2001 – 2005 yılları arasında Amerika Dışişleri Bakan Yardımcısı olan Büyükelçi Richard Armitage Ocak ayında Türk Amerikan Konseyi’nin (ATC) Yönetim Kurulu Başkanı olarak göreve başladı. Amerika’nın Sesi’nin sorularını yanıtlayan Armitage Türk Amerikan ilişkilerini, Türkiye’nin bölgedeki rolünü değerlendirdi.Armitage, Obama iktidarının birinci yılında Türk Amerikan ilişkilerinde iyi bir temel oluşturulduğunu, eski sorunların aşıldığını ancak bazı boşlukların içinin doldurulması gerektiğini söyledi.Büyükelçi Armitage Türkiye’nin bölgesinde daha faal bir dışpolitika izlemesinin Washington’da genel olarak memnunlukla karşılandığını, Türkiye’nin İran’a yaklaşımı konusunda da kuşku bulunmadığını belirtti.

Amerika’daki Ermeni gruplarının ‘soykırımı tasarısını’ yeniden canlandırmaya çalışmasından kaygı duyduğunu söyleyen Armitage, Türkiye’yle Ermenistan arasındaki yakınlaşmanın Azerbaycan’a zarar verecek bir şekilde gelişiyorsa Ankara’nın dikkatle hareket etmesi gerektiğini kaydetti.

Armitage, ATC Yönetim Kurulu Başkanı olarak Türk Amerikan ticari ilişkilerinin geliştirilmesi ve Türk sanayiinin Amerikan ekonomisinde daha merkezi bir konuma gelmesini hedefleyeceğini vurguladı.
ATC Yönetim Kurulu Başkanı Richard Armitage’la Söyleşi:: “Sizce Obama döneminin birinci yılında Türk Amerikan ilişkileri nasıl seyretti? Bir önceki yönetim sırasında zor anlar yaşandığı bir gerçek.”

Büyükelçi Richard Armitage’la Söyleşi
Dinlemek için (MP3) 
 

Barış Ornarlı

Richard Armitage: “Başkan Barack Obama’nın iktidarının hemen başında Türkiye’ye gitmesi ve Başbakan Erdoğan’ın da Washington’a gelmesi iyi karşılandı. İyi bir başlangıç oldu. Ancak şunu da kabul etmemiz gerekiyor: Amerikan tarafı olarak Başkan Obama’nın Türkiye ziyareti konusunda boşlukları henüz doldurabilmiş değiliz. İş dünyasını harekete geçirmemiz gerekiyor. Ticari ilişkimizin hızını askeri ve diplomatik ilişkilerimizin hızına çıkarmamız gerekiyor. İyi bir temel oluşturduk. Bence sözünü ettiğiniz eski sorunları aştık. İki taraf da çok çalışırsa olmamız gereken aşamaya geliriz. Ben de kendimi bu hedefe adıyorum.”

BO: “Başkan Obama Ankara’dayken ‘model ortaklık’ kavramını kullandı. Bu ne demek sizce ve Türkiye ve Amerika bunun içini nasıl doldurabilir?”

RA: “Türk Amerikan Konseyi Yönetim Kurulu Başkanı olduktan sonra Ankara ve İstanbul seyahatlerimde bu konuyu ele aldık. Kimse model ortaklık kavramını tam olarak tanımlayamadı. Bana göre şöyle: Elbette ekonomik ilişkilerimizin geliştirilmesi gerekiyor… Ama bir o kadar da her iki tarafın ilişkileri geliştirmek için elinden geleni yapması olarak tanımlıyorum. Bu ticaret hacminin arttırılması olabilir veya siyasi, kültürel ilişkilerin geliştirilmesi olabilir… Bunlar eşit olmak durumunda değil, ancak iyi bir ortaklık kurulması için her iki tarafın da çok çalışması gerekiyor.”

BO
: “Türk-Amerikan ilişkilerinin yoğun bir gündemi var. Önemli konulardan biri de Afganistan. Sizce Türkiye’nin Afganistan’daki NATO operasyonlarına katkısı yeterli mi? Tatmin edici mi?”

RA
: “Sanırım Orgeneral McChrystal veya Büyükelçi Eikenberry bu konuyu daha iyi değerlendirebilir. Ama ben de iki hafta içinde Afganistan’a gidecek ve bu konuya bakacağım. Türkiye de – her NATO ülkesi gibi – iç siyasi ortamını iyi değerlendirmek durumunda. Sanıyorum büyük bir askeri katılım – hatta dev ekonomik yardım bile – Türk kamuoyu tarafından kabul görmeyebilir.”

BO
: “Sizce uluslararası toplumla İran arasındaki nükleer krizin çözümünde Türkiye’nin rolü olabilir mi?”

RA
: “Dostumuz – son derece değerli – “Türkiye’nin Kissinger’ı” olarak adlandırılan Dışişleri Bakanı Davutoğlu öyle düşünüyor. Amerika’nın zaman zaman ‘kötü polis’ rolünü üstlendiği bir ortamda Türkiye’nin ‘iyi polis’ rolü oynamasını kimse reddedemez. Dışişleri Bakanı ve diğerlerinin söylediklerine baktığımızda İran’ın attığı adımlardan memnun oldukları söylenemez. İran’ın attığı adımların bölge açısından da kötü olduğunun farkındalar. Türkiye’nin yaklaşımı konusunda şüphe yok: İran’ın nükleer silah edinmesi bölge açısından bir felaket olur. Türkiye bunu istemiyor, hiçbirimiz istemiyoruz. Dolayısıyla Türkiye’nin de bu konuda rolü var.”

BO
: “Son yıllarda Türkiye’nin bölgesinde daha faal bir dışpolitika izlediği görülüyor. Bu, Washington’da nasıl karşılanıyor?”

RA
: “Öncelikle Türkiye’nin özel coğrafi konumu, Batı’yla Ortadoğu arasında ideal bir köprü olması takdir görüyor. En azından takdir edilmeli. Hükümetin açıkladığı hedef – komşularla sıfır sorun stratejisi – hepimizin özendiği bir sonuç. Dolayısıyla bunu Türk dışpolitikası değişiyor diye yorumlamıyorum. Bunu Türkiye’nin çıkarlarının, ilgi alanlarının genişlemesi olarak yorumluyorum. Bu da genel olarak memnunlukla karşılanır.”

BO
: “‘Komşularla sıfır problem’ politikasına dikkati çektiniz. Türk İsrail ilişkilerinin bozulması sizi kaygılandırıyor mu?”

RA
: “İsrail’den gelen özür açıklamasına kadar biraz daha kaygılıydım. Türkiye-İsrail ilişkileri yıllarca çok iyi seyretti. Türkiye’deki televizyon dizisi ve dostum Danny Ayalon’un yaptığı o hareket gibi talihsiz olaylar, görmek istediğimiz şeyler değildi. Ancak bunları aştık. Özür açıklamaları kabul edildi. Geleneksel olarak iyi olan ilişkilere dönmelerini temenni ediyorum.”

BO
: “Bir diğer önemli konu – ve Amerika’yı da yakından ilgilendiren bir konu – Türkiye’yle Ermenistan arasındaki yakınlaşma. Dağlık Karabağ sorunu, Ermenistan Anayasa Mahkemesinin son kararı gözönünde bulundurulduğunda bu yakınlaşma sürecinin raydan çıkmasından kaygı duyuyor musunuz?”

RA
: “Amerikan yönetimi bu süreci çok destekliyor. Türk Parlamentosu’nun protokolleri onaylayıp onaylamayacağı konusunda kuşkularım var. Bence Ermenistan’la ilişkilerin geliştirilmesi küçümsenecek bir girişim değil. Ancak şunu da belirtmek isterim: Eğer bu süreç Türkiye’nin geleneksel dostu Azerbaycan’ın zararına olacaksa Türkiye çok dikkatli ilerlemeli. Azerbaycan’daki dostlarımızın bu sürecin bu kadar hızlı ilerlemesine şaşırdığını biliyorum. Ve kişisel olarak Bakü’deki dostlarımızın bu konu hakkında tam olarak bilgilendirilmediğini sanıyorum. Bu nedenle bence Azerbaycan’la bağların onarılması gerekiyor.”

BO
: “Amerika’daki Ermeni örgütlerinin Nisan ayında 1915 olaylarının ‘soykırım’ olarak nitelenmesi için bu yönetim üzerinde baskı oluşturmasından endişeli misiniz?”

RA
: “Evet biraz kaygılıyım. Özellikle California eyaletinin güneyindeki Ermeni diyasporası siyasi olarak güçlü. Bu da Amerika’da siyasi bir gerçek. Soykırım tasarısının yeniden canlandırılması ihtimalinden kaygılıyım. Ama umudum, Ermeni diyasporasının da ileri görüşlülük sergileyerek Türk hükümetinin ne kadar zor bir şey yapmaya çalıştığının farkına varması ve Türk hükümetine biraz nefes alma imkanı tanıması.”

BO
: “Son olarak Büyükelçi Armitage: Türk Amerikan Konseyi’nin yeni Yönetim Kurulu Başkanı oldunuz. Gözlemleriniz neler? Öncelikleriniz neler? Bu yeni döneme nasıl bakıyorsunuz?”

RA
: “Öncelikle ilişkilere herhangi bir zarar vermemeyi hedefliyorum. Umudum Korgeneral Brent Scowcroft’a layık bir halef olmak. Nisan ayında yıllık konferansımız yapılacak. Haziran ayında enerji konferansı düzenleyeceğiz. Ben Türk sanayiini Amerikan ekonomisinde daha merkezi bir konuma getirmeyi hedefliyorum. Bunun yanında Amerikan sanayiinin Türkiye’yle iş yaptığı alanları genişletmek istiyorum: örneğin tıp, ilaç sektörü gibi geleneksel olmayan alanlar… Silah sanayii açısından çok güzel bir ilişkimiz var. Bunu genişletmek istiyorum. Hem biz Türkiye’deki insan kaynaklarından yararlanabilelim, hem Türkiye Amerika’daki insan kaynaklarından yararlanabilsin.”

BO
: “Büyükelçi Armitage çok teşekkür ederim.”

RA
: “Ben teşekkür ederim.”

Barış Ornarlı /Washington
VOA

ALATURKA AİLESİ ÜYELERİ NE DİYOR?