CNN: Türkiye’nin enerji dansı

CNN: Türkiye'nin enerji dansı

Belirsizlik denizinde yüzen Türkiye, Doğu Asya ile bağlarını güçlendirmek için çaba göstermeye aralıksız devam ediyor. Ankara geçmişte Çin, Japonya ve Güney Kore gibi bölgede kilit rol oynayan ülkelerle köklü ilişkiler kurmuştu. Ancak bu kilit ilişkileri iyi yönetememesi, Türkiye’nin bölgede nüfuz kazanma girişimlerinin yetersiz kalmasına yol açtı. Aynı zamanda Türkiye kendi jeopolitik çevresinde de pek çok zorluk ve fırsatla karşı karşıya kalıyor.

Orta Doğu’nun stratejik topografyası, dinamik ve öngörülemez kalmaya devam ediyor ve Avrupa’daki kamu borçları krizi, Ankara’nın kıtada bir geçiş ülkesi işlevi görmesinden ve ihracattan sağladığı önemli çıkarlarını tehlikeye atıyor. Bu bölge, her zaman Türkiye’nin arka bahçesi olmaya devam edecek. Osmanlı İmparatorluğu’nun mirası ise komşularıyla ilişkileri söz konusu olduğunda belirli bir ayrıcalığa olanak sağlıyor -bazen de dışlanmasına neden oluyor.

Ankara sivil nükleer programını geliştirerek Asya ile anlaşmayı umuyor. Türk ekonomisi ve nüfusu büyümeye devam ettikçe hükûmet, artan talebi karşılamak için yeni enerji kaynakları aramayı sürdürdü.

Fakat gittikçe karmaşık hâle gelen durumlar, Suriye, İran ve Irak’taki Kürt bölgesi ile ilişkilerin gerginleşmesine yol açtı. Türkiye enerji ithalatının neredeyse yarısını doğal gaz alarak ve çoğunlukla Rusya ile İran’dan yapıyor. İran’dan gelen doğal gaz, Türkiye’nin toplam enerji ithalatının yüzde 20’sini oluşturuyor. Tahran’ı nükleer programından dolayı soyutlamak için Amerika’nın yaptığı baskı, bu oranın hızla azalmasına neden oluyor.

Bu arada Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan yönetimindeki yeni Osmanlıcılık rönesansı ise modası geçmiş rejimler üzerinde oynanan akılsızca bahisler yüzünden baltalandı. Bu, Türkiye’nin Asya’ya yönelik enerji politikasında bir değişikliğe gitme ihtiyacına neden oldu. Aklındaki tüm bu düşüncelerle Ankara, Rusya ve İran’a olan bağımlılığını dengelemek için nükleer enerji üretimine zemin oluşturacak lojistik çalışmalarını hızlandırmak istediğini belirtti. Türkiye Enerji Bakanı Taner Yıldız geçtiğimiz günlerde yaptığı bir açıklamada, “Eğer gelişmiş bir ülke olmak ve sürdürülebilir bir enerji politikası oluşturmak istiyorsak, nükleer enerji santralleri bizim için bir zorunluluktur.” sözleriyle bu noktaya değindi. Nükleer enerji arenasında yıllarca amatör kaldıktan sonra Türkiye, sonunda eski politika önerilerini somut altyapı uygulamalarına dönüştürmeye hazır gibi görünüyor.

2010 yılında Türkiye, Güney Kore ile bir nükleer anlaşma yaptı ve geçtiğimiz nisan ayında Çin ile benzer iki anlaşma imzaladı. Güneydeki Mersin şehrinin Akkuyu körfezinde kurulacak olan Türkiye’nin ilk nükleer reaktörünün yapımına gelecek yıl başlanması bekleniyor. Türk hükûmeti, Rusya’nın yardımıyla Akkuyu’ya üç reaktör daha eklemeyi planlıyor. Karadeniz’deki bir kuzey liman kenti olan Sinop’ta kurulacak ikinci enerji santralinin planları da oluşum aşamasında.

Bütün bunlar, Asyalı nükleer endüstri devleri Kore ve Japonya arasında bir at yarışına yol açtı. Kore Elektrik Enerjisi Şirketi (KEPCO), Sinop’taki ihaleye teklif vermeye hazırlandı ancak elektrik satışı teminatına ilişkin sorunları değerlendirince resmî olarak ihaleden çekildi. Bu durum, Toshiba ve Tokyo Elektrik Enerjisi Şirketinin (TEPCO) katılımıyla bir teklif hazırlamak üzere anlaşma imzalayan Japonya’ya bir kapı açtı.

Mart 2011’de meydana gelen Fukuşima’daki nükleer kriz, anlaşma umutlarını suya düşürdü ve TEPCO’nun gerek ülkesinde gerekse yurt dışındaki prestijini büyük ölçüde zedeledi. Fakat KEPCO, önceki hatalarından sıyrılmış ve Sinop santralini kurmak için yeniden favori olmuş gibi görünüyor. Aslında Ankara ve Seul, KEPCO’nun bu dört reaktörün de ihalesini alması hâlinde 20 milyar dolara mal olacak Sinop santralini kurmak için bir anlaşma imzaladılar. Ancak Sinop konusunda hâlen ciddi bir rekabet var ve bu da son kararın hâlâ alınmadığını gösteriyor.

Türkiye ile anlaşmayı hangi ülke yaparsa yapsın, pratikte bunun bazı olası sonuçları var ve ikili ilişkilerde bazı sorunlar söz konusu. Örneğin Türkiye, Kore’den yaklaşık 5 milyar dolar değerinde mal ithal ederken Seul’e yalnızca 300 milyon dolarlık ihracatta bulunuyor. Bu büyük ticari dengesizlik, Ankara’nın kapsamlı bir stratejik ortaklık geliştirmek için Kore ile uzlaşmasını engelleyen çekişmeli bir konu hâline geldi. Aynı şekilde Türkiye, Çin ve Japonya ile de büyük ticaret açığı sıkıntıları yaşanıyor. Daha yakın bir enerji iş birliği, Türkiye’nin kendini bölgeye daha çok adamasını ve eşit şartları oluşturmak için daha fazla özen göstermesini gerektirecektir.

Nükleer enerji fırsatları, Türkiye için umut verici. Akkuyu ve Sinop’ta kurulacak reaktörler Türkiye’nin ticaret yaptığı geleneksel enerji üreticilerine bir alternatif sağlayarak, ülkeye bölgesindeki uyuşmazlığı çözmede daha çok esneklik kazandıracaktır. Bu gelişme aynı zamanda Türkiye’ye kendi tanıtımını yapmak için aradığı prestij fırsatını da sağlayacaktır. Nükleer enerjinin imajı geçen yıl Fukuşima’daki krizle birlikte sarsılsa da hâlâ çok para harcanan bir elit kulübü olmayı sürdürüyor.

Yine de hâlâ bazı riskler var. Türkiye, silahsızlanma politikasının sıkı bir taraftarı olsa da bu nükleer oluşuma İran’ın nükleer programına engel oluşturma amacıyla girişildiği yönünde kaygılar var. Aynı zamanda Akkuyu Santrali düşük risk bölgesinde yer alırken, belirtildiğine göre Sinop santralinin kurulması planlanan alan daha önce büyük depremlerin meydana geldiği, deprem riski orta derecede olan bir bölgede yer alıyor.

Bu sorunlara rağmen enerji çeşitliliği ve stratejik çıkarların yeniden dengelenmesi, Türkiye için temel bir politika belirleyici olarak kalmaya devam etmelidir.

Erdoğan geçen yıl, “Avrasya dünya enerji pazarı için önemli olduğundan, küresel enerji kaynaklarının güvenliği küresel iş birliğiyle sağlanmalıdır. Çevresindeki jeopolitik gerçekler, bu stratejiyi hızlandırması için Türkiye’yi zorluyor.” diyerek bu durumu vurguladı.

(ZamanAmerika)

ALATURKA AİLESİ ÜYELERİ NE DİYOR?