Asil Duruş?!

ASİL DURUŞ /

 

MAYMUNLUK ETMEK

 

YA DA

 

İNGİLİZ İSTİHBARATI’NIN, AKP & GÜLEN CEMAATİ ELİ İLE TSK’YA KARŞI DÜZENLEDİĞİ “ASİMETRİK PSİKOLOJİK HAREKAT” DOYMA NOKTASINA ULAŞTI, “BOMBALI KAMYONET” HABERİ ÜZERİNDEN “PİKE” YAPIP İNİŞE GEÇTİ

 

VEYAHUT

 

“BOMBALI KAMYONET OPERASYONU”NDA HASAR RAPORU: İNGİLİZ PERDE ARKALI CUMHURBAŞKANI GÜL’ÜN “DAVA ARKADAŞI” BÜLENT ARINÇ’A BAĞLI “TRT” OLDU “TUŞE”, İNGİLİZ PERDE ARKALI GÜLEN’İN “ZAMAN”I OLDU “NAKAVTE”?!:))

 

Asil Duruş?!

 

“Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma, sakın.
Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.
Doğacaktır sana va’dettiği günler Hakk’ın…
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.”

Mehmed Akif Ersoy

 

……………….

 

 

“Haysiyet Cellatları”nın cirit oynattığı bir ortamda, “Basınç altında sakin kalmak zordur”.

Linç edilmek istenen “onur”unu korumak için intihar etmek zorunda bırakılan Yarbay Ali Tatar’ın “aziz hatırası” önünde eğilmek varken, durup düşünmek varken, yüzleri kızarmadan yalanlarına yeni yalanlar ekleyenlerin yönettiği bir ülke ortamında, “Basınç altında sakin durmak”, “Asil duruşu” korumak zordur.

Ne var ki, 2010 ilk çeyreğinde…

TSK, “Post modern” bir savaştan, “çağın ruhuna hitap ederek” yüzünün akı ile çıkmasını bildi.

Vatanı bölmek, parçalamak, Atatürk Türkiyesi’ni “F Tipi çadır devlete” dönüştürmek için İngiliz istihbaratının AKP & Gülen Cemaati üzerinden yaptığı “gazlama”lara, “dolduruş”lara gelmedi, ya da daha doğru ifade ile üstüne doğru sallanan “kırmızı bez parçaları”nın peşinden koşturdamı.

Adeta, bu defa düşmanı asaleti ile dövdü!

Dize getirdi.

En az zayiat ile post modern bir kuşatmayı yardı, geçti!

Nokta!

 

………………..

 

 

Bu bağlamda birkaç satır daha…

Ertuğrul Özkök, nehrin kenarına oturmuş, ayaklarını suya değdirmiş vaziyette balık avlıyor.

Şarabını, nevalesini de yanında getirmiş.

Bugünlük oltalarımızı yan yana koyalım, hep birlikte “sazan” ve/veya “tatlısu demokratı” avına çıkalım…

Fehmi Koru’nun yüreği yetiyor ise o da gelsin yanımıza, karşılıklı oltalarımızı sarkıtalım.

Yalnız, Özkök ile öncelikle sepetlerimizi değiştirelim.

İspirtoyu onun sepete, şarabı bizim sepete doğru sarkıtalım.

Şimdi adaletli bir dönüşüm oldu.

Filhakika, Doğan da, Erdoğan da, bugün bizim yıllar önce uyardığımız noktaya kafalarını vura vura gelmiş ise Tevfik Fikret ne diyordu “Haluk’un Bayram’ı” şiirinde, dönüp o mısralara bir daha bakmak lazım.

Vs vs vs…

Bu arada bir anons:

Mehmet Ali Yalçındağ, Mehmet Ali Birand, Mehmet Ali Erbil ve tüm Mehmet Ali’ler hazırlıklı olun!

Polis her an için kapınızı çalıp, merkeze götürebilir.

Onun için eşlerinize söyleyin, şimdiden temiz iç çamaşırlarınızı hazır etsin!

Ne de olsa gitmek var, gidip de dönmemek var.

Polis, “Bombalı kamyon” ihbarı bağlamında, tüm “Mehmet Ali”leri mercek altına almış, inceliyormuş!:))

Vs vs vs…

Ve…

Gülümseyen bahar güneşine karşı, oltamıza vuran ilk “kefal”!

 

…………..

 

 

Öncelikle…

Küçük bir saptama:

“Emniyet”!

“Jandarma”!

“İçişleri Bakanlığı”!

Bu üç kurum arasındaki ortak özellik nedir?!

Doğru cevap, “Emniyet” de “Jandarma” da “İçişleri Bakanlığı”na bağlı, diye olmalı değil mi?!

Ne var ki, AKP iktidarında, Emniyet “öz”, “Jandarma” üvey evlat!

Bu noktadan devamla:

“İçişleri Bakanlığı” kime bağlı?

Teoride “Başbakanlık” doğru cevap olsa da, işin pratiği başka!

2010 ilk çeyreğinde, AKP iktidarında, “İçişleri Bakanlığı” direkt “Cumhurbaşkanı” Gül’e bağlı!

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç kime bağlı?

Doğru cevap, teoride “Başbakanlık”a yani Erdoğan’a bağlı olmalı ama pratik öyle değil!

Arınç da direkt Cumhurbaşkanı Gül’e bağlı!

Peki Cumhurbaşkanı Gül, 2010 ilk çeyreğinde hangi gücü temsil ediyor?

Türk Milleti’ni, Türk Devleti’ni diye düşünüyorsanız, bilmelisiniz ki, yanılıyorsunuz.

İngiliz Kraliçesi’nin yüksek menfaatlerini!

Nokta!

 

………………

 

Hal böyleyken…

“Bombalı kamyon” ihbarını mercek altına alacak olursak…

Karşımıza şöylesi bir tablo çıkıyor:

Jandarma da Emniyet de İçişleri Bakanlığı’na bağlı!

Jandarma yapacağı “sevkiyat”ın yazışmalarını önceden hazırlayıp, gerekli mercilere bildiriyor.

Gerekli izinler, onaylar alınıyor.

Sonra, İçişleri Bakanlığı, Emniyet içine sızmış bir “istihbari” yapı (İngiliz MI6 & F Tipi yapı), bu bilgi üzerinden operasyon yapıp, Türkiye’yi ayağa kaldırıyor.

Diyebilirsiniz ki, bu operasyondan amaç ne?!

Ne olacak?!

Erdoğan’ı TSK’nın üzerine sürmek, TSK’yı da Erdoğan’ın üzerine sürmek!

Bu gürültü kirliliğinin kime ne faydası var, diyecek olursanız, bu sorunun cevabını daha önce vermiştim:

Gül, Erdoğan’ı, 28 Şubat sürecinde Erbakan’a yaptığı gibi “asker üzerinden” tasfiye etmek istiyor!

Daha doğru ifade ile İngiliz istihbaratı, Gül üzerinden önce Çankaya’yı ele geçirdi, şimdi de Başbakanlığı istiyor.

Nokta!

 

………………..

 

 

Nitelikli okurlarım, “bombalı kamyonet” operasyonu bağlamında soruyor:

“Bu da mı gol değil Hayrullah Mahmud?”

Bizim meslekte “ironi”nin ustası, kelime cambazı, sevgili dostumuz, ağabeyimiz İlker Sarıer’dir.

Şu an bu soruya o cevap veriyor olsaydı, düşüncem odur ki, Sadri Alışık üslubu içinde “Bu da mı gol değil” diye soran güruha şu cevabı verirdi:

“Gol olmasına gol ama kendi kalenize gol!”

“Ergenekon” terör örgütü, “Ayışığı”, “Sarıkız”, “Yakamoz” vb darbe planları, “Kafes”, “Balyoz” harekat planları ve Arınç’a patates çuvalı ile suikast girişiminden sonra, “Kozmik Oda”da yapılan aramanın ardından gelinen son nokta, şaka gibi “bombalı kamyonet” operasyonu!:))

Bir zamanlar kısa dönem askerlik gibi üniversitede de işletme okumuştum.

Hocamız, piyasada her ürün için arz/talep bağlamında, bir “doyma noktası” olduğunu anlatıp eklemişti:

“Doyma noktasına ulaştıktan sonra, yapılan her yatırım, her atılım, ileri gitmez, geriye doğru bir eğri çizer. Zirve noktasına ulaştıktan sonra, bir süre burada durur, sonra aşağı doğru iniş başlar.”

Aynen şu anda olduğu gibi!

“Asimetrik psikolojik savaş” da doyma noktasına ulaştı!

Zirve yaptı!

Şimdi pike yapıp, geldiği yere, operasyonu yapan adrese doğru inişe geçti.

Şimdi bu operasyonu yapanların kapısını tıklatıyor.

Sözün özü:

Asker, basınç altındaki “sakin”, “asil duruş”unu bozmadı!

Daha düne kadar “Acaba” diyenler dahi artık, “Bu kadarı da olmaz” demeye başladı.

Oynanan oyunun geç de olsa farkına varıp ayıktılar.

Hülasa, AKP, kendi ipini çeken operasyonlar serisine devam ediyor. 2010 ilk çeyreğinde, nehrin önünden akıp giden insan suretlerinde, bilin bakalım kimleri yüzleri var?!

Neydi o söz, “En iyi musahhih/düzeltmen “Zaman”dır” mıydı?!

https://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=960808&title=bir-kamyon-dolusu-soru-cevap-bekliyor

Ezcümle, İngiliz perde arkalı Abdullah Gül’ün dava arkadaşı Bülent Arınç’a bağlı “TRT tuşe, Zaman nakavt!”

https://www.netgazete.com/News/591037/vakiflar_basin-yayin_trt_aa_ve_rtuk_arinca_baglandi_.aspx

Nokta!

 

………………..

 

 

Ve…

Son olarak…

Bu anlamda Sadi Şirazi’den bir hikaye…

https://www.turkcebilgi.com/sadi_%FEirazi/ansiklopedi

İslam alimlerinin en büyük velilerinden Şirazi, “Hindistan’da maymunların nasıl avlandığını” şöyle anlatır:

Maymunun elinin sığacağı bir kavanoza muz koyarlar.

Maymun muzu almak için eli açıkken kavanoza sokar.

Muzu eline alınca da yumruk yapar, elini kapatınca da kavanozdan çıkaramaz ve yakalanır.

Elini açan kurtulur, elini açmayan, elindekini bırakmayan ise kurtulamaz.

Sözün özü:

İnsanın başına ne felaketler, eline aldığını bırakmamasından ve/veya bırakmak istememesinden gelmektedir.

Eline aldığını bırakabilen saadete kavuşur, bırakmayan felakete gider!

Bunu kim diyor, Sadi Şirazi söylüyor.

Bu anlamda Fetullah Gülen’e bir soru:

Haram yiyenin ibadeti kabul olur mu?!

Ya da bir başka soru:

Kul hakkı yiyenin, tüyü bitmemiş yetimin hakkını elinde tutup bırakmayanın, post modern zamanlarda, katli caiz midir değil midir?!

Veyahut, kendi ülkesinin “millet ordusu”na “asimetrik psikolojik harekat” düzenleyen ve/veya düzenlenmesine önayak olan bir cemaat önderinin cenazesini kaldırmak caiz midir, değil midir?!

Hülasa, devir maymunluk etme devri değil!

Ezcümle, kurtulmak isteyen, yağmaladığı ne varsa elindekini aldığı yere bırakır.

Nokta!

 

Sevgiler

12 Mart 2010

Hayrullah Mahmud Özgür

ALATURKA AİLESİ ÜYELERİ NE DİYOR?