AB ipi?!”?!

EU_flag

AB ipi. Hayrullah Mahmud yazdı.

AB İPİ I / AB, 3 EKİM İÇİN ERDOĞAN’A “HAYIR” DEDİ YA DA PARMAKLARI SAYMAK VEYAHUT VİYANA VALSİ Mİ YOKSA PARİS’TE SON TANGO MU?!

AB ipi?!”?!

Yalçın Akdoğan, “Tarihe Düşülen Notlar” başlıklı eserinde, 17 Aralık 2004’te Brüksel’de AB ile ilişkileri tamamen kesmenin eşiğinden döndüğü o gecede, Başbakan Tayip Erdoğan’ın, “Kendi ipimi kendim çekerim, başkasına çektirmem” sözünün rol oynadığını iddia ediyor.

Bu anlamda kitaptan basına yansıyan bir pasaj:

“Erdoğan, ‘Dans ediyorlar, dürüst davranmıyorlar’ yorumunu yapıyordu. Erdoğan, ellerinden gelen her şeyi bu süreçte yaptıklarını ama Türkiye’nin milli çıkarlarından taviz veremeyeceğini belirtiyordu. Abdullah Gül, ‘Ya bize yok diyemedikleri için bu şartları öne sürüyorlar ya da 600 bin Rum’la Hıristiyan dayanışması yapıyorlar’ diyordu. Abdullah Gül’e göre AB, 30 senedir çözülmeyen sorunu fırsatçılıkla çözmeye çalışıyordu. Oysa, AB bunu kaldırabilecek bir siyasi cesarete sahip değildi. Erdoğan da bu düşünceyi şöyle dile getiriyordu: ‘Kendi ipimi kendim çekerim başkasına çektirmem.’…”

https://www.memurlar.net/haber/163715/

(…)

Erdoğan’ın danışmanı Akdoğan’ın “pembe dizi” hissi uyandıran satırları bağlamında, derinliği olan birkaç enstantane demeti daha yansıtayım…

……………..

AB, 3 EKİM İÇİN ERDOĞAN’A “HAYIR” DEDİ YA DA AKP’NİN KİRLİ İKTİDAR OYUNU?!

Kirli senaryo?!

“17 Aralık tarihi AKP için bir dönüm noktası oldu.

Erdoğan’ın Eş Başkanlığını yaptığı toplama parti duraklama dönemine girdi.

3 Ekim tarihi ise AKP için gerileme ve parçalanma dönemi olacak!”

Diye yazmıştım.

Ankara’da ve Brüksel’de şimdi 3 Ekim gerginliği yaşanıyor.

Türkiye’nin dörtbir yanında başlayan terör olaylarının perde arkasında saklı “kirli senaryo”yu merak ediyorsanız, bu yazıyı dikkatle okumanızı tavsiye ederim.

SESAR’ın analizini aynen yansıtıyorum:

SUÇ ÜSTÜ YAKALANDINIZ !

Formula 1 yarışlarından önce Türkiye gündeminde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın bazı aydınlarla “Kürt Sorunu”nu görüşeceği ve bunun ardından Diyarbakır’a bir gezi yapacağı haberleri düştü.

Başbakan kendilerine (haklı olarak) aydın denilmemesini isteyen bazı zevatla bir araya geldi. Türkiye’nin bir “Kürt Sorunu” olduğunu bölücü terör, Kullanılan Kürtler gibi kavramlar yerine bundan böyle Güneydoğu Sorunu’na “Kürt Sorunu” olarak (AKP hükümetince) adlandırılacağı kamuoyuna duyuruldu.

Daha sonra Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, bir başka ülkeye gezi yapılıyor havasına sokulan Diyarbakır’a gitti. Kendisini 600-700 kişi karşıladı. (Diyarbakır’daki tüm milletvekilleri AKP’li. AKP’nin tüm il ve ilçelerde teşkilatı var. AKP’nin milletvekillerinin il, ilçe yöneticilerinin çoluğunu, çocuğunu, eşini, dostunu, hısım akrabasını toplasanız, aşiretleri devreye soksanız meydanı herhalde 3-5 bin kişi doldururdu. Recep Tayyip Erdoğan’ı ve partisini, partisinin milletvekillerini, il ve ilçe başkanlarını kimsenin kaale almadığı açıkça görüldü. Bu konuyu ayrıca mercek altına alacağız.)

Aslında bunun böyle olacağı Recep Tayyip Erdoğan’ın dışındakiler tarafından biliniyordu.

Peki o halde oyun neydi?

Türkiye Formula 1 etkinliğini gerçekleştirecekti. PKK’nın bir terör eylemi yapması halinde beklenen gelir elde edilemezdi.

O halde ne yapılmalıydı?

Başbakan, Kürtler, PKK ve devlet kullanılmalı iyi bir senaryo ile olası bir eylemin önüne geçilmeli ve rant planları aksamamalıydı.

(İleride bugünün tarihini yazanlar, Başbakan’ın, Kürtler’in, PKK’nın ve Türkiye Cumhuriyeti devletinin kullanıldığı bu dönemin perde arkasını ortaya koyduklarında ne tanıdık bir oyuna geldiğimizi göreceğiz.)

AKP kulisleri senaryoyu anlatıyor: (Değerlendirmeler AKP’lilerden derlenmiştir.)

Hemen PKK’nın aparatları ile temas kuruldu. Eğer AKP iktidarı Güneydoğu Sorununu “Kürt Sorunu” olarak görürse PKK ve Kürtleri kullanan ülkelerin kontrolündeki silahlı gruplar Formula 1’de eylem yapmayacaklardı.

Devreye derhal medya sokuldu. Güneydoğu Sorunu için Recep Tayyip Erdoğan bazı aydınlarla görüşecekti.

Nitekim Recep Tayyip Erdoğan taraftarları, Formula 1 rantçılarının beslemesi aydınlar (!) başbakanla görüştü.

Olayın yapaylığı, kurgudaki acelecilik, seçilen aydınlar(!)daki soru işaretleri, Recep Tayyip Erdoğan’nın (kabak galiba benim başıma patlayacak hafif yan yatarak olaya mudahil olayım) oturuşu ve yüzlerdeki suçluluk ifadesi ve kullanıldığının farkındalığının verdiği rahatsızlık televizyon ekranlarından evlerimize döküldü.

Birileri Formula 1’deki olası terör algılamasını kullanarak Başbakan üzerinden “Kürt Sorunu” kavramını Türkiye gündemine oturtarak, devletin ezberini ve politikasını bozmuştur.

Sonuçta Kürtler, kendilerini kullanan devletler ve küresel tefeciler tarafından bir kez daha kullanılmışlar, kendilerine aydın(!) denilen zavallılar bu oyuna figüran edilmişler. Koskoca Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakan’ı ne döndüğü ve döndürüldüğünü bile bile çaresizlikten, mecburiyetten, borçluluktan ve yetersizlikten kaynaklanan arka planla açıkça ihanete zorlanmış, devleti, hükümeti ve milleti uyarmakla sorumlu olanlar ne yazık ki küresel tefecilerin Türkiye’deki aparatları tarafından teskin, telkin ve tehditle bloke edilmişlerdir. Bir Kürt devleti kurulursa yağlı bir post kaparım düşüncesi ile kölesi oldukları güçleri de dayanarak güya Kürtleri temsil iddiasında olan politikacı görünümlü kişilerin kullanılma durumları ile ayrı bir slayt ve dram.

Böylece Formula 1 Türk devletine ve milletine verdiği ağır tahribatla geride bırakıldı.

Peki elimizde ne kaldı? Emperyalistlerin kardeş arasına “Kürt Sorunu” diye soktukları nifak, kullanılmış bir Başbakan, kullanılmaktan artık tanınmaz hale gelmiş aydınlar, kullanılan Kürtler, kullanılan Kürt örgütleri, kullanılan güvenlik güçleri ve külü biraz daha alınan bir ateş.

Biz “Kürt Sorunu” “Güneydoğu Sorunu” kavgası yaparken, başkalarının eline ne kaldı?

Formula 1’den elde edilen milyonlarca dolar.

Yeni oluşturulan rant alanları

Her zaman kullanılabilecek Kürtler

Her zaman kullanılabilecek bir AKP hükümeti

Bir avuç küresel tefecinin oyuncağı medya

Bir sürü kullanılabilecek yeni malzeme

Bu Formula 1’in arka planı.

Şimdi gelelim 3 Ekim’in perde arkasına:

Müzakereler bilindiği gibi 3 Ekim’de başlayacaktı. Ancak AB üyesi ülkelerden ve AB bürokrasisinden gelen haberler 3 Ekim’de görüşmelerin başlaması için;

Türkiye’nin Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ni tanımasını,

KKTC’yi tasfiye etmesini,

Türk ordusunun doğal bir sonuç olarak Kıbrıs’tan çekilmesini,

Rum Patriği’nin Ekümenikliğinin kabulünü ve bu kapsamda ikinci bir Vatikan’ın oluşturulmasını,

Anayasanın federalizme uygun hale getirilmesi için hükümetin bir deklarasyon yayınlamasını, şart koşuyordu.

AKP iktidarı AB’nin bu isteklerini kabul etmeyi istiyordu, ama millet ile seçmen arasına sıkışıp kalmıştı.

Ayrıca, AB’nin isteklerini AKP iktidarı yerine getirse Türkiye’de ne olacağı kestirilemezdi.

Bu karanlık tablo iyice koyulaşırken Başbakan ve Dışişleri Bakanı İtalya’ya gittiler ve geldiler:

Her iki zata İtalya’da 3 Ekim’de müzakerelere oturulamayacağı açıkça anlatıldı.

Dönüşte Recep Tayyip Erdoğan medyanın önüne çıkıp başka taviz verilemeyeceğini çok Kasımpaşalı bir eda ile vurguladı. Bazı köşe yazarlarını da haddini bildirdi. AB’den kırmızı kart görülmesi halinde Ankara kriterlerine dönüştürülen Kopenhang Kriterleri ile yolumuza devam ederiz, dedi. Yine parmakları ile mikrofonların ardından biraz çekingen bir şekilde milleti tehdit ederek,

“Zaten bir süreden beri AB’den 3 Ekim’de müzakereler başlayamaz, bir çare bulun” diyen Recep Tayyip Erdoğan’nın yakın dostları Schröder, Blair, Berlusconi ve diğer Abdullah Gül’ün yakın dostları yine bir çuval inciri berbat etmişlerdi.

Başbakan’ı ve Dışişleri Bakanı bu mesajların ciddiyetini algıladıkları andan itibaren PKK’nın aparatları ve Kürtleri kullanan ülkelerin Kürtleri intifadayı andırır eylemlerle ortaya çıktılar.

Başbakan ve Dışişleri Bakanı İtalya’dan döndükten sonra AB’nin içinde Kürtleri kullanan ülkeler ve PKK’nın aparatları dün (4 Eylül) itibarı ile tüm ülkeye yayılacak eylemlerin düğmesine bastılar.

Yine AKP kulislerinde Recep Tayyip Erdoğan’ın çok yakın çevresinde konuşulanlara göre, yeni senaryo şöyle:

Kürtleri kullanan ülkeler, kontrollerindeki Kürtleri yeni eylem biçimleriyle sokağa dökecekler. Kamuya ait araçlar ve binalar hedef seçilecek.

PKK ve aparatları bu eylemlere destek verecek

AKP’nin içindeki bölücü unsura ait milletvekilleri DEHAP ve PKK ile Recep Tayyip Erdoğan’ın dolaylı mesajlaşmasını ve pazarlığını sağlayacak ve bazı milletvekilleri de AKP içinde ve Meclis’te süreci destekleyecek.

TBMM Başkanı Bülent Arınç sürece dahil edilerek “Kürt Sorunu” tahrikine ivme kazandırılacak. (Ne acıdır ki TBMM Başkanı ve TBMM oyuna alet edilmiş “Kürt Sorunu” vurgusu Arınç tarafından da pervasızca ve emanete ihanet edilerek TBMM’den seslendirilmiştir.)

Bazı yerlerde AKP’ye yakın bürokratların örgütlediği halk Kürtlere karşı kışkırtılacak ve ortamın iyice gerginleşmesi sağlanacak

Zaten bölücü teröre karşı infial içinde olan halk refleksel olarak bölücülere karşı tavır koyacak düşük yoğunluklu bir iç savaş yaşanacak.

Böylece Türkiye bir anda iç savaş resmi vererek istikrarsızlaştırılacak, olayların iyice büyümesi sağlanacak

PKK askeri ve sivil hedefleri daha yoğun vuracak

Sonuçta,

Ya ordu duruma müdahale edecek ya edecek, müzakereler ertelenecek

Ya da AB “Türkiye’deki düşük yoğunluklu iç savaş” sorununu bahane ederek müzakereleri erteleyecek.

Yani Formula 1’de oluşan uğursuz koalisyon bu sefer fiyasko ile sonuçlanan AB sürecini ve başlaması imkansız gibi görünen müzakerelerin rezaletini örtmek için devrede

Bu koalisyonun kimlerden oluştuğunun açıklamadan önce, son dönemde tırmanan PKK terörünün ardında AKP iktidarının gölgesini teşhis ettiniz mi diye sormak gerekiyor.

Bu koalisyon,

Kürtleri kullanan AB üyesi ülkelerden

Küresel tefecilerden

Kullanılan Kürtlerden (DEHAP, PKK ve diğerleri)

AKP içindeki bölücü unsurlar vasıtasıyla bölücü örgüt ile dolaylı anlaşma içinde olan Recep Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül ve Bülent Arınç’dan oluşuyor.

Şimdi bu koalisyon AKP’nin tüm fiyaskolarını (AB, ekonomi, Kıbrıs ve diğerleri)

Askeri müdahaleye zorlayarak, ordunun üzerine

İç savaş başlatarak (yine askere müdahaleye zorlayarak) ana etnik anarşinin üzerine

AB’nin eline düşük yoğunluklu iç savaş kozu ile müzakereleri erteleme bahanesi hazırlayarak, asayişi sağlayamayan devletin üzerine

AB fiyaskosunu ortalığı karıştıran Kürtlerin üzerine atarak örtmek istemektedir.

Oyun çok açık:

 Tam müzakereler başlayacaktı, ordu müdahale etti,

 Tam müzakereler başlayacaktı, Kürtler ayaklandı,

 Tam müzakereler başlayacaktı, Türkiye karıştı,

 Tam müzakereler başlayacaktı, demokrasimiz kirletildi

Bu yüzden AB ile müzakerelere başlamadık, AB müzakereleri askıya aldı, diyerek fiyaskoyu,

Ordunun,

Kürtlerin

AB üyelerinin

Milliyetçiliğin üzerine atmak isteyen bir hükümetle karşı karşıyayız.

Evet Recep Tayyip Erdoğan

Evet Abdullah Gül

Evet Bülent Arınç

Evet Hükümet, artık oyununuz deşifre olmuştur.

Bu halin izahını Yüce Divan’da vermek ve aklanmak zorundasınız.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı görev başına

Türkiye Cumhuriyeti Devleti bir avuç iş bilmezin oyuncağı olamaz.

Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’ni duvar süsü zannedenlere…

Saygılar,

SESAR

5 Eylül 2005

ALATURKA AİLESİ ÜYELERİ NE DİYOR?