Arif Çelik : İşimizin güzel bir yönü, farklı kültürlerden insanları tanımak

T.C. Los Angeles Başkonsolosluğu Muavin Konsolosu Arif Çelik ile 16 Eylül 2011 tarihinde bir röportaj yaptık.

Arif Çelik : İşimizin güzel bir yönü, farklı kültürlerden insanları tanımak

Aynı zamanda Los Angeles Eğitim Ataşeliği’ne de vekalet eden Arif Bey’le Eğitim Ataşeliği işleri ve konsolosluk işlemlerine son dönemde getirilen bazı yeni uygulamalar hakkında ve gündemde olan Türkiye-İsrail ilişkileri , PKK terörü ve Los Angeles yaşamı hakkında sohbet ettik.

Alaturkaonline (A.O.): Başkonsolosumuz Sayın Hakan Tekin’in 1 Eylül 2011 tarihi itibarıyla Los Angeles’taki görevinden ayrılarak Türkiye’ye döndüğünü biliyoruz. Yeni Başkonsolosumuz ne zaman görevine başlayacak?

Arif Çelik (A.Ç.): Başkonsolosumuz Hakan Tekin Bey Los Angeles’taki 4 yılı aşkın görev süresi boyunca gerek yerel Türk toplumu gerekse ABD makamları ile çok iyi ilişkiler kurdu. Yeni Başkonsolosumuz Aydın Topçu Beyin de bu ilişkileri geliştirerek devam ettireceğine inanıyorum. Kendisi Los Angeles’taki görevine 1 Ekim 2011 tarihinde başlayacak.

A.O.: Konsolosukta görevlisiniz. Aynı zamanda Eğitim Ataşeliği’ne de vekalet ediyorsunuz. Son dönemde gerek konsolosluk işleri gerekse öğrencilerin Eğitim Ataşeliği’ndeki işlemlerine ilişkin mevzuatta herhangi bir değişiklik oldu mu?

A.Ç.: En önemli değişiklik tabii ki artık “e-pasaport” tabir ettiğimiz çipli pasaportların uygulamaya geçirilmiş olması. Bu pasaportların başvuruları ancak www.e-pasaport.gov.tr web sitesinden randevu alınması ve şahsi başvuru yoluyla yapılabiliyor. Ayrıca pasaport kanununda yapılan değişiklikle, yakında 6 aylık Geçici Pasaport tanzimine de başlayacağız. Şu an gerekli altyapıyı kurmaya çalışıyoruz. Eskiden pasaport başvurusunun neticelenmesi için bekleyecek zamanı olmayan vatandaşlarımıza sadece Türkiye’ye girişlerini temin eden bir ay geçerlilik süreli Seyahat Belgeleri düzenliyorduk. Şimdi vatandaşlarımız Başkonsolosluğumuzdan beklemeden alabilecekleri bu altı aylık Geçici Pasaport’larla Türkiye dışında üçüncü ülkelere de yolculuk yapabilecekler.

Diğer önemli değişiklik ise pasaport başvurularında artık askerlik şartının aranmıyor olması. Bilindiği üzere Eğitim Ataşeliğimizde, görev bölgemizde okuyan erkek öğrencilerin askerlik erteleme işlemlerini yapıyoruz. İşçi ve diğer statüdeki ertelemeler ise Başkonsolosluğumuzda yapılıyor. Artık öğrenci olsun olmasın konsolosluklarımıza pasaport başvurusu yapan vatandaşlarımızdan askerlik durumlarına dair belge istenmiyor. Dolayısıyla öğrencilerimizin eskiden Eğitim Ataşeliğimizden aldıkları, askerliklerinin ertelenmiş olduğuna dair belgeleri Başkonsolosluğumuza pasaport başvurusu için ibraz etmeleri artık lüzumlu değil. Ancak Eğitim Ataşeliğimize kayıtlı bir öğrenci olduklarına dair bir yazıyı Başkonsolosluğumuza ibraz ederlerse iki yıla kadar geçerli pasaportlarını ücretsiz alabiliyorlar. Eskiden bu süre de bir yıldı, bir süre önce vatandaşlarımız lehine bir değişiklikle uzatıldı.

A.O.: Mevzuatta vatandaşlarımız lehine değişiklikler yapıldığını duymak güzel. Konsolosluk işlemleriyle ilgili olarak belirtmek istediğiniz başka bir husus var mı?

A.Ç.: E-devlet projesinden de biraz bahsetmek isterim. Vatandaşlarımızın çeşitli kamu hizmetlerine www.turkiye.gov.tr adresinden veya cep telefonlarından elektronik ortamda ulaşmalarını sağlayan “e-Devlet Kapısı” projesi 2008 yılından bu yana sürdürülüyor. Proje, kamu hizmetlerini vatandaşlarımıza, işletmelere ve kamu kurumlarına bilgi ve iletişim teknolojileriyle etkin ve verimli bir şekilde sunmayı amaçlıyor. Yurtdışında yaşayan Türk vatandaşları ve 5901 sayılı Vatandaşlık Kanunu uyarınca izin almak suretiyle vatandaşlıktan çıkan kişiler yurtdışındaki temsilciliklerimizden veya Türkiye’deki PTT şubelerinden alacakları şifreleri kullanarak e-devlet kapısı projesi kapsamındaki hizmetlerden yararlanabilecekler.

Burada bir hususa dikkati çekmek istiyorum. Vatandaşlarımızın, sürümü bir süre önce yenilenen e-konsolosluk sitesi (www.konsolosluk.gov.tr ) vasıtasıyla interaktif işlem yaptırabilmeleri için mutlaka e-Devlet şifresi sahibi olmaları gerekiyor. Bu hususu daha önce derneklerimize ilettiğimiz konuya ilişkin duyurularımızda da vurguladık.

Bununla birlikte daha önceden e-konsolosluk üyesi olan vatandaşlarımız, sahip oldukları mevcut kullanıcı ad ve şifreleriyle sitenin yeni sürümünde 31 Aralık 2011 tarihine kadar işlem yapabilecekler, bu tarihten sonra siteden bilgi edinebilecek ancak e-Devlet şifresi olmadan işlem yapamayacaklar.

A.O.: Bildiğiniz üzere bugünlerde Türkiye-İsrail ilişkileri gündemde. Mavi Marmara olayı sonrasında ve bu olaya ilişkin Birleşmiş Milletler raporunun açıklanmasının ardından Türkiye-İsrail ilişkilerinde yaşanan gerginliği nasıl değerlendiriyorsunuz?

A.Ç.: Bilindiği üzere 31 Mayıs 2010 tarihinde Gazze’ye hareket etmekte olan uluslararası bir yardım konvoyuna İsrail güvenlik güçlerince yapılan saldırı sonucunda 8 vatandaşımız vefat etti. Ölen bir kişi de Türk kökenli bir ABD vatandaşıydı. Saldırının Gazze’ye uygulanan ablukanın 64 deniz mili dışında uluslararası sularda gerçekleştirilmesi, aşırı güç kullanımı ve vatandaşlarımızın bazısının arkadan veya yakın mesafeden birkaç kez ateş edilmek suretiyle öldürülmüş olması, tabiatıyla hukuka aykırı ve kabul edilemez bir durumdur. Nitekim bu hususlar Birleşmiş Milletler bünyesinde konuya ilişkin olarak kurulan Palmer Komisyonu’nun raporunda da tespit edilmiş ve İsrail askeri kuvvetlerinin cezai sorumluluğu kabul edilmiştir. Bu olay karşısında İsrail’den beklentimiz özür dilemesi, ölen vatandaşlarımızın yakınlarına tazminat ödemesi ve hukuka aykırı bulduğumuz Gazze ablukasının sona erdirilmesidir.

Son dönemde yayımlanan konuya ilişkin haberler, olayın evveliyatına dikkat edilmez ise sanki ülkemiz halihazırda kışkırtıcı bir tutum sergiliyormuş gibi algılanabiliyor. Ancak durum böyle değildir. Türkiye’nin 15 ay süren sabırlı diplomatik çabaları sonucunda İsrail makamları özür dilemeyeceklerini açıklayınca ülkemiz gerekli tedbirleri almış ve İsrail ile ilişkilerin düzeyini ikinci katip düzeyine indirerek ikili askeri anlaşmaları askıya almıştır.

Palmer Raporu’nda, İsrail askerlerinin aşırı güç kullanımı dahil sorumluluğu kabul edilmekle birlikte, Gazze’ye uygulanan ablukanın “meşru bir güvenlik önlemi” olduğu iddia edildiği için bu rapor ülkemizce kabul edilmemiştir. Halbuki BM İnsan Hakları Konseyi’nin Veri Toplama Komisyonu daha önce ablukanın yasal olmadığı tespitini yapmıştı. Neticede Palmer Raporu ne Türkiye ne de İsrail tarafından imzalanmadığı için, Sayın Cumhurbaşkanımızın da bir beyanatında belirttiği üzere tarafımızdan geçerli kabul edilmemektedir.

Bu durumda dikkate alınması gereken bir husus var. Öncelikle 1992 yılında Ege Denizi’ndeki bir NATO tatbikatı sırasında “Muavenet” adlı Türk zırhlısına bir ABD uçak gemisinin yanlışlık eseri ateş açması sonucunda bazı Türk askerleri hayatını kaybetmiş, ancak ABD makamları özür dileyerek ölen askerlerin yakınlarına tazminat ödemişlerdi. Bu uygulama uluslararası ilişkilerde örneğini gördüğümüz bir yaklaşımın eseridir. Müttefik bir ülkenin yaptığı bir yanlış sonrasında atması beklenen bir adımdır. Diğer bir husus, İsrail askeri kuvvetleri, çok değil kısa süre önce Mısır sınırındaki bir askeri operasyon sırasında yanlışlıkla Mısır askerlerini öldürünce, gecikmeden Mısır makamlarından özür dilediler. İsrail Mavi Marmara olayından dolayı Türkiye’den özür dilemeyi ise hala ısrarla reddetmektedir.

Ülkemizin İsrail Hükümeti’nin bu tutumuna karşı tavrı bellidir. Ancak bu tavrın kesinlikle İsrail halkına ya da Musevi kökenlilere yönelik olmadığının bilinmesi gerekmektedir. Nitekim genel olarak Musevilerle tarihten gelen ortak bağlarımız ve iyi ilişkilerimiz mevcuttur. Hükümetimizin de en üst düzeyden ifade ettiği üzere, tarafımızdan İsrail Hükümeti’nin politikaları eleştirilmektedir, İsraillilere yönelik bir tepki bahis mevzuu değildir.

A.O.: Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Kuzey Irak’taki PKK kamplarına karşı yürüttüğü operasyonlar konusundaki fikirlerinizi de alabilir miyiz? Bildiğimiz kadarıyla Los Angeles’taki Kuzey Irak Kürtlerinden oluşan bir grup 29 Ağustos günü Başkonsolosluk önünde bir protesto gösterisi düzenlediler.

A.Ç. : PKK terör örgütünün son dönemde artan saldırıları bu operasyonları zorunlu kılmıştır. Irak’ın kuzeyine yönelik bu operasyonlar, PKK saldırıları sonucu sadece geçtiğimiz Temmuz ayında 40 güvenlik görevlimizin hayatını kaybetmesinin ardından başlamıştır. Tabii ki Türk Silahlı Kuvvetleri, düzenlediği operasyonlarda sivil kayıpların olmaması için azami özeni göstermektedir.

PKK, ABD ve Avrupa ülkelerince terör örgütü olarak kabul edilen bir yapılanmadır ve uyguladığı şiddetin tecviz edilebilecek bir yanı kesinlikle mevcut değildir. Özellikle ülkemizde Kürt kökenli vatandaşlarımıza yönelik açılım çabalarının ve daha özgürlükçü yeni bir anayasa çalışmalarının gündeme geldiği bir dönemde terör örgütünün eylemlerini artırması ise bu örgütün istikrarsızlıktan beslendiğini gözler önüne sermektedir.

Tabii Irak’ın kuzeyindeki PKK kamplarına yönelik askeri operasyon dışında örgütün mali kaynaklarının kesilmesi gibi önemli mücadele alanı da mevcuttur. Europol’ün 2011 yılında yayımladığı bir raporda PKK’nın Avrupa’da uyuşturucu kaçakçılığı dahil yasadışı eylemlerde bulunduğu kayda geçirilmiştir. Bu alandaki mücadelede özellikle bazı Avrupa ülkelerinin işbirliğine ihtiyaç duyulmaktadır.

AO: Biraz da Los Angeles’ta yaşamdan bahsedelim. Los Angeles’taki görev süreniz ne zaman sona eriyor?

A.Ç.: Eşimle birlikte iki yıldır Los Angeles’tayız. Yaklaşık bir sene sonra Ankara’ya döneceğiz. Burada çok iyi arkadaşlıklar kurduk, hep hatırlayacağımız anılarımız oldu. Ama mesleğimiz gereği çok seyahat etmek, farklı ülkelerde yaşamak durumundayız. İşimizin güzel bir yönü, farklı kültürlerden insanları tanımak, değişik ülkeleri kendi zenginlikleri içinde görmek oluyor.

AO: Bize değerli vaktinizden zaman ayrıdığınız için tesekkür ederiz. Çalışmalarınızda başarılar dileriz.

A.C.: Ben teşekkür ederim. Alaturkaonline’a yayın hayatında başarılar dilerim.

 

ALATURKA AİLESİ ÜYELERİ NE DİYOR?