Bir dönemin kara kutusundan itiraflar

Bundan tam iki yıl önce, Avrupalı bir grup gazeteciyle birlikte, Bush’un sırdaşı ve başkanlığının kara kutusu olarak bilinen ABD’nin eski dışişleri bakanı Condoleezza Rice ile şimdi çalıştığı Stanford Üniversitesi’nde bir araya gelmiştik.

Rice görevini Hillary Clinton’a bırakalı aşağı yukarı 8-9 ay olmuştu. Bu, bir gazeteci grubuyla yaptığı ilk görüşmelerden biriydi.

Bizimle bir araya gelmeyi de son ana kadar düşünmüş olmalı ki bize önceden dağıtılan programda o gün için sadece Stanford Üniversitesi’ni ziyaret edeceğimiz yazılıydı.

Bize Rice ile görüşeceğimiz bilgisi görüşmeden önceki gece verildi.

Ertesi gün belirtilen saatte San Fransisco’dan bir saat uzaklıktaki üniversitenin kampusuna ulaştık.

Ağaçlar içindeki kampusun taşlık, tarihi yollarında ilerleyerek Rice ile görüşeceğimiz binaya ulaştık.

Bizi bir toplantı odasına aldılar ve beklemeye başladık. Rice biraz gecikmeli de olsa kapıda göründü.

GÖRÜŞMEYİ OFF-THE-RECORD İSTEDİ
İlk dikkatimizi çeken fotoğraflarından ve görüntülerinden daha zayıf ve ufak tefek olmasıydı.

Biraz aksayarak yürüyor, yüzünde ABD’nin ve dünyanın en ilginç dönemlerinden birinde üst düzey görev yapmış olmasının verdiği çizgilerini taşıyordu.

Rice görüşmenin off-the-record olmasını, yani yazılmamasını istedi. Bir gazeteci için olabilecek en büyük kabuslardan birisi…

Karşınızda bir dönemin kara kutusu duruyor ve söylediklerini yazamıyorsunuz.

Ardından ısrarlarımız üzerine biraz geri adım atar gibi oldu. Kullanmayı düşündüğümüz cümlelerini ona mail atmamızı, bizim bunları kullanıp kullanmayacağımızı ileteceğini söyledi.

Ancak attığımız maillere geri dönüş alamadık. Yani Rice toplantıda konuşulanların yazılmaması konusunda kararlıydı.

Bu nedenle de bu toplantının notları iki yıldır arşivimde tozlanmayı bekliyordu.

ANLATTIKLARININ BİR KISMINI YAZDI
Ta ki kısa bir sure öncesine kadar. Çünkü bir dönemin kara kutusu olan, ABD’nin 66. ve ilk siyah kadın dışişleri bakanı olan Rice, Washington yıllarını anlattığı “No Higher Honor” yani “Daha Büyük Bir Onur Yok” adlı kitabını çıkarana kadar…

Rice, ABD eski Başkanı George W. Bush’un önce Ulusal Güvenlik Danışmanı, ardından da dışişleri bakanlığını yaptı. 11 Eylül, Irak ve Afganistan’ın işgali, İran’ın nükleer programıyla ilgili sorunun başlangıcı dahil olmak üzere önemli bir dönemin tanığı.

Dahası bu dönemin mimarlarından…

Kitap ay başında çıktı. İnternetten sipariş verdim ve elime bu hafta içinde ulaştı. Hemen okumaya başladım.

“EVET, PİŞMANLIKLARIM VAR”
Rice’ın daha kitabın girişinde iki yıl önceki o off-the-record toplantıda anlattığı bazı anekdotlara rastlayınca görüşmenin notlarını da sakladığım yerden çıkardım.

Rice’a görüşmede Bush yönetiminde görev yaptığı sekiz yıl içinde almış olduğu kararlardan dolayı herhangi bir pişmanlık duyup duymadığını sormuştuk ilk olarak.

Bu sert görünüşlü, kararlı kadın bizi şaşırtan bir yanıt vermişti: “Evet var. Irak’ın işgalinde acele ettik. Keşke dünyaya kendimizi daha iyi anlatsaydık. Keşke Avrupalı müttefiklerimizi ikna edip bu ise kalkışsaydık. Belki o zaman arkamızda NATO olurdu. Belki o zaman Türkler bizi zor durumda bırakan tezkereyi reddetmezlerdi.”

Toplantıda ben de Rice’a Türkiye’den geldiğimi söyleyip, kendimi tanıtarak, Ortadoğu’nun geleceğini nasıl gördüğünü sormuştum. O dönem İran’ın nükleer programı, İsrail-Filistin barış görüşmelerinin yeniden başlaması gündemi işgal ediyordu.

Yani ne Arap Baharı vardı, ne de domino taşı gibi devrilen diktatörler…

“TÜRK MODELİ” TARİFİ
Rice, yanıtına Başbakan Tayyip Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ü ‘gerçek demokratlar’ olarak nitelendirip, Ortadoğu’nun ve Arapların Türklerin başardıklarından öğrenecek çok şeyi olduğunu söyleyerek başladı.

Yani, son dönemin moda ifadesiyle ‘Arap dünyasına Türk modelini’ tarif ederek… Üstelik daha Arap Baharı ortada bile yokken.

Üzerinden iki yıl geçtikten sonra kitabı incelerken bu görüşme de aklımdan geçmeye başladı.

Rice, bekleneceği gibi kitabının birçok yerinde Türkiye’den de bahsediyor. Terör örgütü PKK ile mücadeleyi, görev yaptığı sekiz yılda ikili ilişkilerin en ciddi sorunu olarak tanımlıyor.

Bir de 1915 olaylarının ‘soykırım’ olarak tanınması çabalarını.

“TÜRKLER BU KEZ ÇOK HAKLI”
Rice kitabında ilginç bir anekdot da aktarıyor: 21 Ekim 2007 tarihinde Dağlıca baskını meydana geliyor. Türkiye bunun üzerine sınır ötesi operasyona izin veren tezkereyi TBMM’de onaylıyor.

Washington, siyasi istikrarını henüz sağlayamamış olan Irak’ın en huzurlu görülenkuzeyine Türkiye’nin müdahalesinin durumu daha da kötüleştireceğini düşünüyor. Bunun üzerine de Rice devreye giriyor.

Rice önce Mesud Barzani, sonra da Başbakan Erdoğan ile telefonda birer görüşme yapıyor. Barzani’ye, “Zamanınız daralıyor. PKK’yla ya siz basa çıkacaksınız, ya da Türkler gelip kendileri halledecekler. Ve bu kez Türkler çok haklı” diyor.

Erdoğan’dan ise 5 Kasım’daki ünlü Bush-Erdoğan zirvesine kadar sınır ötesi harekat yapmamalarını rica ediyor. Türkiye de bunu uygun buluyor.

VE IRAK MESELESİ
Elbette ki 2000’lerin başında Türk-Amerikan ilişkilerini belirleyen en önemli meselelerin başında Irak’taki durum geliyordu.

Rice, TBMM’nin 1 Mart tezkeresini reddetmesine pek fazla girmiyor. Sadece Beyaz Saray’da yaşanan bir diyalogu aktarmakla yetiniyor. Tezkerenin reddedilmesinin ardından Rice, Bush’a, “Evet sanıyorum artık Pentagon size alternatif bir strateji borçlu” diyor.
Rice’ın başından beri anlattıkları çerçevesinde bu kinayeli cümleyi biraz farklı okumak gerekiyor. Esasında Pentagon ve Başkan Yardımcısı Dick Cheney’nin takındığı tavır ile Colin Powell önderliğindeki Dışişleri Bakanlığı ve Rice’ın temsil ettiği Ulusal Güvenlik Konseyi arasında Irak konusundaki gerilimin de bir dışa vurumu.

Çünkü 11 Eylül’ün ardından El Kaide’ye karşı Afganistan’a müdahale tartışmaları yaşanırken, bir anda Pentagon devreye Irak’a müdahaleyi de sokmaya çalışıyor. Sonrası ise malum…

EL KAİDE’Yİ BİLMİYORLARMIŞ
Rice kitabında esasında önemli bir itirafta daha bulunuyor. Bu da El Kaide ve terör tehdidi meselesini göreve geldiklerinde ne kadar az bildiklerine ilişkin.

Bununla ilgili ilk tehdit uyarısını geçiş döneminde eski Başkan Bill Clinton’ın ekibi yapıyor.

Ardından ellerine bazı istihbarat bilgileri geliyor. Ancak Bush yönetimi, yurtdışındaki ABD hedeflerine saldırı olacağını zannettiğinden dolayı Suudi Arabistan ve Yemen gibi ülkeleri uyarıyor.

Hatta terörle mücadele konusunu masaya yatırdıklarında, hem istihbarat hem de operasyon tarafında ciddi bir atalet ve dağınıklık olduğunun da farkına varıyorlar.

ŞORTUYLA KOŞTURAN BAŞKAN
Tabii bunları düzeltemeden 11 Eylül meydana geliyor. Rice kitabında 11 Eylül gününü ve hemen ertesini de neredeyse saniye saniye anlatıyor.

Belki de bu anlatımlar için en ilgi çekici olanı 11 Eylül akşamı Gizli Servis’in Beyaz Saray’a doğru bir uçağın yaklaşmakta olduğuna ilişkin, daha sonra sahte olduğu anlaşılan bir uyarı yapmasından sonra yaşananlar.

Uyarı üzerine Beyaz Saray’daki tüm üst düzey görevliler, sığınağa götürülüyor. Rice içeri ilk girenlerden. Ardından First Lady Laura Bush, sabahlığıyla görünüyor. Yanında da şortu ve tişörtüyle yatmaya hazırlanan Başkan Bush.

Gizli servis, Bush’a geceyi sığınakta geçirmesini öneriyor. Yatacak yer olarak da bir çekyatı gösteriyorlar. Ancak Bush, Rice’ın deyimiyle 1960’lardan bu yana hiç ellenmemiş gibi duran çekyatı görünce fikrini değiştirip odasında yatmaya karar veriyor.

BUGÜNÜ NASIL GÖRÜYOR
Elbette ki Rice, kitabında yukarıdakiler gibi samimi değerlendirmelere ve anılara yer verse de diplomat kimliğini korumayı da başarıyor.

Yani komplo teorilerine inananları mutlu edecek derin bilgiler yer almıyor kitapta.

Yine de bugünün şekillenmesinde de önemli rol oynayan bir dönemin mimarıyla yaptığımız görüşme ve yazdığı kitap, bugün okuyunca birçok noktayı aydınlatacak nitelikte.

Ancak insan, Rice’ın bugün yaşadığı California’dan oturup baktığında, Arap Baharı’nı ve Ortadoğu’nun eşiğinde durduğu değişimi nasıl yorumladığını merak etmeden duramıyor.

İrem Köker
[email protected]
https://twitter.com/ikoke. (Hürriyet)

ALATURKA AİLESİ ÜYELERİ NE DİYOR?