AKP, HAMAS’I KENDİ İNİSİYATİFİ İLE DAVET EDEBİLECEK GÜÇTE MİDİR?

SESAR DİYOR Kİ 02 / AKP, HAMAS’I KENDİ İNİSİYATİFİ İLE DAVET EDEBİLECEK GÜÇTE MİDİR YA DA BUGÜNLERE NERELERDEN GELDİK VEYAHUT AKP, SESAR BAŞKANI İSMAİL YILDIZ’I SUÇSUZ YERE NEDEN HAPİS YATIRIYOR?!AKP, HAMAS’I KENDİ İNİSİYATİFİ İLE DAVET EDEBİLECEK GÜÇTE MİDİR?

ABD, İsrail ve İngiltere şeklinde sıralanan “Muhteşem Üçlü”nün ya da “Üç Artı Bir” şeklinde tanımladığımız ABD, İsrail, İngiltere ve Fransa’nın, Ortadoğu ve İslam Dünyası’ndaki en etkili silahı ve aparatı; şüphesiz ki AKP’dir! 

AKP, adı geçen dört ülkenin İslam Dünyası ve Ortadoğu’ya ilişkin politikalarını test etme işlevi görmekte ve bu kadronun ileriye yönelik hamlelerine meşruiyet kazandırıcı zemini hazırlamaktadır.

O halde HAMAS’ı Türkiye’ye davet edebilecek lüksü bulunmayan AKP’nin bu “ilginç diplomasi trafiği”ne biraz daha yakından bakmak yerinde olacaktır!

……………

ABD tarafından Mehmetçik’in başına çuval geçirilirken, en doğal hakkı olan “nota verme” seçeneğini “Müzik notası değil!” diyerek kullanamayan AKP İktidarı; HAMAS’ı,  “Üç + Bir”in görüşü ve oluru olmadan Türkiye’ye davet edebilir mi?

Kesinlikle HAYIR!     

Peki HAMAS’ın Türkiye ziyareti; “İsrail, İngiltere, ABD + Fransa”ya neleri kazandırırken, Türkiye’ye neleri kaybettirmiştir?

– HAMAS ziyareti, “İsrail, İngiltere, ABD + Fransa Dörtlüsü”ne; Kürt, İslam ve Ortadoğu politikalarında oynayacakları “bölücülük”, “kökten dincilik”, “federalizm” ve benzer marjinal unsurlara işlerlik kazandırma konularında ciddi kozlar vermiştir!

– Geçmişte Madam Mitterand’ın, ABD’nin, İsrail ve İngiltere’nin yaptıklarından elde edilen kazanımlar; bu ziyaretle sıfırlanmıştır!

–  “Üç + Bir”e, Türkiye benzeri konumundaki ülkelerin engellemeye çalıştığı oluşumları destekleme gerekçesi ve kozunu  vermiştir!

– Türkiye’nin bir dış politikası olmadığı deşifre edilmiştir!

Dışişleri Bakanlığı’nın, “devletin ve milletin geleceğine yönelik bir dış politika geliştirmesi” beklenirken; bugün sinemizde kara delik oluşturan SSK’dan, yayınları ile gerçekleri yansıtmayan, “basının amiral gemisi” olarak anılan Hürriyet’ten ya da ekonominin lideri durumunda olan ancak konuşanlarının ülke menfaatine konuşmadığı Koç Holding’ten ne farkı vardır?

Bahse konu ziyaret, İsrail, İngiltere ve ABD’nin, AKP’nin üzerlerinde etkili olmadığını göstermek adına tasarlanarak (ve bir hayli de sırıtarak) gerçekleştirilmiştir.

Nitekim güzide basının, AKP’nin HAMAS davetinde yanlış yaptığını yazması; topluma AKP’nin “Üç + Bir”e rest çektiği izlenimini vermek içindir.

Türk Toplumu’ndaki Arap ve Filistin hayranlığının basın aracılığı ile halkı aynı noktada buluşturması (anlık da olsa); ülke üzerindeki yeni operasyonların habercisidir!

AKP, bu tür açılımlarla içeride kaybettiği meşruiyeti, dış politikadaki bu “sözde karşı duruşlar”ıyla kapatma yoluna gitmekte; ancak yine sırıtan profiller sergilemekten kurtulamamaktadır!

Türk Dış Politikası, asla sahada, öğretide ve diplomaside arka planı olmayan danışman ve sanal uzmanlara havale edilemez!

Bu stratejik zemin, Ahmet Davutoğlu gibi, Zapsu gibi, Bağış gibi, Abdullah Gül ve Tayyip Erdoğan gibi “siyasal backgraund ve yolsuzluk şaibeleri” olanların ellerine bırakılamaz! Tüm yaşananlar ve AKP’nin “Üç + Bir” ile olan ilişkileri bu önemli gerçeği doğrulamaktadır!

AKP’nin oyun içindeki oyunları, arka planları göremeyen evetçi politikaları ve çok kolay kullanılabilir olması; Türkiye’yi “hedef ülke” haline getirmiştir. Malesef “AKP’ye uyumlu bürokrasi”, kısacası AKP Hükümeti ve devletin çekirdeği sayesinde Türkiye, “kolay ülke” olarak algılanır hale getirilmiştir. Bu durum ise Batı Ülkeleri’ni Türkiye rekabetine sokmakta ve bölgemizi giderek daha fazla istikrasızlaştırmaktadır.

İslam’a ve bölge ülkelerine AKP, HAMAS  ve benzeri örgütler üzerinden bakarak değerlendirme yapan “Emperyal Batı ve İsrail”; “dünya barışı” ile birlikte kendi ülkesinin bekasını da (İslami Terör’den değil de yöneticilerinin birikimsizliğinden ve yetersizliğinden kaynaklanan) tehlikeye atmaktadır.

AKP’nin temsil ettiği kitle ve HAMAS’ın oy tabanı, sosyolojik olarak “kalabalıklardan” oluşmuştur. Bu “anlık” sosyal toplanmaların siyasal tercihleri, genelin düşüncesini temsil etmez.

Nasıl ki Türkiye’deki Jakobenler’in kalabalığı, Ertuğrul ÖZKÖK, Hasan CEMAL, Cengiz ÇANDAR, Nazlı ILICAK ve benzerlerinin fikirleri “Türk Kamuoyu”nun görüşlerini yansıtmıyorsa; AKP türü yapılar da Türk Devleti’nin  fikrini temsil etmez!

Batı ve İsrail, çekirdekle temas edemediği içindir ki; İslam Dünyası’nda ve Ortadoğu’da hep yanlış yapmaya mahkumdur!

Emperyal Batı ve İsrail; Türkiye ve tüm dünyaya hep almak, hep sömürmek, hem de limitsiz sömürmek mantığı ile yaklaşmıştır. Artık bu yaklaşım iflas etmiş, geçersiz hale gelmiştir. Yeni bir siyasal, ekonomik, sosyal dinsel ve kültürel ortam oluşmuştur. Ve bu oluşum da Batı’yı sıfırlamıştır.         

Ümit Burnu ve ABD’nin keşfi, Osmanlı’da nelere sebep olmuşsa; Uzak Doğu’nun keşfi de Batı’da aynı sonuçlara yol açmaktadır.

HAMAS’ın AKP’ye yaptığı ziyaret Türkiye’nin kayıplarına sebep olmuştur!

Bu ziyareti kabul emrini AKP’ye verenler; bir takım kazanımlar elde etmişlerdir. Global kaybın yanında, yerel kazanç, taktik bir katma değerdir. Fakat Türkiye’nin kaybı yazık ki “taktik” değil, “kalıcı”dır!

HAMAS bağlamında bir Başbakan ve Abdullah Gül tahlili yapılacak olunursa 

1) AKP Lider Kadrosu’nun morali çabuk bozulup çabuk düzeliyor. Mesela bu ziyaret, kendilerinde bir “özgüven artışı” sağladı. Ancak bir çiftçinin tepkisi aynı hızla “siyasal ve bireysel özgüven”i yerle yeksan edebiliyor. Bu durum da, AKP Lider Kadrosu’nun esasa yönelik (+), (-) değerlendirme tablolarının olmadığını  gösteriyor!

2) Danimarka’da patlak veren Karikatür Krizi sonrası, öncesinde AB Üyesi Ülkeler’in önde gelenleri ile Başbakan’ın verdiği resimler tahlil edildiğinde Türkiye-AB arasında herhangi bir “diplomatik ilişki”den, “RTE-Berlüsconi, RTE-Blair, RTE-Schröder Dostluğu”ndan ve yakınlığından bahsedilemeyeceği  anlaşılmıştır. AB sürecinde Başbakan’ın ve AKP’nin verdiği resmin, “diplomatik temas trafiği” veya “AB ile üyelik müzakeresi” değil, bir lobi faaliyeti, bir reklam etkinliği olduğu ortaya çıkmıştır. Aksi olsa idi, Karikatür Krizi’nde ve sonrasında, AB Ülkeleri, dost-arkadaş olan adı geçen liderler Başbakan ile bir “mekik diplomasisi” yürütürlerdi. Ne yazık ki devletin parasının ne için harcandığı açıkça ortaya çıkmıştır! Kısacası RTE’nin o fiyakalı diplomasi turlarının koca bir kandırmaca olduğu açıkça ortaya dökülmüştür!

3) Yine RTE’nin İspanya Başbakanı ile birlikte yürüttüğü “medeniyetler ittifakı” kampanyasının da kimsenin umurunda olmadığı, kimsenin dikkate almadığı bir lobi faaliyeti olduğu bu bağlamda anlaşılmıştır

4) Karikatür Krizi esnasında Başbakan ile BLAIR, MARKEL, RASMUSSEN, BERLÜSCONI ve BUSH arasında hangi görüşmeler yaşanmıştır? Cevap yazık ki iç karartıcı!

5) Üstüne üstlük Başbakan’ın yakın dostu BERLÜSCONI Kabinesi’nin bir bakanı peygamberimiz’e (S.A.V) hakaret eden karikatürlerden tişört yaptırıp giyerek, gösterisini yapıp amacına ulaştıktan sonra, (yani testi kırıldıktan sonra) görevden alınmamış, ayrılmıştır.

Peki efsaneleştirilen RTE’nin ağırlığı nerede bu tabloda?

Daha açık ifade ile şu anda hangi AB Üyesi Ülke ile Türkiye leyhine ilişkilerimiz var?  Şu ana kadar RTE hangi ülkeyi Türkiye lehine etkilemeyi başardı? RTE Türkiye’ye yönelik hangi olumsuz uluslararası girişimi etkiledi?

Bu soruların cevapları yok!

Peki ya Başbakan Yardımcısı Dış İşleri Bakanı GÜL’ün karnesi nasıl?

Koca bir rezalet İngiliz Dış İşleri’nin himayesinde yürütülen bir Kıbrıs Politikası, İsrail Çıkarları’na hizmet eden, ABD Dış Politikası’na uyumlu bir dış siyaset anlayışı…

T.B.M.M. Başkanı ARINÇ’ın Cumhurbaşkanlığı hayaline kapılarak sessizliğe bürünmesi de cabası!

Ortadaki tablo; ister istemez, “Kabinede ŞENER’den başka milletin çıkarlarını gözeten yok!” diye düşünülmesine sebep oluyor!

Dökülen, tökezleyen, günü kurtarmaya çalıştıkça batan bir AKP resmi ile karşı karşıyayız! Basın desteği ile bu resim milletten daha ne kadar gizlenebilir ki?

Hiç hazırlığı olmadığı anlaşılan AKP’li Kadrolar’ın ülkeye ve millete verdiği zararı tamir etmek mümkün mü?

Ancak endişeye mahal yok!

ÇÜNKÜ;

·        Sabırla uygun zamanı bekleyen,

·        uyumayıp okuyan,

·        kendinden önce milletini düşünen,

·        inancı ve ülküsü sağlam,

·        genç,

·        zinde,

·        bilgili,

·        kazanımlarıyla övünmeyip her kazanımı yeni bir başlangıç sayan,

·        olayların arka planını ve kimlere hizmet ettiğini gören,

·        gerçekten bilen, oyun içinde oyun kurup oyun bozabilen,

·        “karşılıklılık esası”na göre

herkes ile herşeyi müzakere edebilecek birikime sahip olmakla birlikte milletin ve devletin menfaatlerini her şeyin üstünde tutan,

·        ve Yüce Türk Milleti’nin sinesinden çıkan

kadroların işbaşına geleceği günlere çok yakınız..!

Zira Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi; dün olduğu gibi bugün de boynu bükük duvarlarda beklemiyor, onu bir “erken uyarı sistemi” olarak algılayanlarca işletiliyor!

Saygılar

SESAR 

21 Şubat 2006

 

——————

RAP… RAP… RAP…

————————

“AKP CUNTASI”NIN ŞEMDİNLİ PROVOKASYONU YA DA ERDOĞAN & ÖZKÖK KABİNESİ İSTİFA ETMELİ!

Gündeme eş zamanlı üç olay düştü ve propaganda mühendisleri (aslında çırakları) yine kötü yakalandı.

Önce olaylar:

Ø

      Şemdinli’de bombalama provokasyonları,Ø

      Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nın yeni brövesinin kamuoyuna tanıtılması,Ø

      Ve AİHM Leyla Şahin’in başörtüsü davasında, başörtüsü aleyhine verdiği karar.Ø

      Ve AktörlerØ

      Kürtler

Şemdinli’deki Bombalama Olayları (Yansıtılan Olaylar)

Jandarma İstihbarat Teşkilatı mensupları olduğu iddia edilenler, güpegündüz kitapçıya el bombası atıyor. Sonra el bombası atan şüpheli yakalanıyor ve linçten zor kurtuluyor. Bombacının arabası halk tarafından tahrip edilirken, bagaj kapısı açılıyor. Bagajda kaleşnikovlar, Jandarma hücum yeleği ve haritalar.

“Alın görün bakalım!” der gibi.

Yani kamuoyunun Şemdinli provokasyon / ihanetini konuşması için figürler iyi oturtulmuş. Üstelik kasıtlı acemilik sergilenmiş. Kamuoyu infiale sevk edilecek tüm doneler aralıklı olarak kullanılmış. Üstelik gündemdeki diğer konuların üstüne örtecek bir Susurluk çağrışımı da medyaya pas edilmiş.

Böyle yapılırken ne amaçlanmış olabilir?

v

     Öncelikle AİHM’nin kararının semptomlarını sıfırlamak için Kürtler, bir kuruma ait istihbarat ve devlet kullanılmışv

     AİHM’ye başörtüsü lehine karar veriniz, bakınız biz askerin AB’nin isteği doğrultusunda Güneydoğu’dan çekilmesine zemin hazırlamak için fitili ateşledik.v

     Jandarma’nın içindeki bazı hainler askeri kamu vicdanında mahkum ettirecek kasıtlı acemilik sergileyerek bölücülerin ve emperyalistlerin amaçlarına uşaklık etmişler ve hükümete de AİHM’den aldığı darbeyi kamufle imkanı sağlamışlardır.Yani açıkça AKP Hükümetini kurtarmak için Jandarma, KKK, Kürtler ve Atatürk kullanılmıştır.

Şemdinli provokasyon / ihanetinin Kesin Sonuçları

v

     Şemdinli provokasyon / ihaneti Güneydoğu Anadolu ve Ortadoğu için bir dönüm noktasıdır.v

     Şemdinli provokasyonu / ihaneti devletin tepesindeki tüm seyircilerin tasfiye sürecinin başlangıcıdır.

Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nın Yeni Brövesi

AİHM ve Hükümet’e verilen diğer taviz KKK’nın yeni brövesinin basına servisi ile gün yüzüne çıkmıştır.

Laik devlet değiliz ima ve ihsası (sezdirmesi)

v

     AİHM Tayyip Silahlı Kuvvetleri’nin bazı paşaları “bakın biz Atatürk’ü bile her yerden temizlemeye hazırız, AB’nin çok şikayetçi olduğu Atatürk’ün konseptini belirlediği üniter devlet ve millet hedefini bile terk ettik. Yeter ki Hükümeti iç ve dış kamuoyunda zor duruma düşürmeyin”.v

     AİHM “Laik ülkelerde başörtüsü yasağı” kavramını kullanırken, bazı paşalar Atatürk’ü brövelerden düşürerek “Laik ülke değiliz” imasını ve ihsasını AB’ye ileterek başörtüsünü yasaklamayın ricasında bulunmuştur.v

     AİHM’nin başörtüsü yasağını perçinlemesi ile Laiklik üzerinden doğabilecek bir Atatürk nefretini önlemek için Atatürk KKK brövesinden indirilivermiştir.v

     AİHM’nin hükümet üzerindeki yıkıcı ve AKP içindeki dağıtıcı etkilerini önlemek için bazı paşalar hükümeti arkalamışlardır. v

     KKK brövesinin basına servisinin AİHM’nin kararı ile eş zamanlı gündeme düşmesi bazı paşaların AKP ve AKP hükümeti ile ne kadar iç içe geçtiğinin açık resmidir. Ve bazı paşalar AKP’nin ve AKP Hükümeti’nin 3 halinin (gaflet, delalet ve hatta ihanet) sebep ve sonuçlarından birinci derecede mesuldür.v

     Atatürk’ün resimlerinin KKK brövesinden düşüvermesi sonucu oluşan infial AKP’nin AB politikalarından alacağı hasarı önleme amacı da içermektedir. Bazılarının AKP’ye (hükümete veya devlete değil) bu desteği Divan-ı Harpte önlerine gelecektir.v

     Türk Silahlı Kuvvetleri, KKK ve Jandarma Genel Komutanlığı resmen ve alenen AKP’nin aldığı yaraları pansuman etmekle kullanılmıştır. Ve bu eylem (Askerin siyasete yara bandı yapılması), Divan-ı Harpliktir.

AİHM’nin Kararı

v

     Vatikan’da İslam’i usullerle kesilmiş et arayanlarının ferasetsizliği ve basiretsizliği bir kez daha görülmüştür. v

     Hıristiyanların karar organının İslam ile ilgili bir konuda karar vermesi İslam’a hakarettir.v     İslam dinin mensuplarının gidip AİHM adalet araması, İslam’a açık bir ihanettir.

v

     AİHM’nin başörtüsü kararına sevinenler, yarın aynı mahkemenin bölücüler lehine verdiği kararlar karşısında ne yapacaktır?v

     AB politikaları için ülkesine ihanet eden Hükümet ve AKP bu karardan sonra AB için hala çalışmaya devam edebilecek midir?v

     AİHM’nin bu kararı Kuran-ı Kerim’e bir müdahale değil midir? Bu açık müdahale karşısında dinlerarası diyalogcular acaba bundan sonra aynı zırva ile toplumun karşısına çıkabilecekler midir?v

     AİHM başörtüsü kararı ile Hıristiyanlara ait ya da seküler Batı’ya ait değerleri Türkiye’ye dayatmışlardır. AİHM’nin bu dayatmasını kendilerine Atatürk’ü maske yapmış bazı hainler de alkışlayarak Türk milletine mi yoksa başka bir millete mi ait olduklarını ortaya koymuşlardır. Bu arada hakkını AİHM’de arayan İslamlara da ne demeli bilmiyorum!v

     AİHM, başörtüsü ve diğer kararları göstermiştir ki, Türkiye AB ile entegrasyon ve üyelik perspektifini yeniden gözden geçirmeli ve yeni bir konseptle AB ilişkilerini değerlendirmelidir.v

     Atatürk’e yapılacak en büyük ihanet, Türk Hukuk Sistemi’nin üstüne başka bir hukuk sistemini oturtmaktır. Bu ihanete maalesef devletin tüm kurumları ortak olmuştur.v

     AİHM kararlarının tahribatını en alt düzeye indirmek için AKP’ye limitsiz destek veren bazı paşalara sormak gerekiyor, AB’nin Türkiye’ye ve hükümetin bağımsızlığa ve geleceğe vurduğu darbeleri minimumda tutmak için ne yapıyorsunuz?

4.      Kürtler (Ya da AKP’nin Can Simitleri)

3 Ekim’de başlayacakmış gibi yapılan (ama sürdürülmesi imkansız hale getirilen) müzakereler öncesi Güneydoğu’da bazı büyük şehirlerimizde iç ve dış bölücüler tarafından tahrik edilen bazı Kürtler, sokaklara düşürülmüşlerdi. O zaman bu durumu “Suç Üstü Yakalandınız” yazısı ile tespit etmiştik.

Şimdi AİHM kararında açıklandığı günlerde de aynı oyun oynandı çok açık bir provokasyon / ihanet ile Şemdinlililer sokaklara döküldü.

Amaç AKP’nin AB fiyaskolarını bölücülük örtüsü ile gizlemek.

Kürtlerin bu oyunu görmesi gerek. AKP’nin zor duruma düşeceği her iç ve dış gelişmede Kürtleri sokağa dökecek bir provokasyon / ihanetin gündeme gelmesini öncelikle Kürtlerin sorgulaması gerek.

AKP arka planındaki güçlerin Kürtleri nasıl bir dolgu malzemesi haline getirdiğini bir çok defalar ortaya koyduk.

v

     Küresel tefecilerin AKP gibi kulları için, insanların Türk, Kürt, Arap ve başka ırklardan olup olmamaları önemli değildir. Küresel tefeciler ve oyuncakları için din, insanlık, kültür, ırk ve etik değerler parayı daha çok yığmak için kullanılan parametrelerdir. v

     Siyonistlere kul köle yapılmak için ve AKP’nin deliklerini yamamak için kullanılan Kürtlerin bu halinden kardeş olmamız hesabıyla bizler rahatsızız. Kürtlerin bu durumdan memnun olmalarını anlamak ise bizler için şu an imkansız.v

     AKP’yi ve bazı paşaları kullanan küresel tefecilerin Kürtleri es geçmesini beklemiyorduk.

Yine Bir Suçüstü Olayı

Küresel tefecilerin Türkiye’deki değnekçisi AKP Hükümeti ve bazı paşalar, AKP Hükümeti’nin fiyaskolarını ve kendi cürümlerinin yaralarını gözlerden uzak tutmak için devleti, bazı paşaları, orduyu ve milleti kullanmaktan çekinmemektedirler.

Gözlerimizin içine baka baka,

1.      Şemdinli’deki bombalama olaylarındaki açık ihanet / provokasyonu ile AİHM kararı arasındaki bağlantıyı saklayamazsınız.

2.      KKK brövesinin medyaya servisi ve AİHM kararı arasındaki paralelliği ve zamanlamayı saklayamazsınız.

3.      İstanbul’daki kapkaç olaylarının AİHM kararı ile paralelliğini gizleyemezsiniz.

4.      Jandarma Genel Komutanlığı’nın bir biriminin çok açık bir provokasyon / ihanet için kullanılmasının amacının AİHM’nin kararını örtbas etmek olduğunu ve sorumlusunun bizzat Recep Tayyip Erdoğan ve Genel Komutan olduğunu artık gizleyemezsiniz.

5.      Bu oyunu seyreden ve izin verenlerin listesi aşağıdadır.

§         Recep Tayyip Erdoğan ve kabinesi

§

         Orgeneral Hilmi Özkök – Genelkurmay Başkanı§

         Orgeneral Fevzi Türkeri – Jandarma Genel Komutanı§

         Orgeneral Yaşar Büyükanıt – Kara Kuvvetleri Komutanı6.      Yukarıdaki isimler bir an önce Türk devletinin ve milletinin geleceği için görevlerinden istifa etmelidir.

7.      Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’ndeki tespitleri ve görevlendirmeleri dikkatle okuyanlar kimin ne olduğunu açıkça tanımlamakta ve gereğini yapmaktadır.

8.      Hükümetin kamuoyunu perdelemek ve fiyaskolarını gizlemek için kullandığı tüm olaylar, yöntemler ve yardımcıları önümüzdeki günlerde birer birer Türk milletine açıklanacaktır.

9.      Tüm sorumluluk öncelikle Recep Tayyip Erdoğan’a, hükümete, AKP milletvekilleri ve bazı paşalara aittir. Önümüzdeki günlerde herkes cürümünün hesabını Yüce Divan’da ve Divan-ı Harb’te vermeye hazır olmalıdır.

Saygılar,

SESAR

12 Kasım 2005

 

——————

RAP… RAP… RAP…

————————

 

ÇOK SIRITIYOR YAPMAYIN ARTIK!

Recep Tayyip Erdoğan, yine kendine yakışanı yaptı. Danimarka’yı hizaya (!) getirdi!

Roj TV muhabirinin de Danimarka Başbakan’ı ile ortak yapılacak toplantıya dahil edilmesine sinirlenerek Danimarka’yı terk ederek Türkiye’ye döndü.

Bu büyük efelenmeyi (!) de TV’ler de marifet olarak anlatıyor. (Demek ki Recep Tayyip Erdoğan’ın ampulüne enerji verenler kamuoyu desteğine ihtiyaç duyuyor.)

Adama (Bu sözden alınmaz Recep Tayyip Erdoğan, çünkü Cumhurbaşkanı Sezer’e de “o adam” diyen kendisi.) sormazlar mı?

Ø      Türk askerinin başına çuval geçirilirken niye efelenmedin, diye?

Ø

      PKK’nın mayınlı eylemlerine karşı niye efelenmedin, diye?Ø

      Kapkaç terörüne karşı niye efelenmedin, diye?Ø

      Soykırımı dayatanlaraØ

      Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni “SAT” diyenlere,Ø

      Rumları “TANI” diyenlere,Ø

      Pontus’u “TANI” diyenlere karşı niye efelenmedin, diye sormazlar mı?Ø

      Bitmedi! Diyarbakır Belediye Başkanı’na karşı,Ø

      Bush’un Beyaz Saray’da “atsineği muamelesi” yapmasına karşı niye efelenmedin, diye sormazlar mı?Ø

      AKP’nin içindeki ayrılıkçı Kürtçülere karşı,Ø

      Sana emreden danışmanın, yani maalesef görünmez başbakanlardan Cüneyt Zapsu’ya karşı,Ø

      IMF’ye,Ø

      Kürtleri kışkırtan İsrail’e karşı niye efelenmedin, diye sormazlar mı?

Sorarlar.

Ve bu sorulara cevap veremezsiniz ve siz mizansen olmasa efelenemezsiniz Sayın Recep Tayyip Erdoğan.

Bu bağlamda, Danimarka’da yaptığınız davranışın kurgu olduğu nereden belli, bunu size biz anlatalım.

Böylece Şemdinli’deki insider provokasyon / ihanetin neden satın alınmadığını ve Kürtleri AKP’nin nasıl kullandığını da öğrenmiş olun:

Günler öncesinden Roj TV, Türk kamuoyuna pompalanmaya başlandı. (Sanki Roj TV dün yayına başlamış gibi.)

Medyaya Roj TV’nin Danimarka’dan yaptığı yayın ile ilgili detaylar servis edilmeye başlandı. (Bizim acaba bu plan tutacak mı diye sorduğumuz noktada.)

Şemdinli olayları ile Roj TV iyice parlatıldı.

Ve siz Danimarka’ya gittiniz. Roj TV muhabirinin toplantıya çağrılacağını bile bile.

Bu kurgudan sonra güya kahramanlık gösterip ortak toplantıyı terk ettiniz.

Bu terk ciddi bir tavır olarak TV’lerden halka propaganda edildi.

Sizde böylece son aldığınız yaraları (güya) sardınız.

Şimdi birkaç soru ile olay daha aydınlansın.

è

    Danimarka geziniz takvimde olmasa Roj TV olayı gündeme gelir miydi?è

    Roj TV muhabirleri de ortak basın toplantısına katılmalı diye Danimarkalı yetkililer nezdinde lobi yapan iletişim ve lobi danışmanlarınız oldu mu?è

    Şemdinli olaylarının Roj TV’ye kısa zamanda servis edilmesinde Danimarka geziniz rol oynadı mı?è

    Size (Yani AKP’yi kullanan perde arkası güçlere) insider yapanlar Roj TV’ye servis yaptılar mı?è

    Roj TV gösterisinin mizanseni AKP’ye ya da finansörlere kaç Avro’ya mal oldu.è

    Danimarka Başbakan’ı Rasmussen’in bu mizansende rol almasını kimler sağladı?è

    Bu mizansende rol alan Danimarka Başbakan’ına ya da yakın çevresine bir ücret ödendi mi?è

    Ödendi ise bu kaç Avro’dur?è

    Bu mizanseni hazırlayanların eksik bıraktığı boyutların farkında mısınız?è

    Acaba Roj TV muhabirini salondan kovsanız – teamülleri sarsarak acaba Kasımpaşalı imajına uygun olarak – daha çok prim yapmaz mıydınız? Bu ayrıntıyı atlayanların kulağını çekiniz lütfen.è

    Rasmussen’i medya önünde (Roj TV’den dolayı ve teröre verdikleri dolaylı destekten ötürü) çıkışıp toplantıyı o esnada terk etseniz daha iyi olmaz mıydı?è

    Bunu atlayanların da kulağını çekiniz lütfen.è

    Ayrıca birazcık daha fazla Avro harcayarak daha iyi mizansenler hazırlanabilir..!è

    Yine ayıp olacak ama AKP’nin imajını zinde tutmak için Şemdinli’deki gibi kurgu olaylardaki kişilerin ölümü, askerlerin şehit edilmesi, güvenlik güçlerinin yorulması ve Kürtlerin (habire askere ve polise taş atmak için) taş toplaması sizi rencide etmiyor mu?è     Bu mizansene seyirci kalanları rahatsız etmiyor mu?

Hasılı Sayın Başbakan ekibiniz ve siz dökülüyorsunuz.

Basit başarılardan (onlar da kurgu başarıları) beslenmeye çalışıyorsunuz.

Ve gittikçe batıyorsunuz. Bu bizi rahatsız etmiyor ama batışı gizlemek için oynanan kirli oyunlar, sönen ocaklar, giden canlar bizi üzüyor.

Bu çok sırıtan mizansenleri yapmasanız.

Allah’a kul olsanız, bu coğrafyayı vatan yapanlara dayansanız ihya olacaksınız.

Aslında Allah’ı ve Türkleri size hatırlatmak istemiyoruz ama maalesef varlar. Biz de iyi biliriz ki, tacir İslamcılara Allah’ı hatırlatmak nefret edilmek için bire birdir.

Saygılar,

SESAR

16 Kasım 2005

 

——————

RAP… RAP… RAP…

————————

BAŞBAKAN NE ZAMAN EFELENSE YA DA “BİZİM İÇİN ŞU AN EN BÜYÜK TEHDİT; JANDARMA”

RECEP TAYYIP ERDOĞAN ne zaman efelense yeni bir mizansenle karşı karşıya olduğumuzu düşünür ve izlemeye başlarız.

Çünkü birileri yeni “siyasi skeç”te RECEP TAYYIP ERDOĞAN’ın nasıl davranması, konuşması ve efelenmesi gerektiğini elifi elifine (Bu deyim İslam’ı hatırlattığı için RECEP TAYYIP ERDOĞAN’ı rahatsız edebilir.) anlatmışlardır.

Nitekim Şemdinli’deki provakasyon / ihanetin gizli hedefleri bu bağlamda açığa çıkmaya başladı. Bunlara geçmeden önce biraz gerilere, 2003’e gidip AKP Genel Merkezi’ndeki bir toplantıya kulak verelim.

MYK Toplantısı öncesi başkan ve dört yardımcısı sohbet-toplantı yapıyorlar.

RECEP TAYYIP ERDOĞAN söz askerden açılınca “Şu anda en büyük sorunumuz jandarma. Bize bir darbe gelirse jandarmadan gelir.” diyerek AKP’nin yoğunlaşacağı bir adres veriyor.

Jandarma İstihbarat’ın gücü ve AKP’nin zaafları bu toplantıda uzun uzun konuşuluyor. Bu toplantı bittikten sonra bazı genel başkan yardımcıları “jandarma tehlikesi”ni daha da netleştirme yönünde çalışmalar yapıyor.

AKP’yi gerçekten de bu süreçte en çok zorlayan merkez Jandarma oluyor. JİT’in gayri milli oluşumlara ve Türkiye’nin genel çıkarlarına, bürokrasideki işbirlikçi uzantılara kadar geniş bir yelpazeyi içeren derinlikli ve etkili çalışması AKP Genel Merkezi’nin en öncelikli konusu haline geliyor.

AKP, 2004 YAŞ’ında Jandarma Genel Komutanlığı’ndaki değişimden sonra rahat bir nefes alıyor. Yeni süreç AKP’nin istediği gibi gelişiyor. Jandarma (AKP’nin ifadesine göre) ıslah ediliyor.

Her şeye rağmen ve hala JİT şu anda da AKP, AKP Hükümeti ve Türkiye’nin düşmanları için en öncelikli tehditlerden biri olarak algılanıyor. MİT gibi, Emniyet İstihbarat gibi ve diğer spesifik unsurlar gibi.

AKP Hükümeti’nin başının içeride ve dışarıda her sıkışmasında sokağa dökülen Kürtler’i kimin sokağa döktüğünü bilmek ve ortaya çıkarmak devletin öncelikli görevlerinden biri olmalıdır. Tıpkı AKP’nin ampulünü aydınlatan enerjinin nereden geldiğini öğrenmek gibi.

Türkiye Devleti İçinde Bir “Truva Atı”; “AKP ve Hükümeti”

Türkiye’nin dönüşümünün planını yapanlar ve kitabını yazanlar AKP Hükümeti ile birlikte en kritik noktaları ele geçirme yolunda hayli adım attılar. Nerede milli bir direnç noktası varsa, neresi Türk Devleti’ni ayakta tutuyorsa; AKP Hükümeti’nin jeneratörleri oralara hücum ettirdiler AKP Hükümeti’ni.

AİHM’nin başörtüsü ile ilgili kararı AKP’nin ardındaki gayri milli ve yabancı akıl hocalarını harekete geçirdi.

AİHM’nin kararı AKP Hükümeti için en az hasarla nasıl atlatılabilir?

Bu süreçte bir taşla kaç kuş vurulabilir?

Aranan unsur Şemdinli’de bulundu. JİT’in bir timinin yürütttüğü çalışma (“Bu timin faaliyette olduğunu kimler bilebilir?” sorusu en önemli sorudur!) provoke edildi, JİT’in sahadaki elemanlarını gafil avlayacak (İnsider sadece borsa olmaz!) operasyonu planlayarak PKK’nın Şemdinli’deki güçlerine istihbarat sızdırıldı.

Bu istihbarat sızdırılması, PKK’nın Şemdinli’de örgütlenmelerini sağladı. JİT’in sahadaki elemanlarına bilgi sızdırılınca bildiğimiz olaylar gelişti.

İşte RECEP TAYYIP ERDOĞAN’yi efelendiren, bu plandan önceden haberdar olmasıdır..!

Şemdinli Olayları ile hedeflenenler artık daha nettir!

Bunlar;

Ø

  AKP için gündem AİHM’nden kopartılarak teröre kaydırılmıştır.Ø

   JİT’i tasfiye etmek mümkün olmasa bile, pasifize edecek zemin oluşturulmuştur.

Önce bazı sorular…

AKP’nin perde arkası tarafından, JİT en üst düzeyde aşağılanmış ve satışa getirilmiştir.

·  Şemdinli’deki hadisede Jandarma Genel Komutanı’nın suskunluğu sorgulanmalıdır. Acaba Şemdinli’deki “insider” en üst organdan mı kaynaklanmıştır?

·

 RECEP TAYYIP ERDOĞAN “Bu işin sorumluları her kim olursa olsun cezalandırılacaktır!” derken kime güvenmektedir? Bu ceza, “JİT”in işlevsiz kalması” mıdır?·

  Türkiye’yi kapkaç ülkesi haline getiren adi suçlulara karşı gürleyemeyen ve hatta en yakınları bu çetelerin hedefi haline gelen Başbakan RECEP TAYYIP ERDOĞAN, Şemdinli’deki hadisede “gürleme” enerjisini (!) nereden almaktadır?·

 Türkiye “suçistan” haline gelirken susanlar, “hiyerarşik yapı”dan dolayı birden savunmasız hale gelenlere karşı RECEP TAYYİP ERDOĞAN’nın yaptığı çıkışı ne kadar dikkate alır? ·

 Yani AİHM’nin kararı ile Türkiye’nin dönüşümünü planlayanlar ve bunu AKP ile uygulayanlar bir karar vermişlerdir ve bunu uygulamaya çalışmaktadırlar.

Bu kararda;

–  AKP Türkiye’yi yeterince tahrip edememiştir, bir müddet daha yaşatılmalıdır.

–  AKP’nin yaşamasının önündeki engeller kaldırılmalıdır. Bu engellerden birisi JİT’tir.

–  Askeriye’deki kontrol (AKP taraftarlığı en üst düzeye çıkarılmışken, yani bazı paşalar çeşitli yollarla elde edilmişken, – Biz demiyoruz, AKP’liler böyle diyor -) ordunun, devletin ve milletin bekasına yönelik fonksiyonu sıfırlanmalıdır.

–  Türkiye savunmasız bırakılmıştır. AKP Hükümeti gibi bir “truva atı” varken maksimum zarar verilerek Türkiye çökertilmelidir.

–  Türk Askeri kışlanın dehlizlerine tıkılmalı ve Türkiye’nin “iç edilişine” seyirci hale getirilmelidir.

–  Bazı paşalar elde edilmişken Atatürkçülük de bir an evvel bitirilmelidir.

RECEP TAYYIP ERDOĞAN’ı efelendiren işte bu plandır! AKP Hükümeti ve başbakanı, Türkiye’nin en önemli yapıtaşlarından birine aldığı insider ile balyoz vurmaktadır!

RECEP TAYYIP ERDOĞAN ve hükümeti “truva atı”nın tüm özelliklerini taşımakta ve balyozu sadece JİT’e değil, MİT’e, Emniyet’e, istihbarata ve milletin kafasına vurmaktadır. Daha doğrusu vurdurulmaktadır.

Ürdün’deki kadar haysiyetli olamayanlar

Ürdün’deki patlamalardan sonra istifa edenlerin listesini, ibret almaları için Türkiye’dekilerin önüne koymak gerekir.

Hep küçümsediğimiz Ürdün’ün, bu küçük ülkenin istifa ile yücelen ve aczini itiraf ederek ehliyetini ispat eden müstafileri; bizimkiler için örnek olamaz doğal olarak…

Peki o zaman şu soruları ümitsizce hep beraber soralım;

· Siz Genelkurmay Başkanı olsanız, bu sırada askerinizin başına en yakın ve en büyük müttefikinizin askerleri çuval geçirirse ve siz bu durumda birşey yapamıyorsanız, ve hatta mevkidaşlarınıza ulaşamıyorsanız ne yaparsınız?

·

 Siz başına çuval geçirilen ülkenin başbakanı olsanız ve olay sırasında halk arasında ego tatmini ile meşgul olurken ülkenizin prestiji, bölgede ve paktı’nın içinde bitirilirken siz ABD’nin başkan yardımcısına bile ulaşamıyorsanız başbakanlık koltuğunda hala oturabilir misiniz?·

 Siz askerinin başına çuval geçirilen bir ülkenin dış işleri bakanı olarak aynı başbakanımız gibi halk arasında ego tatmini yaparken ülkenizi uluslararası arenada ABD’nin Irak’taki bir birliği mesabesine düşürülürken ve siz ABD Dışişleri Başkan Yardımcısı’na ulaşamıyorsanız hala, koltukta oturur musunuz?·

 Askerinizin başına çuval geçirilen bir ülkenin savunma bakanı bu olay esnasında ABD’deki mevkidaşına ulaşamazsa hala koltuğunda oturur mu?·  “Askerinin başına çuval geçirilen bir ordunun başındakiler istifa etmiyorsa sizce bu ülkeyi yönetenler için onur mu, koltuk mu önemlidir?” diye soru sorulsa, cevabınız ne olur?

·

 Acaba Türk Milleti onursuızluğu, yolsuzluğu, hırsızlığı ve asayişsizliği kurumsallaştırmış bir başbakanı hakediyor mu?·

 Acaba Türk Milleti, ülkesinin uluslararası arenada lobi şirketleri vasıtası ile birşeyler yapan bir Türkiye imajına seyirci olan ve pazarlamacılığını ilan eden bir başbakanı hakediyor mu?·

 Acaba Türk Milleti PKK’nın mayınlarına karşı aczini kameralar önünde itiraf eden bir komuta kademesini hakediyor mu?·

 Acaba Türk Milleti, gözünü boyama işlevi üstlenen ve özelleştirme maması ve Maliye memurları ile korkutulan, bu yüzden hükümete yağcılık yapan medyayı hak ediyor mu?

Bu soruların cevabından sonra hala yerinizde oturabiliyor ve “Ben onurlu bir insanım!” diyebiliyorsanız ve diyebiliyorsak sorun büyük demektir!

En önemli soru ise Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök’e!

Sayın Genelkurmay Başkanı Özkök,

Bu sorulardan sonra Türk Silahlı Kuvvetleri’nin sabrını sizin gibi bazı paşalar mı, yoksa SESAR gibi bazı internet siteleri mi test ediyor dersiniz?

Saygılar

SESAR

16 Kasım 2005

 

——————

RAP… RAP… RAP…

————————

 

NATIONAL BANK OF GREECE FİNANSBANK’I KİMLER SATIN ALMIŞ?!!!

Elimizde NBG’nin kendisini tanıttığı bir kitap var, adı GREEK BANKNOTES A JOURNEY (1822-2002) Bu kitaptan aldığımız iki haritayı yayınlıyoruz.

NBG’nin ne olduğunu bu iki haritadan başka çarpıcı hiçbir şey anlatamaz.

 

HARİTA : Yunanistan’ın bugüne kadar geçirdiği tarihi evreleri yani Osmanlı’dan, yani Türklerden aldıklarını gösteriyor. 

HARİTA : 1920’de kaybettikleri yerleri almayı hedeflediklerini ve ayrıca İstanbul’un, Kocaeli’nin, Bursa’nın ve Yalova’nın bir kısmını yani Bizans’ı yeni hedef haline getirdiklerini gösteriyor.

Her iki harita NBG’nin kendilerini tanıttıkları yayından alınmıştır.

NBG’nin Finansbank’ı satın alışını basit bir alışveriş, Türk-Yunan dostluğu, Türk ekonomisinin geldiği son nokta ve yabancıların Türkiye’yi güvenini gösteren önemli bir adım gibi niteleyen “küresel düşünen kafalara” balyoz gibi inen iki harita.

NBG Yunan papazlarının, rahiplerinin ve milletinin bankası. Ekonomik bir truva atı.

Türkiye’yi coğrafi olarak işgal etme girişimlerinin para ile kamufle edilmiş hali.

NBG Yunan kararlılığının, azminin ve tarihi hedeflerinin “Megola İdea”nın, “Enosis”in bankası.

NBG, İngiltere’nin şahsında Batı’nın örtülü savaşının enstrümanı.

NBG, Türkiye’yi içten çökertme, içten ele geçirme operasyonunun bir parçası.

NBG, Türk devletini ve milletini hedef alanların bankası.

Hüsnü Özyeğin, Finansbank’ı NBG’ye 5 milyar dolara sattı.

Şimdi Özyeğin’e cevabı basit olan sorular soralım; Türk milleti ve devleti adına:

Bankanız gerçekten 5 milyar dolar ediyor mu?

Finansbank’ın 5 milyar dolar ettiğine bizzat inanıyor musunuz?

NBG’nin yerine siz olsaydınız salt ekonomik amaçlarla Finansbank’a 5 milyar dolar sayar mıydınız?

Finansbank’ın satış operasyonunda Ukrayna’daki ve Rusya’daki bankalarınızın yeri nedir?

NBG’nin Finansbank’ı satın alışı ile Fener Rum Patrikhanesi ilgili midir?

NBG’nin bu ekonomik görünümlü siyasi ve dini operasyonunun neresinde duruyorsunuz?

Yani Ortadokslar’ın rekabetinin neresindesiniz?

Finansbank’ın satışı ile Ürdün Kraliçesi’nin Türkiye’ye gelişi arasında bir bağlantı var mıdır?

Finansbank’ı NBG’ye satışınızda sizden başka hangi Türk işadamı veya adamları etkin oldu?

NBG, Finansbank’ı almasında, ABD ve İngiltere’den ne tür yardımlar gördünüz?

NBG’nin Finansbank’ı satın alışı ile ABD’nin Karadeniz’de savaş gemisi bulundurma isteği arasında bir bağlantı var mı?

Sn. Özyeğin, Finansbank’ı satın alan NBG hakkında hiç araştırma yaptınız mı?

NBG’nin kendisini tanıttığı yayını hiç görmediniz mi?

Bu yayındaki haritaları hiç görmediniz mi?

Bu fiktif satışa niye gerek duydunuz?

Acaba fazladan alınan para Ukrayna üzerinden tekrar NBG’ye mi döndürülecek?

Bu şekilde yurt dışında parası olan ama ailesini ve parasını ülkeye sokamayan bir işadamına yardımcı mı oluyorsunuz?

Basında Hüsnü Özyeğin’i göklere çıkaran yazılar karşılığında ne tür bir ödeme yaptınız ya da bu yayınları yapanlara hangi vaatlerde bulundunuz?

Sayın Özyeğin, Pamukbank’taki ve Yapı Kredi’deki geçmişiniz ve MB murakıb raporlarındaki profiliniz belli iken nasıl yükseldiniz?

Sayın Özyeğin basit bir soru daha “para” için vatanınızı satar mısınız?

Cevap “Hayır” ise NBG’nin kendini tanıttığı yayını bir daha inceler misiniz?

Çok net bir şekilde Fener Rum Patrikhanesi’nin bu satıştaki rolünü açıklar mısınız?

Sayın Özyeğin birinci grup sorularımızı cevapladığınızda (“sessiz kalmak” da bir cevaptır) ikinci grup sorularla karşılaşacaksınız.

Saygılar,

SESAR

21 Nisan 2006

 

——————

RAP… RAP… RAP…

————————

Sevgiler

8 Haziran 2010

Hayrullah Mahmud Özgür

ALATURKA AİLESİ ÜYELERİ NE DİYOR?