Anadolu Kültürleri ve Yemek Festivalinden insan manzaraları

Antalya köşesinde folklor ekibi şovunu yaparken kulağıma eğilen bir Amerikalı bayan, “Erkeklerin yaptığı o ilk dansı gördünüz mü? Sanki kutsal bir dans gibiydi.” diyor.

Adının Bernadette Skubik olduğunu öğreniyorum. Bayan Skubik, festivalin organizatörü Pasifik Enstitüsü’nün davetiyle California Baptist Üniversitesi öğretim üyesi olan eşi Daniel ile birlikte Türkiye’ye gitmiş. Folklor figürlerinde vakar, bağlılık ve kucaklayıcılık özelliklerine işaret ederek bunları Türkiye’yi ziyaretinde halkta bizzat müşahede ettiğini anlatıyor. “Türkler, misafiri Allah’tan gelen bir rahmet gibi karşılıyor.” diyen Bernadette Hanım, performans sonrasına ekibin Amerikalıları zorlamadan aralarına davet ederek halay çekmesini de misafirperverliğe bağlıyor. Pasifik Enstitüsü’nün dostluk yemeklerine de aynı ruhun hakim olduğunu vurguluyor. Skubik, “Oyuncular özellikle öğrencileri halkanın içine aldıklarında, orada telaffuz etmeden söyledikleri sözler vardı. “Her biriniz çok güzelsiniz. Tolere edilmiyorsunuz, başımızın üstünde yeriniz var.” diyorlardı. Bu, Türkiye’yi ziyaret eden herkesin yaşadığı bir tecrübe.” şeklinde konuşuyor.

Bayan Skubik’in işaret ettiği Anadolu kucaklayıcılığının cazibesi 11 yaşındaki Reid ile 9 yaşındaki Shane’i de çekmişti. Onları ise Van ekibinin halay halkasında bulduk. Uzun süre oynayan çocuklarla, telefonuyla onları kameraya çeken anneleri Lisa’nın yanına geldiklerinde sohbet ettik. Reid, halayın ‘çok eğlenceli’ ama biraz ‘şaşırtmalı’ olduğunu söyledi. Küçük Shane de hayatından memnundu. “Bu festivaldeki her şey hoşuma gitti.” dedi. Anneleri Lisa Hanım, evlatlarını devlet okuluna göndermediğini, Amerika’da yaygın olan ev okulunda kendisinin eğittiğini anlattı. “Festival oğlumun şu sıralar öğrendiği konulara uygun. Dolayısıyla bu, bizim için mükemmel bir fırsat oldu.” şeklinde konuştu.

‘Türk müziği daha ruh dolu’

Sandalyede oturarak Mardin oyunları seyreden yaşlı bir bey, kanın artık damarları zorlamaya başladığı bir anda, eşinin yardımıyla ayağa kalktı. Ve karşılıklı oynamaya başladılar. Ermeni asıllı olduğunu söyleyen Vahram Daghdevirian’ın (Dağdeviren) babası 20. yüzyılın başlarında Türkiye’den Amerika’ya göçmüş, kendisi ise 1936’da New York’ta doğmuş. “Okula gittiğimizde İngilizce bilmiyorduk. Türkçe ve Ermenice konuşurduk.” diyordu. Daghdevirian, Sivaslı babası Garabed gibi, müzikle oldukça haşır neşir birisiymiş. Onun nazarında diğer müziklerden çok daha ‘ruh dolu’ olduğunu ifade ettiği Türk müziğinin ise müstesna bir yeri var. “Babamda Udi Hrant’ın plakları vardı, dinlerdik.” diyor. Kendisi de Türkçe müzik icra edermiş. Vahram Bey ‘henüz’ Türkiye’ye gitmediğini, ama bir gün mutlaka gitmek istediğini söylüyor. Siyasetin Türk ve Ermeni ilişkilerine menfi etkilerinden şikâyet ederken, müziğin ‘birleştirici’ rolünü vurguluyor. “Her ırka mensup kötü insanlar olabilir. Beni birisinin Türk olup olmadığı değil, iyi bir insan olup olmadığı ilgilendirir.” diye ekliyor.

Türklerle evli Amerikalılar da festivalin sadık müdavimlerinden. Türkiye’nin Ortadoğu’daki çıkışlarından memnun olan ve festivalde kültürel açıdan birçok yönüyle kendini rahat hisseden Arap Amerikalılar da festivale yoğun şekilde iştirak ediyor. Bebekli ve çocuklu anneler de festival alanında sıkça göze çarpıyor. Bir Amerikalı anne grubu, bir yandan çocuklarını replika Mardin evinin avlu kısmında oynatırken diğer yandan söylenen hareketli türkülere Amerikan tarzı tempo tutuyordu. Çekingen çocuklarını halay gruplarının içine kendi eliyle yerleştiren anneler vardı.(ALİ H.ASLAN / Zaman)

ALATURKA AİLESİ ÜYELERİ NE DİYOR?