ipekyolu

Houston’da bir yemek masası etrafında toplanmış, 4-7 Ekim tarihleri arasında yapılan festival hakkında konuşurken “Bu festival başarılı oldu mu?” diye sordu bir arkadaş.
Başarı, mücerred bir kavram. Kriterler belirlemeden çala-kalem ahkam kesilecek bir mevzu değil. Kaldı ki belirleseniz bile, belirlenen o kriterlere her zaman tartışmaya açık. “Sana göre böyle ama bana göre değil. Buna da başarı ölçüsü diyecek olursak!” türünden itirazlar bu bağlamda çok defa ağzımızdan dökülen cümleler arasında.

Bununla bitmiyor mesele. Diyelim ki kriterler açık-seçik ve net olarak belirlendi; sonra bunlara göre değerlendirmemiz istenen hadiseye, söz gelimi İpek Yolu Festivali, ne kadar vâkıfız? En basitinden resmi yetkililerin özellikle hava sıcaklığından kaynaklanan aşırı kuralcı davranışlarının yemek satışına etkisini biliyor muyuz? Alanın festival alanı olmamasının, dolayısıyla alt yapı yetersizliğinin sebebiyet verdiği sıkıntılardan haberdar mıyız? En basitinden 4 gün boyunca süren yaklaşık 36 bin insanın ziyaret ettiği ve her bir insanın vardığı kanaatler, başarı kriterleri arasında olmalı değil mi? Cevabının evet ise, bunların kaç tanesini biliyoruz? Hadisenin basın-yayın organlarında yerini alması bir mana ifade ediyorsa, aldı mı, hangi vecheleri ile ön plana çıktı, yapılan yorumlar neler?

Hepsinden öte amatör bir ruh, profesyonel bir mantık ve tecrübe, engin bir sabır ve fedakarlık sonucu gerçekleşen bu festivali düzenleyen iradenin, daha müşahhas bir dille ifade edecek olursak organize komitesinin bu festivali düzenlemesindeki amacı neydi? Bence bunu bilmedikten sonra bir kenara çekilip müşahedelerimiz ölçüsünde değerlendirmelerde bulunmamız, çeşitli ahkamlar kesmemiz hem yanlış hem de onca emeğe, gayrete, fedakarlığa karşı haksızlıktır. Bu açından ‘Festival başarılı oldu mu?’ sorusunun cevabı, ‘festival düzenlemenin amacı neydi ki?’ sorusuna verilecek doğru cevapta yatıyor.

Bu türlü geniş ölçekli programların en büyük handikaplarından birisi araçların amaç haline getirilmesidir. İşin büyüklüğü, meşguliyetin çokluğu, zamanlama açısından yaşanan sıkıntılar, dahili ve harici yaşanan problemler veya cazibe, neşe, heyecan,  ve tabii ki hedef kitlenin memnuniyeti çok defa insanları amaçtan uzaklaştırır.

Dile getirmeye çalıştığım bu iki husustan sonra festival başarılı oldu mu sorusuna, önce konsepti merkeze alan bir niyet okumasında bulunup, sonra o niyete göre değerlendirmede bulunarak cevap verebilirim. Festivalin adı; İpek Yolu. İpek yolu ise bir zamanlar deve kervanları ile yapılan ticarette takip edilegelen güzergâha verilen isim. Pekala yapılması beklenen ne? İşte bu ipek yolu içinde yer alan ülkelerin kültürel manada tanıtımlarının yapılması. Yapılanda ise ülkelerin hepsi yok. Sadece Kazakistan, Türkmenistan, Kirgsiztan, Azarbeycan, Özbekistan ve Türkiye yerini alıyor. Mısır’ın, Lübnan’ın, Ürdün’ün, İran’ın ve başlanğıç ülkesi olan Çin’in olmayışı bir eksiklik. Çoklarının dikkatini bu eksiklik, bundan sonraki senelerde kapatılır belki de.

İkincisi; söz konusu ülkelerin müziğinden yemeğine, el sanatlarından tarihi turistlik yerlerine kadar tanıtımının yapıldığı böylesi bir fırsatta her ülkenin aynı oranda temsilinin olmaması, bir başka dille destek ve katılımın eşitsizliği. Burada insanın aklına neden böylesi bir fırsat kaçırılır diye bir soru ister istemez geliyor. Bunun cevabını bilmiyorum ama bildiğim şey bazı ülke reyonlarının, stantlarının oldukça fakir olduğudur.

Festivalin bana göre en can alıcı noktası, velev ki 6 ülke bile olsa, tarihinden diline ve dinine kadar bir çok ortak değerleri olan bu ülkelerin tüm eksikliklerine rağmen birbirleriyle böylesi bir programı el birliği ile dünyanın diğer ucunda gerçekleştirme düşünceleridir. Ortak kültürel bir hedef uğrunda önce zihnen sonra da fiilen biraraya gelebilmeleridir. Benim şahsen en çok önemsediğim ve tek kelime ile festivalin başarılı bulduğum yanlarından birisi bu. Devletler arası resmi münasebetler ve birliktelikler hariç, biz her nedense sivil halklar olarak bu türlü projeler üretip ortaklaşa çalışmalarda ahesterevlik ediyoruz. Belki düşünüyoruz; düşünüyoruz ama orada kalıyor ve iki adım ötesine geçemiyoruz. Uzun vadeli olmuyor yaptığımız şeyler. Halbuki işin doğası, bunların hem olmasını hem de uzun soluklu götürülmesini gerektiriyor. Bu zaviyeden büyük bir adım. Tabii bir tek şartla; devamının gelmesi.

Sonuç itibariyle; 4 günlük festival boyunca işin cefasını değil safasını süren biz ve bizim gibilerin yapması gereken şey; herhalde ve hiç şüphesiz organize komitesine ve müthiş bir özgüvenle, maddi-manevi her türlü sıkıntıyı seve seve göğüsleyen gönüllüler kadrosuna teşekkürdür. Hem dünya hem de ukbada niyetlerinin karşılığını, bu niyetleri hayata geçirme adına gösterdikleri amellerin mükâfatını alacaklarına inancım tam. 20-30 yıl sonra bugünü değerlendirenlerin müspet manada çok daha fazla şeyler söyleyeceği kesin. Kim bilir belki bunları söyleyecek olanlar, festivali ziyaret eden ve onunla zihninde farklı bir dünyaya, farklı bir kültüre kapılar açılan 12 bin öğrenci içinden çıkar.

(ZamanAmerika)

ALATURKA AİLESİ ÜYELERİ NE DİYOR?