Amerika’da yeni bir Türk sineması doğuyor

Itır Sezik, Aslıhan Ünaldı, Ali Yasin Akarçeşme, Hüseyin Başarıcı, Uğur Becer, Mert Kaleli. Henüz birçoğunuza yabancı olan bu isimlerin ortak noktası ABD’de sinema eğitimi almaları. Hangi okulları, niye tercih ettiklerini sorduk:

Sinema kimine göre başarılı bir kültür emperyalizm aracı, kimine göre sadece ve fakat olmazsa olmaz bir eğlence aracı, kimisi için yedinci sanat, kimisi içinse bir masal. Itır, Aslıhan, Ali, Hüseyin, Uğur ve Mert de az gidip uz gitmişler ve dünyanın bir ucuna gelip film nasıl yapılır onu öğrenmek istemişler.

Hangi okullar neden tercih ediliyor?

Amerika Birleşik Devletleri, içinde yaşayanların dış dünyaya dair algısını küçültecek kadar geniş bir coğrafya ve bu coğrafyanın neredeyse her şehrinde bir film okuluyla karşılaşmak tesadüf değil. Zira bu kocaman ülkenin batısındaki ile doğusundakini bir arada tutabilecek değerleri yayacak filmlere ve o filmleri yapacak insanlara ihtiyaç var. Tabii ki bu alanda da bir sıralama var. Mesela ilk akla gelen okullar UCLA (University of California-Los Angeles), NYU Tisch School of Arts, Columbia University, University of Southern California, University of Chicago… Bu okullar çoğunlukla pratiğe ağırlık verse de, Columbia University özellikle senaryo yazımına eğiliyor.

NYU Tisch School of Arts’ta öğrenci olan Itır Sezik, neden bu okulu seçtiğini şöyle açıklıyor: “ABD sinema ve işletme eğitiminin anavatanı. Ben iki alana da ilgi duyduğum için NYU’da bulunan bu çift anadal programı benim için ideal oldu.” Aldığı eğitimin, sektörün şartlarına uygun olarak tasarlandığını ve bu yüzden de pratik ağırlıklı olduğunu vurgulayan Itır;:”Bunun yanı sıra sıkı rekabet var. Yani tıpkı gerçek hayattaki gibi,” diyor.

2005 yılında henüz Tisch’te ikinci sınıf öğrencisiyken çektiği Razan adlı kısa filmi, Rotterdam Film Festivali başta olmak üzere birçok festivalde gösterilen ve tez çalışması Son Sürat İstanbul isimli belgeselinin galası geçen ay İstanbul Film Festivali’nde yapılan Aslıhan Ünaldı ise Tisch’i tercih etme sebebini şöyle açıklıyor: “Tisch, Amerika’daki en iyi üç okuldan biriydi. Mezunları arasında Martin Scorsese, Spike Lee, Ang Lee gibi hayranlık duyduğum yönetmenlerin olması özellikle cezbediciydi. Bu programa başladığımda hiç film çekmemiştim. Burada her sene mutlaka bir film yapıyorsunuz. Ayrıca sınıf arkadaşlarınızın setlerinde çalışıyorsunuz. Okuldan mezun olunca sesten ışığa, setlerden yapıma kadar her konuda bilginiz oluyor. Ayrıca gelecekteki projelerinizde yararlanabileceğiniz bir ağ oluşturuyorsunuz.”

Kariyerine başlamak için okulunun bitmesini beklemeyen ve bir ay önce Ex-Oriente adında bir yapım şirketi kuran Uğur Becer (Sol başta), New York Film Academy (NYFA) birinci sınıf öğrencisi. NYFA’yi tercih edişinde, okulun kendisine sinematografi üzerine mastır yapabilme imkanı sunuyor olmasının etkili olduğunu söylüyor. “Bunun dışında okulun, ikinci sene eğitimini Los Angeles’ta Universal Studios’da almayı şart koşuyor olması da önemli. Yani eğitmekle kalmayıp sektörün içine girebilmen için bir kapı aralıyor,” diye anlatıyor.

New York’ta bulunan School of Visual Arts’taki (SVA) bir yıllık hızlandırılmış kısa film mastır programını henüz tamamlayan ve Departures (Kavuşma) adlı tez filmi ise geçtiğimiz günlerde A Coupla Quickies New York Film Festivali’nde gösterilen genç yönetmen Ali Yasin Akarçeşme ise aldığı eğitim ile ilgili şunları söylüyor: “SVA bana halihazırda var olan teorik bilgimle pratiği birleştirme imkanı verdi. Tez projesi için kendi filmimi yazıp yönetmekle kalmadım; montajına kadar her şeyiyle ben ilgilendim bir sene boyunca.”

Hüseyin Başarıcı ise Chapman’ı tercih edenlerden: “Chapman University, Amerika’daki film okulları arasında genelde ilk 10 arasında, senaryo konusunda ise ilk üçte yer alıyor. Ayrıca teknik ekipman anlamında Amerika’daki en donanımlı okul olarak gösteriliyor. Chapman, sektörle güçlü bağlantıları olan, öğrencilerine geniş staj imkanları sunan bir okul. Bunun yanı sıra mezuniyet sonrasında da öğrencileriyle bağlarını koparmıyor. Mezuniyetinden 10 yıl sonrasına kadar öğrenci, yapacağı tüm filmlerde okulun imkanlarından ücretsiz olarak faydalanıyor.”

Ali Yasin Akarçeşme, (aşağıda elinde beyaz kağıt tutan) aldığı eğitiminin Bob Giraldi gibi piyasa devleriyle tanışmasına olanak sağlamış olması açısından çok etkili olduğundan bahsederken Hüseyin Başarıcı; “Burada aldığım eğitimin dünya standartlarında bir şeyler üretebilmek bakımından çok önemli olduğunu düşünüyorum. Öte yandan işin nasıl yapıldığını öğrenmek bir yana, burada kurulan bağlantıların da tüm dünyaya açılan bir pencere olduğu önemli bir gerçek,” diyor.

School of Visual Arts’taki 1 yıllık kısa film yüksek lisansını henüz tamamlamış olan Ali Yasin Akarçeşme, tez filminin çekimleri sırasında

Alternatif olarak sertifika programları

TRT Çocuk’ta, Harika İşler Takımı’nın 25 bölümünü yazıp yönetmiş olan Mert Kaleli de Los Angeles’ta sinema eğitimi alanlardan. Ama o farklı bir yolu tercih etmiş. ABD’deki en iyi üç sinema okulu arasında olan UCLA’nın sertifika programını bitirmek üzere olan Kaleli, bir sene içerisinde çok yoğun bir programla standart yüksek lisans programlarından daha az masrafla, tatmin edici bir eğitim aldığını belirtiyor. Eğitimini, Türkiye ile kıyasladığında çok ufuk açıcı olarak betimleyen Kaleli, Türkiye’de olmayan birçok kaynağa kolaylıkla ulaşma imkanı bulduğunu; belki sadece kitaplardan okunabilecek birçok şeyi burada profesyonellerle birlikte tecrübe ettiğini belirtiyor. Türkiye’ye dönüp çizgi film sektöründe bir sıçrama gerçekleştirmek isteyen Mert Kaleli: “Burada eğitim görmenin bana kattığı en önemli şey bir algı değişikliğine yol açması oldu. Uluslararası çalışma yönünde bir vizyonum oluştu ve bunu gerçekleştirebilecek iş çevresine de bu program sayesinde sahip oldum,” diyor.

ABD’deki sinema okulları arasında ilk üçte yer alan UCLA’da 1 yıllık sertifika programını bitirmek üzere olan Mert Kaleli

Neden Amerika?

Lumiere Kardeşler’in trenin La Ciotat Garı’na varışını anlatan filmi, Paris’te göstermesinin üzerinden neredeyse 116 sene geçti. O tarihten bu tarihe takdir edersiniz ki çok şeyler değişti. Sinema artık dev bir endüstri ve Amerika Birleşik Devletleri bu endüstrinin merkezi. Los Angeles’taki Chapman Üniversitesi’nde üç yıllık mastır programının ikinci yılında olan Hüseyin Başarıcı, Amerika’yı sinemanın kalbinin attığı yer olarak değerlendiriyor ve ekliyor: “Hollywood sadece yapım ve üretim alanında değil, öğrenim alanında da bir merkez.” Ona göre Los Angeles, sunduğu imkanlar ve sahip olduğu atmosfer bakımından sinemayı her an hissedebileceğiniz bir şehir. “Burada neredeyse her şey film üzerine kurulu. Karşılaşacağınız insanların yarıdan fazlası başka işler yapıyor gibi görünse de aslında endüstriye dahil olmak için çabalayan bir senarist, yönetmen ya da oyuncu,” diyor.

Aslında durum New York’ta da farklı değil. Gene de Los Angeles yerine New York’ta sinema eğitimi almak isteyenlerin de bir bildiği var. Örneğin NYU Tisch School of Arts’tan film yapımcılığı üzerine mastır sahibi olan Aslıhan Ünaldı, New York’u tercih ediş sebebini tek cümleyle açıklayor: “Hollywood’dan ziyade bağımsız sinema ilgimi çektiği için.”

Elif Eda Karagöz / USASABAH

Hüseyin Başarıcı, A Stone Story adlı kısa filminin setinde oyuncularıyla

ALATURKA AİLESİ ÜYELERİ NE DİYOR?