Demir leblebi ?!

leblebiDemir Leblebi. Hayrullah Mahmud Özgür yazdı.

ERKEK ERKEĞE YEMEK YEMEK YA DA ERDOĞAN’A SÖZÜ OLAN BİR “KİLİM” DOKUR, “KİLİM”İN DİLİNDEN ANCAK KİM ANLAR?!

Demir leblebi?!

Sevgili Kenan (?!),

Sevgili Taha (?!)

Sayın Koru,

Bugünkü Hürriyet’te yayınlanan haberi görmüş olmalısınız.

Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ın eşinin ayrı bir masada tek başına yemek yemiş olmasını tartışma konusu yapmışlar.

Bu haberi, kasıtlı bulduğumu belirtmeliyim.

“Türkiye’yi AB’ye sokan” (!) yoksa “AB’yi mi Türkiye’ye sokan” demeliydim, Erdoğan gibi bir Başbakan’ın olduğu ülkede, artık bu tür haberler son bulmalı.

Bu düpedüz gericilik!

Bence Rauf Tamer’in “O kafa” dediği kafa bu kafa!

O haber, çağdışı bir kafanın eseri!

Tiryakisi olduğunuz Emin Çölaşan da, bugünkü yazısında Yıldırım’ın eşini yazı konusu yapmış.

Mutlaka hasettendir!

Unutma ki sen Tayyip’sever bir okur yazarsın.

F. Koru da AKP’sever bir yazar!

Ben ise Tayyip’savar bir yazarım!

Eğer “nitelikli bir okur” olarak kabul edersen, şimdi sana düşen görev şu!

AKP’ye “bühtan”da bulunan Emin Çölaşan’a haddini bildirmeni rica ediyorum.

Mesala şöyle bir şey yazabilirsin:

ERKEK ERKEĞE YATAĞA GİRMEK?!

“Bak Emin, aş artık kendini. Türkiye, 3 Ekim’den bu yana AB’li oldu! Sayın Yıldırım ve AKP’li bir kısım zevat, erkek erkeğe aynı masada oturup yemek yemişlerse ne var bunda! Eşi de tabii ki isterse yan masada tek başına oturup yemeğini yiyebilir! Bu kişisel bir tercihtir! Bu karara saygı duymak şart! Anlamadığın nokta ne?! Artık Avrupalıyız! Bu tür bireysel tercihlere saygı duymayı öğrenin artık! AB sürecinde erkek erkeğe evliklere de izin veriliyor! Çağdaşlığın gereği bu! Şimdi AKP Hollanda ya da Danimarka’da kurulu bir siyasi parti olsaydı, aynı sözleri söyleyebilecek miydin?! Orada adamlar isterlerse erkek erkeğe yatağa bilesi yok, alenen giriyorlar! Yani kadını bıraktım yemek masasına almayı, yatağa bile almıyorlar. Sen de kalkmış cahil cahil konuşuyorsun. Pis gerici! Kıskanma! AKP’li Bakanlar ister erkek erkeğe yemek yer, kadını yan masada tutar, isterse erkek erkeğe yatağa girer keyif yapar. Keytiflerinin kahyası mısın?! Onlar Avrupalı adamlar; sana ne?! Hadi oradan gerici Emin Efendi! Sen git hala Atatürk de Kubilay de! Çağdışı adam! Yemekte kadını masaya almak grup tercihine girer ki, AB müktesebatında bunun yeri yoktur!”

İşte böyle!

İstersen sen daha “sunturlu” bir cevap da verebilirsin Çölaşan’a!

Ya da “mükemmel insan” F. Koru’dan, yardım da isteyebilirsin!

Tercih tabii ki size kalmış.

(Yine F. Koru ben değilim deme! Nasılsa senin de Kenan’ın da Fehmi’nin de ortak noktası “mütevazı”ları “mütevazi” diye yazması değil mi?! Bir insan sevdiği bir yazarı, kelime yanlışlarını tekrarlayacak kadar seviyorsa, artık aralarında bir okur yazar ilişkisinin ötesinde farklı bir birliktelik başlamış demektir. Ne diyelim Allah tamamına erdirsin!)

Karar senin!

Bu arada sana Özkök’ün “Cumhurbaşkanlığı’na aday olup olmaması” tartışmaları ile ilgili üzücü bir haberim olacak.

Sen çok iddialı bir ifade kullanmıştın.

Hatta gönderdiğin yorumda “yorganı üstüne iyi çek” diye başlayan, devamı nahoş ifadelerle dolu bir cümle de kurmuştun.

Yakışmamıştı ama önemli değil!

Şimdi aynı tavsiyeyi ben sana yapacağım.

Lütfen aşağıdaki satırları dikkatle okur musun!

Ertuğrul Özkök’ün bugünkü yazısını, gözünden kaçmış olabilir düşüncesi ile dikkatine sunuyorum.

Bak Özkök, (gazeteci olanı) konuyla ilgili ne diyor:

“Dün akşamüzeri Hadi Uluengin aradı. O sırada Başbakan’ın uçağındaydı ve uçak kalkmak üzereydi. Başbakan dünkü Hürriyet’te yayınlanan bir başlığın düzeltilmesini istiyordu. Haberin başlığı şuydu: ‘Ne Özal akıl hocam, ne Özkök adayım.’ Cümlenin birinci bölümüne itirazı yoktu; ama ikinci bölümü için ‘Benim ağzımdan böyle bir cümle çıkmadı’ diyordu. Yani ‘Ben, Hilmi Özkök adayım değil demedim’. Haberi bir kere daha okudum. Gerçekten de Erdoğan, ‘Özkök adayım değil’ gibi bir ifade kullanmamış. Demek ki Başbakan, Hilmi Özkök’ün cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunda kendini bağlamak istemiyor. Kendi kendime düşündüm. Acaba bu gezinin en önemli haberi Başbakan’ın yaptığı bu düzeltme mi? Samimi olarak söylüyorum, içimden şu geçti: ‘Keşke!’..”

Yani…

Erdoğan, “Özkök’ü Cumhurbaşkanlığı’na aday göstermiyoruz, böyle bir düşüncemiz yok” demiyor!

Diyemiyor!

Özkök de (hangisi deme şimdi “general” olanı) yaptığı açıklamada mealen ne diyor:

“Benim böyle bir hazırlığım yok, başkalarının hazırlığı var ise orasını bilemem!”

Özetle, bu konuda da yanıldın sevgili Kilimci!

F. Koru, Başbakan’ın uçağındaydı, gazetelerde görmüş olmalısın.

Epey kilo almış, koltuklara sığmaz olmuş.

Söyle biraz spor yapsın; sadece çenesini değil, vücudunu da çalıştırsın!

Gazeteci Özkök’ün yazdıklarına inanmazsan F. Koru’ya sor, hadisenin doğrusunu o anlatsın sana!

ARKADAN VURMAK?!

Sevgili Kilimci (?!),

Diyeceğim odur ki yazarlar çeşit çeşittir.

F. Koru gibi olanlar “dar ayakkabı” gibidir.

Hep sıkarlar ve adamı “nadiren önden” genelde de hep “arkadan vurur”lar!

Övünmek gibi olmasın Hayrullah Mahmud gibi olanlar ise “demir leblebi” gibidirler!

Çiğnemeye kalksan dişleri dağıtır, yutmaya kalksan mideye oturur, hazmedemezsin!

“Direniş” sürecinde yazdığım yazılar ise Erdoğan’a “ağrıyan azı dişi” gibi bir ağırlık yaptı.

Biliyor olmalısın “diş ağrısı” gibisi yoktur!

Ama sen nereden bileceksin “mahlas”ların dişi hiç ağrımaz ki!

O diş adamın sinirlerine basınç yaptı mı, dünyasını karartır!

Diyebilirsin ki, “Dert etme, ağrıyan diş cerrahi bir operasyonla çekilip alınabilir. Hasta da böylece rahatlar!”

Haklısın!

Ama aylardır, yere göğe koyamadığın Tayyipgiller şanslarını deniyorlar.

Bir türlü çekemediler!

(star’daki sayılmaz. O işte şike vardı!)

Gitmedikleri, şikayetlerini anlatmadıkları “doktor” kalmadı!

Hepsi de Erdoğan’a aynı cevabı veriyor:

“Sayın Başbakan bu operasyon bizi aşar!”

Mübarek sanki “azı diş”i değil çınar ağacı!

Öyle bir derine kök salmış ki, kökün ucu damaktan başlıyor ciğerlere dek uzanıyor.

Vinçle de denesen bir türlü sökülmüyor.

Bilgin olsun diye söylüyorum; sen farkına varmak istemesen de Erdoğan’ın rahatsızlığı “azı diş”inden!

Sebebi de güç zehirlenmesine uğradığı bir dönemde, başkalarının gazına gelip imkansızı denedi; “demir leblebi”yi çiğnemeye kalktı!

Çenesi dağıldı!

Yaşadığı ıstırap bu yüzden!

Ve…

Son olarak…

Can Ataklı’nın tabiri ile “Vicdan azabı” gibi adamımdır!

Arada bir Başbakan Erdoğan’ın, Türkiye’ye, çalışma arkadaşlarım ile bana yaptığı yanlış ve yediği “kul hak”larını hatırlatmak için sinirlerinin üstüne basınç yapıyorum!

Dayanamayıp çıldırıyor!

Acıdan kıvrım kıvrım kıvranıyor.

Dar ayakkabı gibi olup “arkadan vuran”ların bunu anlaması mümkün değil!

Neticede ayakkabı bu, çıkarırsın ayağından, acı diner!

Ama ya diş ağrısı?!

Ya demir leblebi!

Çiğne çiğneyebilirsen!

Hayrullah Mahmud

29 Kasım 2005

ALATURKA AİLESİ ÜYELERİ NE DİYOR?