Erdoganin Dokunulmazliklari Kalkarken- Hayrullah Mahmud

Bahçeli’den Erdoğan’a çiçek’li “Boyunduruk” ve/veya 25 Haziran sabah’ı (küresel aks’ta) Erdoğan’ın “DOKUNULMAZLIK”ı kalkarken?! Hayrullah Mahmud Yazdı.

Bahçeli’den Erdoğan’a çiçek’li “Boyunduruk” ve/veya 25 Haziran sabah’ı (küresel aks’ta) Erdoğan’ın “DOKUNULMAZLIK”ı kalkarken?!

“Mens sana corpore sano sit.”

“Keşke, sağlam kafa sağlam vücutta bulunsaydı.”

Latin atasözü

Soru şu:
Bahçeli, Türkiye’nin “Federasyon Anayasası”na geçmesine yol açan referandum’u neden yaptırdı, 24 Haziran sandığı Türkiye’nin önüne niçin konuldu?!

Bir diğer soru:
Erdoğan, 24 Haziran sonrası, Bahçeli’nin boyunduruğundan -istese de- kurtulabilir mi ve/veya Ak Parti, MHP’nin tasması ile nereye doğru sürükleniyor?!

BAHÇELİ & ÇİÇEK

Nitekim…

Fox Ana Haber’de Fatih Portakal’ın ifadesiyle söyleyecek olursak, Bahçeli, Akşener’i, İnce’yi hedef alan sözleri ile muhalefet’e pas açıyor.

Yani, sağ gösterip sol çakıyor!

Kaldı ki, İnce’nin seçilmesi halinde, değişiklik yapılan anayasa eski haline döndürülecek ise Kılıçdaroğlu neden Anayasa Mahkemesi’ne gitmemiş, sandığı protesto etmek varken niye Bahçeli’nin, Gül’ün Çankaya’ya çıkartıldığı seçim’de TBMM’ye girerek yaptığı katkı gibi sonuç’a meşruiyet kazandırmış?!

Show’dan Kanal D’ye geçen Ramazan Kurnaz’ın hazrıladığı “haber bülteni”, 3. Sayfa haberlerinden geçilmiyor.

Ufuk Güldemir’in icadı Reha Muhtar -tabloid- haberciliği, eskiden tek kanal’daydı, şimdi tüm kanallarda!

Atv zaten izli mermi, Star derseniz yok farkı.

Geriye kalıyor, Fox Ana Haber bülteni, onların bakış açısı gaz almaktan öteye geçmiyor.
Erdoğan karşıtlığı dışında, BOP’un final sahnesinde çevrilmekte olan tezgah’a dikkat çeken yok.

“Tufan” geliyor diyen Nuh’a, “meczup” muamelesi yapan izleyici / seçmen profili.

DOKUNULABİLİR ZAMANLAR

Ki…

“Deliğe süpürmeyin bu adamı İran’la savaş’ta kullanın” ricası kapsamında,  2006 sıcak yaz’ında açılan parantez, 25 Haziran sabah’ı taç’landırııyor.

Erdoğan, “Neo Enver” ya da “Neo Saddam”!

Hangi yön’den baktığınızla alakalı!

Erdoğan’ı “Dokunulmaz” kılan verdiği “İran’la savaş” sözü idi.

Tüm takoz’ların öyle ya da böyle toplandığı ortamda, küresel aksta yaşanan med & cezir kapsamında, “Erdoğan’ın dokunulmazlığı” kalkıyor.

Ya “İran’la savaş sözü”nü tutar ya da Mursi’nin akibeti ortada!

Ankara’nın eksen’ler arası atışmada sırt’ını yaslamak istediği Putin, Sisi ile iş yapmaya devam ediyor.

Real politik, 25 Haziran sabah’ı hakkında, bugün’den görmek isteyenler için fikir vermeye devam ediyor.

“Sahibinin Sesi” Bahçeli üzerinden kilitlenen ya da yönlendirilen siyaset, 3 Kasım 2002 öncesinden farksız!

Çanlar, Erdoğan ve arka fon’unda duran sermaye için çalıyor.

Matruşka BOP’ta bitmeyen illüzyon kapsamında, her daim gördüklerinin yarısına, duyduklarının hiçbirine!

Anton Çehov, ” Vişne Bahçesi” adlı tiyatro oyunu’nda -sayfa 38- şöyle der:
“(Yavaşça ezgiyi mırıldanır) Alman’a parayı göster, Rus’u, Fransız’a çevirsin.”

KURT / KUZU

Nüans?!

Bir başka açıdan aynı nokta’ya bakılacak olursa:

“Ak serçe”, soğuk bir kış gününde yiyecek bulmak için kanat çırpıp duruyormuş.
Hava o kadar ayazmış ki, minik serçe dayanamayıp karın üstüne düşmüş.

Ak serçe, çaresiz soğuk karın üstünde ölümü beklerken, oradan geçen bir inek onun üstüne doğru hacetini gidermiş.

Serçe öyle bir sinirlenmiş ki, kanatları donmamış olsa kalkıp ineği dövecek!

Bir de bakmış ki, pisliğin sıcaklığı ile kanatları çözülmüş ve yaşama geri dönmüş.

O esnada öyle bir sevinçle ötüyormuş ki, oradan geçen bir kedi bunun sesini duymuş ve inek dışkısını eşeleyip serçe’yi çıkarmış.

Küçük serçe bu harekete çok sevinmiş.

“Kedi”ye tam teşekkür edecekmiş ki…

Kedi, serçe’yi yemiş.

(Çok yazık!)

Bu hikayeden çıkaracağımız 3 “ana”fikir var:

1- Her üstüne doğru hacetini gidereni düşmanın sanma!
2- Seni her BOP’tan çıkaranı dostun da sanma!
3- Ve en önemlisi, pisliğin içinde mutluysan sesini çıkarma, kurtulmak için doğru zamanı bekle!

Kıssadan Hisse: Kurt ile kuzu istese de arkadaş olamaz! Fehmi Koru’nun övdüğü Bahçeli, Erdoğan’ı övmek için değil, gömmek için yanında!

OLMAYACAK DUA’YA AMİN

Zira…

Kanmak istemeyeni, hiçbir mantık kandıramaz!

Ne var ki, Türkiye, iktidar’ından muhalefet’ine, ‘Neo Lale Devri’nin atmosfer’inden hala çıkabilmiş değil!

Bu anlamda bir başka kıssa:

Adamın biri bir tarlakuşu avlamış.

Kuş ona; “Beni tuttun ya, şimdi ne yapacaksın” diye sormuş.

Adam da “Kesip yiyeceğim” diye cevap vermiş.

Kuş, “Ben semiz değilim, ne etim var ne de budum. Ne seni doyururum ne de bir derdine derman olurum. Gel beni sal, ben de sana üç şey öğreteyim ki, beni yemenden senin için daha hayırlıdır. Ama birini elinde iken, diğerini ağacın dalına konduğunda, sonuncusunu da yükseldiğimde söylerim” demiş.

Adam, “Peki söyle bakalım” diye cevap vermiş.

Kuş da adamın elinde iken “Elinden kaçırdığın şeye fazlaca üzülerek kendini helak etme” demiş, adam da bu sözün ardından kuşu salmış.

Kuş uçmuş, ağacın dalına konmuş ve ikinci nasihatini söylemiş:

“Olmayacak şeylere inanıp bel bağlama!”

Sonra iyice yükselmiş ve adama, “Ey ademoğlu! Yazık sana, eğer beni kesse idin içimde 90 gram ağırlığında inci bulurdun” demiş.

Adam kuşun bu sözleri üzerine iyice hayıflanıp dövünmeye başlamış.

Sonra kuşa, “Peki söyle bakalım üçüncü nasihatin nedir” diye seslenmiş.

Kuş, “Sen ilk ikisini dinlemedin ki, diğerini söyleyeyim” demiş ve eklemiş:

“Sana elinden kaçırdığın şeye fazla üzülme dedim, üzüldün. Olmayacak işe inanma dedim, inandın. Benim içimde nasıl 90 gram inci olur ki, bütün tüyüm, et ve kemiğim o kadar gelmez!”

Kıssadan Hisse: Erdoğan, Saddam gibi indirilecek, bu söz kime ait sır değil!

BAHÇELİ KİM’İN TERCÜMAN’I

24 Haziran dilemması kapsamında bir başka anektod:

İspanyollar, İnka kabilesinden bir yerliyi esir almışlar.

Komutan / Kaptan, tercüman vasıtasıyla sormuş:

“De ki ona, altınların nerede olduğunu söylemez ise onu kor ateş üzerinde yürütürüm.”
İnka yerlisi tercüman aracılığı ile kendisine sorulan bu soruya anında cevap vermiş:

“Altınların yerini söyleyeceğime ölürüm daha iyi!”

Bu söz kaptana tercüme edilince, Kaptan hiddetle “Söyle ona, burnundan ağaca asarım onu” diye kükremiş.

İnka yerlisi bu tehdit karşısında da tercümana, aynı cevabı vermiş.
Bunun üzerine yerliyi asmışlar.

Kaptan, yerli havada asılıyken, tercümana dönüp “Bu kez de söylemezse canlı canlı derisini yüzeceğimi söyle ona” demiş.

Tercüman bu sözleri anında tercüme etmiş ve zor nefes alabilen yerlinin ağzından şu kelimeler dökülmüş:

“Altınlar beş kilometre güneyde, şelalenin arkasında gizli bir mağarada, üç kilometrelik bir yokuşun tepesinde!”

Tercüman, aldığı bu cevabı ‘Kaptan’a şöyle tercüme etmiş:

“Yine aynı şeyleri söyledi, söyleyeceğime ölürüm dedi.”

Kıssadan Hisse: AKP, NATO konseptinde yükseldi, NATO konseptinde delik’e doğru itekleniyor, Bahçeli’nin tercümanlığında!

MİLYON’DA 1’İZ

Ve…

Son olarak…

Bir ağacın dallarına yerleşmiş olan sığırcık ailesi, etrafın fena halde kirlenmesi üzerine kokudan ve pislikten duramaz olmuş. Çocukların ısrarı üzerine ana ile baba yuvayı bir evin damına taşımışlar.

Kısa bir süre sonra o yuva da pislik içinde kalmış…

Yavru sığırcıklar başlamış, “Baba başka yere taşınalım, burada da pislikten ve kokudan duramıyoruz” demeye.

Baba dayanamamış; “Sizde bu kıç varken, demiş, hangi yuvaya gitsek etrafı aynen böyle pislik götürür.”

Hasılı:
Mustafa Kemal’in her fani gibi bir doğum bir de ölüm tarihi var.
Ne var ki, Atatürk’ler ölmez!

Milyon’da 1’iz, Atatürk’ün emanet’ine de kaftan’ına da sahip çıkan Milyon’lardan 1’isiyiz.

Ezcümle:

“Sutor, ne supra crepidam!”

“Ayakkabıcı, ayakkabının daha yukarısı değil!”

(Bilmediğimiz şeyler hakkında konuşmamalıyız anlamında. Apelle “Yunan ressam” çizmekte olduğu ayakkabı hakkında bir ayakkabıcıya danışır. Ayakkabıcı resmin geri kalanı hakkında da yorum yapmaya başlayınca, Apelle onu nazikçe sınırları aşmaması için uyarı getirir.)

Nokta.

6 Mayıs 2018

Hayrullah Mahmud

 

Reklamlar

ALATURKA AİLESİ ÜYELERİ NE DİYOR?