Çeşme Kütüphanesi

Cesme KutuphanesiÇeşme Kütüphanesi. Başlığa bakarak şimdiki Çeşme Kütüphanesinden bahsettiğim düşünülmesin. Ruhi M. Çilek yazdı.

Çeşme Kütüphanesi

Başlığa bakarak şimdiki Çeşme Kütüphanesinden bahsettiğim düşünülmesin, şimdiki kütüphanenin kütüphane olabilmesi için ünlü halk deyimi ile “kırık fırın ekmek yemesi gerekiyor” bence…

Bahse konu kütüphane fotoğraftaki kütüphanedir, ki bu kütüphane, gençliğimin hatta kısmen de çocukluğumun bir bölümünün en modern ve güzel binalarından biri idi, daha da önemlisi ortaokulda gördüğüm kütüphaneden sonra muhteşem idi benim için, güler yüzlü insanların yönettiği, içi benim gözümle tıka basa kitap dolu, aslında daha sonraları deyim yerinde ise, gözüm açıldıkça maalesef hiçte öyle olmadığını anladığım, bir mabet idi.
Dönem itibari ile, Canım Yurdumda köşe başlarını tutmuş içimizdeki Amerikalılar (Amerikanofiller) ve Amerikan muhipleri tarafından ABD’nin parlatıldığı, Amerika’nın rüya ülke olduğu biçimiyle parlatıldığı yıllar.

Amerika 2. paylaşım savaşından dünya jandarmalığını üstlenerek mağrur çıkmış ya, Vietnam’da bozguna uğramış ne gam, olsun yine de zafer kazanmış gibi gösteriliyor, Amerikan askeri güç ve kudretinin kesafeti erişilemez düzeyde deniliyor, kendine güveni olmayan, komplekslerinden ötürü kendisini hiç görenlerin iktidara geldiği ülkelerde, Amerikan toplumunun methedildiği, Amerikan aile yapısının arş-ı alaya çıkarıldığı, Amerikan tarımının ve makineleşme seviyesinin erişilemez gösterildiği, dönem ve en fazla etkilenen ülkelerden biride Canım Yurdum.

3. Dünya yoğun bir kültür pompalanması ile karşı karşıyadır, sinemalarda Amerikan askerlerinin Kore ve Vietnam rezaletleri gizlenerek, diğer maceraları film önceleri gösteriliyor, kahvehanelerde ve kütüphanelerde Milli Eğitim Bakanlığı ilgili birimleri adeta “halkı aydınlatma ve propaganda bakanlığı” edasıyla, gelişmiş Amerikan aile hayatı (!!!) ve çiftlikleri ve de uygulanan tarım tekniklerinin filmlerini matah bir şeymişçesine gösteriyorlardı.

Aynı dönemde barışsever (!!!) ve yardımsever (!!!) Amerikan hükümetlerinin içimize öğretmen kılıklı, “barış gönüllüsü” adı ile maruf CIA ajanlarını doldurduğu dönemdir, yaratılan ılıman iklim ve onun körlüğü sayesinde, bunların ajan olduğunu söyleyen abilerimiz ise “kahrolsun komünizm” ve “komünistler Moskova’ya” sloganları ile itibarsızlaştırılıyorlardı…

Dönem itibari ile, yaşlı genç demeksizin mezkur kütüphanede akşamları toplanan halk bu propaganda filmlerinden nasiplenmiştir. Neyse bu tarafını kısa keselim ve gelelim asıl konuya…

Bahse konu dönemde; ortaokul sonrası ilk defa ödünç kitap alarak okumaya başladığımız, hem de hiç bir şeye ihtiyaç duymadan, gidip üye oluyoruz, istediğimiz kitabı alıp okuyoruz, bila bedel, Allahtan daha ne isteriz. Çeşit çeşit ansiklopediler, görece yasaksız zihniyetin kudreten aktarabildiği kadar çeşit ve miktar kitaplar, kerim devletimizin de bizleri daha tam da derdest edip, zapt-u rapt etme isteğinin en azından şimdiki kadar fazlaca olmadığı bir dönem, genellikle her türlü yazara ulaşabiliyorsunuz…

Tabii ki benim hayatımda bu görece serbestlik fazlaca sürmedi, tam anlamı ile politikaya gark olmaya başlayan diğer tüm kurumlar gibi, kütüphanemiz de nasiplendi uygulamadan, sürekli gelen tamimler vasıtası ile kitapların bir kısmı depolara kaldırılmaya başladı, nerdeyse depoya alınan kitaplar salondakilerden fazla olmuştu hani ve usulü dairesinde devam etti ve de etmekte.

Yapımının gerçekleşmesi hikayesine gelince, derdest edilen halkevleri bünyesindeki “kitaplıklar” da bir şekilde, ince politika ile çekirdek külahı yapılmak üzere ilgili muhtarlıklar nezdinde köy odalarına gereği yapılmak üzere gönderilmektedir, görünen maksat kitabı halka götürmek, gerçek maksat ise açık olan çekirdek külah talebini karşılamak, Çeşme Halk Evi’nden de Sıhhiyeci İbrahim önderliğinde, aralarında dönemin gençleri Nuri Ertan, Levent Taylan ve Coşkun Kalkan’ında bulunduğu bir grup tarafından kurtarılır ve o zaman ki adı ile şimdi ki Rıdvan Otel köşesindeki Çeşme Turizm İnformasyon bürosuna yerleştirilir.

Sonraları Belediye Başkanlığı da yapmış büyüğümüz Nuri Ertan ve diğer gençler, dönemin Belediye Başkanı diğer büyüğümüz Hulusi Öztin’e gider, kütüphane ihtiyacını anlatır ve Belediyenin bir yer tahsisi konusunda anlaşılır.

Bilahare 27 Mayıs darbesinin desteklenmesi maksadı ile yürüyüşler düzenleyen başta mezkur gençlik olmak üzere “Çeşme Turizm Derneği” aracılığı ile şu anda Ziraat bankası yanından geçilerek sahile dönülen yerde, plan ve imar hak getire, bir kütüphane yapılmasına karar verilir.

Başta Belediye ve Durmuş Yaşar-Selçuk Yaşar olmak üzere toplanan bağışlar ve dernek bünyesi destekler ile fotoğrafta görülen kütüphanenin yapımı, plan ve imar kuralı olmaksızın gerçekleşmesi nedeni ile, göz kararı inşaat başlar, bakarlar ki yol çok dar kalmış, duvarlar yakılır biraz daha geniş yol kalacak şekilde tamamlanır.

Bir başka büyüğümüzün anılarından bildiğim kadarı ile Nuri Ertan inşaatın yapımında diğer arkadaşları ile birlikte görev üstlenir. Mezkur kütüphane yapımında aktif rol almış sonradan Belediye Başkanı olmuş Nuri Ertan tarafından, bu kere, yol açılacağı bahanesi ile yıkılır ve kitaplar şimdiki düğün salonu içinde tahsis edilmiş bir alana taşınır.

Bilahare de şu anda kütüphane diye faaliyet gösteren yere, yine bir başka büyüğümüz eski Belediye Başkanı Faik Tütüncüoğlu tarafından, yeri tahsis edilmek üzere Kültür Bakanlığınca taşınır. Bir hazin hikaye. Şimdi ki kütüphane sadece çocuklara etüt yapma konusunda bir mekan olma özelliğinden öte geçememektedir, bence…

O güzelim kütüphanenin yapılması için çaba sarfet, inşaatında bizzat aktif görev al, sonra da yol açıyorum diye yık, inanılmaz bir çelişki ama Nuri Ertan olunca, izahı var tabii ki, hikayenin, sonuç itibari ile hüsran…

Kahvehanelere kütüphane kurma zorunluluğu getirelim numarası ile var olan kütüphanelerin kapısına kilit vuruldu ya da daha insaflı yorum ile kütüphane kütüphane olmaktan çıkarıldı, mode deyim ile içi boşaltıldı…

Kütüphanecilik esasen Kültür Bakanlığı faaliyeti olmakla birlikte bizim hikayemizde görüldüğü üzere bir şekilde yapımında da yıkımında da Belediye Başkanları başrol almışlardır. Şimdiki Belediye Başkanı Muhittin Dalgıç’tan da, yaşanan bu acılı süreci ve sıkıntılı sonucu görmesini ve görkemli bir kütüphane yaptırmasını, içine de bu yazar bizden, bu değil tasnifi yapmaksızın kitaplarla doldurmasını, hatta Kent Müzesinin de içinde bulunduğu bir kompleks şeklinde tasarlanmasını, bunların da olmaması halinde restorasyonu yürütülen “Osman Ağa Konağının” bu işe tahsisi için yoğun çaba sarf etmesini bekliyoruz.

Ruhi M. Çilek

ALATURKA AİLESİ ÜYELERİ NE DİYOR?