AB ipi III?!

AB ipi III. Hayrullah Mahmud yazdı.

AB İPİ III / ATATÜRK TÜRKİYESİ, BU ÇERÇEVE BELGESİNE SIĞMAZ YA DA ONUR ÖYMEN’İN TBMM’DEKİ TARİHİ KONUŞMASI VEYAHUT AKP’NİN BRÜKSEL İLE YAPTIĞI “SATIŞ” PAZARLIKLARI?!

AB ipi III?!

Atatürk’ün Türkiye’si bu çerçeve belgesine sığmaz!

Onur Öymen’in Meclis TV (TRT–3)’de yayınlanmayan konuşmasının tamamı TBMM tutanaklarında…

İletişim Koordinatörlüğü (Ankara) – CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen TBMM Genel Kurulu’nda Dışışleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül’ü yanıtlarken Meclis TV’nin ( TRT – 3 ) canlı yayını kesildi. Öymen’in bir soru önergesiyle TBMM’nin gündemine getirdiği tkesinti nedeniyle kamuoyuna canlı olarak yansıtılamayan konuşma TBMM’nin tutanaklarında şöyle yer aldı;

CHP GRUBU ADINA ONUR ÖYMEN (İstanbul) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Sayın Dışişleri Bakanının müzakere çerçeve belgesiyle ilgili olarak Yüce Meclise ifade ettiği görüşler hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Meclis Grubunun görüşlerini ifade etmek üzere söz almış bulunuyorum; Yüce Meclisi saygılarla selamlıyorum.

Açıkça ifade etmek istiyorum ki, Sayın Bakanın biraz önce söylemiş olduğu hususları, verdiği bilgileri, hükümetin bu konudaki çalışmalarını ve değerlendirmelerini, biz, müzakere çerçeve belgesi sonuçlandırılmadan önce bilmek isterdik; ülkemiz açısından bu kadar önem taşıyan bir konuda, biz de, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, görüşlerimizi, katkılarımızı ifade etmek isterdik. Bu hükümetin döneminden çok daha önce başlamış olan ve bu hükümetin ömrünün yetişmeyeceği, bu hükümetten sonra da yıllarca devam edecek olan ve ülkemizin bir millî dava olarak kabul ettiği Avrupa Birliğine üyelik konusunda, biz, hükümetin, Yüce Meclise ve muhalefete daha fazla önem veren, daha fazla saygı gösteren ve Meclisin, muhalefetin görüşlerini öğrenmeye dikkat eden bir yaklaşım sergileyeceğini bekliyorduk; ama, ne yazık ki, böyle olmadı. Sayın Bakan diyor ki, bu bizim işimiz, biz koalisyon hükümeti değiliz ki sizinle bu konuda iş bitmeden bilgi paylaşmak zorunda değiliz ki; biraz önce öyle dedi yanlış anlamadıysam. Çok güzel…

Değerli arkadaşlarım, 2004 yılının aralık ayında Türkiye bir koalisyon hükümetiyle mi yönetiliyordu?! Nasıl oldu da, aralık ayında Brüksel’e gitmeden Sayın Başbakan, Sayın Genel Başkanımızı ziyaret etti, bilgi verdi, onun görüşlerini aldı; o zaman koalisyon muyduk biz?! (CHP sıralarından alkışlar) O zaman gösterdiğiniz dikkati niçin şimdi göstermediniz?

FATMA ŞAHİN (Gaziantep) – Zaman… Zaman…

ONUR ÖYMEN (Devamla) – Gerekçe olarak zamanın eksikliğini dile getiriyorsanız onu söyleyin…

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Zaman yoktu.

ONUR ÖYMEN (Devamla) – …ama, koalisyon olmadığımız için size bilgi vermek zorunda değiliz derseniz; sizin, biz, parlamenter demokratik rejimi biraz hafife aldığınızı düşünürüz. Acaba diğer aday ülkeler de böyle mi yapmışlardı; o ülkelerde de, efendim biz muhalefete bilgi vermek zorunda değiliz, meclise bilgi vermek zorunda değiliz mi denilmişti?! Dışişleri Bakanlığındaki çok değerli arkadaşlarım eminim ki biliyorlardır, belki fırsat bulup Sayın Bakana anlatamamışlardır; ama, bu vesileyle ben hatırlatayım; Hırvatistan, 2004 yılının aralık ayında iktidar ve muhalefet partilerini bir araya getirmiştir ve müzakere sürecini tartışmaya açmıştır ve sonucunda tüm siyasî partilerin ortak açıklaması olarak isimlendirilen bir tutum belgesini kabul etmiştir. O ülkeler muhalefete önem veriyor da siz niye vermiyorsunuz; siz niye vermiyorsunuz?

MAHMUT GÖKSU (Adıyaman) – Biz de veriyoruz.

ONUR ÖYMEN (Devamla) – Önem veriyorsanız, niçin bize bilgi vermediniz; niçin bizim görüşümüzü almadınız?

MEHMET SEVİGEN (İstanbul) – O zaman Amerika’yla pazarlık yapıyorlardı.

ONUR ÖYMEN (Devamla) – Ayrıca, mecliste de bu konu tartışılmıştır Hırvatistan’da ve Hırvatistan Cumhuriyetinin Avrupa Birliğine tam üyeliği hakkında müzakerelerin temel ilkeleri konusunda bir ortak meclis açıklaması yapılmıştır. O ülkelerde bu işler böyle yürütülüyor. Meclise getiriyorsunuz, mecliste tartışıyorsunuz, mecliste ortak karar alıyorsunuz, milletin görüşünü dünyaya yansıtıyorsunuz; demokrasi bu. Ama siz ne diyorsunuz, biz iktidarız, biz çoğunluğuz, istediğimizi yaparız, size hesap vermek zorunda değiliz, size bilgi vermek zorunda değiliz.

Değerli arkadaşlarım, bu yaklaşım, demokrasiye, rejime kuvvet kazandırmaz; zaaf getirir. Peki, bir tek Hırvatistan’da mı bu oluyor; hayır. Açınız, bakınız Polonya’da ne olmuş; 8 Eylül 1999, 16 Şubat 2000, işte, bu tarihlerde Polonya Meclisi genel görüşme yapmış. Genel görüşmede enine boyuna tartışmışlar Avrupa Birliği üyeliğini biz ne yapacağız, bunları görüşmüşler ve sonunda ortak açıklamalar yapmışlar.

Biz ne yapıyoruz; Cumhuriyet Halk Partisi olarak Meclis tatile girmeden bu Avrupa Birliğiyle ilişkilerimizin ulaştığı durum hakkında genel görüşme önergesi veriyoruz ve iktidar partisinin oylarıyla genel görüşme önerimiz reddediliyor. Üzülerek söylüyorum ki, eğer bir noktada bugünkü hükümetin bu politikaları yüzünden Türkiye Avrupa Birliğinin gerisindeyse, işte, bu noktada gerisindedir. Yani, demokrasiye önem vereceksiniz, parlamentoya önem vereceksiniz. Burası milletin sesidir. Bir konunun, bu kadar hayatî bir konunun parlamentoda görüşülmesinden kaçınmak nasıl bir demokrasi anlayışının ürünüdür.

Değerli arkadaşlarım, bizim Dışişleri Komisyonumuz var, haberi bile yok olup bitenden. Bizim Avrupa Birliği Uyum Komisyonumuz var, haberi bile yok. Karma Parlamento Komisyonumuz var, haberi bile yok. Böyle şey olur mu, bu komisyonların işi nedir?! Böyle bir dönemde bu konuları biz o komisyonlarda görüşmeyeceksek, ne zaman, hangi konuyu görüşeceğiz?! Parlamentoya hükümetin daha saygılı olmasını bekliyoruz ve hükümeti bu gibi konularda Meclise karşı daha ciddî olmaya, daha saygılı olmaya davet ediyoruz.

Peki, değerli arkadaşlarım, Meclise bilgi vermediniz, çok gizliydi. Muhalefete bilgi vermediniz, bu kadar gizli bilgileri paylaşamazdınız. Peki, kiminle paylaştınız bu bilgileri, kime bilgi verdiniz? Gazetelere bakıyoruz, televizyonlardan öğreniyoruz ki, Amerika Dışişleri Bakanıyla paylaşmışsınız. (CHP sıralarından alkışlar) Amerika Dışişleri Bakanına bilgi vermişsiniz, ondan görüş almışsınız, yetmemiş, ondan destek istemişsiniz ve Amerika Dışişleri Bakanlığı bizi desteklemek için Avrupa ülkelerine telefon etmiş, nüfuzunu kullanmış, mükemmel. Demek ki, siz, Amerika’ya verdiğiniz bilgileri Türkiye’den, Meclisten, muhalefetten saklamakta hiçbir sakınca görmüyorsunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, değerli arkadaşlarım, maalesef, hükümet, böyle cevap vermekte zorlandığı bir konu olunca veya başarılı olmadığı anlaşılınca bazı konularda, geçmişe atıfta bulunuyor. Geçmişte siz de böyle yapmıştınız… Geçmişte, bir kere anlattıkları doğru değil; ama, diyelim ki, bir an için geçmişte bir konuda bir hata yapılmış; bu, sizin bu konuda hata yapmanızı haklı gösterir mi, mazur gösterir mi?! (CHP sıralarından alkışlar)

Peki, biz geçmişe baksak, sizin yaptığınızı biz yapsak, geçmişte acaba bunlar ne yapmıştı, ne düşünmüştü diye bir araştırma yapsak, acaba ne görürüz?! Mesela, şöyle bir şey görürüz; size iki satırla okuyorum Meclis zabıtlarından: “Türkiye’nin Avrupa Birliğine giremeyeceği kesindir; bunu, Avrupalılar söylemektedir, Avrupa’nın önde gelen bütün politikacıları söylemektedir, Avrupalı filozofların hepsi söylemektedir; çünkü, Avrupa Birliği bir Hıristiyan birliğidir. Bunu biz söylemiyoruz…”

ALİ RIZA BODUR (İzmir) – Kim demiş onu?!

ONUR ÖYMEN (Devamla) – “Bunu, dünkü, Avrupa Birliğinin başındaki Delors söylüyor, dünkü İngiliz Başbakanı söylüyor, bunu Avrupa’da herkes söylüyor, herkes biliyor.”

Yüce Meclisin huzurunda, bu sözleri acaba kim söylemiştir dersiniz; biraz önce Yüce Meclise hitap eden Sayın Dışişleri Bakanımız Abdullah Gül söylemiştir. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET SEVİGEN (İstanbul) – Onur Bey, siz de o evrakı götürün verin Sayın Başbakan Yardımcısına!

ONUR ÖYMEN (Devamla) – Doğrusu biz değiştik dedikleri zaman…

ZEKİ KARABAYIR (Kars) – Bari kendi adamınızı dinleyin!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

ONUR ÖYMEN (Devamla) – Biz değiştik dedikleri zaman, bunu ciddiye almak istemiştik, gerçekten herhalde biraz değiştiler demiştik; ama, bu kadar çabuk değişeceğinizi biz de tahmin edemiyorduk.

Değerli arkadaşlarım, hükümet, Cumhuriyet Halk Partisine bilgi ulaştırmamıştır, özü budur. Efendim, biz size bilgi verdik de, evrakınıza teslim ettik de… Ne zaman; 5 Ekim günü. Aynı şehirde oturuyoruz, Sayın Bakan yurtdışına gittiği zaman, Lüksemburg’a gittiği zaman, acaba, kendisinin arkadaşları, yanındaki arkadaşları onun talimatıyla bize bir faks gönderemezler miydi, bir metin gönderemezler miydi; bu kadar zor mudur?!. İki gün mü, üç gün mü gerekiyor, Ankara’da hükümetten muhalefete bilgi yollamak?! Eğer yollasaydı, aynen 17 Aralıkta yaptığımız gibi, Sayın Genel Başkanımız, belki bir basın toplantısı düzenleyecekti, belki bu iş sonuçlanmadan Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini açıklayacaktı, devlete karşı, tarihe karşı görevini yapacaktı; bizi bundan mahrum ettiniz. Buna hakkınız var mıydı?! Bizi bilgisiz bırakmaya hakkınız var mıydı?! Bunu yaptınız. Sizi çok ayıplıyoruz. Sizi çok ayıplıyoruz. Bu kadar hayatî bir konuda Anamuhalefet Partisini, Meclisi bilgisiz bırakmanızı gerçekten ayıplıyoruz.

Değerli arkadaşlarım, bir şey daha söyleyeceğim. Yani, bunlar, gerçekten, bize üzüntü veren konular. Şimdi, Sayın Bakanın sağlanan bu sonucu, elde edilen belgeyi büyük bir başarı örneği olarak takdim etmek istediğini anlıyoruz; fakat, tavsiye ediyorum, ölçüyü kaçırmayınız. Hükümetin başka konulardaki büyük başarısızlıklarından sonra, belki bu konuda bir başarı kazanma ihtiyacı olduğunu anlayabiliriz; ama, ölçüyü kaçırmayın.

Kalkıp da, Sayın Bakan “bu, dünya için tarihtir” derse, bizi ciddiye almazlar, Türkiye’nin ciddiyetine kimse inanmaz; “bundan büyük bir olumlu hava olamaz, bu, dünyaya büyük bir hediyedir” derse, bu bizi büyütmez, küçültür. Nedir dünyaya büyük bir hediye olan; Türkiye’nin masaya oturması! Nasıl oturmuştur Türkiye masaya; belli koşullar koymuşlar, Türkiye bu koşulları yerine getirmiş ve bizi masaya oturtmuşlar. Yani, bu, dünyanın sonu gibi, dünya için büyük bir başarıymış gibi takdim edilir mi?! Yani, koşulları yerine getirmiş bir ülkenin, Türkiye’nin masaya oturması bir başarı olarak dünyaya takdim edilebilir mi?! Hangi ülke masaya oturmayı bir zafer olarak ilan etti?!

Değerli arkadaşlarım, biz, cumhuriyetin 82 yıllık döneminde çok büyük müzakerelere girdik; ama, hiçbir yerde masaya oturmayı dünyaya bir zafer gibi takdim etmedik, ilan etmedik, kendimizi küçültmedik. Biz, öyle bir ülkeyiz ki, değerli arkadaşlar, masaya oturtulmamızı bile bir zafer olarak kabul edeceğiz! Böyle şey olur mu?! Diplomaside marifet masaya oturmak değildir, masadan başarıyla kalkmaktır! (CHP sıralarından alkışlar) Siz masadan başarıyla kalkın, önce biz sizi kutlayacağız; ama, masaya oturduğumuz için, Türkiye’yi, böyle olağanüstü bir başarı kazanmış bir ülke gibi takdim etmek, bizi gerçekten rencide eder.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, bu sırada sevinenler yok mu, sevinenler var. Yani, çok sevinenler var hatta, belki de, haklı olarak sevinenler var. Kim onlar; mesela, Avusturya Başbakanı Schüssel. Son dakikaya kadar Türkiye’nin üyeliğini engellemek isteyen, Türkiye’ye özel statü verilsin lafını metne koydurmak isteyen Schüssel. Ne diyor Schüssel: “Bu metnin kabulünden gurur duyuyorum” diyor. Değerli arkadaşlarım, yani, burada bir tuhaflık yok mu?! Kıbrıslı Rumlar ne diyorlar; çok tatmin olduk diyorlar. Yunanistan, çok tatmin olduk diyor. Yani, hem bizi engellemek isteyen hem bize özel statü vermek isteyenler çok sevinecek hem de biz çok sevineceğiz; bu işte bir tuhaflık görmüyor musunuz?! Yani, gerçekten, halkımızın, Meclisimizin, sağduyusunu kimse hafife almasın, bu işte bir tuhaflık var.

Şimdi, değerli arkadaşlar, size şunu hatırlatacağım. Bu noktaya nasıl geldik, nereden geldik; bu noktaya şuradan geldik: 6 Ekim 2004 tarihinde Avrupa Birliği Komisyonu bir karar aldı ve bu kararda, maalesef, bizim açımızdan son derece olumsuz unsurlar yer alıyordu. Türkiye’yi tam üyeliğe değil, özel statüye götürecek hususlar yer alıyordu. Ne oldu iki saat içinde; Sayın Başbakan kalktı ve dedi ki bu son derece olumlu ve dengeli bir belgedir. Değerli arkadaşlarım, o anda siz mücadeleyi kaybettiniz. Bu kadar olumsuz bir belgeye siz olumlu derseniz, bunu düzeltmek için ne yapabilirsiniz, hiçbir şey yapamadınız. Aralık ayında zirve kararı çıktı, aynı şey var içinde, itiraz edemediniz.

Dayattılar, zorladılar, kabul ettirdiniz. Ondan sonra ne yaptınız; geldiniz Türkiye’ye, 17 Aralık kararları bir zaferdir diye ilan ettiniz, gündüz vakti havaî fişek attınız.

İBRAHİM ÖZDOĞAN (Erzurum) – Her zaman yaptıkları gibi!..

ONUR ÖYMEN (Devamla) – Sonra ne oldu, üç gün sonra, tam üç gün sonra, Avrupa Birliğine nota verdiniz: Bu metinde, zafer saydığınız metinde “çok büyük haksızlıklar var Türkiye’ye, düzeltin bunları” diyorsunuz, “üyelik hakkımızı sürekli olarak kısıtlayamazsınız” diyorsunuz, “düzeltin” diyorsunuz. Sonra ne oldu, düzeltildi mi; hayır düzeltilmedi. Bugün, elimizdeki çerçeve belgesi 17 Aralık kararının daha mı ilerisindedir; değerli arkadaşlarım, çok gerisindedir; huzurunuzda söylüyorum, bırakın ilerisinde olmayı, çok gerisindedir. Biz, hükümetten alamadık; ama, internet sitelerinden okuduk ve satır satır okuduk, kelime kelime okuduk, teker teker hepsini anlatacak vaktimiz yok; ama, biliniz ki, birçok noktada gerisindedir. 17 Aralıkta Kıbrıs’tan bahis yok, şimdi Kıbrıs’ta dayatma var. Diyorlar ki Kıbrıs konusunda: “21 Eylül tarihli karşı deklarasyonu okuyunuz.” Diyorlar ki: “Rum gemilerine limanlarınızı açmazsanız, uçaklara havaalanlarınızı açmazsanız sizinle müzakereleri başlatmayacağız.” Bu, bir müeyyidedir. Bu, ilerleme mi şimdi, bu ilerleme mi? Sonra ne diyorsunuz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Öymen, buyurun.

ONUR ÖYMEN (Devamla) – “Kıbrıs Rumlarını, Kıbrıs Rum yönetimini Kıbrıs hükümeti olarak tanıyacaksınız” diyor. Açınız bakınız, 5 inci madde “bunu bir an önce yapacaksınız” diyor, “bütün bunları 2006 yılında gözden geçireceğim” diyor. Dediği bu.

Demin Sayın Bakan okuyor burada metnini NATO’ya katılması, benzeri kuruluşlara katılması konusunda. Değerli arkadaşlarım, birbirimizi aldatmayalım, metin çok açıktır, 7 nci madde çok açık ve nettir, başka türlü anlaşılması da mümkün değildir. Dediği şu: “Mesela, bir Avrupa Birliği üyesi bir uluslararası kuruluşa katılmak istediği zaman, mesela, Kıbrıs NATO’ya katılmak istediği zaman, Türkiye, Avrupa Birliğinin genel eğilimine zaman içinde uyacaktır” diyor; yani, itiraz etmeyeceksiniz, sizden siyasî talep bu. Peki, açıklamada ne diyor: “Ama, tabiî, bu kuruluşların iç mekanizmalarını filan biz etkileyemeyiz.” Ya, ne diyecekti; yani, Avrupa Birliği, alacağı bir kararla, NATO’yu kuran Washington Anlaşmasını değiştirebilir miydi, veto hakkımı elimden alabilir miydi; gayet tabiî ki alamazdı; ama, sizden siyasî talepte bulunuyor “sen, bunu yaparsan, veto hakkını kullanırsan, benimle ters düşersin” diyor; mesaj bu. Şimdi, bu, bir başarı mı arkadaşlar?

Şimdi, buna benzer çok şey, hazmetme kabiliyeti, sindirme kabiliyeti…

Değerli arkadaşlarım, iki ayrı yerde söylüyor bunu, Kopenhag kriterleri sırasında, 93 zirvesinde bunun kullanıldığını biz de biliyoruz, bu tabirin ilk defa kullanılmadığını biz de biliyoruz; ama, açınız bakınız, üye olan ülkelerin çerçeve anlaşmalarına, çerçeve belgelerine bakınız; kaç tanesinde var bu hazmetme kabiliyeti? Niçin bizim metinde var? Niçin 2 defa var? Niçin Avusturya bu kadar memnun bundan? Bunun manası şu, hazmetme, sindirme kabiliyetinin manası şu, diyor ki: Siz, üstünüze düşen her şeyi yapsanız, bütün koşulları yerine getirseniz ve sonunda anlaşmayı imzalayacak duruma gelseniz bile, biz, Avrupa Birliği olarak veya bir Avrupa Birliği ülkesi olarak, eğer sizi sindirecek durumda değilsek, siyasî açıdan, ekonomik açıdan, dinî açıdan, kültürel açıdan sizi üye yapmayız ve bunu size izah etmek durumunda değiliz. Hangi koşullarda sindirilme kapasitesi olmayacak, bu belli değil. Bir tek yerde, bir tek belgede şunu demiyor, şu şu şu koşullar olursa, Avrupa Birliği adayları sindiremeyebilir demiyor. Tamamen keyfî. Sindiremiyorum dedi, bitti. Bitmiyor, yetmiyor.

Fransa, Anayasasını değiştirdi; diyor ki yeni Anayasa metninde, Türkiye gibi ülkeler bütün engelleri aşsa, her şeyi bitirse, üyelik anlaşmasını imzalasa yetmez diyor, Fransız Halkının onayına sunacağım diyor, halk oyuna sunacağım diyor.

Değerli arkadaşlarım 10 ülke girdi; hangisi için bunu yaptınız? Eğer, bu, demokratik bir yöntem idiyse, niçin başka ülkeler için düşünmediniz de Türkiye’ye sıra gelince düşünüyorsunuz? Biz, hükümeti uyardık, buna engel olun dedik. Bu bilgiler çıkınca, ben, bizzat Sayın Başbakana bir seyahatte söyledim, aman dedim, derhal bunu durdurmak için gayret sarf edin. Genel Başkanınız benden önce söyledi. Ne oldu; hiçbir girişim yapılmadı, yapıldıysa hiçbir sonuç alınmadı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Öymen, son bir dakikanız, buyurun.

ONUR ÖYMEN (Devamla) – Toparlıyorum efendim, toparlıyorum Sayın Başkan.

İSMET ATALAY (İstanbul) – Sayın Başkan, Bakan bir saatten fazla konuştu.

ONUR ÖYMEN (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, Avrupa Birliğinin ilginç bir belgesi var 6 Ekimde kabul edilen; bu, Türkiye’nin üyeliğinin de etki belgesi. İşte, bu raporda ilk defa buna atıfta bulunuyor. Bu bizim iç belgemiz diyordu, hayır diyorlar. Buna zorundasınız. Ne var içinde; Kürt azınlığı var, Alevî azınlığı var, Dicle ve Fırat üzerindeki barajların ve sulama sistemlerinin uluslararası denetime sokulması var. Şimdi bunlar metinde olanlar, bir de metinde olmayanlar var, onu da bir cümleyle söyleyeyim arkadaşlar: Diğer bütün aday ülkeler müzakere başlayınca vatandaşlarına vizesiz seyahat hakkı tanıdılar, Biz tanıyabildik mi; tanıyamadık. Bütün AB ülkeleri, çiftçilerine, Avrupa Birliği fonlarından yararlanma hakkı tanıdılar. Bizim için durum nedir? Belgede diyor ki: Hayır, tarımda Türkiye’ye sürekli kısıtlama yaparız. Bütün üye ülkeler, fakir bölgelerinin kalkındırılması fonlarından yararlanma hakkı elde ettiler. Biz ne diyoruz; hayır diyoruz. Bizim için diyorlar ki: Hayır, Türkiye’ye bu konuda sürekli kısıtlama getiririz.

Değerli arkadaşlarım, bunlar, gerçekten bizim için…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Öymen, lütfen…

ONUR ÖYMEN (Devamla) – Bitiriyorum, 1 dakika…

BAŞKAN – Teşekkür eder misiniz Sayın Öymen. (CHP sıralarından gürültüler)

İSMET ATALAY (İstanbul) – Bakan 1 saat daha fazla konuştu.

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) – 1,5 saat konuştu Dışişleri Bakanı.

BAŞKAN – Lütfen sayın milletvekilleri, Başkanlık Divanı…

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) – Bakanın söylemediklerini söylüyor Sayın Başkan; öğrenmiş oluyoruz.

ERDAL KARADEMİR (İzmir) – Sayın Başkan, bilgilenmeye ihtiyacımız var.

ONUR ÖYMEN (Devamla) – Sayın Başkan, müsaade edin, bir cümleyle, konuşmamı bitireceğim.

BAŞKAN – Sayın Öymen, buyurun.

ONUR ÖYMEN (Devamla) – Çok değerli arkadaşlarım, son sözlerimi söylüyorum: İktidardan ve onun destekleyicisi olan çevrelerden rica ediyoruz; lütfen, devletimizin itibarını ve haysiyetini ucuzlatmayınız; lütfen, ülkemiz için bu kadar haksızlıklar ve çifte standartlarla dolu bir belgeyi başarı abidesi olarak göstermeye kalkışmayınız. Şunu açıkça söyleyeyim ki, Atatürk’ün Türkiye’si bu çerçeve belgesine sığmaz.

Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, Türkiye’nin de Avrupa Birliğine tam ve şerefli bir üye olması için her türlü çabayı göstermeye devam edeceğiz; ama, şunu biliniz ki, hiçbir zaman, hiçbir koşul altında, ikinci sınıf, boynu bükük bir ülke olarak Türkiye’yi Avrupa Birliğine sokturmayacağız. Biz, bu yolda başımız dik olarak yürümeye devam edeceğiz.

Yüce Meclisi saygılarla selamlıyorum. (CHP ve ANAP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Öymen. (07.10.2005)

Onur Öymen / CHP Milletvekili, CHP Genel Başkan Yardımcısı

xxx

MÜZAKERE ÇERÇEVE BELGESİ

1. Müzakereler Türkiye’nin kendine özgü nitelikleri temelinde olacak ve hızı Türkiye’nin üyelik şartlarını karşılama yönünde kaydedeceği ilerlemeye bağlı olacaktır. Dönem Başkanlığı veya Komisyon, uygun gördüğü ölçüde, Konsey’i tam olarak bilgilendirecek ve böylelikle Konsey durumu düzenli olarak gözden geçirebilecektir. Birlik, kendi açısından müzakerelerin sonuçlanmasına ilişkin şartların yerine getirilip getirilmedigini en kısa zamanda kararlaştıracak olup; bu (karar) Komisyondan alınan ve Türkiye’nin 6. maddede belirtilen şartları yerine getirdiğini teyit eden raporun temelinde yapılacaktır.

2. Aralık 2004 AB Zirvesi’nde üzerinde mutabık kalındığı üzere bu müzakereler, Avrupa Birliği Antlaşmasının 49. maddesini temel almaktadır. Müzakerelerin ortak hedefi katılımdır. Bu müzakereler, sonucu önceden garanti edilemeyen açık uçlu bir süreçtir. Birliğin hazmetme kapasitesi de dahil olmak üzere, Kopenhag kriterlerinin tamamı dikkate alınarak, üyelik yükümlülüklerinin tümünü tam olarak üstlenmek durumunda olamadığı takdirde, Türkiye’nin mümkün olan en güçlü bağlarla Avrupa yapılarına tam olarak demirlenmesi sağlanmalıdır.

3. Genişleme, Birlik ve Üye Devletlerin içinde bulundukları devamlı oluşum ve bütünleşme sürecini güçlendirmelidir. Birliğin uyum ve etkinliğini korumak için gerekli her türlü çaba gösterilmelidir. 1993 Kopenhag Zirvesi Sonuçları doğrultusunda, Avrupa entegrasyonu, ivmesi muhafaza edilirken, Birliğin Türkiye’yi hazmetme kapasitesi gerek Türkiye gerek Birliğin çıkarları açısından göz önünde bulundurulması gereken önemli bir husustur. Komisyon, bu üyelik koşulunun karşılanıp karşılanmadığına ilişkin olarak Konsey tarafından yapılacak değerlendirmeye ışık tutmak amacıyla, Türkiye’nin üyelik perspektifinden kaynaklanan sorunlara ilişkin Ekim 2004 tarihli kağıdında yeralan tüm hususlar açısından değerlendirmek suretiyle, müzakereler sırasında bu kapasiteyi izleyecektir.

4. Müzakereler, Türkiye’nin 1993 Kopenhag AB Konseyi’nde kararlaştırılan ve büyük bir bölümü daha sonra Avrupa Birliği Antlaşmasının 6 (1), Maddesinde yer alan ve Temel Haklar Şartında ilan edilen siyasi kriterleri yeterli ölçüde karşılamış olduğu temelinde açılmaktadır. Birlik, Türkiye’nin; reform sürecini devam ettirmesini ve ilgili Avrupa içtihatı da dahil olmak üzere, özgürlük, demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan haklarına saygı ve temel özgürlükler ve hukuk devleti olmak yönünde daha da ilerlemek için çalışmasını; özellikle işkence ve kötü muameleyle mücadelede sıfır-hoşgörü politikası ile ilgili mevzuatı ve uygulama tedbirlerini pekiştirilmesini ve genişletmesini ve ifade özgürlüğü, ibadet özgürlüğü, kadın hakları, sendikal haklar da dahil olmak üzere Uluslararası Çalışma Örgütü (İLO) standartları ile azınlık haklarına ilişkin düzenlemeleri uygulamasını beklemektedir. Birlik ve Türkiye yoğun siyasi diyaloglarını sürdüreceklerdir. Bu alanlarda kaydedilen ilerlemenin geri dönülmezliğini temin etmek ve özellikle temel haklar ve insan haklarına tam saygı gösterilmesine ilişkin olarak tam ve etkin bir şekilde uygulanmasını sağlamak amacıyla, Komisyon’un 2004 ilerleme Raporu, Tavsiye Belgesi ve yıllık raporlarında atıfta bulunulan tüm kaygıları ele alacak şekilde Konseye düzenli olarak rapor sunmaya devam etmesi istenen Komisyon ilerlemeyi yakından takip edecektir.

5. Birliğin temelini oluşturan, özgürlük, demokrasi, insan haklarına ve temel özgürlüklere saygı ve hukukun üstünlüğü ilkelerinin Türkiye’de ciddi ve devamlı bir biçimde ihlal edilmesi halinde, Komisyon, kendi inisiyatifi veya üye devletlerin üçte birinin talebi üzerine, müzakerelerin askıya alınmasını tavsiye edecek ve ileriki bir dönemde tekrar başlatılması için şartlar önerecektir. Konsey, böyle bir tavsiye üzerine, Türkiye’yi dinledikten sonra, müzakerelerin askıya alınıp alınmayacağını ve tekrar başlatılmasına ilişkin şartları nitelikli çoğunlukla kararlaştıracaktır. Üye Devletler Hükümetlerarası Konferans’ta, oybirliği genel kuralına halel getirmeksizin, Konsey kararına uygun hareket edeceklerdir. Avrupa Parlamentosu bilgilendirilecektir.

6. Müzakerelerin ilerleyişini, ekonomik ve sosyal uyum ile 2. paragrafta atıfta bulunulan Komisyon raporları çerçevesinde Türkiye’nin katılım hazırlıklarında kaydettiği ilerleme yönlendirecektir. Bu ilerleme özellikle aşağıdaki koşulların ne kadar yerine getirildiği ile ölçülecektir: – Üyelik için aşağıda sıralanan yükümlülükleri ortaya koyan Kopenhag kriterleri; • Demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını ve azınlıkların korunması ve saygı görmesini teminat altına alan kurumların istikrarı; • İşleyen bir piyasa ekonomisinin mevcudiyeti ve AB içindeki rekabet ve piyasa güçleriyle başetme kapasitesi; • Siyasi, ekonomik ve parasal birliğe katılım ve müktesebatı etkin bir şekilde uygulamak için gerekli idari kapasiteye sahip olmak da dahil olmak üzere, üyeliğin getirdiği yükümlülüklerin üstlenilebilmesi yeteneği; – Türkiye’nin iyi komşuluk ilişkileri konumundaki koşulsuz taahhüdü ile süregelen sınır anlaşmazlıklarının gerektiğinde Uluslararası Adalet Divanı’nın yargı yetkisi de dahil olmak üzere, Birleşmiş Milletler Sözleşmesinde yer alan anlaşmazlıkların barışçı yollarla çözümlenmesi ilkesine uygun olarak çözümlenmesi yönündeki yükümlülüğü; – Türkiye’nin Kıbrıs sorununun BM çerçevesinde ve Birliğin kurucu ilkelerine uygun olarak kapsamlı çözümünün sağlanmasına yönelik sürekli desteğinin, kapsamlı bir çözüm için uygun ortamın yaratılmasına katkıda bulunacak adımların atılması da dahil olmak üzere, devam etmesi ve Kıbrıs Cumhuriyeti de dahil olmak üzere Türkiye ile AB üyesi devletler arasındaki ikili ilişkilerin normalleştirilmesi yönünde ilerleme kaydedilmesi, – Düzenli olarak gözden geçirilen Katılım Ortaklığı belgesinin uygulanmasi ve özellikle AB-Türkiye arasındaki gümrük birliği ile ilgili olanlar olmak üzere Türkiye’nin Ortaklık Anlaşması ve Ortaklık Anlaşması’nı tüm yeni AB üyesi devletlere genişleten Ek Protokolden doğan yükümlülüklerini yerine getirmesi…

7. Katılıma kadar geçecek olan süre zarfında, Türkiye’nin üçüncü ülkelere yönelik politikalarını ve uluslararası örgütlerdeki tutumlarını (tüm AB üyesi ülkelerin bu örgütlere üyeliklerini ve düzenlemelere katılımlarını da içerecek şekilde) Birlik ve üye devletler tarafından kabul edilen politikalar ve tutumlarla tedricen uyumlu hale getirmesi istenmektedir. 8. Katılım müzakerelerine paralel olarak, Birlik Türkiye ile yoğun bir siyasi ve sivil toplum diyaloğuna girecektir. Bu kapsayıcı sivil toplum diyaloğunun amacı özellikle Avrupa vatandaşlarının katılım sürecine desteğinin sağlanması düşüncesi ile halkları bir araya getirerek karşılıklı anlayışlan geliştirmek olacaktır.

9. Türkiye diğer tüm katılım müzakerelerinin sonuçlarını katılım anındaki şekliyle kabul etmelidir.

10. Katılım, Birliğin müktesebatı olarak bilinen ve Birliğin sistemi ve kurumsal çerçevesine bağlı hak ve yükümlülüklerin kabulü anlamına gelmektedir. Türkiye sözkonusu müktesebatı katılım anında olduğu şekliyle uygulamalıdır, öte yandan katılım, mevzuat uyumuna ilaveten, müktesebatın zamanlı ve etkin uygulanması anlamına da gelmektedir. Müktesebat sürekli olarak evrim geçirmekte ve aşağıdaki hususları içermektedir: • Birliği kuran Antlaşmaların içeriği, ilkeleri ve siyasi hedefleri; • Antlaşmaları takiben yürürlüğe giren yasa ve kararlar, Avrupa Adalet Divanı’nın içtihatları; • Kurumlararası anlaşmalar, kararlar, açıklamalar, tavsiyeler ve yönergeler gibi Birliğin kapsamı içerisinde kabul edilen bağlayıcı ya da bağlayıcı niteliği olmayan diğer hukuki işlemler; • Ortak Dış ve Güvenlik Politıkası çerçevesindeki ortak eylemler, ortak tutumlar, deklarasyonlar, sonuçlar ve diğer işlemler; • Adalet ve içişleri çerçevesinde mutabakata varılan ortak eylemler, ortak tutumlar, imzalanan sözleşmeler, kararlar, açıklamalar ve diğer işlemler; • Toplulukların, Toplulukların üye devletlerle ortaklaşa, Birliğin ve üye Devletlerin Birliğin faaliyetlerine ilişkin olarak kendi aralarında akdettikleri uluslararası anlaşmalar. Türkiye’nin, katılımdan uygun bir süre önce, müktesebatın Türkçe tercümelerini yapması ve katılım sonrasında AB kurumlarının uygun bir şekilde işlemesi için yeterli sayıda tercüman ve mütercim yetiştirmesi gerekmektedir.

11. Türkiye’nin bir üye ülke olarak benimsemesi gereken tüm hak ve yükümlükler; Topluluklar ve Türkiye arasında mevcut olan tüm ikili anlaşmaların ve Türkiye tarafından imzalanan ve üyeliğin yükümlülüklerine aykırı olan tüm uluslararası anlaşmaların geçersiz kılınması anlamına gelir. Ortaklık Anlaşması’nın müktesebattan ayrılan herhangi bir hükmü katılım müzakereleri sırasında emsal olarak kabul edilemez.

12. Türkiye’nin müktesebattan doğan hak ve yükümlülükleri kabul etmesi, müktesebata belirli uyarlamalar yapılmasını gerektirebilir ve istisnai de olsa katılım müzakereleri sırasında tanımlanması gereken geçici önlemlerin ortaya çıkmasına neden olabilir. Gerekli hallerde, müktesebata yapılacak belirli uyarlamalar, müktesebatın içeriğinde varolan ve müktesabatın kabulü sırasında, üye devletlerin uyguladıkları ilkeler, kriterler ve parametreler temelinde ve Türkiye’nin özellikleri göz önünde bulundurularak bir mutabakata varılır. Birlik, zaman ve kapsam açısından sınırlı olması ve müktesebatın uygulanması için açıkça belirlenmiş aşamalar içeren bir planın da mevcudiyeti koşuluyla Türkiye’nin geçiş tedbirlerine ilişkin taleplerini kabul edebilir. İç pazarın genişletilmesiyle bağlantılı bölümlere ilişkin olarak düzenleyici önlemler hızlı bir şekilde uygulanmalı ve geçiş dönemleri kısa ve az olmalı; geniş mali harcamalar dahil, kapsamlı çaba gerektiren önemli uyarlamaların gerekli olması halinde, devam eden, ayrıntılı ve bütçelendirilmiş bir uyum planının parçası olarak uygun geçiş tedbirleri öngörülebilir. Her hal ve karda; geçici düzenlemeler Birliğin kural ve politikalarıyla değişiklik içermemeli, bunların düzgün işlemesine engel oluşturmamalı ve rekabete ciddi mani teşkil etmemelidir. Bu bağlamda, Birlik ve Türkiye’nin çıkarları göz önünde tutulmalıdır. Uzun geçiş süreleri, derogasyonlar, özgün düzenlemeler veya daimi koruma tedbirleri, yani korunma tedbirlerine temel teşkil etmek üzere daimi olarak elde tutulan hükümler, tezekkür edilebilir. Komisyon bu tedbirleri uygun olduğu ölçüde kişilerin serbest dolaşımı, yapısal politikalar veya tarım gibi alanlardaki önerilerine dahil edecektir. Ayrıca, kişilerin serbest dolaşımının zaman içinde tesisiyle ilgili karar alma süreci, her bir üye devletin azami bir rol oynamasına imkan sağlamalıdır. Geçici düzenlemeler veya koruma tedbirleri, rekabete ve iç pazarın içleyişine olan etkileri açısından gözden geçirilmelidir. Katılım müzakereleri sırasında müktesebata ayrıntılı teknik uyarlama yapılması gerekmeyecektir. Uyarlamalar Türkiye’yle işbirliği halinde hazırlanacak ve katılım günü yürürlüğe girmelerini teminen uygun bir zamanda Birlik kurumları tarafından onaylanacaktır. 13. Uygulanabilir Malî Çerçevede, Türkiye’nin katılımının mali veçhelerine yer verilmelidir. Türkiye’nin katılımı önemli malî sonuçlar getirebileceğinden, müzakereler ancak 2014 sonrası dönemin Malî Çerçevesinin oluşturulmasından sonra ve buna bağlı olarak gerçekleştirilebilecek malî reformlardan sonra sonuçlandırılabilir. Her düzenleme, mali yüklerin tüm üye devletler arasında adil bir şekilde paylaştırılmasını sağlamalıdır.

14. Türkiye katılımından itibaren Üye Ülke olarak ekonomik ve parasal birliğe derogasyonla iştirak edecek ve Konseyin Türkiye’nin gerekli şartları yerine getirdiği yönündeki değerlendirme temelinde alacağı karar doğrultusunda, Türkiye Euro’yu millî para birimi olarak kabul edecektir. Bu alanda geri kalan müktesebat katılımla birlikte tam olarak uygulanır.

15. Özgürlük, adalet ve güvenlik alanları bakımından Avrupa Birliğine üyelik, Türkiye’nin katılımla birlikte, Schengen müktesebatı da dahil olmak üzere bu alandaki müktesebatı tam olarak üstleneceği anlamina gelmektedir. Bununla birlikte, sözkonusu müktesebatın bir bölümü, Konseyin, Türkiye’nin hazır olup olmadığına ilişkin olarak uygulanmakta olan Schengen değerlendirmesi temelinde iç sınırlarda kişiler üzerindeki kontrolleri kaldırma konusunda karar almasının ardından sadece Türkiye’de uygulanacaktır.

16. AB, nükleer güvenliğin tüm veçheleri de dahil olmak üzere çevrenin üst düzeyde korunmasının önemine işaret eder.

17. Müktesebatın tüm alanlarında, müktesebalı etkin olarak uygulamak veya gerekli olduğu takdirde katılımdan makul bir süre önce etkin bir biçimde uygulamaya muktedir olmak amacıyla Türkiye, hem ulusal hem bölgesel düzeyde kurumlarını, yönetim kapasitesini ve idari ve yargı sistemlerini Birlik standartları seviyesine getirmekle mükelleftir. Daha genel anlamda, bu, etkin ve tarafsız kamu hizmeti ve bağımsız ve etkin bir yargı sistemi üzerine kurulmuş olan ve iyi işleyen istikrarlı bir kamu yönetimini gerekli kılmaktadır.

18. Müzakerelerin esası bir tarafta tüm Üye Devletler, diğer tarafta aday ülkenin yer alacağı Hükümetlerarası Konferansta ele alınacaktır.

19. Komisyon, müktesebatı Türk makamlarına anlatmak, belirli alanlarda müzakereleri açmak için Türkiye’nin hazırlık durumunu değerlendirmek ve müzakerelerde gündeme gelmesi kuvvetle muhtemel konulara dair ilk verileri toplamak için tarama olarak adlandırılan, müktesebatın incelenmesine dair resmi süreci yürütecektir.

20. Tarama ve tarama sonrasında gerçekleştirilecek müzakereler için müktesebat, her biri belli bir siyasî alanı ilgilendiren bir takım fasıllara bölünecektir. Sözkonusu fasılların listesi ektedir. Müzakerelerin belli bir faslı hakkında Türkiye ya da AB tarafından ifade edilen herhangi bir görüş, hiçbir surette diğer fasıllarda benimsenebilecek tutumu etkilemeyecektir. Keza, müzakereler sırasında, bütün fasıllar üzerinde anlaşmaya varılmadan, kısmi olanlar olsa bile belli fasıllar üzerinde anlaşmaya varılmış olması, bunların sonuçlandırıldığı anlamına gelmeyebilir.

21. Konsey, Komisyon’un İlerleme Raporlarını ve bilhassa tarama sürecinde edindiği bilgileri dikkate alarak, Komisyon’un tavsiyesi üzerine ve oybirliğiyle müzakere fasıllarının geçici olarak kapatılması ve gerekli hallerde her bir faslın açılması için performans kriterleri (benchmarks) belirleyecektir. Birlik sözkonusu performans kriterlerini Türkiye’ye bildirecektir. Performans kriterleri müzakere faslına bağlı olarak, işleyen piyasa ekonomisinin varlığı, yasal mevzuat anlamında müktesebata uyum ve müktesebatın ana unsurlarının idarî ve adlî kapasitenin varlığını gösterecek şekilde tatminkar bir şekilde uygulanma siciline ilişkin olacaktır, ilgili durumlarda, performans kriterleri aynı zamanda Ortaklık Anlaşması ve bilhassa AB-Türkiye Gümrük Birliği’ne ilişkin taahhütlerin ve müktesebat çerçevesindeki benzer gereklerin uygulanmasını da içerecektir. Müzakereler uzun bir zaman dilimine yayılmışsa, ya da örneğin geçici olarak kapatılmış bir fasla müktesebatta yenilik dolayısıyla geri dönülmüş ise mevcut performans kriterleri güncellenecektir.

22. Türkiye’den müktesebatın üstlenilmesine ilişkin pozisyonunu bildirmesi ve performans kriterlerini karşılamada ne kadar ilerleme sağladığına dair bilgi sunması talep edilecektir. Türkiye’nin müktesebatı doğru bir şekilde iç hukukuna aktarması ve uygun idari ve adli yapılar aracılığıyla etkin ve verimli biçimde uygulaması müzakerelerin hızını belirleyecektir. 23. Komisyon bu amaçla, Komisyonca ya da Komisyon adına uzmanlar tarafından yerinde inceleme de dahil olmak üzere eldeki tüm araçları kullanmak suretiyle, Türkiye’nin her alandaki ilerlemesini yakından izleyecektir. Komisyon AB Ortak Tutum taslaklarını sunarken Konsey’e Türkiye’nin ilgili başlıkta kaydettiği ilerleme hakkında bilgi verecektir. Konsey sözkonusu faslın müzakerelerine ilişkin ileri adımlar atılmasına karar vereceği zaman bu değerlendirmeyi de dikkate alacaktır. AB’nin her bir fasılda ihtiyaç duyulabileceği ve Türkiye tarafından Konferans’a sunulacak bilgilere ilaveten, bir müzakere faslı geçici olarak kapatıldıktan sonra bile Türkiye’den müktesebatın uyumu ve uygulanmasında kaydedilen ilerleme hakkında düzenli olarak ayrıntılı ve yazılı bilgi vermeye devam etmesi istenecektir. Geçici olarak kapatılmış bulunan fasıllarda, Türkiye’nin önemli performans kriterlerini karşılamada ya da taahhütlerini uygulamada başarısız olması halinde Komisyon ilgili fasıldaki müzakerelerin yeniden açılmasini tavsiye edebilecektir.

(Not: Bu liste hiçbir suretle müzakerelerin uygun bir aşamasında alınacak kararların hangi sırayla ele alınacağına dair kararı belirlemez.)

1. Malların Serbest Dolaşımı 2. İşçilerin Serbest Dolaşımı 3. Yerleşim Hakkı ve Hizmetlerin Serbest Dolaşımı 4. Sermayenin Serbest Dolaşımı 5. Kamu Alımları 6. Şirketler Hukuku 7. Fikri Mülkiyet Hukuku 8. Rekabet Politikası 9. Mali Hizmetler 10. Bilgi Toplumu ve Medya 11. Tarım ve Kırsal Kalkınma 12. Gıda Güvenliği, Veterinerlik ve Bitki Sağlığı Politikası 13. Balıkçılık 14. Ulaştırma Politikası 15. Enerji 16. Vergilendirme 17. Ekonomik ve Parasal Politika 18. İstatistik 19. Sosyal Politika ve istihdam(1) 20. İşletme ve Sanayi Politikası 21. Trans-Avrupa Şebekeleri 22. Bölgesel Politika ve Yapısal Araçların Koordinasyonu 23. Yargı ve Temel Haklar 24. Adalet, Özgürlük ve Güvenlik 25. Bilim ve Araştırma 26. Eğitim ve Kültür 27. Çevre 28. Tüketici ve Sağlığın Korunması 29. Gümrük Birliği 30. Dış ilişkiler 31. Dış, Güvenlik ve Savunma Politikaları 32. Mali Kontrol 33. Mali ve Bütçe Konularına İlişkin Hükümler 34. Kurumlar 35. Diğer Konular (1) Bu fasıl kadın ve erkekler için ayrımcılığın önlenmesi ve eşit fırsatları da içerir. (Milli Gazete)

Sevgiler

Hayrullah Mahmud

10 Ekim 2005

ALATURKA AİLESİ ÜYELERİ NE DİYOR?