lerin, birbirinden bağımsız, özgürce hareket edebilmesinden elde edilen “sinerji”ye, gelişmiş ülkelerde “çağdaş demokrasi” tanımlaması yapılıyor.

Ne var ki, AKP & Gülen iktidarında:

“Yasama”!

“Yürütme”!

“Yargı”!

Baskı altında!

“Sivil dikta”, “sivil vesayet” rejimi ile karşı karşıyayız!

AKP, kendi dibacesinde yazan “3 Y”ye, yani “Yolsuzluk, Yoksulluk, Yasaklar”a son vereceğim derken, görünen o ki, yanlış “Y”lerin peşine düşmüş!

“Y”leri karıştırmış!

Bu durumda, gerçek bir “demokrasi”nin olmazsa olmaz “3 Y”lerinin geleceği hakkında ne düşünmeliyiz!?

O “Y”leri korumak adına nasıl bir çözüm üretmeliyiz!?

Elcevap: ?!

………………..

Flash… Flash… Flash…

Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek’in Emniyet’in tuvaletinde tuttuğu günce ele geçirildi!

https://www.milliyet.com.tr/firtina-ornek-ve-saygun-u-savcilik-birakti/siyaset/haberdetay/26.02.2010/1204198/default.htm

Tuvalet kağıtları üzerine yazılı o “günce”den kara mizah ürünü birkaç pasaj:

………..

(…)

İbrahim Fırtına ile beni aynı kanepenin üzerinde yatıyorlar! Rahatsızım! Endişe içindeyim. İbrahim Paşa, uyurken ayağını üstüme atıp, sarılmaya kalkınca tırsıyorum, ne olur ne olmaz! Yerimi Çetin Doğan Paşa ile değiştirmelerini rica ettim, bakalım ne olacak!

(…)

Polisler namaz vakti geldiğinde hep birlikte namaza duruyorlar. Bunda bir sorun yok! Ama Emniyet koridorlarını inleten takunya sesleri nedeni ile sabah ezanı vakti irkilerek kanepeden fırlıyorum.

(…)

Polisler okumuş, genç ama deneyimsiz çocuklar! Bizimle sıcak diyalog kurmaya çalışıyorlar! İbrahim Paşa’ya tanklar nerede, denizaltındaki bombalar nerede diye sormaya kalkışacak oldular, Fırtına “Yaban” gibi yeri göğü inletti:

“Yalaaaaaaaan söylüyorsun yalaaannnnnnn, ben ne karacı ne de denizciyim, havacıyım ulen havacı inanacaksın!” diye

(…)

Yaş ilerledi, prostat hepimizin ortak derdi, polisler tuvalette dahi rahat bırakmıyorlar! Tuvalet kapılarının arkasına, bizden önce gözaltına alınan Ergenekon sanıkları notlar yazmışlar: Bunu yazan Tosun, okuyan koysun diye! Ben de dayanamadım altına not düştüm: Yavrum Tosun, merkezdeyiz, olanları yerinde inceliyoruz! Stop!

(…)

Polisler, lafa yumuşak girip, “Darbe günlükleri” hakkındaki görüşlerimi almak istedi! Hemen edebi bir tartışma açıp, yazıdaki anlatım üslubunu beğenmediğimi söyledim. Bu defa gözümü korkutmak için, Tolga Örnek’in filmlerini non-stop izleterek bana işkence edebileceklerini ima ettiler, ürperdim! Polisin işkence tekniğinde mesafe aldığını gözlemledim!

(…)

Ergin Saygun Paşa, yeni nesil Türk subaylarından! Hepimizden fazla okumuş! Kültürlü! Uykusunda dahi felsefi tartışmalar sayıklıyor, Hamlet’ten pasajlar naklediyor! Tüm paşalar Ergin Paşa’nın uyumasını bekliyoruz ki, yeni bir şey dinleyelim, öğrenelim! Ne var ki, uykusunda dahi elleri boş durmuyor! Ya kanepenin ya da masanın cıvatalarını kurcalıyor! Düşüncem odur ki, bu kadar komutanı ağırlamış bir Emniyet binası 4-5 şiddetindeki bir İstanbul depremine dayanamaz, yıkılır! Bizi sorgulayan polislerin enkaz altında kalacak olmasından dolayı üzgünüm! Hepsi de genç okumuş çocuklar!

(…)

Yasalara göre, bizi Başsavcı ya da yardımcıları dışında kimse sorgulayamaz! Ne var ki, İbrahim Paşa’nın “Yalaaaaaaaannn söylüyorsun yalaaaaaaaaaaann” diye attığı naraları, tokat şaklatmalarını duyan başta Başsavcı olmak üzere, yardımcıları hepsi arazi olmuşlar! O yüzden üç gün Emniyet’te geçirmek zorunda kaldık!

(…)

İbrahim Paşa sürekli sıkıştırıyor, “Açıkla len, günlükleri sen mi yazdın, bir şey yapmayacağım” diye yükleniyor! Endişe içindeyim!

(…)

Polisler genç ama aynı zamanda uyanıklar! Paşalar arasında yarışma yaptılar! Bize sıkılmayalım diye eski ihtilal bildirilerini okuttular! Yarışmayı İbrahim Paşa açık ara kazandı! Çetin Doğan Paşa, fazla kibar bir de tiz sesli! İncelse kopacak! Onun okuyacağı muhtıra ve/veya ihtilal metnini AKP dışında kim neden ciddiye alsın! İbrahim Paşa’dan tırstım!

(…)

Kendi kendime söz verdim: Dışarı çıkınca ilk yapacağım şey, benim yerime günce yazanı bulmak olacak! Erdoğan’ın oğluna çürük raporu verdik olmadı, oğlumuzun düğününe davet için Erdoğan’a davetiyeyi elden götürdük yine olmadı! Oğlanlar Çalık ile iş tuttuğu halde ben niye içerdeyim! Acaba diyorum, görevdeyken davetiye dağıtma işini, devletin bana tahsis ettiği makam aracı ile yaptığım için burada olabilir miyim?!

(…)

Çıkar çıkmaz ilk yapacağım iş Gülen Hoca’nın eteğine yüz sürmek olacak!

(…)

İbrahim Paşa, uzaktan bana seslendi, “Senin yüzünden buradayız, seninle çıkışta görüşeceğiz” diye! Acaba ne diyecek diye şimdiden meraklanmaya başladım! Endişe etmeli miyim?!

(…)

En iyisi siyasete atılmak AKP ya da BDP’den milletvekili olmak! Bak bu fikri iyi buldum! Aklımı seveyim! Hem Erdoğan gibi dokunulmazlığım olur hem de “fırtına”lardan sakınmış olurum!:))

(…)

…………………

Adı: Beşir!

Soyadı: Atalay!

Görevi: İçişleri Bakanı

Partisi: AKP!

AKP’nin Abdullah Gül kanadından!

Küresel aksta ise İngilizler’in safında!

İşte o Atalay, dün kendisi hakkında TBMM’de verilen gensoru görüşmesi sırasında “tarihe geçen” şu sözleri söyleyip kendini savunmaya çalışıyor:

“Habur’da ne olduğunu hepimiz biliyoruz. Gösteriler düzenleneceğini öğrenince Türk’ü aradım. Herkesin sorumlu davranmaya katkı vermesi konusu ele alındı. Türk ‘gideceğim önleyeceğim’ demiştir ama birçok şey önlenemedi. ‘Hâkimleri ayarladık’ cümlem yok diyorum ama anamuhalefet inanmıyor, sadece cezaevindeki bir kişiye inanarak, böyle muhalefet olur mu? Karalama kampanyası yürütenleri Allah’a havale ediyorum.”

https://www.milliyet.com.tr/gensoruda-yeni-soru-/siyaset/haberdetay/26.02.2010/1204184/default.htm?ver=03

Kıssadan Hisse: Eskiler boşuna iğneyi kendine çuvaldızı başkasına diye öğütlememişler! Hem İçişleri Bakanı olarak sana bağlı polisler ve/veya “F Tipi Polis”, Türkiye’nin Atatürkçü aydınlarını, komutanlarını “itirafçı”, “gizli tanık”, illegal ve/veya legal ses kayıtları üzerinden gözaltına alıp yaftalayacak, terörist muamelesi yapacak! O zaman ses çıkarmayacaksın! Aynı şey senin başına gelince de, “Neden benim değil de hapisteki bir teröristin lafına inanıyorsunuz” diye meclis kürsüsünden ağlaşacaksın! Olmaz böyle şey! Unutmayın ki, bu yolu siz açtınız sayın Bakan Atalay! Yeri gelmişken sormak farz oldu, bu kadar kibir, İslam’a yakışır mı sayın Atalay! Aslında sizin gibi kıblesini şaşırmış fanilere, “Tüü size” demek yaraşır ama o laf benim ağzıma değil, Arınç’ın ağzına, seviyesine daha çok yakışıyor! Allah’ın sopası yok, dedikleri bu olsa gerek! Nokta!

……………..

MI6 operasyonu!

Parola: “Adi: Başbakan”!

Bu parolayı yazan astsubay üstçavuş, askeri mahkemece tutuklanmış!

https://www.hurriyet.com.tr/gundem/13937957.asp?gid=233

Hem parolayı yazacaksın, hem de yazdığın bu parola kuş olup uçacak, Taraf’a manşet olacak!

Büyük iş!

Nasıl olmuş, niye olmuş!

Bilmem!

Bilemem!

Bildiğim bir şey var ise, AKP & Gülen Cemaati’nin beslediği ve/veya beslemek zorunda kalacağı adam sayısı gün geçtikçe biraz daha artıyor!

Nokta!

……………….

Ertuğrul Özkök, bugünlerde “nehir kıyısı”ndan yazılar yazıyor!

Bu kaotik ortamda, zor soruları kağıtların üzerine yazıp, şişeliyor, sonra da nehire bırakıyor!

Sevenlerini uyarmak isterim.

Her an için kendini de suya bırakabilir ya da pusuda bekleyen Fehmi Koru arkadan sessizce yaklaşıp suya itekleyebilir.

Veyahut, Fehmi Koru’yu Zafer Mutlu, Özkök’ün üstüne itekleyip, her ikisini iri cüssesi ile nehire süpürebilir!

Uyarmadı demeyin!

Mutlu’nun arkasında da bendeniz durduğuna göre, küçük bir dokunuşla ben de onu nehirle buluşturabilirim!

Mutlu kadar cüsseli olmasam da, dokunuşlarım çok güçlüdür!

Onun için diyorum ki; Özkök romantik adamdır, sürekli kendini şaraplar, yarı ayık yarı baygın halde dolaşır, farkında olmayabilir, sahip çıkın, ipini sağlam bağlayın ya da can yeleksiz nehir kıyısına oturtmayın, zamansız domino etkisine yol açmayın!:))

Hoş geldin başkaldırı!

……………..

Ve…

Son olarak…

2010 ilk çeyreğinde…

Enerji savaşları!

İstihbarat savaşları!

I. Dünya Savaşı’nın rövanş dalaşı!..

Klasik anlamda III. Dünya Savaşı!

“Post Modern” manada “IV. Dünya Savaşı” yapılıyor!

Yıldızlar (HAARP) Savaşı!

Hal böyleyken…

AKP, İsrail / İran arasında “net” tercih yapmak zorunda!

Fakat yapamıyor!

Olduğu yerde patinaj yapmaya, “suni gündem”ler üzerinden zaman kazanmaya çabalıyor!

Nokta!..

Sevgiler

27 Şubat 2010

Hayrullah Mahmud Özgür

ALATURKA AİLESİ ÜYELERİ NE DİYOR?