Amerika Sosyal Guvenlik Agi Saglik Sistemi

Amerika Sosyal Güvenlik Ağı, Sağlık Sistemi, Obamacare, Medicaid ve Medicare, Amerika’da Hekimlik, Sağlık Faturalarının Ödenmesi, Sosyal hizmetler ve sağlık, Sosyal Yardım, Halk Sağlığı, Sosyal Yardım Tarihçesi, Amerikan Tarzı Yaşamı Karşılayabilmek.

Amerika Sosyal Güvenlik Ağı, Sağlık Sistemi

SOSYAL GÜVENLİK AĞI
Sosyal hizmetler ve sağlık

Amerikan ekonomik sistemi hür, özel teşebbüs ve kendine güvene dayanır.

Yazar ve öğretmen Ralph Waldo Emerson’ın da vurguladığı gibi bunlar, Amerikalılar’ın değer verdiği niteliklerdir. Kendine yeterli olmak onlar için gurur meselesidir. Ancak hükümet, ihtiyaç içinde olanlara dönemsel ya da ömür boyu geçerli olmak üzere yardımını esirgemez.

Bu yazıda hükümetin destek sağladığı iki konuyu inceleyeceğiz. Sosyal Yardım ve Halk Sağlığı.

Sosyal Yardım Tarihçesi

Amerika’da, yoksullara yardım görevi, gelenek olarak özel kurumların ya da yerel hükümetlere aittir. Yeni bir hayata başlamak üzere gelen göçmenler, çoğunlukla kendilerinden önce gelenlere bağımlıydı. Avrupa Ulusları 19. yüzyıl sonunda ve 20 yüzyılın başında sosyal yardım programları uygulamaya başlamıştı. Ancak bu sistemin Amerika’ya yerleşmesi uzun zaman aldı. Çünkü, o dönemde sanayileşme hızlı adımlarla ilerliyordu. Ve tarım alanlarının çokluğu dolayısıyla, isteyen herkesin iş bulabileceği inancı hakimdi.

1929’da başlayan Büyük Buhran, bu inancı sarstı. Ardarda bankaların iflâsı ve işyerlerinin kapanması yüzünden Amerikan tarihinde ilk kez, kitleler işsiz kaldı. Başkan Herbert Hoover, ekonomik koşulların, hükümet müdahalesi olmadan kendiliğinden düzeleceğine inanıyordu. Ayrıca zor durumda kalanların ihtiyaçlarının, eyalet yönetimleri ve yerel hükümetler tarafından karşılanacağına inanıyordu. Oysa söz konusu hükümetlerin yeterli parası yoktu. Amerikalıların çoğu Hoover’ın Buhran’ı aşmak için gereğince mücadele vermediğine inandı ve 1932 yılında Franklin Roosevelt’i seçti.

Roosevelt göreve geldikten kısa süre sonra Kongre’ye reform ve iyileştirme yasaları sundu. Kongre, Başkan’ın sunduğu her türlü tedbir ve yasayı kabul etti. Hükümet yüzbinlerce kişi için iş alanları yarattı. Halk, baraj ve yol yapımı, eski binaların tadilatı, kırsal bölgelere elektrik sitemleri kurma, doğal hayatı koruma gibi büyük projelerde çalışmaya başladı.

Bu programların çoğu Buhran dönemi için geçici çözümlerdi. Ancak içlerinden bir tanesi -Sosyal Güvenlik programı- kurumlaştı. Çalışan kesimin maaşlarından kesilen paralarla emeklilere makul bir aylık bağlanıyor, işsizlere ve ihtiyaç içindekilere ödenek sağlanıyordu. Emekliler için aylık ödemeleri 62 yaşından itibaren başlıyordu. Ama çoğu kişi 65 yaşına kadar çalışıp daha yüksek aylık almayı seçmektedir. Son günlerde, Sosyal Güvenlik Fonu’nun 21. yüzyıldaki ihtiyaca cevap vermesi konusunda kuşkular doğmuştur. Çünkü yaşlı nüfus sayısı giderek artmaktadır. Tahmini bütçe açığını kapatmak için pek çok öneri sunulmuştur. Ancak uzun vadeli çözümler hâlâ tartışma halindedir.

Roosevelt’ten bu yana diğer Başkanlar da – özellikle 1960’lı yıllarda Lyndon Johnson– destek programları oluşturdular. Bunların arasında – ilerideki bölümlerde tartışılacak olan- Medicaid ve Medicare, yiyecek kuponları, ve sosyal konutlar – düşük gelirli kesimlerin satın alabilmesi için inşaat giderleri federal bütçeden karşılanan konutlar- bulunmaktadır.

İhtiyaç sahiplerinin başvurabileceği hükümet dışında kurumlar da vardır. Özel yardım dernekleri ve gönüllü örgütler. Gönüllü yardım – özellikle yaşlılara- günümüzde artış göstermiştir. 18 yaş üzeri nüfusun % 50’si bir dernekte gönüllü çalışmakta, ailelerin % 75’i de hayır kurumlarına bağışta bulunmaktadır.

Amerikan Tarzı Yaşamı Karşılayabilmek

Amerikalıların çoğunluğu, Sosyal Güvenlik yardımına ihtiyaç duymaksızın aldıkları ücretle rahatça yaşamaktadır. Orta sınıf olarak adlandırılan bu kesimin kendi evi, arabası vardır. Her yıl tatile giderler. Ve çocuklarının yüksek okul öğrenimini –hiç değilse bir bölümünü- karşılayabilirler.

Amerikalıların çoğu, temel masraflar için para biriktirebilir. Bir kısmı da, ilerde getirisinin yüksek olacağınu umarak borsada yatırım yapar.

Çalıştıkları iş yerinin de desteğiyle Hayat ve Sağlık Sigortası yaptırırlar. Çoğu şirketin kendi emeklilik programı bulunur. Çalışanlar, emeklilik yılları için özel bir fona para yatırırlar. Sosyal Güvenlik ödemeleri de hesaba katılınca emekliler için yaşlılık döneminde rahat yaşamak mümkündür. Ancak, hastane dışında, uzun vadeli bakım gerektiren hasta yaşlılar için ise bakım evleri pahalıdır.

2000 yılında, yıllık geliri 17,603 dolar ya da bunun altında olan 4 kişilik bir aile, Amerikan standartlarına göre yoksul sayılmaktaydı. Ülkedeki ailelerin % 11.3’ü bu gruba girmektedir.

2016 yılında, yıllık geliri 24,300 dolar ya da bunun altında olan 4 kişilik bir aile, Amerikan standartlarına göre yoksul sayılmaktaydı. Ülkedeki ailelerin % 12.5’ü bu gruba girmektedir.

Yukarda anlatılan hizmetlere ek olarak yoksulluk sınırında yaşayan ailelere hükümet yardımı da yapılmaktadır. Gıda, giyim ve barınak ihtiyaçlarını karşılayamayacak kadar yoksul ailelere her ay belli bir para ödenir. Destek programlarının içinde en yaygın olanı, Bakıma Muhtaç Çocuklu Ailelere Yardım Programı’dır (AFDC). Özellikle babaları ölmüş çocuklar için oluşturulan bu program, milyonlarca yoksul ailenin ana gelir kaynağıdır.

Federal destek programlarının toplam maliyeti – Sosyal Güvenlik, Medicare, Medicaid ve diğer yardım programları- Federal hükümet harcamalarının yarısını oluşturmaktadır. Bu oran, 1960 yılında bunun yarısı kadardı (%25).

Sosyal Yardım Tartışması

Amerikan Sosyal Yardım sistemi – özellikle AFDC harcamaları- 1980 ve 90’lı yıllarda eleştirilmeye başlanmış hatta genel seçimlerde temel tartışma konularından biri olmuştur. Orta sınıfa mensup Amerikalılar, ödedikleri vergilerin, çalışmaktan kaçınan kişiler olarak gördükleri (doğru ya da yanlış) insanlara harcanmasına tepki vermektedirler. Sosyal yardıma bağımlı olmanın süreklilik kazandığını ve ailelerde kuşaklar boyu böyle sürdüğünü iddia etmektedirler. Kimisi ise bu sistemin, kadınları evlilik dışı çocuk doğurmaya ittiğini söylemektedir. Çünkü verilen yardım miktarı, her yeni çocukla artmaktadır. Bazı uzmanlar ise, yoksulluğu yaratan sebepler – eğitim ve fırsat eşitsizliği- ortadan kalkmadıkça bu kesimin tek güvencesinin sosyal programlar olduğunu savunmaktadır.

Ancak, sosyal yardımların, kişileri bağımlı kılıp, kendi yaşamları üzerindeki kontrolü kaybetmelerine sebep olduğu düşüncesi, federal programlarda değişiklik yapılmasını getirmiştir. Örneğin, sosyal konutlarda yaşayanların, oturdukları daireleri satın alıp binadan sorumlu olmalarını sağlanmıştır.

1996 yılında, geniş kapsamlı bir çözümde oybirliğine varıldı. Yeni bir yasa çıkartıldı ve AFDC’nin yerine, İhtiyaç İçindeki Ailelere Geçici Destek Programı (TANF) uygulanmaya başlandı. TANF Programı, federal kaynaklardan sağlanan gelirle eyalet tarafından yürütülmektedir. Yeni yasa, sosyal yardım süresini ömür boyu olmaktan çıkartıp, 5 yılla sınırladı. Bedenen eksikliği bulunmayan kişilere 2. yılın sonunda çalışma zorunluğu getirdi. ABD vatandaşlığına geçmemiş yasal göçmenlerin yararlanmasını önledi. Ve çalışmayan kişilere 3 aydan fazla yiyecek kuponu verilmesini engelledi.

Amerika’da Hekimlik

Amerikan Sağlık Sistemi, serbest çalışan ve her vizite için ücret talep eden özel doktorlar üzerine kurulmuştur. Her birinin belli hastahanelerle anlaşması bulunur. Gerektiğinde hastalarını bu kurumlara gönderir. Hasta, kendisine verilen hizmetin – ameliyat ücreti, röntgen, tahliller- ücretini kendi öder. Bazı hastahaneler eyalete, bazısı belediyeye aittir. Askeri hastahaneler ise federal hükümet tarafından işletilir. Dini gruplar ya da vakıflar tarafından kâr amacı gütmeksizin yönetilen hastahaneler de vardır. Ve tabii kâr amacıyla kurulmuş hastahaneler de bulunur.

Son 40 yılda ABD’de tıbbi bakım maliyetleri çok artmıştır. Kişi başına sağlık harcamaları 1965 yılında 204 dolar iken bu rakam, 2000 yılında 4,481 dolara yükseldi. Bunun nedenlerinden biri, doktorların ülkede en yüksek ücret alan meslek grubu oluşudur.

Bu durumu, öğrenim ve yetişme döneminin uzun ve pahalı oluşuyla açıklıyorlar.

Doktor adayları, 4 yıllık pahalı tıp fakültelerine girmeden önce, her bir yılı 25,000 dolara malolan 4 yıllık kolej eğitimi görmek zorundadırlar. Sonunda mezun olan genç doktorlar kendilerini borç içinde bulurlar. Ve daha önlerinde düşük ücretle çalışacakları 3-5 yıllık ihtisas dönemi vardır. Muayenehane açmak da pahalıya malolur.

Teşhis ve tedavide kullanılan yeni cihazlar pahalıdır. Onları kullanacak teknisyenlerin de çok iyi eğitilmiş olması gerekir. Doktorlar ve hastaneler, yanlış tedavi edildiklerini düşünen hastaların açacağı olası davalara karşı mesleki hata sigortası yaptırmak zorundadırlar. Poliçe bedelleri 1970 ve 1980’li yıllarda çok yükselmiştir.

Sağlık Faturalarının Ödenmesi

ABD’de bireysel ve sosyal yükümlülüklerin oluşturduğu karma bir sağlık sistemi geliştirilmiştir. Halkın çoğunluğu, sağlık faturalarının bir kısmını, işyerlerinin sağladığı poliçelerden karşılar. Çalışan her 6 Amerikalıdan 5’i ve aileleri grup poliçelerinden yararlanır. Bu poliçeler, işveren tarafından, kendileri tarafından ya da ortaklaşa ödenir. Genelikle, çalışan kişi her ay belli bir prim öder. Bunun karşılığında sigorta şirketi sağlık harcamalarının belli bir bölümünü karşılar. Sigorta plânları çok çeşitlidir. Bazı plânlar diş tedavisini, psikolojik danışmanlık ve terapi ücretini kapsamadığı halde bazı plânlar bu harcamaları karşılayacak şekilde düzenlenmiştir.

Bir de Sağlık Koruma Örgütü (HMO) planı vardır. Bu sistem, sabit prim karşılığında bireye her tür tıbbi hizmet veren bir doktorlar grubundan oluşur. HMO, koruyucu hekimliği ön planda tutmaktadır. Çünkü, ameliyat ya da yatarak tedavi gibi, kendilerinin veremediği hizmetlerin ücretini ödemek zorundadırlar. HMO ile sağlık harcamalarının azaldığına inanılmakta ve bu uygulama günden güne yaygınlaşmaktadır. Ancak, doktor seçme şansı olmadığı için hastaların özgürlüğünü kısıtladığına inanan ve bu sistemden hoşnut kalmayanlar da vardır.

Bu arada Amerikalı doktorlar, yatarak tedavi ihtiyacını azaltmak suretiyle sağlık giderlerinin artışını önlemişlerdir. Eskiden hastanede yatmayı gerektiren pekçok tıbbi müdahale, bugün, “dış-hasta” sistemiyle gerçekleştirilmektedir. (Hasta günün belli saatlerinde hastaneye gelir, ancak akşam evine döner.) Dış hasta oranı 1980 yılında % 16 iken, 1993’te % 55’e yükselmiştir. Yatarak tedavi durumunda bile artık hastanede kalma süresi kısalmıştır.

Medicaid ve Medicare

Çoğu Amerikalının özel sağlık sigortası bulunmakla birlikte bazıları poliçe primlerini karşılayacak maddi güçe sahip değildir. Bu kesim, 1965 yılında oluşturulan iki programdan yararlanabilir.

Medicaid, federal hükümetin ve eyaletin ortak üstlendiği, yoksullara sağlık hizmeti sağlayan bir programdır. Medicaid’den yararlanma koşulları eyaletten eyalete değişir. Yılda 200 milyar dolarlık bütçesiyle Medicaid, ülkenin en büyük sosyal yardım programıdır.

Bir başka federal sağlık sigortası olan Medicare ise 65 yaş ve üzerindeki bireylere, malullere – yaş sınırlaması olmaksızın- hizmet sağlar. Bütçesi, Sosyal Güvenlik vergilerinden, sigorta primlerinden ve federal fonlardan sağlanır. Sosyal Güvenlik aylığı alan herkes Medicare kapsamındadır.

ABD’nin en ciddi sorunu, sağlık sigortası yaptıramayan, Medicaid ve Medicare kapsamına girmeyen bireylere sağlık hizmeti sağlamaktır. Tahminlere göre, her 7 Amerikalıdan biri, en azından yılın belli dönemlerinde sigortadan yoksun kalmaktadır. Bunlar, işsizler, sağlık sigortasını karşılamayan işlerde çalışanlar ya da yoksulluk sınırında kalanlardır. Acil durumda devlet hastanelerine gidebilirler. Ama hastalığı önleyecek olan düzenli bakım hizmetinden yoksundurlar. 1996 yılında Kongre, sağlık sigortalarını çalışan aileler ve çocukları için daha uygun hale getirecek bir yasa çıkarttı. Ve sağlık sigortasının kapsamı, işini kaybeden bireyler ya da süregelen bir hastalığı olduğu halde sigortaya başvuran kişileri de içine alacak şekilde genişletildi. Sağlık faturalarının ödenmesinde kullanılmak üzere, vergilendirilmesi ileriye ertelenen banka hesapları oluşturan pilot program uygulamasına geçildi. Başkan George W. Bush, bütçeyi sarsmayan, ucuza malolan sağlık sigortası türleri oluşturacak pekçok öneri sundu. Bunların arasında, tıbbi harcamalar için açılan banka hesaplarının yaygınlaştırılmasını ve küçük işyeri sahiplerine uygun, ufak gruplara uygulanacak poliçe düzenlenmesini sağlayan yasalar vardı.

Sağlık hizmeti bedelleri yükselmekle birlikte, artış oranı son yıllarda hız kesmiştir. 1990 yılında sağlık harcamaları, bir önceki yıla göre % 9 artmıştı. Oysa 200 yılında, aynı oran % 4.6’ya düşmüştür.

Obamacare

ABD Başkanı Barack Obama, 23 Mart 2010 tarihinde yürürlüğe koyduğu, Amerikan kamuoyunda “Obamacare” olarak bilinen yeni sağlık sigortası yasası ile 16 milyon kişinin sağlık sigortası sahibi oldu.

CDC (Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi) raporlarına göre, ABD Başkanı Barack Obama’nın beş yıl önce imzaladığı Amerikan kamuoyunda Obamacare sağlık sigortası olarak bilinen yasanın yürürlüğe girmesinden beri,  Amerika’daki sigortasız kişi sayısı yaklaşık olarak 16 milyon azaldı. Amerika’da 37 milyon kişinin hâlâ sigortasız olmasına rağmen,  günümüzdeki sigortasız birey sayısı son 15 yıldaki en düşük orana sahip..

OBAMACARE NEDİR?

● Herkese sağlık sigortası zorunluluğu getirildi.
● Aşılar ve ilaç masrafları sınırlandırıldı.
● 50 kişi ve üstü çalışana sahip şirketlere çalışanını sigortalama zorunluluğu getirildi.
● Küçük şirketler devlet tarafından sigortalama desteği alacak.
● Erkekler kadınlarla eşit fiyata sigorta yaptıracak.
● Gençler için fiyat yükselirken, yaşlılar için fiyat düşecek.
● Maddi durumu iyi olmayanların sigortası ise, zenginlerin vergilerinden alınacak.

Reklamlar

Facebook Yorumları

yorum

ALATURKA AİLESİ ÜYELERİ NE DİYOR?