Adam olmak?!

AKP GRUP BASKANVEKILI SALIH KAPUSUZ’UN SAYIN “KATIL”I YA DA MEHMET ALI AGCA, ABDI IPEKÇI’YI GERÇEKTEN VURMUS OLABILIR MI?!
 
Adam olmak?!

 
Mehmet Ali Agca’nin saliverilmesinin ardindan ortaliga saçilan senaryolar baglaminda, kisa bir ufuk turu…
Iste ilk soru:   
“Agca’nin iddia ettigi gibi, Abdi Ipekçi agirligindaki bir gazeteciyi öldürmek kolay mi?!”
Cevap: Hayir!
Neden mi?!
Çünkü, Abdi Ipekçi, döneminin “ünlü” degil, “en ünlü” gazetecisiydi!
Yazilari gündem belirliyordu.
Siyasiler üzerinde de agirligi olan bir kalemdi.
Kamuoyu, uzlasmaci üslubuna, yayin politikasina destek veriyordu.
Agca’nin hapishaneden saliverilmesi ile Türk Bayragi açan gençlerin bir kisminin iddia ettigi gibi Abdi Ipekçi “radikal solcu” da degildi.
Yani Türkiye’nin, “Pis fasist”, “Pis komünist” diye ikiye bölündügü yillarda, o kamplarin hiçbirinin içinde yer almadi.
Bunu en iyi, simdi öldürülen Abdi Ipekçi’nin Milliyet’inde yazan, asiri sag kampin, beyin takimi içinde görev alan Taha Akyol’un biliyor olmasi gerekir!..
Bildiklerini de, eski sagci, taze liberal bir yazar olarak, Türk Bayragi açan genç okurlari ile paylasmasi gerekmez mi?!
Gerekir!
Hatta Sedat Ergin’in yönetimindeki Milliyet, Abdi Ipekçi’yi tanimayan genç okurlari için, bir yazi dizisi ile hem o dönemi hem de geride kalan ailesinin dramini paylasmasi gerekirdi.
Bazen bin defa da olsa, bu tür hadiseleri tekrar tekrar anlatmakta fayda vardir.
Ki, artik islenen bu tür kirli cinayetlere “derin devlet” kulpu takma dönemi son bulsun!
Son bulabilsin!
Bu arada Agca’nin arkasindaki karanlik yüzü görmek isteyenlere tavsiyem, gözlerini CIA’nin merkezine dogru çevirmeleri yönünde olacaktir!
Nitekim Abdi Ipekçi, 1970’lerin sonlarinda, Türkiye’nin “özgül agirligi” en yüksek “isim”lerinden biriydi.
Mehmet Ali Agca, iste böyle bir gazeteciyi öldürdügünü iddia ediyor.
Simdi söyler misiniz lütfen:
Böyle bir operasyonu, Agca gibi bir baldiriçiplagin yapmasi mümkün mü?!
Bence mümkün degil!
 
TASERON KATIL
 
Neden mi?!
Çünkü; bu tür operasyonlar, ancak ve ancak bir istihbarat servisinin destegi ile yapilabilir.
Agca burada, sadece suikastin yüklenici ismidir!
Abdi Ipekçi’yi öldüren degil; vurduranlarin yerine suçu üstlenen kisidir.
Neden böyle bir iddiada bulunuyorum!
Açiklayayim:
Türkiye’nin en ünlü gazetecisini vurmak o kadar basit bir operasyon degil!
Bunun için günlerce izlemek gerekir.
Gelis gidis saatlerini bir kiyiya not etmek gerekir.
Sonra elde edilen bu verilere göre operasyonu planlayip, suikast timini sahaya yerlestirmek gerekir.
“Bunu basit bir mafya örgütü de yapar” diyorsaniz…
Bilmenizi isterim ki, yaniliyorsunuz.
Her mafya örgütü bir istihbarat servisine yaslanir.
Hiçbir basit mafya da, böylesi bir operasyonun agirligini tasiyamaz.
Çünkü, Abdi Ipekçi, basit bir adam degildi!
Türkiye Cumhuriyeti’ni karistirmak isteyen tüm merkezlerin odagindaki en önemli isimdi.
Türkiye’nin en önemli gazetesinin “genel yayin müdürü” ve “basyazari” idi.
Simdi söyler misiniz Abdi Ipekçi gibi bir adami, dönemin istihbarat servisleri izlemeyecek de kim izleyecek?
Yani Abdi Ipekçi, 24 saati ile gözetim altinda olan bir gazeteci!
Bunlari nereden mi biliyorum?!
Yazdigim onca yaziya, bastigim onca nasira ragmen, nasil hayatta kaldigimi zannediyorsunuz!
Yani Abdi Ipekçi’ye düzenlenecek bir “operasyon”dan, dönemin MIT’inin, Emniyet’inin, Askeri Istihbarati’nin haberinin olmamasi mümkün mü?!
Degil!
1979 yilinin sartlari içinde söylüyorum:
“Agca gibi dünyadan bihaber bir faninin, Abdi Ipekçi agirligindaki bir gazeteciyi öldürmesi imkansiz!”
Olamaz degil, “olabilemez” bir operasyon!
Maçka gibi bir semtte, giyimi, kiyafeti, durusu ile siritmamasi imkansiz!
Ufuk Güldemir’in dedigi gibi gizemli olmayi seven Agca’nin en büyük sirri, aslinda hiçbir sirrinin olmayisidir!
Papa suikastinde de uluslararasi istihbarat servislerince nasil kullanildigi, bir kez daha, net olarak ortaya çikmadi mi?!
Çikti!
Bu anlamda Metin Kaplan’in “Desise”sinde anlattiklarini dikkatle okumakta fayda var.
 
SAYIN KATIL
 
Zira…
AKP Grup Baskanvekili Salih Kapusuz da, gazeteci katili Agca için “hukuk devleti”ne atif yaparak “Sayin Agca” ifadesini kullanmis.
Kapusuz; “Mahkeme karari sonucu bu arkadas disari çikariliyor. Cezasini az veya çok çekiyor. Sayin Agca ile ilgili konu yargiyi ilgilendiriyor” diyor.
Demek ki, yarin bebek katili Apo serbest birakilirsa, “Sayin” Kapusuz, Abdullah Öcalan için de benzer ifadeler kullanmakta bir sakinca görmeyecek.
“Sayin Öcalan” diyecek!
Diyebilecek!
Madem “Sayin” Kapusuz’un altini çizdigi gibi Ankara’da “Sayin” olmak bu kadar kolay!..
O halde, Adalet Bakani “Sayin” Cemil Çiçek de “politikaci katilleri” ile ilgili tarifeyi açiklasin, biz de ona göre davranalim.
Önümüzdeki günlerin ne getirecegi hiç belli olmaz!
Yarin öbür gün bir Basbakan, bir Bakan ya da “Sayin” bir Grup Baskanvekili’nin basina ne gelebilecegini kim bilebilir?!
Biz gazeteciler de, Ipekçi vak’asina benzer bir hadise yasandigi vakit, artik literatüre girdi, “Sayin” Kapusuz’dan aldigimiz ilham ile o “katil”e “Sayin” diye hitap edebiliriz!
Eder miyiz?!
Sanmam!
Biz gazeteciler, bu kelimeyi kullanmak yerine, yine bildigimiz isi yapariz.
Yani “Yargi nasil bir hata yapti da, bu politikaci katili ya da katilleri serbest birakildi” diye arastirmayi tercih ederiz.
Tabii ki, “Sayin” Salih Kapusuz’un bunlari anlamasi mümkün degil!
Çünkü Kapusuz’a göre, “Yargi”nin sadece AKP ve Erdogan özelinde aldigi kararlar yanlistir!
Bunun disindaki tüm kararlara saygi duymak gerekir!
Ve…
Son olarak…
Hikaye bu ya…
Devir Osmanli devri.
Baba ogluna “Adam olamazsin” demis.
Aradan epey bir zaman geçmis, oglan okumus, makam sahibi olmus.
Emrinde çalisanlara talimat vermis.
Bulup babasini getirmisler, oglunun huzuruna çikarmislar.
Baba tebessüm edip, “Behey ogul” demis, ardindan da su sözleri söylemis:
“Ben sana vezir olamazsin demedim, adam olmazsin dedim! Vezir olmussun ama bak hala adam olamamissin! Adam olsaydin hiç, babani böyle ayagina getirtir miydin?”
Hülasa, çalisip çabaladiktan sonra “gazeteci”, “politikaci” olmak zor degil!
Is, “adam” olmaya gelince, iste orasi bir hayli zor!
 
Hayrullah Mahmud
17 Ocak 2006 
 
                                                                        ***
 
CNN’IN, IRAN’DA YAPTIGI YANLIS HABER YA DA “PULITZER”LIK ATLATMA HABER ÖYKÜLERI?!
 
Gerçekleri atlamak?!
 
Kürede IV. Dünya Düzenlemesi yapiliyor.
Birileri elinde kibrit ile yasadigimiz cografyada, petrol kuyularinin arasinda umarsizca dolasiyor.
Iste bu dönemde, dünya barisi adina “haberci”lere büyük görev düsüyor.
Çünkü içinde yasadigimiz cografyada sinirler yay gibi gergin!
Dikkatli olunmamasi halinde, “Savas baslatan haberler”in altina imza atmak mümkün.
Dikkatli olunmasi halindeyse, “krize son veren haberler”in altina imza atmak da mümkün.
Bugünkü Radikal’de “medya diplomasisi”ne örnek gösterilebilecek, güzel bir haber vardi.
“CNN’nin özrü Tahran’a yetti” basligi ile verilen haberde, alti önemle çizilmesi gereken su bilgiler yer aliyordu:
“Iran Cumhurbaskani Mahmud Ahmedinecad’in nükleer enerji ile ilgili sözlerini çarpitinca bu ülkedeki faaliyetleri yasaklanan Amerikan haber kanali CNN, özür dileyerek yayin iznine kavustu. Ahmedinecad’in pazar günkü basin toplantisini canli yayimlayan CNN, ‘Nükleer enerji hakkimiz’ sözünü, ‘Nükleer silah hakkimiz’ diye çevirmisti. Iran Kültür Bakanligi da, kanalin faaliyetlerine ve muhabirlerinin ülkeye girisine yasak getirmisti. CNN sözcüsü Nigel Pritchard, özür dileyerek, Iran hükümetine üzüntülerini ilettiklerini duyurdu. Bunun üzerine Ahmedinecad bakanliga yasagi kaldirma talimati verdi. Karardan memnuniyet duydugunu belirten CNN’in Tahran’da bürosu olmasa da haber takip etme izni var. Ahmedinecad’in basin toplantisini CNN’in Iran asilli muhabiri Christian Amanpour izlemisti (afp-bbc).”
 
HABER ALDANMALARI
 
Zira…
Haberde alti çizildigi gibi “Nükleer enerji hakkimiz” ifadesi ile “nükleer silah hakkimiz” arasinda çok önemli farklar var.
Çünkü bu ifadelerden birini israrla kullanmak, CNN’nin de merkezinin oldugu ABD açisindan savas nedeni!
Devir kelimeleri ölçerek, biçerek, tartarak dikkatle kullanma devri!
Aksi bir tavir, halki bilgilendirmekten ziyade, savas kiskirticiligi olur ki, onun literatürdeki tanimi farklidir.
Nitekim…
Bu yayincilikta CNN’nin ilk vukuati degil!
Bundan birkaç yil önce de yayinladiklari “Filistinli kadinlarin sevinç gösterileri”ne dair haberin, Körfez Savasi’ndan kalma görüntüler oldugu yönündeki kareleri de yalanlamak zorunda kalmislardi.
Hatta haberi yalanlamakla da yetinmeyip, kendilerine görüntü satan sirkette çalisan ve Brezilya’nin Campinas Eyalet Üniversitesi’nde okuyan iddianin sahibi Marcio Carvalho’ya da yalanlatmislardi.
Ne var ki, Körfez Savasi sirasinda, ekranlara yansiyan ve Körfez’e akan petrolden simsiyah hale gelen ördek karesi hala hafizalardadir… Ancak, daha sonra, bu görüntünün de Körfez Savasi’ndan çok önce Fransa sahillerinde çekilen bir görüntü oldugu ortaya çikti…
Haberciligi bilenler ve yasayanlar için, bu tür sicak gelismelerin oldugu dönemlerde eksik bilgi ve belgeden dolayi birtakim hatalarin yasanmasi kaçinilmazdir.
Yalniz, bir tek sartla:
O da ortada kasit olmamasi sartiyla…
Iste bu anlamda, Sabah Online’da yayinlanmis yazimdan birkaç pasaj yansitayim:
Rahmetli Ismet Inönü, bunun önemini su kelimelerle ortaya koyar:
“Bence iyi bir gazetenin hasletleri sunlardir: Iyi ve açik görmek, bir hakim gibi hükümlerde adil olmaya çalismak, memleketi kendisi idare ediyormus gibi mesuliyet hissi tasimaktir.”
Su sözler de Ankara’nin eski Belediye Baskani Rahmetli Vedat Dalokay’a ait:
“Bazen tek kisi çogunluktur. Gerçegi çogunluk degil, bilen söyler.”
Bu anlamda, içinde zeka piriltilari barindiran, “bizim çocuklar”in basaramadigi, global gazetecilik literatürünün en büyük asparagaslari arasinda gösterilen birkaç “uyduruk, atlatma haber” örnegi sunayim:
 
HAYALI ÇOCUKLA PULITZER
 
1980 Eylülü’nde Washington Post Gazetesi, tüyler ürpertici bir röportaj yayinlar.
8 yasindaki zenci Jimmy eroinmandir.
Anababasi, hatta büyükanne ve büyükbabasi da uyusturucu kullanmaktadir.
Genç gazeteci Janet Cooke, Jimmy’nin dramini, okuyani aglatan bir üslupla yazmistir ve bütün ABD birbirine girmistir. Janet Cooke, en önemli gazetecilik ödülü Pulitzer’e aday gösterilir ve kazanir.
Ama, Washington Belediye Baskani olaydan kuskulanmis, bütün kentte küçük Jimmy’yi arattirir, bulamayinca da röportajin gerçegi üstüne kuskularini açiklar.
Bunun üzerine Washington Post yönetimi de arastirmaya baslar ve aci gerçegi bulur.
Janet Cooke’in röportaji tümüyle uydurmadir.
Gazete özür diler.
Pulitzer geri verilir.
(…)
1983 Nisan’inda Hamburg’da Stern Dergisi yöneticileri bayram etmektedirler; yüzyilin atlatmasini basarmislardir. Ve Stern de “Hitler’in özel güncesi” yayinlamaya baslar; derginin o sayisi 2.1 milyon satar.
Murdoch, anilarin Ingiltere haklari için 200 bin dolar öder.
Italyan Panorama ile Fransiz Paris-Match dergileri de yüksek telifler ödeyerek isin üstüne atlarlar.
Bir tek Paris-Match ilk bölümünü yayinlarken, “Tartismali bir belge. Okurumuzun takdirine birakiyoruz” diye, bir ihtiyat kaydi koyma özenini gösterir.
Stern, bu günce için adi gizlenen kisilere 9 milyon 34 bin mark ödemistir.
15 gün sonra is karisir.
Devlet arsivinin uzmanlari, güncenin sahte oldugunu çok kolay kanitlarlar.
Herkes özür diler.
Olayi düzenleyen gazeteci ve suç ortagi 4 buçuk yil hapse mahkum olurlar.
Stern de tarihinin en büyük tiraj kaybina ugrar.
(…)
1987 Ocak ayi…
Honduras’ta Tribuna Gazetesi eski Sosyal Isler Bakani’nin korkunç bir açiklamasini yayinlar:
Küçük çocuklarin organlari çikarilmakta ve bir örgüt tarafindan yabanci zenginlere satilmaktadir.
Bu küçük ülkenin küçük gazetesinde yer alan büyük haberin üstüne önce Reuter Ajansi atlar.
Onu TASS izler.
Pravda büyük bir kampanya yapar.
Avrupa basini olayin kanitlarini bulup durur; hatta Avrupa Parlamentosu da bu korkunç ticareti yasaklayan bir karar alir.
Uzun süre dünyanin dört kösesinden öldürülüp organlari çalinan ve zengin ABD’lilere satilan küçük Latin Amerikali çocuklarin drami konusulur.
Ama hiç kimsenin görmedigi bir sey vardir.
Ayni küçük ülkenin küçük gazetesi, ilk haberinin ertesi günü ayni kisinin agzindan haberi yalanlamistir bile.
Yalniz haber bir yildan fazla dünyada döner dolasir!
(…)
 
SUYA ÇAKILAN GERÇEKLER
 
1989 Araligi’nda iyice karismis olan Romanya’nin Temesvar kenti gazetecilere kapalidir. Olaylar hakkinda ilk çarpici haberi Dogu Alman resmi ajansi verir.
Çarpismalarda güvenlik güçleri 3-4 bin kisiyi öldürmüstür.
22 Aralik günü Yugoslav Tanjug Ajansi ölü sayisini 4 bin 600’e çikarir.
Onu Fransiz haber ajansi AFP izler.
Macar sinirindaki taniklarin bildirdigine göre, “Bir çukurdan 4 bin 630 ceset çikarilmistir.”
Hiç kimse bu sayilar üstüne düsünmez.
Bulgar Tv’si ise ayni aksam topraga dizilmis cesetlerin görüntülerini yayinlar.
Dünya kamuoyunda en çok gözyasini da, kucaginda çocuguyla ölmüs olan kadinin görüntüsü toplar.
Ertesi gün de Fransiz basini Çavusesku’yu deviren Ulusal Selamet Cephesi yetkililerinin agzindan ölü sayisina en büyük zammi yapar:
Temesvar’da 12 bin ceset!
Bütün bu haberi alan, yayan ve okuyanlar 19 Ocak 1990 günü biraz kötü olurlar; çünkü yeni hükümet Temesvar olaylarindan ölenlerin sayisini 90 olarak açiklar.
Bu açiklamayla sarsilan birçok gazeteci, olayin dogrusunu ögrenmek için arastirmaya devam ederler.
Gerçekten 90 ceset gönderilmistir ama bunlarin yalniz 27’sinin güvenlik güçlerinin silahlarindan çikan kursunlarla öldügü, digerlerinin kentin morgundan getirilip gösterildigi kanitlanir.
Üstelik dünyanin çok agladigi kadinin kucagindaki çocuk ise o kadina ait degildir.
(…)
1927’nin 8 Mayis’i…
Iki Fransiz havaci, ilk kez direkt uçarak Paris’ten New York’a gideceklerdir.
Fransizlar çok heyecanlidir ve o günlerin popüler gazetesi La Presse, herkesi
aglatmaya karar verir ve ertesi sabah mansete “Iki havacimiz basardi” diye basligi
çekiverir.
Gazete yalnizca “haber vermekle” yetinmez, uçagin inis sahnesini de duygulu ayrintilarla uzun uzun anlatir:
Nasil birbirlerine sarildilar, nasil karsilayanlara el salladilar…
O gün Fransizlar gazeteyi kapisirlar; ama, birkaç saat sonra da gerçek haber gelir; uçak suya çakilmis ve iki pilot ölmüstür.
(…)
1985 Nisan’i, Iran-lrak savasinin en sicak günleri.
Fransiz Televizyonu’nun, 1. Kanali korkunç bir film yayinlar.
Bir Irakli savas tutsagini Iranli askerler ters yönlere giden iki jipe baglamistir.

ALATURKA AİLESİ ÜYELERİ NE DİYOR?