90 gramlık inci?!

90 GRAMLIK İNCİ /

 

“TÜRKLER, 1 MİLYON ERMENİ’Yİ KESTİ” İFTİRASINI ATAN ORHAN PAMUK’U, ÇANKAYA KÖŞKÜ’NDE AĞIRLAYAN ABD BAŞKANI OBAMA MIYDI

 

YA DA

 

PKK İLE PERDE ARKASINDA AHLAKSIZ PAZARLIK YAPIP, HABUR’DAN ELİNİ KOLUNU SALLAYARAK GEÇMELERİNE İZİN VEREN ABD DIŞİŞLERİ BAKANI CLINTON MIYDI

 

VEYAHUT

 

TSK’YA “ASİMETRİK PSİKOLOJİK HAREKAT” DÜZENLENMESİNE SEYİRCİ KALAN, KOMUTANLARI İSE BİR “TERÖRİST” GİBİ SABAHIN KÖR VAKTİ EVLERİNDEN TOPLATIP EMNİYET’TE KANAPE ÜZERİNDE YATIRTAN BAŞKOMUTAN HANGİ BAŞKOMUTAN?!

 

90 gramlık inci?!

 

“Dostunu ölçülü sev, günün birinde düşmanın olabilir. Düşmanına da ölçülü buğz (düşmanlık) et, günün birinde dostun olabilir.”

Hadis-i Şerif, Tirmizi

 

…………..

 

 

Sözde “Demokratik Açılımlar” üzerinden “90 gramlık inciler” peşinde koşturan AKP’nin hal-i pür melali bağlamında birkaç satır daha…

Hikaye bu ya…

Adamın biri bir tarlakuşu avlamış.

Kuş ona; “Beni tuttun ya, şimdi ne yapacaksın” diye sormuş.

Adam da “Kesip yiyeceğim” diye cevap vermiş.

Kuş, “Ben semiz değilim, ne etim var ne de budum. Ne seni doyururum ne de bir derdine derman olurum. Gel beni sal, ben de sana üç şey öğreteyim ki, beni yemenden senin için daha hayırlıdır. Ama birini elinde iken, diğerini ağacın dalına konduğunda, sonuncusunu da yükseldiğimde söylerim” demiş.

Adam, “Peki söyle bakalım” demiş.

Kuş adamın elinde iken “Elinden kaçırdığın şeye fazlaca üzülerek kendini helak etme” demiş.

Adam bu sözün ardından kuşu salmış.

Kuş uçmuş, ağacın dalına konmuş ve ikinci nasihatini söylemiş:

“Olmayacak şeylere inanıp bel bağlama!”

Sonra iyice yükselmiş ve adama, “Ey ademoğlu! Yazık sana, eğer beni kesse idin içimde 90 gram ağırlığında inci bulurdun” demiş.

Adam kuşun bu sözleri üzerine iyice hayıflanıp dövünmeye başlamış.

Sonra kuşa, “Peki söyle bakalım üçüncü nasihatin nedir” diye seslenmiş.

Kuş, “Sen ilk ikisini dinlemedin ki, diğerini söyleyeyim” demiş ve eklemiş:

“Sana elinden kaçırdığın şeye fazla üzülme dedim, üzüldün. Olmayacak işe inanma dedim, inandın. Benim içimde nasıl 90 gram inci olur ki, bütün tüyüm, et ve kemiğim o kadar gelmez!”

Sözün özü:

1- Aynı nehirde iki defa yıkanılmaz!

2- Doğmamış çocuğa don biçilmez!

3- Olmayacak şeylere inanıp bel bağlanmaz!

Hülasa, “Demokratik açılımlar” üzerinden, “Türk Demokrasisi”ne “kuş konduracaklarını” zannedenler bilmeliler ki, “Açılımlar”ın içinde inci minci yok!

Rap… Rap… Rap…

Nokta!

 

……………….

 

 

Bu bağlamda birkaç satır daha…

“Marifet”; “Ustalık, uzmanlık, hüner” manasına gelen bir kelime.

“Mağfiret” ise “Bağışlama, Allah’ın kullarının günahlarını bağışlaması” anlamında kullanılan bir sözcük.

Mağrifet” diye bir kelime yok.

Dikkatli okurlarım geçen günkü yazımda yer alan bu hataya haklı olarak dikkat çekiyor.

İlgileri için teşekkür ederim.

Eskiden olsa, bu tür durumlarda Fehmi Koru hemen topa girer, dilbilgisi hatasını büyük bir zevkle düzeltirdi.

http://yenisafak.com.tr/Politika/?t=05.03.2010&i=245005

http://yenisafak.com.tr/Yazarlar/?t=06.03.2010&y=FehmiKoru

http://yenisafak.com.tr/Yazarlar/?t=06.03.2010&y=TahaKivanc

http://yenisafak.com.tr/Politika/?t=06.03.2010&i=245181

Ben de hatamı kabul eder, onun ahlak bilgisi hataları üzerine birkaç kelime ederdim.

Ne var ki, bir süredir bu tür yan toplara girmiyor.

Kedi, fare fıkrasında olduğu gibi…

Peynir büyük, delik küçük, mesafe kısa, kesin bu işte bir iş var deyip, görmezden gelmeyi tercih ediyor!:))

Demem o deme değil, demem şu deme:

Başta, AKP’li Cumhurbaşkanı Gül olmak üzere, Başbakan Erdoğan, Dışişleri Bakanı Davutoğlu, F Tipi medya, “ABD Dışişleri Komitesi”nden “1 oy fark” ile geçen “Ermeni yasa tasarısı” bağlamında yeri göğü inletiyor.

Neden?!

Niçin?!

Niye?!

Bu kuru gürültüye anlam vermek mümkün değil!

Rap… Rap.. Rap…

 

………………

 

 

Sanki, “Ermeni”, “Kürt”, “Patrikhane”, “Yeni Anayasa” vb sözde “Demokratik Açılımlar”ın koordinatörü kendileri değillermiş gibi, “insan zekası” ile alay eden açıklamalar yapıyorlar.

Şöyle ki:

Şimdilerde ABD’ye dayılanan Abdullah Gül, “Türkler, 1 milyon Ermeni’yi 30 bin Kürt’ü kesti” iftirasını atması karşılığında, “Nobel ödülü” ile taçlandırılan Orhan Pamuk’u, Çankaya Köşkü’nde ağırlamadı mı?!

Yoksa biz yanlış biliyoruz, O. Pamuk’u Çankaya Köşkü’nde ağırlayan Gül değil de ABD Başkanı Bush ve/veya Obama mıydı?!

Ya da Habur’dan giriş yapacak PKK’lılar ile öncesinde “ahlaksız pazarlık” yapıp tutuklanmayacakları sözünü veren, teröristin ayağına mahkeme götüren ABD Dışişleri Bakanı Clinton muydu yoksa AKP iktidarının İçişleri Bakanı Atalay mıydı?!

Veyahut, terörle mücadele eden komutanlara “terörist muamelesi” yaptıran, kendi ordusuna karşı “asimetrik psikolojik harekat” düzenlenmesine seyirci kalan ABD Başkanı Obama mıydı yoksa “Türklere bir tek kürt kedisini dahi vermem” diye diklenen Talabani’yi “Camlı Köşk”te ağırlayan sözde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül müydü?!

Ne dersiniz!?

Bu anlamda peş peşe birçok soruyu sıralamak mümkün!

Kaldı ki, Köşk’te Demirel ya da Sezer vb bir isim otuyor olsaydı, vekaleten Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün mektepten arkadaşı Fehmi Koru bu tür soruları köşesinden açık seçik sormakla kalmaz, bir de üstüne üstlük kampanya başlatırdı.

Ancak…

AKP & Gülen iktidarında, kalemini iktidardan, güçlüden, vatana ihanet edenlerden yana kullandırdığı için şimdilerde “üç maymun”u oynayıp, mabadını büyütmek ile meşgul!

Sözün özü:

Konfüçyus, “Kelimeler doğru değilse, kavramlar da doğru değildir. Kavramlar doğru değilse, mantık kurmak zor olur. Mantık karışırsa uluslar huzursuz olur. Uluslar huzursuz olursa, toplum düzeni bozulur. Toplum düzeni bozulursa, devletlerin varlığı tehlikeye girer” der.

Bu bakımdan orta yerde duran çapraşık resme, basit bir “kelime hatası” deyip geçmek mümkün değil!

Eskiler, “Bir yalan eşittir binbir yalan” diye boşuna söylememişler.

Filvaki, Gül’ün arkadaşı Koru, yazımızın içine bıraktığımız peynir parçacığının peşine takılsa idi, kendisine biz de bu basit soruları sorup, cevaplarını neden merak etmediğini soracaktık.

Filhakika, Gül’ün Köşk’teki duruşu da yanlış, kullandığı kelimeler de!

Hülasa, madem, “matbuat”, “basın”, “medya” derken, şimdilerde “yandaş” olan “büyük medya”nın yazar-çizer tayfası, Gül’ün “çakma millici duruş”unun perde arkasında duran “gayr-i samimi duruş”u merak etmiyor, o vakit bu basit soruları yine biz soralım, kayda geçirelim dedik.

Ezcümle; “Mağfiret”!

Nokta!

 

……………

 

Ve…

Son olarak…

(…)

AKP Hükümeti, Nabucco’yu resmen imzaladı!

http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/12060579.asp

(…)

Mesut Yılmaz; “Mavi akım tercihim nedeni ile ABD beni devirdi!”

http://www.milliyet.com.tr/mesut-yilmaz-in-13-yillik-sirri/turkiye/sondakika/05.03.2010/1207390/default.htm?ver=65

(…)

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın aracına çarptılar.

http://www.haberturk.com/haber.asp?id=210892&cat=200&dt=2010/03/05

(…)

Yalçın Doğan: Gerçek enflasyon rakamı?

http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=14014796&yazarid=91&tarih=2010-03-05

(…)

Sözün özü:

Gerçekte hiç olmamış “90 gramlık inciler” peşinde koşturan AKP iktidarında yolun sonuna gelindi.

Hülasa, bu bahar çok sert geçecek!

Ezcümle, bu yaz da çok sıcak geçecek!

Rap… Rap… Rap…

Nokta!

 

NOT: Bir dostum aradı; “Yanlışın var, Ergun Bahan’ı Sabah’a genel yayın yönetmeni yapan Dinç Bilgin değildi, Hıncal Uluç’tu” dedi ve ekledi; “Senin köşeyi kapattırıp yerine Emre Aköz’ü getirten de yine Hıncal’dı hatırlasana!” Doğru! O dönemde gazetenin gizli genel yayın yönetmeni Hıncal Uluç’tu. Bu ayıp da ona yeter ya da bu ayıbı temizlemek yine ona düşer.

 

Sevgiler

8 Mart 2010

Hayrullah Mahmud Özgür

ALATURKA AİLESİ ÜYELERİ NE DİYOR?