AKILSIZ DOSTLAR

Ara sıra çay içerim.

Çay içmek için kahveye girerim.

Çay, mideme iyi gelmez ama kafama iyi gelir.

İçince,  kafam da, bedenim de dinlenir.

Çay ihtiyacı duyunca girerim ilk karşılaştığım kahveye.

Boş bir masaya oturur, içerim çayımı içime sine….

Bu gün girdiğim kahvede öfkeli bir tartışma var.

İçerdekiler sobanın başına toplanmışlar…

Hep birden Takdir Komisyonuna atıp tutuyorlar.

Söyleniyor sobanın başındaki tömbeki içen biri:

“Bu mahallenin muhtarı yok mu, halimizi bilmez mi?

Benim içini takdir edilen neyse ney…

Ya şu, şu biçareye takdir edilen şey?..

Bu biçarenin  hırsız girse evine,

Çalacak yirmi beş liralık eşya bulamaz evde…”

Bu sözleri söylerken karşı masada kağıt oynayan birini gösteriyor…

Kendisinden söz edilen genç oyunu bırakarak karşılık veriyor…

Sözünü sakınmadan Takdir Komisyonuna küfür ediyor…

Akşam üzeri çıkıyorum kahveden; Site sinemasına doğru iniyorum.

Yollar buz tutmuş, kayıp düşmemek için dikkat ediyorum.

Karşı kaldırımda iki genç kız kol kola girmişler;

Hem birbirlerini ısıtıyorlar hem de bir şeyler konuşuyorlar.

Arkadan, sokrana sokrana gelen annelerini unutmuşlar.

Bekçi dükkânların anahtarlarını yokluyor kapamayı unutanlar var mı diye

Bana anlatmak gereğini duyuyor kapıları niçin yokladığını nedense…

“Bey hava soğuk mu soğuk, nerdeyse insan donacak.

İpsiz sapsız adamla dolu cadde sokak…”

“Evet, Allah yardımcınız olsun!.

Hava iyice soğuk…”

Ayrılmak istiyorum bekçiden.

Bekçi, ayrılmak istemiyor benden…

“Evet  hava soğuk mu soğuk…

Bu yıl ne yazlık verdiler ne de kışlık kocuk…

Şu üzerimdekini belediye çöpçülerinden satın aldım…

Eğer almasaydım, bu soğukta paltosuz, donup kalacaktım…”

Üzerindeki asker kaputuna benzer giysiyi gösteriyor.

Duramıyorum, içimden sormak geliyor:

“Aylığın ne? Eline ayda ne geçiyor?

“On yıllık bekçiyim…

Bekçiler içinde en kıdemlilerinden biriyim.

En çoğunu bize verirler,

Ayda 320 lira öderler…

Bu ay onu da vermediler…

Önümüzdeki ay verecekleri de şüpheli.

Bilmiyorum; ne yemeli, ne içmeli…

Bu soğuk karda kışta nasıl geçinmeli?..”

Söyleyecek söz bulamıyorum.

Ancak:

“Başka bir işe yapamaz mısın?” diyorum…

“Nerde beyim nerde?

Nasıl meslek sahibi oluruz köylük yerde…

Zorla bulduk bu bekçiliği de..”

Diyor ezgi ile…

Bir yanda ben, bir yanda Bekçi…

Ayda, 320 liraya apartman, mağaza beklenir mi?..

Aklıma radyodaki “Bunlar neden böyle oldular” programı geliyor.

O programda; zimmetine para geçiren bir veznedar dile geliyor:

“Çok para ile oynayanlara çok para vererek geçimini sağlamalı.

Yoksa para ile oynayan geçimini sağlamak için cepler benim gibi paraları…”

Bu sözleri cezaevindeki koğuşundan söylüyordu.

Özgürlüğü özleyerek ah vah ediyordu.

Çınarlı kütüphanesinin önünde bir kalabalık toplanmış

Komünizmle Mücadele Derneği Başkanlarından

İlhan Darendelioğlu konferans vermiş; komünizmi anlatmış…

Önümde giden gençler dertleşiyor.

Biri:

“Komünizmin tarifini yap dediler yapamadı…”

Diğeri:

“İhtilalden iki yüz yıl önce yaşayan Çaykovsinin plaklarının Komünizm propagandası ile ne ilişkisi olabilir…” dedi…

Yanlarına yaklaşıyorum, biri tanış çıkıyor, soruyorum:

“Ne söyledi, ne dedi?”

“Eğer Lenin’in, Stalin’in heykellerinin bu yurda dikilmesini istemiyorsanız komünistleri ezin!..” dedi

Akıllı düşman akılsız dosttan iyidir der Şirazlı Sadi.

Bu akılsız dostlarla mı yapacağız biz, komünizmle mücadeleyi…

Bu adamlara konuşmaları için değil susmaları için para vermeli.

“Al şu parayı da kes sesini!..” demeli…

Verin paraları da gitsin evlerinde otursunlar

Otursunlar da, ortalığı karıştırmasınlar…

Komünizmle mücadelenin yolu sosyal adalettir.

Kahvede kâğıt oynayan gence iş vermektir.

O apartman ve mağaza anahtarlarını yoklayan bekçinin de eline…

İnsanca yaşayışına yetecek kadar para geçmelidir…

+

Hayri Balta, Gaziantep Sabah gazetesi, 10.2.1967

G. 21.3.2010

Önceki haberKıymetli İyi İnsan
Sonraki haberNEVRUZ
Hayri Balta Kimdir? 1932 yılında Gaziantep’te doğdu. 10 yaşında iken annesi öldü. Çocukluğunun kış günlerini Gaziantep’in Tabakhane semtinde; yaz günlerini de Gaziantep’e yakın İbrahimli köyündeki bağlarında geçirdi. Zorlu bir çocukluk ve gençlik döneminden sonra, 1974’te Ankara Hukuk Fakültesine girmeyi başardı ve hem çalışıp hem okuyarak 1979 yılında Hukuk Fakültesini bitirdi ve bir yıl da staj gördükten sonra 1980 yılında (48 yaşında) avukatlığa başladı. Avukatlık yaptığı sırada Atatürkçü Düşünce Derneği’nin kurucularından oldu. İlk iki Yönetim Kurulunda Genel Sekreter yardımcısı olarak görevli iken 11 Mart 1991 tarihinde ağır bir kalp krizi geçirince kalbinin % 70’i çalışamaz bir duruma geldi. ADD’deki görevinden ayrıldı ve doktorların sözü üzerine avukatlığı bıraktı. O günden bu güne değin de evinde yazarlık yapmaktaydı.

ALATURKA AİLESİ ÜYELERİ NE DİYOR?