Ad Astra (Yıldızlara Doğru)

AD ASTRA (YILDIZLARA DOĞRU)

Sinema Yazarı/Film Eleştirmeni Efe TEKSOY, bilim kurgu, macera ve aksiyon türündeki filmde yer alan zaman felsefesini ve mitsel anlatıları çok yönlü araştırdı ve izlenimlerini Amerika’nın ilk Türkçe internet Gazetesi AlaturkaOnline için yorumladı.

Brad Pitt‘in kariyerinin en iyi performansını sergilediği sloganıyla lanse edilen ‘Ad Astra’ izleyiciyi görsel açıdan etkisi altına alacak güzel bir bilim kurgu yapımı. ‘Ad Astra’nın merkezinde arayış ve bir yolculuk hikayesi bulunuyor. Filmde astronot ‘Roy McBride’in (Brad Pitt), yıllar önce çıktığı uzay yolculuğundan haber alamadığı astronot babası ‘H. Clifford McBride’in (Tommy Lee Jones) izini sürmesi anlatılıyor. Hikaye ve yolculuk boyunca ‘Roy’a iç sesi ve flashbacklerle tanıdığımız eski eşi ‘Eve’ (Liv Tyler) eşlik ediyor. Aynı zamanda efsane oyuncu Donald Sutherland‘ın hayat verdiği ‘Thomas Pruitt’ karakteri ‘Roy’un destek aldığı insanlar arasında bulunuyor.

Senaryosunu ‘James Gray ve ‘Ethan Gross‘un kaleme aldığı filmin yönetmen koltuğunda ‘James Gray‘ yer alıyor. Oyuncu kadrosunda; ‘Brad Pitt’, ‘Liv Tyler’ın yanı sıra usta  oyuncular ‘Tommy Lee Jones’ ve ‘Donald Sutherland’ bulunuyor. Filmin bütçesi 80 milyon dolar.

YILDIZLARA DOĞRU KONUSU:

Film çok uzak olmayan bir yakın gelecekte geçiyor şöyle ki güneş sistemimizdeki gezegenlere örneğin ‘Kızıl Gezegen‘ diye anılan ‘Mars‘a insanlık artık iyice yerleşmiştir ve diğer gezegenlerde başka yaşam formları arayışındadır. Bu atılımın da en büyük öncüsü ‘H. Clifford McBride’dir. Fakat film süresince yönetmen hangi zaman diliminde geçtiğine pek değinmiyor. Daha çok izleyiciyi olaya yani hikayeye dahil etmek isteyen deneyim sinemasına odaklanıyor.

 YILDIZLARIN SONSUZ FERYADI

‘Ad Astra’da yerçekimsiz ortamda yapılan yolculuğun insan bedeni üzerindeki mental ve fiziksel yıkımına (Tommy Lee Jones’un müthiş performansı sayesinde) ‘H. Clifford McBride’ karakteri üzerinden tanık oluyoruz. Karakter evreni insanın emrine zapt etme uğraşısının tüm felaketini izleyiciye gösteriyor. Öyle ki bakışlarında dahi bu hissiyatı size adeta yaşatıyor. İzleyici uzaydaki hiçliğin sonsuzluğunu ve yalnızlığını tüm boyutlarıyla kucaklıyor. ‘Brad Pitt’in büyük bir ustalık sergilediği karakter ‘Roy McBride Jr.’ ise babasının karakterine tam bir tezat oluşturarak adeta bağırarak değil sessizliğimle direneceğim diyor. ‘Roy’un iç sesi size yalnızlığın uzaydaki egemenliğini daha da kucaklatıp benimsetiyor.

ASTRAL BİR KAHRAMANIN SONSUZ YOLCULUĞU

Germen kökenli olan Rus Biçimcilerinden ‘Vladimir Propp; semiyotik, etnoloji, halkbilim, anlatı çözümlemesi vb. alanlarda önemli çalışmaları bulunan çağımızın önemli bilim adamlarındandır. ‘Propp’, ‘Masalın Biçimbilimi adlı çalışması çok büyük önem taşır çünkü onun işlev kavramı anlatı türler için bulunmaz bir nimettir. ‘Propp’ burada 31 işlev belirler ve bu işlevlerin alt türleri vardır. Benim değinmek istediğim ‘Propp’un ‘XI. Kahraman Evden Ayrılır‘ başlığı burada; kahramanın (bizim öykümüzde Roy McBride) gidişi yani evden ayrılışının burada başka bir şeyi sembolize ettiğini belirtir. Birinci anlamı arayış, ikinci anlamı ise araştırma amacı olmaksızın yola çıkarken kendisini her çeşit serüven beklemektedir. Tıpkı ‘Ad Astra’filminde ‘Roy McBride’ karakterinin babasını bulma umuduyla evden ayrıldığında başına gelenler ve bu uğurda atıldığı maceralar gibi.

 ZAMAN FENOMENOLOJİSİ

Fransız felsefeci ‘Paul Ricoeur, “Tarih, geçmişteki insanların yarattıklarının bilinmesidir“der. Ancak ‘Ad Astra’ filminde baba ‘H. Clifford McBride’ karakteri adını tarihe yazdırmak için geleceğe uzanıyor ve adını insanlık tarihine kazımak için her şeyini feda ediyor. ‘Paul Ricoeur’un zaman fenomenolojisini anlattığı başyapıtı ‘Zaman ve Anlatı; anlatıların varoluşunu, işleyişini çözümlemeyi amaçlayan yorumbilim ve anlatıbilim araştırmalarının temel kitaplarındandır. Kitabın ikinci cildi olan ‘Tarih ve Anlatı‘da “Tarihçi açısından zamanı yaratacak olanın tam da zamanın temsili olması”ndan bahseder. Filmde ‘H. Clifford McBride’ aslında zamanın temsilidir. Çünkü neyin kalıcı olup olmayacağına zaman karar verir. Tıpkı tarih yazma çabasında kendisini zamanın içerisinde kaybeden ve benliğini yitiren ‘H. Clifford McBride’ gibi.

Film genel olarak bilim kurgu filmi olmasının yanı sıra alışa gelenin aksine fazlasıyla yoğun bir işleyişe sahip. Bu da izleyiciyi yoruyor. ‘Ad Astra’da Kubrickvari deneyim filmine kayan bir anlatı mevcut. Açılış sekansı (istasyon kazası ve düşüş) klasik tabirle yürekleri ağıza getiriyor.

İyi Seyirler Dilerim

EFE TEKSOY

 

 

ALATURKA AİLESİ ÜYELERİ NE DİYOR?