Amerikan Medyasi ve Mesajlari27Amerikan Medyası ve Mesajları. Basın özgürlüğü; gazeteler, radyo ve televizyon. Bugün pekçok Amerikan medyaya internetten erişilebilmekte.

Amerikan Medyası ve Mesajları

Yeni bir araştırmaya göre, ortalama bir Amerikalı, gününün sekiz saatini evinde, işinde ve otomobille yolculuk yaparken yazılı ve elektronik medya ile geçirmektedir.

Bu sürenin içinde dört saat televizyon izlemek, üç saat radyo dinlemek, yarım saat müzik dinlemek ve diğer yarım saat de gazete okumak bulunuyor.

Enformasyonun Amerikan toplumundaki ana rolünün kökleri, ABD Anayasası’nı hazırlayanların temel inançlarına kadar iner. ‘İyi bilgilendirilmiş halk, kendi özgürlüklerinin en güçlü bekçisidir’.

Anayasa’nın çerçevesini çizenler, 1. Madde’ye dört elle sarılmışlardı ve bu maddenin bir bölümünde de şöyle der: “Kongre, konuşma ya da basın özgürlüğünü kısıtlayamaz… (Bu konuda) yasa çıkartamaz.” Bunun sonucu olarak da basın, hükümet icraatının bekçisidir. Resmi ellerle yapılan yolsuzluk ve insan haklarının çiğnenmesine dikkat çekmek görevini üstlenmiştir.

1. Madde ve onun ardındaki politik felsefe, Amerikan medyasına haber verme ve görüş belirtme konusunda alabildiğine özgürlük tanımıştır. 1970’li yıllarda Watergate skandalını su yüzüne çıkartanlar Amerikan gazetecileriydi ve bu da Başkan Richard Nixon’un istifasıyla sonuçlanmıştı. ABD’nin Vietnam Savaşı’ndaki rolünüPentagon Yazışmaları” adlı belgelere dayanarak yazan da gene Amerikan gazeteleriydi. Başka ülkelerde resmi yolsuzlukları yazan gazetecilerin hapsedilmelerine ve gazetelerin de kapatılmalarına karşılık; ABD’de, gazeteler bunu serbestçe yapabilirler.

Medya susturulamaz

Çünkü medya susturulamaz, hükümet karalanamaz ve kamu yetkilileri de durumu telafiye gitmeden önce haberin sadece yalan olduğunu değil aynı zamanda kötü niyetle yayınlandığını da ispat etmekle yükümlüdür.

Bu bölümde, dört ana konuyu inceleyeceğiz: Gazeteler, dergiler, görsel-işitsel medya ve medyaya ilişkin güncel sorunlar.

GAZETELER: BASIN ÖZGÜRLÜĞÜNÜN ÖNCÜLERİ

1990 yılında basın, bir Amerikan kurumu olarak 300. yaş gününü kutladı. Kolonilerde yayınlanan ilk gazete olan Publick Occurances: Both Foreign and Domestick, 1690’da sadece bir gün yaşayabildi ve İngiliz yetkililer tarafından ertesi gün susturuldu. Ama diğer gazeteler onu izlemekten geri kalmadı ve 1730’lara gelindiğinde kolonilerdeki basın artık İngiliz valilerini eleştirecek kadar güçlenmişti. 1734’te New York Valisi, New York Weekly’nin yayıncısı John Peter Zenger’i, kışkırtma amaçlı karalamalar yayınlamakla suçladı. Zenger’in avukatı Alexander Hamilton, “Olayların gerçekliğinin” haberin yayınlanma sebebi olduğunu savundu. Mahkeme, basın özgürlüğünü destekleyen bir kararla Zenger’i akladı.

1820’ye gelinceye kadar Amerika Birleşik Devletleri’nde yayınlanan gazete sayısı 25’i, haftalıkların sayısı ise 400’u bulmuştu. Horace Greely’nin 1841’de kurduğu New York Tribune, kısa zamanda ülkenin en etkili gazetesi konumuna yükseldi. İki medya devi, Joseph Pulitzer ve William Randolph Hearst, Amerikan İç Savaşı’ndan (1861-65) sonra kendi gazete imparatorluklarını kurmaya giriştiler. Yıkıcı bir rekabet içinde “sarı gazetecilik”e yöneldiler – okuru çekmek için sansasyonel ve yalan habere dayalı gazetecilik-. 20. Yüzyıl’ın başlarında gazete editörleri, okuru çekmenin en iyi yolunun ön yargısız şekilde, haberleri tarafsız olarak vermek olduğunu anladılar. Bu objektif habercilik, günümüz Amerikan gazeteciliğinin de en önemli geleneğidir. 20. Yüzyıl başlarının gazeteciliğine egemen olan bir diğer akım da Hearst tarafından yönetilen bir grubun çatısı altında yayınlanan gazeteler zinciri oluşturulmasıydı. Bu eğilim 2. Dünya Savaşı sonrasında ivme kazandı ve bugün ABD’de yayınlanan günlük gazetelerin yüzde 75’inin sahibi gazete zincirleridir. Televizyonun 1940’lar ve 1950’lerdeki yükselişiyle birlikte, yeni elektronik medya, gazete tirajlarını sarsmaya başladı: Okurlar, günün haberlerini TV’den izleyecekleri için, akşam gazetelerini almamaya başladılar. 1971’de, 66 şehirde iki ya da daha fazla günlük gazete yayınlanıyor ve bunlardan biri sabah, biri de akşam baskısı yapıyordu. 1995’e gelindiğinde, iki ya da daha fazla günlük gazete yayınlanan şehir sayısı 36’ya inmişti.

Bütün ülke çapında bakıldığında ise; 1950’de 1.772 olan günlük gazete sayısı, 2000 yılında 1.480’e düşmüş, buna karşılık Pazar gazetelerinin sayısı 1950’de 549 iken, 2000’de 917’ye çıkmıştır. Toplam olarak bakıldığında – 115 milyon- bu rakam dünyanın en yüksek tirajıdır. Her şeye rağmen, gene de büyük ölçüde haberleri televizyon ya da diğer kaynaklardan almanın giderek kolaylaşmasına bağlı olarak, en büyük ABD gazetelerinin bile son yıllarda tiraj kaybettikleri bir gerçektir.

2000 yılı itibariyle, ülkenin en yüksek tirajlı beş gazetesi şöyle sıralanmaktadır: Wall Street Journal (1.762.751), USA Today (1.692.666), New York Times (1.097.180), Los Angeles Times (1.033.399) ve Washington Post (762.009).

Bu gazetelerin en genci, yoğun araştırmalar sonunda 1982 yılında Gannett zincirinin yayınlamaya başladığı ulusal gazete USA Today’dır. Gözalıcı grafik tasarımı, renkli fotoğrafları ve kısa haberleriyle, geleneksel uzun haberler yerine “kısa haberler” ile ilgilenen kentsel kesimde bir okur kitlesi yakalamıştır.

USA Today’ın hayata geçmesini mümkün kılan yeni teknolojidir ve diğer gazeteler de bu sayede hem ulusal hem de uluslararası okur kitlelerini genişletebilmektedirler. USA Today, Virginia’da McLean’da yayına hazırlanmakta ve uydu aracılığıyla ülkenin çeşitli kesimlerindeki 32 baskı merkezine ve Avrupa ile Asya’daki iki matbaaya geçilmektedir. New York Times ile Washington Post’un ortak sahibi oldukları International Herald Tribune küresel bir gazete olup dünyanın çeşitli yerlerindeki 11 kentte uydu aracılığıyla basılarak 164 ülkede dağıtılmaktadır.

1992 yılında Chicago Sun-Times, America Online kanalıyla makaleler sunmaya başladı. Ve böylelikle de kişisel bilgisayarları internete bağlayan ilk şirketlerden biri oldu. 1993’te San Jose Mercury-News, fotoğraf ve çizgiler dışında, günlük yayınların çoğunu America Online abonelerine dağıtmaya başladı; 1995’te sekiz medya kuruluşu, on-line gazetelerden oluşan bir network oluşturacak bir şirket kurduklarını açıkladılar. Bugün pekçok Amerikan gazetesine internettten erişilebilmekte ve kişisel bilgisayarı olan herkes bir internet bağlantısıyla evinde ya da bürosunda, ülkenin dört bir yanındaki gazeteleri tarayabilmektedir.

DERGİLERİN NİŞ’İ

İlk Amerikan dergileri, ilk gazetelerden yaklaşık yarım yüzyıl sonra yayın hayatına girdiler ve okur kazanabilmek için daha uzun bir süre uğraştılar. 1893’te ilk kitlesel tirajlı dergiler yayınlanmaya başlandı ve 1923’te de Henry Luce ilk haftalık haber dergisi olan Time’ı yayınlamaya başladı. Televizyonun ortaya çıkışıyla, kitlesel tirajlı dergilerin reklam gelirleri düştü, bazı haftalık dergiler de kapandı: Sunday Evening Post 1969’da, Look 1971’de ve Life 1972’de yayın hayatına son verdi. (Saturday Evening Post ve Life, ileriki yıllarda aylık olarak yeniden yayınlanmaya başladılar.)

Dergi yayıncıları da buna karşılık, kitle dergisi olmaktan çıkıp daha özenle belirlenmiş bir okur yakalamaya yöneldiler. Akla gelebilecek her konuda dergiler yayınlanma başladı; bunlar arasında Tennis, Trailer Life, ve Model Railroading’u sayabiliriz. Diğer dergiler de kendi okurları arasından özel ilgi alanına sahip kesimleri hedeflediler. TV Guide, Time ve Newsweek bölgesel baskılara yöneldi. Çeşitli dergiler de bireysel okurlarının ilgisini çekmek için, her sayıda özel içerikli haberler yayınlamaya başladılar.

Bu özgünleştirme, ABD’de yayınlanan dergi sayısında artışa yol açtı. 1970’de 6.960 olan dergi sayısı 2001’de 13.878’e yükseldi. 2001 yılında 90 derginin tirajları bir milyonunun üzerindeydi. Tiraj bakımından ilk iki sırayı alan dergiler, emeklilere yöneliktir: NRTS/AARP Bulletin (21.465.126) ve Modern Maturity (18.363.840). İlk beş sıradaki dergilerin diğerleri ise; Reader’s Digest (12.558.435), TV Guide (9.259.455) ve National Geographic (7.738.611)’lik tirajlara sahiptir.

1993 yılında, Time, daha dergi tezgâhlara çıkmadan okurlarının bilgisayarlarına erişecek ilk online aboneliğini hayata geçirdi. 1996’da ise yazılım sihirbazı Bill Gates, siyaset ve kültür kapsamlı dergi Slate’ı yalnızca online olarak yayına soktu. (Slate’in yayıncısı, çok geçmeden bir de basılmış olarak yayınlama kararı aldı.)

Bu arada, 1970’lerden başlayarak gazete-dergi karışımı yeni bir yayın da giderek popülarite kazanmaya başladı: Haber bültenleri (newsletter). Ucuz kağıda, dört ya da altı sayfa olarak basılan tipik bülten şeklinde gazeteler haftalık ya da 2 haftada bir yayınlanmakta ve özel konular üzerine enformasyon ve analizleri toparlamaktadır. Örneğin Southern Political Report, Güney ABD Eyaletleri’ndeki seçim yarışlarını, FTC Watch ise Federal Ticaret Komisyonu’nun faaliyetlerini yayınlamaktalar. Bülten gazeteler genellikle çok az kişi tarafından, hatta bazen bilgisayarının başına oturan tek bir muhabir tarafından yayınlanmaktadır.

Son zamanlarda bülten gazetelere “zine”ler de katıldı. Aşırı kişiselleştirilmiş ve görece düşük tirajlı alan ‘zine’lerin içeriği bazen dehşet verme amaçlı olabiliyor. Örneğin Afraid, dehşet öyküleri yayınlayan aylık bir zine’dir.

RADYONUN ROLÜ

Ticari radyoların 1920’de yayına başlaması, yeni bir enformasyon ve eğlence kaynağının doğrudan Amerikan evlerine kadar girmesine yol açtı. Başkan Franklin Roosevelt, radyonun iletişim aracı olarak değerini hemen anlamıştı: “Ateş hattı sohbetleri” ile halkı, Büyük Buhran döneminde ekonomik gelişmeler ve 2. Dünya Savaşı yıllarında da askeri harekat konusunda uyanık tutmayı başardı.

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra televizyonun yaygın erişilebilirliği, radyo yöneticilerinin de programlarını yeniden gözden geçirmelerine yol açtı. Dram, komedi ve gösteri sanatlarının görselliği karşısında radyonun TV ile rekabet edebilmesi çok zordu; birçok radyo kanalı da bunu kavrayarak müzik ve haber yayınlarına döndüler. 1950’lerden başlayarak, radyo Amerikan otomobillerinin standart aksesuarı haline geldi. Sürücüler, Amerikan ünlülerini radyolarından dinleyerek yolculuk yapmaya bayılıyorlardı.

FM radyonun gelişip yaygınlaşması, AM’e oranla daha kısa bir dalga boyu ama daha yüksek bir ses kalitesi getirerek 1970’li ve 80’li yıllarda radyo programcılığının gelişmesini sağladı. FM radyo müzik yayınlarında, AM ise her tür haber ve sohbet programlarında ağırlık kazandı. Geçmişi ancak 25 yılı bulmasına rağmen, konuşan radyo genellikle bir konuk, bir ünlü ya da bir konunun uzmanını ağırlıyor ve dinleyicilere de telefonla arayıp soru sorma ya da görüşünü açıklama fırsatı tanıyor. Bu format, günümüzde ABD’deki 10 bin ticari radyodan yaklaşık bininde geçerlidir.

TV’nin önemine rağmen, radyonun kullanımı hala çarpıcı boyuttadır. 2000 yılında Amerikan evlerinin yüzde 99’unda en azından bir radyo vardı ve ortalamaya vurulduğunda bu ev başına beşe kadar yükseliyordu. ABD’de 10.000 ticari radyonun yanı sıra, 700 kamu radyo istasyonu da vardır. Bunların çoğu üniversiteler ya da diğer kamu kurumları tarafından eğitim amacıyla kullanılmakta ve kamu fonları ve özel bağışlarla finanse edilmektedirler. Bugün önde gelen kamu radyo şebekelerine -National Public Radio ve Public Radio International- bağlı kamu radyolarını dinleyen Amerikalıların sayısı haftada 20 milyonu bulmaktadır.

TELEVİZYON: ÜÇ BÜYÜĞÜN ÖTESİNDE

2. Dünya Savaşı’ndan bu yana televizyon, ABD’nin en popüler iletişim aracı haline geldi ve gerek seçimlerde, gerek yaşam biçiminde olağanüstü etkili olacak kadar gelişti. 2000 yılında 100 milyon Amerikan evinde (yüzde 98.2) en azından bir TV vardı ve ortalamaya vurulduğunda ev başına 2.4 televizyon düşüyordu.

Üç özel kanal, reklamlarla finanse edilen ücretsiz programlar yayınlamaktadır —NBC, CBS ve ABC— ve 1950’lerden 1970’lere kadar TV pazarının yüzde 90’ını ellerinde tutmuşlardır. Ama 1980’lere gelindiğinde, uydudan yayın yapan ücretli kablo TV’nin sürekli gelişimi, bu ayrıcalıklı konuma son verdi. Nitekim 2000 yılına kadar kablo TV’ye abone olan Amerikan ailelerin oranı yüzde 70’i buldu ve şebeke-dışı programlar yayınlayan kanallar da izleyicilerinin yüzde 30’undan fazlasını kaybetti. Yeni kablo kanallarının bazıları 24 saat boyunca film göstermektedir; Ted Turner’in yarattığı Cable News Network (CNN) de 24 saat boyunca haber yayınlamakta ve MTV ise müzik videoları göstermektedir.

Bu arada, 4. bir ticari kanal, Fox ortaya çıktı ve üç büyüklerle rekabete girişti; bazı yerel TV istasyonları, üç büyüklerden ayrılıp bu yeni kanala yöneldiler. İki başka ulusal kanalın —WB ve UPN— yayın hayatına girmelerinin yanı sıra, kablo televizyon kanallarının sayısı artmaya devam etmektedir.

ABD çerçevesinde, her biri bağımsız yayın yapıp kendi halk kesimine hizmet veren 349 kamu televizyon istasyonu vardır. Ancak bu istasyonlar, program yapımcılığını destekleyen Public Broadcasting Service gibi ulusal kuruluşların şemsiyesi altında birleşmişlerdir. Amerikalı vergi yükümlüleri de, haftada 100 milyon kişi tarafından izlenen kamu televizyonu için kısmi kaynak yaratmaktadır. En popüler programlar arasında çocuklara yönelik; kuklalar, animasyonlar, şarkılar ve komedi ögeleri kullanarak okuma ve matematik öğretmeyi amaçlayan Sesame Street (Susam Sokağı) da yer almaktadır.

1970’lerden başlayarak ABD kablo şirketleri, nüfusun farklı kesimleri için farklı hizmetler önermeye başladılar. Silent Network tarafından yayınlanan programlar işitme özürlüler için işaret dili ve altyazı kullanmaktadır. 1988 yılında, Christopher Whittle, Channel One kablo şebekesini kurdu ve Amerikan lise öğrencilerinin yaklaşık yüzde 40’i için eğitim programları – ticari yayınlarla birlikte- yayınlamaya başladı. Bunlara ek olarak; bilgisayarların yaygınlaşması, TV ve fiber optikler interaktif TV yayınlarına geçme olasılığını da arttırmakta ve bu da izleyicilerin, istedikleri özgün programları diledikleri bir zamanda izleyebilmelerini sağlamaktadır.

GÜNÜMÜZÜN SORUNLARI

Pek çok Amerikalı, çocuklarının televizyonlarda izledikleri şiddet sahnelerinden rahatsızlık duymaktadır. Vatandaşlardan gelen şikayetler ve Kongre’nin baskısıyla, 1993 yılında, dört büyük TV şebekesi – ABC, CBS, NBC ve Fox – programın başında ebeveynleri uyarmak konusunda anlaşmaya vardı. Kablo TV şebekeleri de bu anlaşmaya uydu. 1996 yılında ticari ve kablo kanallar bir adım daha atarak, programlardaki şiddet, cinsel içerik ve/veya kaba dil tabanında bir reyting sistemi oluşturdular. Buna göre, reytingi gösteren özel bir sembol, program başında televizyon ekranlarında belirmekte ve yayın boyunca da değişimi kesintisiz olarak izlenmektedir.

Bu türden gönüllü önlemler, hükümetin, program içeriğine 1. Madde’yi çiğner nitelikte düzenleme getirmesinde tercih edilmektedir. Bir diğer çözüm ise, teknolojiktir. 1998’den başlayarak ABD’de satılan yeni TV setleri, ebeveynlere çocuklarının izlemelerini istemedikleri programları karartacak bir aygıt olan bir “V-çip” ile donatılmaktadır.

Bugün, Amerikalıların medyaya ilişkin en çok tartıştıkları konulardan biri de, teknolojiyle fazla bir şey yapılamayacağı, ama o eski özel hayatın gizliliği kavramına dayanılarak çok şey yapılabileceğidir: Tartışılan, bir insanın halk tarafından çok tanınmış hale geldikten sonra özel hayatının gizli kalıp kalmaması gereğidir. 1988’de başkanlığın güçlü adamlarından Senatör Gary Hart, genç bir kadınla ilişkisi basına yansıdıktan sonra yarıştan çekilmişti. Her iki partiden politikacılar da bunun üzerine basının “peşlerine düştüğü”nden şikayete başlamış, hatta Kongre’nin bazı muhafazakâr üyeleri konuyu, medyanın, liberalleri kolladığına kadar vardırmıştı. Eleştirilerin çoğunluğu, medyanın artan gücünün, inançlarına bakılmaksızın yetenekli insanları politikanın dışına sürdüğü yolundaydı.

Öte yandan, eski günlerde muhabirler, politikacıların zaaflarını kamuoyundan gizlemek için onlarla iş birliği yaparlardı. Başkan Franklin Roosevelt’in kötürümlüğü ne yazılır ne de fotoğraflanırdı. Ayrıca 1944 yılında dördüncü defa başkanlık seçimlerine katıldığında, sağlığının bozuk olduğu da seçmenlerden gizlenmişti. Seçmenlerin çoğunluğu Roosevelt’i belki her şartta yine seçecekti ama bütün bunların gizlenmiş olması bugünün Amerikalılarının çoğuna hiç de onurlu bir davranış olarak gözükmemektedir, çünkü onlar demokrasilerde bilginin saklanması değil, paylaşılması gerektiğine inanmaktadırlar.

Reklamlar

Facebook Yorumları

yorum

ALATURKA AİLESİ ÜYELERİ NE DİYOR?