AYAK TAKIMI OLAYA EL KOYUYOR GALİBA!

ayak-takimi

Bu başlığı koyarken çok düşündüm, ne olmalı diye; kucağa oturmuş kızlar kucaktan kalkmış ya da anamı aldım gidip eve bıraktım ve geldim ya da 2 ayyaş üzerine düzenlenen panelden çıkanlar ayağa kalkmış ya da Gâvur İzmirliler çaktırmadan gezi parkına dalmış ya da haftada 1-2 kadeh içerken birden alkolik olduğunu anlayanlar pişmanlık ve tövbe hareketi düzenlemiş ya da kaç çocuk yapamayacağını bilemeyip en hayırlı çocuk sayısının kaç olduğunu öğrenmek isteyenler sokaklara dökülmüş ya da hamile kalanların yoğun sezaryen baskılarından bıkan doktorlar yollara çıkmış ya da 10. yıl marşının ne kadar köhne olduğu ve ne kadar banal kaldığını anlayanların sevinç gösterileri parklara taşmış ya da erkek zulmü altında inleyen kadınların isyan ve öfke patlaması yaşanmış ya da asker ocağında yan gelip yatanlara kızanların sabrı taşmış ya da kelleler sokaklara çıkmış ya da Sivas’ta otelde yakılanların yerine yakıcılarının çocukları ile empati kurulmasına kızanların öfke patlaması ya da sigaranın zararlı diye yasaklanması ve yerine son derece organik hatta cilde faydalarından bahsedilmesi üzerine biber ve portakal gazından faydalanmak için fırsatı kaçırmak isteyenler gösterilere başlamış ya da alkoliklerin hezeyana kapılmış hali vs. vs. daha yüzlerce gaf ve toplumu tahkir edici söz yazılabilirdi ancak başlık bu şartlarda en geneli ifade etmesi bakımından en doğrusu herhalde…

Son günlerde; kamusal bir açık alan olan Taksim Gezi Parkı’nda, 31 Mart gerici-yobaz kalkışmasının simgesi durumundaki, 1940 yılında yıkılmış olan Topçu Kışlası yeniden yapılıyor görüntüsüyle hem de tarihimize sahip çıkıyoruz cinliğiyle, bir AVM (alışveriş merkezi) ve rezidans içerikli bir yeni yapı yapımı için mahkeme kararlarına rağmen yaratılan oldubitti projesine kazma vurulması ile birlikte üzerine ölü toprağı serildiğini düşündüğümüz, başta da apolitik diye çokça eleştirdiğimiz gençlik önderliğinde toplumun hemen hemen her kesiminde yoğun ve ciddi bir direniş oluşmuş, “Gezi Parkı” üzerinden dalga dalga Canım Yurdumu tam anlamıyla etkisi altına almış ve uzun süredir düdüklü tencere misali kendi kutsallarına saldırılmasının biriktirdiği basınç ve enerji dışa vurmuştur.

Bir tarihlerde, AKP Konak İlçe Başkanı Latif Özkan yaşam tarzlarına müdahaleden korkan İzmirlilere “Bizden korkmayın” demek üzere bir internet sitesinin kurulmasına ön ayak olmuş ve özellikle İzmirlilerin tercih etmedikleri bir yaşamın kendilerine dayatılmasının yarattığı tepkiler üzerine 03.02.2011 tarihinde “KORKUYORUM BAY BAŞKAN KORKUYORUM” başlıklı bir yazı kaleme almış ve https://www.blogger.com/blogger.g?blogID=38384184#editor/target=post;postID=8922710789658740390;onPublishedMenu=overviewstats;onClosedMenu=overviewstats;postNum=93;src=postname adresindeki bloğumda yayınlamış idim. Toplumun sadece hamasi nutuklarla yönetilemeyeceğini, sahip olunan itibari gücün bunu sürgit yürütmesinin mümkün olmadığını ve insanların neden fazlaca bu dayatmalar karşısında korktuğunu ama korku eşiğinin de korkunun artmasıyla birlikte aşılacağını dilimizin döndüğünce ve aklımızın yettiğince anlatmaya çalışmış idik. İşte “3-5 ağaç kesiliyor diye insanlar yaygara yapıyor” diye izah edilmeye ve konunun küçültülmeye hatta yok sayılmaya çalışılmasına rağmen, kara propagandaya yönelik büyük finansal desteklere rağmen, büyük ölçüde medyanın 3 maymunu oynamasına rağmen konunun 3-5 ağaç olmadığı sağır sultanlar tarafından bile anlaşıldı kısa süre sonra, asıl muktedirin hala özür dilemiş olmamasına rağmen tüm yoldaşlarının özrü artık tarihin ilgili sayfalarına not olarak düşülmüştür. Peki; nedir, sosyolojik izah zemini tüm bu yaşananların diye bakılırsa, beğenelim ya da beğenmeyelim, toplumun kutsallarına giren konularda ve başta da, 2 büyük tarihi şahsiyet için 2 ayyaş değerlendirmesini, 2 sevgilinin metroda elele tutuşmasını “kızınız kucağa otursun istermisiniz” gibi ahlaki tüm sınırları ve sabırları zorlayan aşağılayan bizim gibi yaşamayan kızlar orospudur yaklaşımını, Elhamdülillah şeriatçıyız yaklaşımını, İstanbul’u Medine yapacağız yaklaşımını, İnsanlar Anıtkabirde sap gibi duruyorlar yaklaşımını, demokrasi tramvaydır varılacak noktada inilecektir yaklaşımını, sanata ve sanatçıya ucube ve içine tükürürüm böyle sanatın yaklaşımını, bize karşı direnenler 3-5 çapulcudur yaklaşımını, milletimiz bize tarihimize sahip çıkın diye oy vermiştir deyip tarihin kendi siyasal iklimine uygunlarını ihya, Hasankeyf, Bergama Allonai, İstanbul Boğaz geçişi sırasında çıkan 5.000 (yazıyla beşbin) yıllık kocaman tarihi buluntuları ise 3-5 taş çıkmıştır edasıyla imha etme yaklaşımını, Mahkeme kararlarına rağmen HES ler vasıtasıyla Karadeniz’in katline göz yumulması yaklaşımını, 3. Boğaz köprüsünün adının Sivas’ta empati kurduğu insan yakmaktan sorumlu gösterilenlerin çocuklarına ithaf ediyor görüntüsü veren yaklaşımını görmek mümkündür. İnsanların binlerce kitap yazdığı konuları ana başlıklar halinde ve emin olunmalı ki sadece sadece % 0,1 düzeyinde başlıklandırabildik ancak, görüldüğü üzere. Şimdi tüm bunları göz ardı ederek yapılacak her türlü değerlendirme gerçeklerden ve bilimsellikten uzaktır, eksiktir ve yanlıştır.

Bugün Taksim Gezi Parkı’na yapılması planlanan işlerin konunun uzmanlarına göre, hiç birinin ayrı ayrı ve birlikte hiçbir bilimsel değeri yoktur ve olamayacağı da aşikârdır ki bu görüşe aynen katılıyorum, şimdi birileri çıkar ve der ki “yahu kardeşim bizim uzmanlarda bu iddiaların tam tersini söylüyor” nasıl karar vereceğiz biz o zaman denilebilir, bizim uzmanlar denilen çakma uzmanlara ve kendi akıl yürütme süreci illiyetine ve de meşrebine çok da uygun düşer bu değerlendirme ama bilim, bilgi, akıl ve insana saygının ve insan tercihlerinin bu kadar devre dışı bırakılmasının da ahlaki olmaması gerçeğine de aykırı olmaya devam eder.

Devlet olmanın basiret, ahlak ve büyüklüğü vatandaşa özellikle de iktidar muhalif ve karşıtlarına gösterdiği hoşgörü ile ölçülen çağımızda, “bizde evlerinde zor tuttuğumuz % 50 yi sokağa davet ederiz” yaklaşımı olsa olsa birkaç küçük çocuğunun sokakta kavga ederken kullandıkları ve sidik yarıştırma kabilinden laflara benzer ve ne yazık ki vakur olunması gereğinden çok uzaktadır. Hele bu yaklaşım “azınlığın çoğunluğa tahakkümüne izin vermeyiz” saikiyle yapılırsa daha da vahim bir hal alır ve seçmen sayısının 52.758.907 olduğu canım Yurdumun 21.442.206 sının oyunu alıyorsanız, size oy vermeyenlerin azınlık olduğu savı da güme gider Allah muhafaza, bu sözlere dikkat etmek gerekir, ayrıca ve de özellikle demokrasi de çoğunluğun her istediğini yapabileceği hakkını doğurmayacağı gibi tam aksine azınlıkların haklarının teminat altında olması halidir, bunların bilinmiyor olması mümkün mü, zinhar ama politika işte, ama tehlikeli sularda yapılan cinsinden…

Diğer taraftan; devlet yönetmenin gereği olarak ta muhaliflerinizin de size güvenmesi gerekir, peki neden güvenmedikleri konusunda hiç kafa yordunuz mu; pekâlâ, Suriye ile mutlaka savaşılmalı diye yarattığınız izlenime bakabilirsiniz, Marmara gemisi ile yaratılan cinnet ortamına bakabilirsiniz, hala düşürülen uçak konusunda bir sonuç elde edilememiş olmasına bağlayabilirsiniz, ÖSYM sınavlarında ayan ve de beyan belli olan yolsuzluklara ve usulsüzlüklere bakabilirsiniz, İzmirlinin irfanı eksiktir yaklaşımına bakabilirsiniz, Deniz feneri yolsuzluk iddialarının bir şekilde üstünün kapatıldığı izlenimine bakabilirsiniz, TC yazılmasının kaldırılmasının yarattığı travmaya bakabilirsiniz, vs. vs. hele mağrurun ve kibrin küstahlığı sayılabilecek şekilde bir bakanın kalkıp ta; biz kestiğimiz her bir ağaç için yüzlerce ağaç dikeriz gibi abidik gubudik, bir büyük şehir belediye başkanının kalkıp ta istersek sizi bir kaşık suda boğarız ama dua edin ki istemiyoruz gibi külhanvari, bir başka bakanın kalkıp ta isteseydik interneti keserdik gibi komedi ama aynı zamanda zihinlerin bir tarafındaki bir niyet tezahürü görüntüsündeki yaklaşımlarının gözden geçirilmesi halinde, hele de tam keyfinize göre bir de muhalefet partileri bulmuşsunuz, tulum çıkararak keyif çatmak varken nelerle uğraşıyorsunuz…

Bir başka konu da beni bir hayli üzmüş bulunmaktadır, asıldı diye Menderes’i, zehirlendi diye Özal’ı kendisine öncül tayin eden ve öykünen ama kendilerini buralara taşıyan, kaldı ki hiçbir görüşüne artık katılmıyor olabilirsiniz ama en azından ahde vefa kabilinden de olsa Erbakan’a yönelik hiçbir şey söylemeyenlerin böyle davranıyor olmalarını kolaylıkla anlayabiliyor ve kendilerine Allah selamet versin diyoruz. Durmayın devam edin…

Ruhi M. Çelik 
[email protected]

ALATURKA AİLESİ ÜYELERİ NE DİYOR?