Bir Turistin Türkiye İzlenimleri

kapadokya

Bir Turistin Türkiye İzlenimleri. Mahmut Ekenel yazdı.

Bir Turistin Türkiye İzlenimleri

Çok ilginç bir gezi kitabı okudum. Los Angeles’te yaşayan bir Amerikalının gezilerini anlattığı ve Türkiye’ye de yaklaşık 45 sayfa ayırdığı bir kitap. Emeklilik yaşını çoktan geçmiş olan yazar ve eşi, sahil kenarında bir hamak üzerinde uyuklayarak tatil yapmak yerine dünyadaki uygarlıkları keşfetmeyi yaşamanın en büyük heyecanı saymışlar. Afrikanın balta girmemiş ormanlarında, ya da Meksika’da Maya, Peru’da İnka medeniyetlerinin geride buraktıkları tapınaklarda tatil yapmayı çok sevmişler. Hatta 1970’lerin başında elinde fotoğraf makinesiyle Rusya sınırlarına dayanmış bizim yazar; Rus görevlileri ajan olmadığına ikna etmiş ve Rus ajanlarının yakın takibinde Rusya’yı baştan aşağı gezmiş.

Bu sefer sıra Türkiye’ye gelmiş. Uzun bir internet araştırmasından sonra güzargahını belirleyen yazar, çok kısa bir İstanbul ve Kapadokya gezilerinin ardından Harran ovasına gitmeyi, birçok medeniyet savaşının geçtiği yerleri ziyaret etmeyi, ve o savaşları gözünde canlandırmayı planlamış.

İstanbul’a vardıklarında insan kalabalığından çok korkmuşlar. Zorda olsa oteli bulmuşlar. Otelden çok memnun kalmış olsalar da, sürekli yanlarından ayrılmayan ve her iki dakikada bir “bir isteğiniz var mı?” diye soran otel çalışanlarından rahatsız olmuşlar. Hatta bir kez başlarından gitmesi için hiç gereksiz yere içecek bile siparişi vermişler ama nafile. Biri içeceği getirirken diğer bir çalışan hemen onun yerini almış ve bir istekleri olup olmadığını sormuş. Sürekli taktiği safari şapkasını kovboy çapkasıyla karıştıran kapalı çarşı esnafı bütün gün onu “Kovboy, Teksas, George Bush” diye çağırmışlar. Hangi dükkana girse aynı şeyi duymuş.

Kapadokya’da bir peri bacası otelinde kalmışlar. İşte bu bölümü okurken çok hoşuma giden bir yorumla karşılaştım. Gezdiği bütün ülkelerde yemek kalitesinden şikayet ediyor yazar. Hatta Meksika’da iken yemekler yüzünden banyoda uyumak zorunda kaldığını yazıyor. Ama herşey Türkiye’de değişiyor. Çeşit çeşit kebabları, sebze yemeklerini, hatta ABD devletinin gezi rehberinde kesinlikle yemeyin dediği midye tavayı indiriyor midesine doya doya. Sıra Kapadokya’daki otelde yaptığı kahvaltıya gelince anlatacak kelimeler bulamıyor. Tam bir sayfa ayırmış bu kahvaltıya. Hatta bir ara öldüm de cennete mi gittim acaba diye soruyor kendi kendine. Birkaç sayfa ilerde Türk yemekleri ile ilgili bir başka övgüyle karşılaştım. Adana’ya doğru giderken yol üzerinde bir kamyon mola yerinde yemek molası veriyorlar. Amerika’daki kamyon mola yerlerinde sadece hamburger bulabildiklerinden olsa gerek, önyargıyla giriyorlar içeri. Önce çorba, sonra sebzeli ve etli bir yemeğin yanında salata ve içecek, üzerine de tatlı yedikten sonra kişi başı çok küçük bir hesap gelince bizim tabirimizle ağzı kulaklarına varıyor yazarın. Aynı fiyata Los Angeles’te ancak iki fincan kahve alırsınız diyor kitabında.

En ilginç gelen olaylardan biri yoldaki kamyonlar olmuş. Üzerlerindeki yüklere şaşırıp kalmışlar. Hatta bir ara kamyonların en yüksek yükü kim taşıyacak diye yarış yaptıklarını bile düşünmüşler. Dünyanın hiçbir ülkesinde kamyonlar bu kadar güzel yüklenemez diye iddia ediyor yazar.

Önce Adana’yı, sonra Gaziantep’i ziyaret etmişler. Sonra da peygamberler şehri Şanlıurfa’yı. Harran ovasının sıcaklığı yüzlerine renk vermiş. At üzerinde bu ovadan geçen Moğol savaşçılarını düşününce de kalplerine renk gelmiş. Biber kurutan işçilerin güleçliği içlerini ısıtmış. Mardin’deki insan kalabalığı ve Diyarbakır yolunda kendilerini iki kez durduran polis kontrolü biraz korkutsa da, gezilerinden haz almışlar. Nemrut dağının rüzgarından bol bol nefes çekmişler. Van gölü üzerindeki adayı ziyaretleri sırasında kendileriyle aynı tekneyi paylaşan ve pikniğe giden oldukça zayıf insanların yanlarına aldıkları yiyecek miktarını görünce, bunlar adada bizi de yerler mi acaba diye düşünmeden edememişler. Ahlat’taki Selçuklu mezar anıtlarının ihtişamından etkilenip, Van gölünün güzelliğinden büyülenmişler. Dönüş yolunda yolu biraz uzatıp Muş’a bile uğramışlar.

Kırkbeş sayfadan sadece birkaç alıntı yaptım. Ülkemizden güzel anılarla ayrılan turistlerin ülkemiz hakkında yazdıklarını okumak ne güzel. (Kaynak: Stuart Anderson, “Who Picked Thiş Place: The Fantastical Vacations of Bold-headed Man and Bird-watching Women”.)

Mahmut Ekenel

ALATURKA AİLESİ ÜYELERİ NE DİYOR?