Bir gün boynumda yılanla uyandım, kimse yardıma gelmedi

Filistinli El Fetih üyesi Amina Muna, “Hayatımın en zor anıydı” diyor, hapishanede gördüğü işkence sırasında elleri ve ayakları demir ranzaya bağlanmış yatarken boynunda duran yılan karşısındaki çığlıklarını hatırladığında. “Ama kimse yardım etmedi…” diye ekliyor.

Amuna, sekiz yaşındayken Kudüs’teki İsrail karşıtı eylemlere katılıyor, taş atıyordu. “İsrail, bu ismi daha ben çocukken biliyordu” dese de onun da hayalleri vardı. Evlenmeyi, çocuk sahibi olmayı hala düşünüyor. “Bana benzeyen ikiz kızlarım olsun isterim” diyor, hayatının en güzel 11 yılını İsrail’de hapishanede geçirdikten sonra.

Gilad Şalid… Hamas’ın, İsrail hapishanelerindeki Filistinli esirlerle takas etmek üzere kaçırdığı İsrailli asker. 2006 yılında kaçırılan Şalid 5 yıl sonra ülkesine teslim edildi. Şalid’e karşılık 1027 Filistinli mahkum da serbest bırakıldı. İsrail, serbest bırakılan mahkumlardan 40 tanesinin Batı Şeria, Gazze ve Mısır’da kalmasını kabul etmeyince anlaşma gereği 11 Filistinli bir daha ülkelerine dönmemek üzere Türkiye’ye getirildi.

İçlerinde tek bir kadın vardı ki, hakkında en çok yazılan, en çok konuşulan oydu. Hatta “En tehlikeli kadın” ve “Canavar” diye bileadlandırıldı. Ama o hiç sessizliğini bozmadı… Amina Muna… Muna, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan ve Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın eşi Emine Abbas’ın Vanlı depremzedeler için düzenlediği yardım yemeğinde çıktı ortaya. Türkiye’ye getirildikten tam altı ay sonra. Kameralardan, fotoğraf makinelerinden yine kaçmaya çalıştı, utangaç davrandı. Sonra kabul etti hikayesini anlatmayı. 34 yaşındaki Muna, hapishanedeki 11 yılın ardından Hürriyet’in sorularını yanıtladı. Bazen gözleri doldu, bazen sinirlendi, bazen de yaşadıklarına inat gülümsedi hayata…

İşte Muna’nın Hürriyet’e verdiği o röportaj:

TÜRKİYE, TÜRKİYE, TÜRKİYE

Hapishaneden çıkacağımız ve Türkiye, Katar ya da Suriye’ye gönderileceğimiz söylendi. Hemen üç ülke arasında bir sıralama yapmalıydık. Yaklaşık 3 saat içinde karar vermemiz gerekiyordu ve ben şoktaydım. 11 yıl sonra sonunda hapishaneden çıkıyordum, yeniden dünyayı görmüştüm. Suriye’ye mi, Katar’a mı, Türkiye’ye mi gitsem diye hiç düşünmedim. Birinci seçeneğime Türkiye, ikinci seçeneğime Türkiye ve üçüncü seçeneğime Türkiye yazdım.

TÜRKÇE ÖĞRENİYORUM

Üniversite’de psikoloji bölümünden mezun oldum. Türkiye’de master yapmak istiyorum. O yüzden de Türkçe öğreniyorum. Türkiye’ye geldiğimden beri burada yaşayan Filistinliler ve aileleri beni hiç yalnız bırakmadılar, yanımda durdular. İhtiyaçlarımı karşılıyorlar. Zamanımın çoğu onlarla geçiyor. Onun dışında sokak sokak, cadde cadde gezip Türk halkını yakından tanımaya çalışıyorum. Çok az Türk arkadaşım var. Onlarla Türkçe pratik yapmaya çalışıyorum.

KADIN OLMANIN FARKINI HİSSETMEDİM

Ben Filsitin davasında yer alırken, kadın olmanın bir zorluğunu hissetmedim. Bence bu aileye bağlı bir durum. Çünkü benim ailemde kadın ve erkek arasında bir ayrım yoktur.

NORMAL BİR AİLEM VARDI

Her Filistinli savaşçıdır. Savaş sadece silah taşımak değildir. Eğitimci olarak da, diplomat olarak da Filistin’e her türlü katkıyı verip bu savaşta yer alabilirsiniz. Ailem normal bir aileydi. 4 kardeştik. İki kız, iki erkek… Herkes kendi işine, okuluna gidiyordu. Ailem benim gibi değil. Ben çocukluğumdan itibaren İsrail’in yaptığı zulümlerden nefret ediyordum. Benim davada yer alma kararım ve İsrail’e karşı yaptıklarım da o nefretten geldi. Yıkılan evleri, şehit olanları görüyordum. Yapılan zulümler karşısında diplomatik kanalı kullandık, bütün dünyadan yardım istedik, protesto gösterileri düzenledik. Ama İsrail, Filistin halkını kabul etmiyor. Orası bizim topraklarımız. Bugün alamasak yarın alırız. Kıyamete kadar bu mücadele devam edecek.

BU DAVAYA 8 YAŞINDA BAŞLADIM

Bir gün biri gelip sizin ülkenize burası benim dese siz kabul eder miydiniz? Eliniz kolunuz bağlı topraklarınızı verir miydiniz? Ben günün birinde birden isyan etmedim, İsrail’in zulmüne. Çocukken daha 8 yaşındayken Kudüs çevresindeki herkes Amina Muna’yı tanıyordu. İsrail’i protesto gösterilerine katılırdım. Taş atardım. Ben bu davayı savunmaya büyüdükten sonra değil 8 yaşında başladım.

SUÇUM ZEKİ OLMAK

İsrail’in beni tehlikeli olarak görmesi konusunda söylenebilecek çok şey var. İsrailliler kendisi için büyük tehlike getireceğini düşündüğü kişiden nefret eder ve her türlü işkenceyi yapar. Ve ben onları acıttım. Onların taktiklerini onlara karşı kullandım. Ben zekiyim ve kendimle gurur duyuyorum. En büyük suçum da zekam oldu. Onlardan daha zeki olduğum için suçluydum ben.

RAHUM MECBUREN ÖLDÜRÜLDÜ

Benim hapis yatmama neden olan suç, bir İsrailliyi (Ofir Rahum) kaçırıp sonra da öldürülmesine göz yummamdı. Mahkemede savcı, ‘Sen yetişkin bir insansın, öldürüleceğini biliyordun, sonucu biliyordun’ diye beni suçladı. Onun kaçırılmasının bir sebebi vardı. Onu kaçırarak, Filistinli esirleri kurtarabilirdik. Ona karşılık İsrail hapishanesindeki Filistinli esirler arasında bir takas anlaşması yapılabilirdi. Amacımız onu öldürmek değildi. Ama bir hata oldu. İsrail olayı büyüttü. Başka çaremiz kalmamıştı. O mecburen öldürüldü.

EN BÜYÜK ACIYI BABAMI KAYBEDİNCE YAŞADIM

Hapishanede hiçbir güzel hatıram yok. 11 sene boyunca yaşadıklarımı anlatmak çok zor. Çok şey yaşandı. Her saat, her dakika değişik olaylar oldu. En büyük acıyı hapishaneye babamın vefat haberi geldiğinde yaşadım. Öyle bir haberi hiç beklemiyordum. Babam sadece babam değildi. Babam benim için annem, babam, amcam, kardeşimdi. Benim için her şeydi.

BOĞAZIMDA YILAN VARDI AMA KİMSE YARDIM ETMEDİ

Bir gün hapishanede bir sorun yaşanıyordu. Beni ayrı bir hücreye tek başıma koydular. Hücreye götürmeden önce çok ağır işkence gördüm. Dövdüler. Ocak ayıydı. Hava çok soğuktu. Soğuk suyla yıkadılar. Koridorda saçlarımdan tutup hücreye kadar yerde sürüklediler. Bir yandan da ellerindeki sopalarda vücuduma darbeler indirmeye devam ediyorlardı. Sonunda çok soğuk bir hücreye vardık. Işık yoktu. Yatağın demir ranzası vardı ama yatak yoktu üzerinde. Beni el ve ayaklarımdan yatağa bağladılar ve 3 gün öyle kaldım. Hücre çok soğuktu. Her tarafım acıyordu. Zamanı bilmiyordum. Saat kaç? Gece mi? Gündüz mü? Ne kadar zaman geçti bilmiyordum. Vücudumda bir şeyler yürüyor gibi hissettim ama acıdan böyle hissettiğimi düşündüm. Sonra bir yılan tam boynumda durdu. Hayatımın en zor anıydı. Bağırmaya başladım. Ama kimse bakmadı. Kimse yardım etmedi.

ŞALİD’iN HAYATI BİZİMKİ KADAR ZOR DEĞİLDİ

Hapishane hayatı çok zor. Bütün insanlar için zor hapishanede olmak. İsrail hapishanelerinde yaşadığımız zulümler ve işkenceler göz önüne alınırsa, bizim hayatımız Gilad Şalid’in hayatından çok daha zordu. En azından onu dövmediler. Ama bizi sürekli dövdüler.

ANNE KUCAĞINI ÖZLEDİM

Şu anda bir erkek arkadaşım yok. Tabii ki bir aile kurmayı, çocuk sahibi olmayı düşündüm. Bunu herkes düşünür. Hapishanedeki 11 senenin ardından, evlenmeyi çocuk yetiştirmeyi istiyorum. Bana benzeyen ikiz kızlarım olsun. Ailemle yakın oturmayı, evimi, odamı, ağaçları, havayı, yemekleri, özellikle de annemin beni kucaklamasını çok özledim.

ARKAMA BAKMAM

Türkiye’de biri beni takip ediyor mu, başıma bir şey gelir mi diye bir korku yaşamıyorum. Çünkü Türkiye beni en iyi şekilde koruyor. Ben hiçbir zaman arkama bakmam. Zaten çok zor bir hayat yaşadım. Ondan daha zor olan bir hayat olmayacak.

ERDOĞAN’I TAKDİR EDİYORUM

Erdoğan’la tanışma şansım oldu. Erdoğan’ı çok takdir ediyorum, çok zeki bir insan. Ne yapacağını biliyor. Filistinlilerin acılarını hissediyor ve bunu tüm dünyanın önünde çok iyi ifade ediyor. Mavi Marmara olayının ardından Filistinlilerin ve Türkiye’nin kanları bir kez daha karıştı. Şu anda İsrail’in, Türkiye’nin kararlı tutumu karşısında yakınlaşmak isteyen bir görüntüsü var.

BİR GÜN BİLE ÖZGÜRLÜĞÜ YAŞAMADIK

İsrail’deki esir arkadaşlarım, hapishanedeki koşulları protesto etmek için açlık grevine başladılar. O hayatı 11 yıl yaşayan biri olarak onların neler yaşadığını buradan da hissediyorum. Elim kolum bağlı ve çok üzülüyorum. Yaklaşık 55 gündür açlık grevi sürüyor. Türkiye’de de gördüğüm, sokaktaki insanlar Filistin meselesinin ne olduğunu bilmiyor. Onlara göre bir İsrail devleti var bir de küçük bir Filistin var. Savaş neden sürüyor, hapishanelerde kaç kişi var kimse bilmiyor. Bizim bütün dünyaya yayılmamız ve Filistin meselesinin aslını anlatmamız lazım. Filistin haritasında şu anda İsrail yazıyor. Kendi devletimizden bize parça parça toprak verip alın siz de burada yaşayın diyorlar. Filistin halkı çok iyi çok temiz özgürlüğü ve yaşamayı çok seven bir halk. Ama doğduğumuzdan beri bir gün bile özgürlüğü yaşamadık.. (Hürriyet)

ALATURKA AİLESİ ÜYELERİ NE DİYOR?