Amerikalı istihbaratçılardan 2030 senaryoları

Amerikalı istihbaratçılardan 2030 senaryoları

İşte Amerikalı istihbaratçılardan 2030 senaryoları

ABD Ulusal İstihbarat Konseyi’nce (NIC) dışarıdan uzmanların da katkılarıyla beşincisi yayınlanan ‘Global Eğilimler 2030: Alternatif Dünyalar’ raporuna göre Türkiye ekonomik açıdan ‘özellikle önemli’ ülkelerden biri olacak. Amerikan istihbarat camiası, 2030’a dek ‘radikal’ ölçüde değişecek dünyada ABD ve Çin dahil hiçbir ülkenin ‘hegemonik güç’ olamayacağını öngörüyor.

Raporda dört ana alternatif tahmin senaryosu bulunuyor. Bunlardan ‘yavaşlayan motorlar’ adlı en kötüsünde, ABD içe kapanıyor, globalleşme duraklıyor ve devletlerarası ihtilaf ihtimali artıyor. En iyi senaryo ‘kaynaşma’da (füzyon) ise ABD ve Çin birçok konuda birlikte çalışıyor ve bu da global alanda toplam ekonomik kazancı artıran işbirliğiyle sonuçlanıyor. ‘Şişeden çıkan cin’ adı verilen bir diğer senaryo, eşitsizliklerin patlamasıyla bazı ülkelerin büyük kazançlar sağlarken, diğerlerinin alaşağı olma ihtimalini değerlendiriyor. Bu senaryoda ABD tamamen el etek çekmese de ‘global polis’ rolünden çıkıyor. ‘Devletsiz dünya’ senaryosu ise, transnasyonel sivil toplum hareketleri gibi devlet dışı aktörlerin, yeni teknolojilerin de yardımıyla global zorluklarla mücadelede devletleri gölgede bırakarak liderliği ele almasından bahsediyor.


Bireyin güçlenmesi, devlet gücünün seyrelmesi, hızlı yaşlanma gibi demografik gelişmeler, gıda ve su kaynaklarının azalması önümüzdeki 15-20 yılda dünyayı değiştirmesi beklenen ‘mega eğilimler’ arasında. Global ekonomi, devlet yönetimi, ihtilaf, bölgesel istikrarsızlık, teknoloji ve ABD’nin rolü de altı radikal ‘oyun değiştirici’ olarak sıralanıyor. Dünyada statükoyu müspet ya da menfi yönde en çok sarsabilecek ‘siyah kuğu’ denilen büyük sürprizli senaryolar arasında ise şunlar bulunuyor: Çin’in demokratikleşmesi ya da yıkılması, ABD’nin çökmesi ya da aniden geri çekilmesi, İran’ın liberalleşmesi, AB ve Euro’nun çökmesi, nükleer savaş, doğal felaketler ve hastalık salgınları.


Aralarında Türkiye’nin de bulunduğu Batı dışı 11 ‘orta büyüklükte’ ülkenin 2030’da kolektif olarak 27 üyeli AB’yi geride bırakacağının öngörüldüğü raporda, bu grup Çin ve Hindistan’la birleştirildiğinde gücün Batı’dan onlara kayacağı kaydediliyor. Rapora göre, Çin, ABD, Rusya, Japonya ve Avrupa’nın 2030’a kadar global güçleri ya durağanlaşacak ya da güçlerini artırma hızları yavaşlayacak. Bunun uluslararası sistemde gerginlikleri artırması bekleniyor. Brezilya, Çin, Türkiye gibi doğurganlık oranının giderek düştüğü ülkelerin Afrika’nın güneyi ve güneydoğu Asya’daki düşük gelirli ülkelerden genç göçmenleri cezbedeceği kaydediliyor.


Rapora göre, Batı ülkelerinin çoğu en az on yıl boyunca yavaş büyüme sancısı çekecek. ABD’nin dünya ticaretindeki payı 2030’da yüzde 10-12’ye düşerken, Doğu Asya’nınki yüzde 10’dan 20’ye çıkacak. İyimser senaryoya göre ortalama yılda yüzde 2,7 büyüme hızını yakalayan ABD uluslararası sistemde dengeleyici rol oynayabilir. Kötümser senaryoda ise zayıf ABD, dünyada liderlik boşluğuna yol açıyor ve bölgesel ihtilafları önleyemiyor.  Uzmanların çoğu, önümüzdeki 10-15 yılda da doların global egemenliğinin elinden alınamayacağını, ama Asya paralarının er ya da geç daha yüksek global statüye kavuşacağını öngörüyor.


Amerikalı istihbaratçılar, Arap Baharı’yla ‘laik demokrasi’nin yükselişe geçtiği kanaatinde. Dini renkli terörizm dalgasının azaldığı, 2030’da bitmiş olabileceği kaydediliyor. Temsilcileri arasında Türkiye’deki Adalet ve Kalkınma Partisi’nin de zikredildiği ‘siyasal İslam’ın Sünni dünyasında güçlendiği, ancak giderek daha ‘pazar eğilimli’ hale geldiği belirtiliyor. Esed sonrası Suriye için Amerikan istihbarat camiasının öngörüsü ise ‘şehirli Sünni’lerin liderliğinde, azınlıklara tavizlerin de verildiği bir iktidar.

 

Suriye ve Irak’ta iç parçalanmaların artması halinde ‘Kürdistan’ın kurulma ihtimali imkânsız bulunmuyor. Bölgede zayıf yönetimli ve iç problemleri yoğun ülkelerin çıkmasıyla İran, Türkiye ve İsrail gibi Arap dışı güçlerin ‘başlıca oyuncular’ olacağı ifade ediliyor. İran’ın nükleer silah edinmesi halinde Türkiye’nin ya kendi nükleer kabiliyetini kazanmaya çalışacağı ya da NATO savunma kalkanına dayanacağı belirtiliyor. Filistinlilerin ‘koordineli tek yanlı’ eylemleriyle kademe kademe 1967 sınırlarına dayalı bir devlete kavuşacağı, ancak İsrail’le birçok meselenin hallolamayacağı tahmin ediliyor.   
Rapordaki projeksiyonlarda Türkiye’nin AB üyeliği ihtimalinin göz ardı edilmesi ve bu yönde bir çağrı yapılmaması dikkat çekti. Washington’daki Ulusal Basın Kulübü’nde konuşan raporun baş yazarı ve NIC danışmanı Dr. Mathew Burrows, AB kamuoyunda genişlemeye tepki gösteren çok güçlü bir akım bulunduğunu hatırlattı. Burrows, yönetici seviyesinde ise  müzakerelerin devamına çok güçlü ilginin hâlâ sürdüğünü kaydetti.

(ZamanAmerika)

ALATURKA AİLESİ ÜYELERİ NE DİYOR?