Bebeğim

 

irem

 

BEBEĞİM

Zaten ben istemesem de sen böyle yapacaksın. Onu da biliyorum. Ben bir tek, bana soru sorduğunda aklımdan geçenleri söyleyeceğim sana. Tabii deneyimlerle harmanlanmış olacak o aklımdan geçenler. Elimde olmadan olacak bunların hepsi, birer birer. Ama o kadar. Fazlası olmayacak, söz veriyorum. Sen özgür ruhlu olacaksın. Annen bile bir noktaya kadar aşabilecek sınırlarını. İzin vermeyeceksin. Hayatında hiç kimse, seni hiç bir şeçiminde yönlendiremeyecek. Dinleyeceksin, fikir alacaksın ama bildiğini okuyacaksın. En sevdiğin yön; burnunun diki olacak.

Çok sevdiğin insanlar olacak; annen, baban, belki kardeşin, dostun, teyzen, eşin, hatta bebeğin… Ancak, en çok kendini seveceksin bu hayatta. İmkansız gelebilir ama böyle olacak. Çünkü bir gün yaşayacaksın. Bu öyle bir gün olacak ki; canının yandığı, fakat kimseciklerin yanında olmadığı bir gün olacak. İşte o gün, kendi başını kendin okşamayı öğreneceksin. Ve o andan itibaren, en yakın arkadaşın; aynadaki yansıman olacak. Yani tek güvendiğin…

Sana bir şey söyleyeyim mi; hayat o kadar ilginç bir oyun ki, en güvenmen gereken kişiye hiçbir zaman güvenemeyeceksin. Isınamayacaksın. Çünkü o seni asla anlamayacak. Hatta, en büyük kazığını da en güvendiğinden yiyeceksin. Evet. Yok yook… Karamsar olmak yok. Bunların hepsi seni öyle bir melek yapacak ki, kendin için mutlu olmayı öğreneceksin. Bir süre sonra ise, kendi sağlığın için arınacaksın negatif tüm duygulardan. Kin, sinir, nefret vb. hiç bir lanet beslemeyeceksin kalbinde. Ama bunu pollyanna olmak için değil, hiç kimse için kendine zarar veren duygular beslemeye değmediğini öğrendiğin için olacak.

Başaracaksın da. Her darbede sen biraz daha güçlü olacaksın. Sığ sularda boğulanlardan olmayacaksın yani. Senin hedeflerin de, hayallerin de hep büyük olacak. Küçük kızlar intikam peşinde çamura batarken, sen gerçek bir kadın gibi işi karmaya bırakacaksın. Sana zamanı geldiğinde sadece gülümsemek kalacak.

Daha bitirmedim. Birazcık daha üzeceğim seni. Nasıl olsa, aslında seni üzmediğimi, yalnızca övdüğümü göreceksin bir gün. Seni herkesden üstün gördüğümü… Şimdi… Bir gün gelecek ve sen çok sevdiğin bir yakınını kaybedeceksin. Bir büyüğünü. İlk başta bir anlam veremesen de, zamanla bunun bir şaka olmadığı kavrayacaksın. Ancak, o güne kadar hayatın sana çok sürprizi olmuş olacak. “Bu kadarı da olamaz” dediğin her cümleni, tam da o kadarının olduğunu görerek tamamlayacaksın. Hatta bazen daha fazlası olacak. Yapmaz dediklerin yapacak, kalır dediklerin gidecek, düşman bildiğin elini uzatacak… Hepsi olacak. Sen o kadar erken büyüyeceksin ki, yaşıtlarının endişeleri seni güldürecek. Fakat korma. Yüreğin hep çocuk kalacak senin, sen asla büyümeyeceksin. Cıvıl cıvıl, hayat dolu yaşayacaksın hep. Seveceksin hayatını. Her anının tadını çıkartacaksın. Ne istiyorsan yapacaksın, yapmalısın. O nedenle diyorum; o gün geldiğinde, etrafındaki herkes perişan bir halde yerlerdeyken, sen içine ağlıyor olacaksın. Seni üzülmüyor sanacaklar. Boşver. Hiç kulak asmayacaksın nasıl olsa. Hikayeni bilmeyen sefillerin, sana erişip de söz sahibi olamayacağı bir hayatın varken, neden kulak asasın ki… Onlardan çok var olacak; kendi küçük hayatlarının küçük zaferlerini kutlayan, özüne bakmadan sana dil uzatma, hatta sana hesap sorma cürretini gösteren insancıklardan yani. Aldırmadan yaşayacaksın acını, yasını sessizce tamamlayacaksın. Şu kadar ağladım, bu kadar süründüm, söyle yaptım, hizmet ettim, yoruldum, ay en çok ben üzüldüm, aman da şu şekilde kestim bileklerimi, uyumadım da, gittim de, geldim de vb. şovlardan uzak olacaksın sen. Gösterişin ne yeri, ne de zamanı olmadığını bileceksin. Her geceyi gün edeceksin, duan kalbinden olacak, aklına bir anı gelecek ve sen arabanı sağa çekip ağlayacaksın, ama ağladım demeyeceksin, gerek yok çünkü, bunu da biliyor olacaksın. Yemek yemek bir masaldan ibaret gibi olacak ama sen “iyiyim” diyeceksin. Kim ne derse diyecek ardından ama hep komik gelecek duydukların sana. Ufak, basit gelecek. Tavşan dağa küsecek yani.

Böyle davranacaksın, çünkü sen zaten bu acıyı tatmış olacaksın. Hayat çocukluğunun gururunu, canını, senin ellerinden bir gecede almış olacak çoktan. Daha ufacıkken aynı acının ilkini tatmak, seni ikincide “en azından veda edebildim, şükür” diyebilen biri yapacak. Çünkü biliyor olacaksın veda edememeyi. Hayattaki en zayıf noktan olacak bu acı. Yani, sen yas tutmayı bile öğrenmiş olacaksın. Bu yüzden, elbette ki daha kolay zaptedebilir olacaksın duygularını. Bu seni çelik gibi, duvar gibi gösterecek dışarıdan. Aslında sadece; geleceği görebilen biri gibi, adım adım seni nelerin beklediğine hazırlıklı olduğundan olacak bu halin. Özlemeyi biliyor olacaksın. Ötesi var mı ki!

Farklı olacaksın kısacası. Öyle başarıların olacak ki hayatında; en yakınlarının bile “yapamaz” dediklerini yapmış, altlarına da imzanı bırakmış olacaksın. Bu, seni sevmeyen herkesi başarınla öldürürken, güzel gülümsemenle de gömecek.

Herkes sana farklı olduğun için gülerken, sen onlara hepsi bir örnek diye güleceksin. Bir tarzın olacak çünkü senin. Giyiminle, inançlarınla, sevdiğin renkle… Kısacası; sahip olduğun her şeyinde hissedilecek tarzın. Buram buram sen olacaksın sadece. Kendin olacaksın.

Klasikleşmiş eski şarkılar hoşuna gidecek, çok zevkli ve güzel biri olacaksın. Hayat seni ne kadar yorarsa yorsun, sen hep gülümseyeceksin. Her şerdeki hayırı görebileceksin. En azından görmek isteyeceksin. Dört duvar arasında ne yaşarsan yaşa, dışarıya tutumun hep pozitif olacak. Bu seni koruyacak.

“Hayır” demeyi öğreneceksin. Teşekkür etmeyi de bileceksin, özür dilemeyi de. Sevgi dolu olacaksın ama abartmayacaksın. Ederi karar değer vereceksin herkese ve her şeye. Ne eksik, ne fazla. Para tek başına mutlu etmez ama özgürlüğünün de anahtarı ondadır, bunu unutmayacaksın. Seni üzen ve kıymetini bilemeyen zavallılara aldırmayacaksın hiç. Nasıl olsa bir gün, biri çıkacak karşına ve sen o güne kadar neden üzüldüğünü anlayacaksın. O, kimsenin veremediklerini verecek sana. Çok başka biri olacak. Hem aşk, hem sevgi olacak. O ana kadar kendin için hayal ettiğin her şeye, bir bakacaksın ki onu dahil ediyorsun… Kaçıp gitmeye hazırlandığın cennetinin, onsuz cehenneme dönüşebileceğine karar vereceksin. İşte onunla yaşlanmak istediğini böyle anlayacaksın. Güven bana, çıkacak o senin karşına. Çok mutlu olacaksın. Sana yeni şiirler bile yazdıracak…

Demem o ki bebeğim, korkma. Sen eşsiz bir güzelliksin. Her insan gibi teksin. Özelsin. Çok şanslısın. O nedenle; bırak başkalarını, sen hayatına bak. Yaşa. Kahkaha at bol bol. Gül. Dans et. Yağmurda koşma. Sanatla ilgilen. Hiçbir kısıtlamaya boyun eğme. Dünyayı gez. Evrenin vatandaşı ol. Zorunluluklardan arın, doğayla bütün ol. Bırak klişe sorumlulukları. Ne evlenmek zorundasın, ne üniversiteye gitmek… Eğer istemiyorsan, yapma. Sen doktor, mühendis, mimar, avukat falan olma; MUTLU ol.

“Yapabilir miyim ki…” deme sakın. Yapacaksın. Hepsini yaşayacaksın ve hepsi olacaksın. Merak etme, ben eminim. Biliyorum. Biliyorum, çünkü olur da annen verdiği karardan dönüp, bir delilik edip, seni bu dünyaya getirirse eğer; seni böyle yetiştirecek. Onun gibi olacaksın. Bambaşka…

En başta sevgili dedelerime olmak üzere, herkesin kaybettiği sevdiklerine Allah’tan rahmet diliyorum. Her anınızın değerini bilerek, sağlıklı ve çok mutlu yaşayın. Hayallerinizin peşinden gidin. Her nerede mutluysanız, oraya taşının. Alın valizinizi ve gidin. Yeter ki vazgeçmeyin. Hayat vazgeçmek için fazla vazgeçilmez. Ve hayatta olmak çok güzel…

 

İREM GÜRSOY

 

Ankara

Ekim, 2013

twitter.com/gursoyirem

ALATURKA AİLESİ ÜYELERİ NE DİYOR?