"Bozkırın Tezenesi’nin ayrımcılığa karşı olmasının temelinde Allah inancı vardı"

Türkiye, geçtiğimiz günlerde ebediyete intikal eden ‘Bozkırın Tezenesi’ Neşet Ertaş’ı son yolculuğuna uğurladı. Büyük usta, hayatında olduğu gibi cenazesinde de toplumun her kesiminden insanı bir araya getirdi.

Mütevazı duruşuyla gönüllere giren, Türkmen Abdal geleneğini belleklere işleyen, Anadolu insanına türküyü sevdirensanatçı, ardında bıraktığı mirasıyla da yıllarca adından söz ettirecek. Sanatını icrasındaki başarısı yanında alçakgönüllüğüyle kalplerde taht kuran gönül insanını, son 15 yılında çok yakın ilişkiler içerisinde bulunduğu, hayatını kaleme alıp kitap yazan, kendisi gibi Anadolu aşığı olan Türk Halk Müziği Sanatçısı Bayram Bilge Tokel, Cihan Haber Ajansı(Cihan)’na anlattı.

Neşet Ertaş’ın ölümünden önceki son 3 gününde yanında olan Bayram Bilge Tokel, ‘Bozkırın Tezenesi’nin, kendilerini üzüntülü görünce teselli ettiğini ifade ediyor. Ertaş’ın, ‘Bayram kardaş üzülme, ne zaman çağrılırsam o zaman giderim. Emir büyük yerden gelince giderim. Biraz daha kalayım demem’ diyerek, kendilerini duygulandırdığını dile getiriyor. Bu sözleri söylemesinin, Ertaş’ın nasıl bir tevekkül içerisinde bulunduğunu gösterdiğini belirten Tokel, tanınır olmaktan büyük rahatsızlık duyan ustanın, hoşgörüsüne, ayrımcılığa karşı çıkışına da vurgu yapıyor: “İnsanların arasında, yoksul, zengin, fakir, güzel, çirkin, Alevi, Sünni, Kürt, Türk ve benzeri ayrımlara çok karşıydı. Bu bilinçli karşıtlığının temelinde Allah inancı vardı. Cenazesi bunun en büyük kanıtıdır. Herkes gönül borcu için oradaydı. Başbakan’la da, Kırşehir’in dağlarında koyun güden çobanla da karşılaştık cenazede. Hepsi aynı duygularla gelmişti.”

Türkülere gönül vermiş bir isim olan Tokel, Neşet Ertaş’ın sanat camiası içerisinde, en yakınında bulunan isim. Özellikle son 15 yılında, Can Dündar’ın hazırladığı Garip ve TRT için hazırlanan ‘Bozkırın Tezenesi’ belgeselleri ile ilgili çalışmalarda, Ertaş’la gece gündüz birlikte çalıştı. Ertaş’ın hayatını anlattığı bir kitap da kaleme alan sanatçı, aralarında karşılıklı dostluk ve güvenin olduğunu, birçok hatırayı paylaştıklarını dile getiriyor. Neşet Ertaş’ın müzik anlamındaki olağanüstü başarısının yanında bilinmeyen yönlerine dikkat çeken Tokel, hiçbir şeyi gösteriş için yapmadığını şu sözlerle anlatıyor: “Ondaki hiçbir şey gösteriş olsun, laf olsun diye ve suni, yapmacık bir tevazu adına değildi. İçinden, yüreğinden geldiği gibi davranan biriydi. Konuşmasındaki doğallık, insanlarla diyaloğundaki sıcaklık, samimiyet kendisinin fıtratı böyle olduğu içindi. Şandan, şöhretten hiç haz almazdı. Çok tanınır olmaktan müthiş rahatsızlık duyardı. Çok şöhret olmuş sanatçılar bunu genellikle dile getirirler, ama bu gizli gizli hoşlarına da gider. Neşet Ertaş bundan gerçekten hoşlanmıyordu. Kafasına göre sokakta kendi halinde dolaşıp gezmeyi çok arzu ediyordu, ama yıllardır ne Türkiye’de, ne Avrupa’da bu şekilde dolaştı.”

Tokel, Ertaş’ın sevenlerine beslediği sevginin de ileri seviyede olduğunu ifade ediyor. İnsanların bu ilgisinin kendisini zaman zaman da yorduğunu anlatan Tokel, “Fakir fukara ve yoksulları çok düşünen, onlara elinden gelen maddi ve manevi herşeyi yapan, konserlerde kazandığı paranın çok önemli bir kısmını yakın çevresindeki yoksul fakir insanların ev kiralarına, hastane masraflarına, elektrik su faturaları için kullanan bir insandı.” diye konuşuyor.

Ertaş’ın vefat etmeden önceki son 3 gününde yanında bulunduğunu aktaran Tokel, kendisinde iz bırakan yaşanan diyalogları unutamayacağını söylüyor: “Bizim üzüntümüzü hissediyordu. Ama kendisi çok mütevekkil bir tavır içerisindeydi. Zaten inancı çok kavi bir insandı. ‘Bayram gardaş üzülmeyin’ dedi. ‘Ne zaman çağrılırsak o zaman gitmeye hazırız. İşim var, biraz daha bekliyeyim, bir kaç saat sonra geleyim demem. Ne zaman çağrılırsam giderim. Emir büyük yerden gelince, o zaman giderim’ diyordu. Böylesi bir tevekkül içerisindeydi. Çağrıldığında da bize, tüm sevenlerine, bütün insanlığa bıraktığı güzel bir hatıra olarak, o yüreğinden gelen, ruhunu yansıtan tebessümüyle veda etti. Gerçekten yeri doldurulması mümkün olmayan bir isim.”


00000482289
Neşet Ertaş’ın, babası Muharrem Ertaş’tan büyük bir miras devraldığını ve bunun da hakkını verdiğini kaydeden Tokel, “O, kültürü, mirası daha da zenginleştirerek, evrenselleştirerek; günümüz insanının zevk, algı, estetik, beğeni düzeyine de hitap edecek şekilde; özünü yoğurarak, gönlünü de katarak bütün içtenliğiyle farklı bir noktaya taşıdı. Muharrem Ertaş’ın oğlu olmasının getirdiği bir artısı vardı. Hayatı hep doğal olarak yaşadı. Her şeyini türküleriyle anlattı. Türkülerinde, bizim yüreklerimizi yakan o acı, ızdırap, ayrılık, gurbet, yoksulluk, aşk, ve sevdanın hepsi, hayatının çeşitli dönemlerinde yaşadıklarıydı.” şeklinde konuşuyor.

Tokel, özellikle Ertaş’ın insanları kucaklayan yapısına vurgu yaparak, bunun cenazede en açık örneklerinin de yaşandığını dile getiriyor: “Hayatı boyunca insanları hiç ayırmadı. Neşet Ertaş, bunu bulunduğu her ortamda yüksek sesle dile getirdi. Günümüzdeki anladığımız manada, siyasi ve politik anlamda ayrımcılığın ötesinde, insanların arasında, yoksul, zengin, fakir, güzel, çirkin, Alevi, Sünni, Kürt Türk gibi benzeri ayrımlara çok karşıydı. Bu blilinçi karşıtlığının temeli de ondaki Allah inancıydı. Allah inancı da gerçekten çok somut hissedilir şekildeydi. ‘Hepimiz tek bir Allah’ın kuluyuz. Hepimizin yaratıcısı O. O’ndan geldik, O’na gideceğiz’ derdi. Konuya bu yönden bakar ve ayrımcılığa karşı çıkardı. İnsanların fikirlerine ve görüşlerine saygı duyardı, ama kendine has görüşleri de vardı. Cenazesine katılan her siyasi görüşten, mezhepten, meşrepten, meslekten, hayat tarzından, alabildiğine geniş yelpazedeki insanların katılımı da Ertaş’ın hem insan, hem sanatçı olarak amaçladığı o hedefe ulaştığını gösteriyor. Gerçekten herkes ona gönül borcunu ödemek için oradaydı. Başkakan’la da, Kırşehir’in dağlarında koyun güden çobanla da karşılaştık cenazede. Hepsi aynı duygularla gelmişti.”

(ZamanAmerika)

Advertisements

ALATURKA AİLESİ ÜYELERİ NE DİYOR?