Alejandro Inaritu – Bardo – Efe Teksoy Yorumladı.

ALEJANDRO INARITU’DAN SÜRREAL BİR YOLCULUK “BARDO: FALSE CHRONICLE OF A HANDFUL OF TRUTHS”

Sinema Yazarı/Film Eleştirmeni EFE TEKSOY; dram ve komedi türündeki “BARDO, Bir Avuç Doğrunun Yalan Yanlış Güncesi” adlı filmin çözümlemesini, Amerika’nın Los Angeles merkezli ilk Türkçe internet Gazetesi @alaturkaonline için kaleme aldı.

BİLİNÇALTINA AÇILAN GERÇEKÜSTÜ BİR RÜYA

Yeni Meksika Sineması (Nuevo Cine Mexicano) hareketinin öncülerinden Oscar ödüllü yönetmen Alejandro González Iñárritu’nun prömiyerini 79. Venedik Uluslararası Film Festivali‘nde gerçekleştiren filmi Bardo: False Chronicle of a Handful of Truths, Netflix platformunda gösterime girdi. Kökleri Latin Amerika’da atılmış olan Büyülü Gerçekçilik Sanat Akımı ve bu türün önde gelen ismi 1982 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Gabriel García Márquez’in temasını yansıtıyor. Federico Fellini‘nin 8 ½  filminin izinden giden ‘’Bardo’’ filmi, Nevrotik bir adamın içsel yolculuğunu ve kendisiyle yüzleşmesini sürrealist bir anlatımla ekrana taşıyor. Kelime olarak Bardo: Budizm’de ölüm ve yeniden doğuş arasında bir ara, geçiş veya eşik halidir. Iñárritu’nun klasikleşmiş uzun plan sekanslarıyla süslenen yapımın tarihsel arka planında, Meksika-Amerikan Savaşı‘nın revize edilmiş teatral haliyle karşılaşıyoruz. Yönetmenin bizleri götürdüğü bu iç içe geçmiş bir görüntüler hengamesinde, postmodern felsefenin önde gelen filozofları Gilles Deleuze ve Félix Guattari‘nin “Yersiz-Yurtsuzlaşma” kavramı öne çıkıyor ve bu olgu çerçevesinde göçmenlik mücadelesi ve mülteci sorununa değiniliyor. ‘’Gerçeküstücülüğün Babası”olarak nitelendirilen Fransız yazar, şair ve sanat kuramcısı Andre Breton, sürrealizmin kurucu metni ‘’Nadja’’ adlı yarı-otobiyografik romanında, gerçeküstücü akımın politik bir tavır ve varoluşsal bir mesele olduğunu gösterir ve estetik bir kaygıdan fazlası olarak yaşamsal bir mesele haline geldiğini ortaya koyar. Kitapta kendine seçtiği adın Nadjaolduğunu söyleyen karakter; “Rusçada ‘umut’ kelimesinin başıdır, çünkü her şeyin başındayım.” diyerek Nadja yazara adının anlamını açıklar ve altı çizilen bu duygu yüklü hikayede büyük bir önem taşımaktadır. Tıpkı Bardo adlı dramatik filmde gerçekle düş arasında gidip gelen karakter üzerinden aynı duygunun önem taşıdığını gördüğümüz gibi. Yapımda alışılmışın dışında (hikayesiz, yapısız ve olay örgüsüz) bir anlatım deneyen usta yönetmen Iñárritu; İngiliz Psikedelik Rock müzik grubu Pink Floyd, efsane popüler müzik ikonu David Bowie ve İngiliz Progresif Rock grubu Genesis’in albümlerini ve kliplerini ilham kaynağı olarak model almış. Görüntüleri, duyguları ve anıları somutlaştırarak rüya gibi bir algı yaratmaya çalışan sinemacı, hayatının son anlarından gelen bir karakterin zihinsel manzarasını beyazperdeye yansıtmış.

FİLMİN KONUSU

Los Angeles’taki ünlü Meksikalı gazeteci ve belgesel film yapımcısı Silverio, prestijli bir uluslararası ödül kazandıktan sonra memleketine dönmek zorunda kalır. Bu basit seyahatin varlığının sınırlarını zorlayacağına dair hiçbir fikri olmayan Silverio, masal gibi bir içsel yolculuk eşliğinde kimliği ile hesaplaşacak ve sıra dışı bir deneyim yaşayacaktır

Oyuncu kadrosunda; Daniel Giménez Cacho, Griselda Siciliani, Ximena Lamadrid, Íker Sánchez Solano, Luis Couturier, Luz Jiménez, Andrés Almeida, Clementina Guadarrama, Jay O. Sanders, Francisco Rubio, Noé Hernández ve Fabiola Guajardo yer alıyor.

SÜRREAL ALGI KAPILARI

Iñárritu’nun sinematik evrenindeki en kişisel ve muhtemelen bugüne kadar ki en iddialı filmi olan bu yapımda, izleyiciye daha önce deneyimlemediği benzerine az rastlanır Postmodern bir görsel atmosfer eşlik ediyor. Gösterilen bu vizyoner perspektifte, izleyiciye algı boyutlarının sıra dışı Halüsinojenik bir çeşidi aktarılıyor. İngiliz yazar ve filozof Aldous Huxley, zihnin uzak sınırlarını ve insan bilincinin haritası çıkarılmamış alanlarını keşfetmeye çıktığı ‘’Algı Kapıları (The Doors of Perception)’’ adlı kült kitabında, insan algılarının boyutlarını ve görsel algıyı inceleyerek estetikten “Kutsal Vizyona” kadar deneyimlediği içgörüleri felsefi ve psikolojik sonuçlarıyla ele alır. Ayrıca Amerikalı Rock yıldızı Jim Morisson, efsane müzik grubu The Doors’un ismini bu kitaptan esinlenerek belirlemiştir. Aldous Huxley; “Zihinsel açıdan sağlıkla kalmak istiyorsak, içsel dünyamızı ve içine doğduğumuz dış dünyayı doğrudan algılamaksızın da ‘ne kadar sistemsiz olursa o kadar iyidir’ yapamayız.” diyerek, gerçekliğin dolaysız bir yolla bütünlüğün içinde kavranabilen bir sonsuzluk olduğunu anlatır. Gerçeklik ve hayal dünyası arasında Arafta kalan Silverio karakteri de, sonsuzlukta yolunu bulmaya çalışmaktadır. Ayrıca kendi imgesini karşısında gören Silverio karakteri üzerinden, filmin alt metninin Fransız psikanalist Jacques Lacan‘ın psikanaliz teorisindeki “Ayna Evresi” konseptine kadar uzandığını görüyoruz.

ZİHİNSEL OLUŞUMUN FELSEFİ RÜYASI

Avrupa’daki Aydınlanma ve Akıl Çağı‘nın kurucusu aynı zamanda klasik liberalizm düşüncesinin öncüsü kabul edilen İngiliz filozof John Locke, yüzyıllar boyunca batı felsefesinin başyapıtı olma özelliğini taşıyan ‘’İnsan Anlığı Üzerine Bir Deneme’’ adlı kitabı, insan bilgisinin ve anlayışının temeli ile ilgili önemli felsefi çalışmasıdır. İnsan zihni Letonca’da “Boş Levha” anlamına gelen “Tabula Rasa”ya benzetilir. Burada Locke, zihni doğumda boş bir sayfa olarak tanımlar ve (örneğin) çocuğun belleğinin idelerle donanmasının aşama aşama olduğunu belirtir. Locke’a göre, “Boş Levha” deneyimlerin hazırladığı zeminle edinilen bilgilerle donatılır ve insan zihninin yapı taşı bu şekilde oluşmaktadır. İskoç Aydınlanması’nın önemli düşünürü, tarihçisi ve deneme yazarı İskoç filozof David Hume, John Locke’un Empirizmini, George Berkeley’in İdealizmini temel alan felsefesiyle, başta büyük Alman filozof Immanuel Kant olmakla beraber kendisinden sonra gelen filozofları derinden etkilemiştir. David Hume, Fikir/İdea kelimesinin Locke tarafından genellikle çok geniş anlamda kavrandığını savunur. Hume bu kavramı, ‘’İnsanın Anlama Yetisi Üzerine Bir Soruşturma’’ adlı eserinde; “Düşüncelerimizin yanı sıra algılarımızın, duyumlarımızın ve tutkularımızın her birini ifade eder.” diyerek tüm düşünce malzemelerinin iç ve dış duygulardan türediğini belirtir. Bardo filminde de ölüm ve yaşam arasında Arafta kalan Silverio karakteri üzerinden, zihninin idelerle donanmasının duyguların etkisiyle birlikte aşama aşama gerçekleştiğini görmekteyiz.

BİR BELİRSİZLİKLER GÜNCESİ

Tarihsel kişiliklere de sık sık yer verilen filmde; İspanya adına Meksika’yı işgal eden denizci Hernán Cortés ve 1990 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Meksikalı yazar, şair ve diplomat Octavio Paz’a da değiniliyor. Bardo filmi için yönetmen; “Bu film diğerlerinden çok daha fazlasını gerektiriyor çünkü çözemediğim şeyleri, aşmam gereken şeyleri, yaşadıklarımı, hayallerimi anlatmaya çalışıyordum.” diyor ve bizlere olağanüstü bir dünyanın kapılarını aralıyor. Usta yönetmenin ilk uzun metrajlı filmi Amores Perros‘tan (2000) bu yana ilk kez filmin kurgusunu kendisi yaptı ve film, genel olarak dijital platformlar için nadir bir durum olan 65 mm filme çekildi. 2023 yılında Meksika’nın, 95. Akademi Ödülleri’nin (Oscar) ‘En İyi Uluslararası Uzun Metrajlı Film’ kategorisine resmi başvurusu olacak olan Bardo: False Chronicle of a Handful of Truths, komedi ve dram severlerin beğeneceği türde sıra dışı bir yapım.

İyi Seyirler Dilerim

EFE TEKSOY

Kaynakça

Andre Breton, Nadja, çev. İsmet Birkan, İstanbul: Jaguar Kitap, 2019

John Locke, İnsan Anlığı Üzerine Bir Deneme, çev. Vehbi Hacıkadiroğlu, İstanbul: Kabalcı Yayıncılık, 2013

David Hume, İnsanın Anlama Yetisi Üzerine Bir Soruşturma, çev. Ferit Burak Aydar, İstanbul: İş Bankası Kültür Yayınları, 2022

Aldous Huxley, Algı Kapıları: cennet ve cehennem, çev. Mehmet Fehmi İmre, Ankara: İmge Kitabevi, 2014

 

ALATURKA AİLESİ ÜYELERİ NE DİYOR?