Biz kimdik? O çocuklar kimdi!..

Trabzon Valisi Dr. Recep Kızılcık’ın eşi Sema Kızılcık’ın,“Sosyal Hizmetler Çocuk Esirgeme Kurumu”nda kalan çocuklarla beraber ‘iki yıl’dır gelenekselleştirdiği etkinliğin, ‘3. Yeni Yıl kutlaması’, Nov Otel’de gerçekleştirildi.

Sema Kızılcık, önce kendi çocuklarının annesi, sonrada yurtlarda kalan çocukların “Sema Annesi”.

Ben şahsen, Trabzon’a ilk geldikleri günden beri çocuklara karşı özel bir yakınlığını gözlemlemiş bulunuyorum. Haliyle de, çok samimi bir duruş sergiliyor.

Çocuklara ‘ilk kez’ Vali Konağı’nın kapılarını o açıp, orada ağırladı onları. Bu tarzını çoğu basın mensubu eleştirmiş, “reklam kokuyor”da denilmişti. Oysa, Sema hanım, ‘Vali eşi’ olmasından değil, şefkatli bir anne olmasından, farkındalık yaşayan bir insan olmasından onlara kollarını açıp, tüm içtenliğiyle de sorunlarını dinliyor,ne kadar olabilirse de, dertlerine de ortak oluyor. Bu düşüncelerim, sizlere Sema hanımı övmek için değil, gözlerimle gördüklerim; ‘şefkatli kollarından’ etkilendiğim için satırlara döktüklerim oluyor. Üstelik,“Bende”bir anneyim, çocukların kendilerine uzanan elin, “şafkat eli” olup olmadığını hissedebildiklerini de biliyorum. Kendilerine uzatılan “şefkat eline” sarılan çocuklarla kurduğum empatiyle, hem ne hissettiklerini, hem de “uzatılan eli” ceplerine değil de, kalplerine nasıl soktuklarını düzenlenen etkinlikte yaşayarak gördüm..

***

Sema hanım sayesinde tanıdığım çocukların hepsinin ayrı birer hayat hikâyesivar. Yazmakla bitiremem. Söyleyebileceğim, ilk etkinlikte, üç sene önce tanıdığım bu çocuklar, bayağı değişmiş, davranışlarından tutun da zekâlarına kadar hepsi akıl-bilgi küpü olmuşlar. Bu günlerine gelişlerinde katkı sahibi olan başta Sema hanımefendiye ve eşleri Vali Beye,sevgilerinigülen gözleriyle ‘pamuk şeker’ ikram ederek de gösteriyorlardı.

Düzenlenen gecede, gençlerden Neşe Çelik, yaptığı konuşma ile tüm arkadaşlarının düşüncelerine de tercüman oluyor ve diyordu ki: “Öncelikle, bize bu güzel programı hazırladığınız için çok teşekkür ediyoruz. Biz gençler böyle güzel bir yerde, hep beraber olduğumuz için çok mutluyuz. Bundan 3 yıl önce hiç görmediğimiz, belki de göremeyeceğimiz Vali Evi’nin kapıları açıldı bize. O zaman anladık ki bu ‘uzanan el çok sıcak’. Sonra arkasından birçok yemek ve gezi programları yapıldı.  Yeni yerler, yeni insanlar tanıdık,  çevremize, kurumumuza bakışımız değişti.  Şimdi biliyoruz ki, ne zaman bir sorunumuz olsa, ne zaman canımız sıkılsa, bir telefonla mutluluğa ulaşabiliriz. Bu gibi günlerde yaşanan duygu yoğunluğunu sizlerle paylaşmak, bizim için farklı bir mutluluk vesilesi oluyor. Bu akşam burada toplanmamızın nedeni gelecek olan yeni yılı karşılamak.Yeni yılın herkese güzellik, sağlık, mutluluk getirmesini diliyorum.”

***

Konuşmalardan sonra çocuklar, kendilerine ikram edilen açık büfeden yemeklerini aldılar. Yemek esnasında Vali Bey ve Sema hanımla bol bol fotoğraf çektirdiler. Eğlencede nasıl mutlu olduklarını tarif etmek ise inanın imkânsız.

Her şey çok çok güzeldi.. Sema Kızılcık hanımefendiyi, emeği geçen herkesi buradan da kutluyorum..

***

Gecede“Bendeniz” de, 6.sınıf öğrencisi olduğunu öğrendiğim çocuklardan birinden ‘dans teklifi’ alınca, onunla dansa kalktım. O an çocuğun gözündeki “parıltıyı, mutluluğu, onu sahiplendiğim duygusunu hissetmesini” görebilmenizi ne kadar isterdim.

Ve o anda orada,sözkonusuçocuklara; sizin ve bizim ne kadar “uzak” olduğumuzu da hissettim!..

Sahi biz kimdik? O çocuklar kimdi!..

O çocuklar “bizim çocuklarımız” olmasına rağmen de, neden kendilerini “yalnız ve bize yabancı” hissediyorlar!

Bunda “bizim ne kadar suçumuz var?” diye boşuna sormalı mıyım?

Bu satırları yazarken “duygu yoğunluğu” yaşasam da, yazı bittikten sonra Ben bile, aynı duyarlılığı gösterebilecek miyim acaba? Kendi dünyama döndüğümde, onları orada bırakacak mıyım?

***

Peki ya sizler?

Ne kadar yakınsınız bu çocuklara? Varlıklarından haberiniz ne kadar var?

Ancak kalp yalan söylemez, kalbiniz ne diyor size?

***

Sahi ne oldu bize? Neden onları tanımıyoruz!.

Bırakın tanımayı, hanginiz ne anıyor, onlarla içiçe olabiliyoruz?

Ya da “uzanan şafkat elleri”; Sema Hanım(lar)ın etkinliklerinde mi ancak onları hatırlayacağız?

Kimseyi suçlamıyorum, kendime de soruyorum:

Çocuklarınızı, çocuklarımızı severken, duyuyor musunuz, duyuyor muyuz onların sessiz çığlıklarını?

Zaten nasıl duyabiliriz ki, onların “kırılgan, ama aynı zamanda, bize yabancılaşan kalp” atışlarını?

Daha doğru bir ifadeyle de, “asıl bizim kalplerimiz onlara yabancılaşmadı mı?

Onları “yoksayan” bizler değil miyiz?

***

Onlara ara ara değil, çok sık kendimizi, sevgimizi göstermeli, “şefkat ellerimizi” uzatmalıyız…

Belki ancak o zaman, “bize yabancı olmadıklarını” hissederler, belki bizler de ancak o zaman, onların “bizim çocuklarımız” olduğunu hissedebiliriz…

Sözün bittiği yer…

İpek Cansel ŞAHİN  / Trabzon

ALATURKA AİLESİ ÜYELERİ NE DİYOR?