1, 2, 3, 4, 5, 6, 7.. Onun yaşadığı yıl toplamı. Dile ne kadar kolay değil mi? YEDİ…

Bugün evlerine polis geldi. Evden polisle birlikte çıktılar. Gazeteciler vardı sokakta. Fotoğraf çektiler. Fotoğraf karesinde ve bu dünyada öylesine çaresiz ve zayıftı ki. Minicikti zaten, ama polisin şefkatli elinin altında omuzları öyle cılız, nasılda yalnız görünüyordu. Saçları dağınıktı. Oysa bayramın ikinci günüydü. Ellerini ne yapacağını bilemiyor, kolları omuzlarından sanki düşecekmiş gibiydi. Oysa bugün bayramdı. Ve bir çocuk bir bayram sabahı nasıl bu kadar üzgün olabilirdi ki?

İÇ İÇE GEÇMİŞ DRAMLAR

Az sonra öğreneceksiniz. Muhtemel kızıp, sinirlenecek ve “Bir ülke gerçeği” diyeceksiniz. Sinirlenin. Ancak, sonra azıcık düşünün. Çünkü, Adana’dan gelen bu haberde iç içe geçmiş dramlar var.
Adı bizde saklı 5 yaşındaki A, annesinden sürekli şiddet görüyordu. Bugün mahalledeki çocuklar A’nın yine dayak yediğine şahit olup, durumu ailelerine anlattı. Aileleri de polise. Polis işte böyle geldi A’ların evine. Sordular, “Kızım, annen seni dövüyor mu” diye. A, yanıt verdi: Evet, üvey annem beni çok dövüyor!

EL KADAR ÇOCUĞA YAPILIR MI

Şimdi sinirlendiniz değil mi? “El kadar kıza bu yapılır mı” dediniz belki de. Belki de, “Ah, Allah kimseyi anasından ayırmasın, üveye muhtaç etmesin” dediniz. Haklısınız, ayırmasın, etmesin. Ama, bu haberdeki iç yakıcı detaylar bu kadar değil. Yalnız ve güzel ülkemizin dertleri gibi derin ve iç içe geçmiş. Polisler, üvey annesini ve A’yı karakola götürdüler sonra. Orada, Üvey anne, “Ben onu dövmedim. Sadece kızıp söylendim” dedi. Bu kez, A’nın ifadesi alındı. Yeniden sordular: “Bak A, dayak yediğini, şiddet gördüğünü söyledin. Bu olanları babana anlattın mı?” “Hayır” dedi ve ekledi A, “Anlatırmıyım hiç!”
Şaşırdı kırk yıllık polisler, “Neden anlatmadın peki?”
1, 2, 3, 4, 5, evet beş yaşındaki A ne yanıt verdi biliyor musunuz. Aynen şunları söyledi:
“Üvey annem beni dövdüğü için babam da üvey annemi dövüyor. Babam onu çok dövdüğü için ben de söylemiyorum…”

POLİSLER ŞAŞIRIP KALDI

İnsanın boğazı düğümleniyor değil mi?

Herkesin herkesi dövdüğü, dövmeye çalıştığı, hakların peynir ekmek gibi yenildiği, masumların genellikle en büyük acıları çektiği, her yıl biraz daha güçlü bir şekilde “Nerede eski bayramlar” dediğimiz bu topraklardan bir haber ve üvey annesi babasından dayak yemesin diye dayak yediğini minicik bedeninde, ama kocaman yüreğinde saklayan A…

“Bir ülke gerçeği…”
Bazı haberler var, duyup gördüğümüzde ilk tepkimiz çoğu kez böyle oluyor. “Ülkemizin gerçeği” diyor ve saniyeler sonra kanıksadığımız binlerce kahredici bilgi gibi o da dipsiz kuyu halindeki toplumsal hafızamızda kaybolup gidiyor.
Niye peki? Niye bir ülke gerçeği deyip unutmaya bu denli hazırız!
O kadar çok ki, hangini birini hatırlayalım mı?
Bu işler eğitim sorunu, eğitim şart mı?
Devlet bu işleri düzeltsin mi?
Benim derdim başımdan aşmış mı?
Böyle gelmiş, böyle de gidecek mi?
Ya da en çok yaptığımız gibi, koskoca suskunluklar mı?

EVLİ EVİNE, A SEVGİ EVİNE!

Sonra ne mi oldu?
Karakola A’nın babası geldi. Eşinden “Art niyet olmadığı için” davacı olmadı. Üvey anne ile birlikte evlerine döndüler.
Milyonlarca büyüğünden en azından üvey annesinden, öz babasından daha duyarlı olan koca yürekli A ise, Adana’daki Sevgi Evi’ne yerleştirildi.
BİTTİ

ALATURKA AİLESİ ÜYELERİ NE DİYOR?