Devlet ciddiyeti – Yılmaz Özdil

Devlet ciddiyeti – Yılmaz Özdil yazdı.

Yılmaz Özdil’in “Devlet ciddiyeti” başlıklı 9 Nisan 2022 tarihli köşe yazısını buradan dinleyebilirsiniz.

Yılmaz Özdil köşe yazılarını yayınlandığı anda ilk siz dinlemek istiyorsanız buraya tıklayarak Alaturka Youtube kanalımıza abone olun.

Devlet ciddiyeti – Yılmaz Özdil

Türk kökenli Alman gazeteciyi casus diye tutukladık, “eyyy Almanya” diye posta koyduk, asrın liderimiz rest çekti, “elimizde görüntüler var, tam bir ajan terörist” dedi, “hiçbir surette iade edilmeyecek, ben bu makamda olduğum sürece asla” dedi, Almanya başbakanı Merkel telefon etti, “derhal bırakacaksınız” dedi, şak, özel uçakla gönderdik.

Amerikalı rahibi casus diye tutukladık, “eyyy ABD” diye posta koyduk, asrın liderimiz rest çekti, “bu can bu bedende, bu fakir bu görevde olduğu sürece o teröristi alamazsınız” dedi, “onların doları varsa, bizim Allahımız var” filan dedi, ABD başkanı Trump mektup gönderdi, “aptallık etme” dedi, şak, özel uçakla gönderdik.

İsrail komandoları Mavi Marmara feribotunu uluslararası sularda bastı, insanlarımızı öldürdüler, “eyyyy İsrail” diye esip gürledik, asrın liderimiz ateş püskürdü, “cezalandıracağız, affetmeyeceğiz, bedelini ödeteceğiz, tecrit edeceğiz, düşmanlığımız şiddetlidir” diye bağırdı, sayın medyamız “işte dünya lideri” manşetleri attı, gıyabi dava açtık, İstanbul 7’nci ağır ceza mahkemesinde İsrail genelkurmay başkanı, İsrail deniz kuvvetleri komutanı, İsrail askeri istihbarat başkanı ve İsrail hava kuvvetleri istihbarat başkanı hakkında tutuklama kararı çıkardık, 9’ar kez müebbet, 18’er bin sene hapislerini istedik, sayın medyamız “Osmanlı tokadını yapıştırdık” manşetleri attı, Cumhuriyet tarihinde bir ilk yaşandı, Tbmm kapatıldı, öğleden sonraki genel kurul çalışmaları iptal edildi, kefiye takan milletvekillerimiz İsrail büyükelçiliği’nin önündeki protesto eylemine gitti, kahrolsun İsrail sloganları atıldı, İsrail bayrağı yakıldı, sonra… İsrail 20 milyon dolar verdi, öldürdüğü insan başına iki milyon dolar ödedi, dava dosyasını kapattık, gene böyle ramazan ayıydı, asrın liderimiz sarayındaki iftarda konuştu, “giderken bana mı sordunuz” dedi.

Süleyman Şah türbesi kuşatıldı, derhal yalanladık, “eyyy Suriye” diye posta koyduk, asrın liderimiz rest çekti, “Süleymah Şah türbesi Türkiye’nin dışardaki tek vatan toprağıdır” dedi, “başına herhangi bir şey gelmesi durumunda atacağımız adım bellidir, hassasiyetimiz bellidir” dedi, “Süleyman Şah türbesinin dalgalanan bayrağını korumak için tereddüt etmeyiz” dedi, “türbenin kuşatıldığı iddialarının hepsi uydurmadır” dedi, “onuru, vatanı, bayrağı, kutsal değerleri için yaşayan milletiz, Süleyman Şah türbesine dokunmaya kalkılırsa, İstiklal Marşımızın emrettiği gibi kükremiş sel olur, bendimizi çiğner aşarız” dedi, sonra… Süleyman Şah türbesinin boş sandukalarını sırtladık, tırıs tırıs Türkiye’ye getirdik, asrın liderimiz mehter marşı eşliğinde konuştu, “Süleyman Şah türbesinin yeri, başarılı bir operasyonumuz neticesinde değiştirilmiş bulunmaktadır” dedi, “sevk ve idaresini bizzat takip ettiğim nakl-i kubur operasyonunu her türlü takdirin fevkinde gerçekleştiren hükümetimizi ve silahlı kuvvetlerimizi tebrik ediyorum” dedi, “türbe salimen ülkemize getirilmiş bulunmaktadır, bu operasyon devletimizin kararlı uygulamasıyla başarıyla tamamlanmıştır” dedi.

Fransa’yla Libya’da karşı karşıya geldik, “eyyy Fransa” dedik, asrın liderimiz Macron’u itin götüne soktu, “eyyy Macron beyin ölümünü kontrol ettir” dedi, “katil, İslam düşmanı, ırkçı” dedi, “milletime sesleniyorum, Fransız markalarını satın almayın” dedi, sonra… Eyyy Macron dediği Macron’a kırk yıllık kankasıymış gibi adıyla hitap ederek, “sevgili Emmanuel ilişkilerimizi görüşmek isterim, ortak hareket edelim” diye mektup yazdı, son Nato zirvesinde sarılıp sohbet ettiler, Macron asrın liderimizin sırtını sıvazladı.

Birleşik Arap Emirlikleri’yle Mısır’da karşı karşıya geldik, Birleşik Arap Emirlikleri dışişleri bakanı şırrak diye tweet attı, Medine kahramanımız Fahrettin paşayı “hırsız” ilan etti, Medine’deki el yazması eserleri çaldığımızı öne sürdü, lafı evirdi çevirdi asrın liderimize getirdi, “İşte Tayyip Erdoğan’ın dedelerinin müslüman Araplarla ilişkisi buydu” dedi, vay sen misin bunu diyen, asrın liderimiz pek öfkelendi, Arap’a haddini bildirdi, “eyyy bize bühtanda bulunan zavallı, senin ceddin neredeydi” dedi, “utanmadan sıkılmadan hezeyan içinde bulunan zavallılar” dedi, “bunların kafası Batıcı” dedi, “biz sizin ne tür garabetler içinde olduğunuzu gayet iyi biliyoruz, yeri gelecek bunları da açıklayacağız” dedi, “kendi acziyetlerini, hatta ihanetlerini örtme çabası içindeler” dedi, sonra… Birleşik Arap Emirlikleri’yle Libya’da karşı karşıya geldik, sayın medyamızda Birleşik Arap Emirlikleri prensinin fotoğrafını bastık, “şerefsiz” diye manşet attık, “Batı’nın casusları” dedik, “15 Temmuz darbesini bu şerefsiz yaptı” dedik, “darbenin finansörü işte bu şerefsiz” dedik, sonra… Şerefsiz dediğimiz Birleşik Arap Emirlikleri prensini beyaz atlı prens gibi karşıladık, sarayda törenle ağırladık, asrın liderimiz iadeyi ziyarete gitti, “kardeşimizle görüştük, hamdolsun” dedi, “kardeşimi muhabbetle selamlıyorum, nazik evsahipliği için teşekkür ediyorum” dedi.

En son…

Asrın liderimizin “arkadaşım” dediği Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı’yı İstanbul’daki Suudi konsolosluğunda kuşbaşı doğradılar, cellat ekibiyle Suudi konsolosu elini kolunu sallaya sallaya uçağa binip gitti, asrın liderimiz dünyayı ayağa kaldırdı, “Cemal Kaşıkçı şehit edildi” dedi, “bunlar dünyayı enayi zannediyor, bu millet enayi değil, hesabını soracağız” dedi, “suçun işlendiği yer İstanbul olduğu için bunlar tabii ki bizim mahkemelerimizde yargılanacak” dedi, “cinayet bizim sınırlarımız içinde cereyan ediyor, sorumluluk makamındayız” dedi, “bütün boyutlarıyla araştırıp soruşturacağız” dedi, “bu süreci devlet ciddiyetiyle yürüteceğiz” dedi, “hiç kimse bu meselesinin üstünün kapatılacağını aklından bile geçirmesin” dedi, “insanlığın ortak vicdanının temsilcisi olarak takipçisiyiz, bu vahşetin örtbas edilmesine asla müsaade etmeyeceğiz” dedi, sonra… Kaşıkçı davası kapatıldı, yargılama dosyası Suudi Arabistan’a devredildi.

“Eski Türkiye” diye aşağılamaya çalıştıkları “eski Türkiye”de iftar topları tehlikeliydi.

Kurusıkıydı ama, harbi harbi toptu.

Liyakat istiyordu.

Öyle her canı isteyen patlatamıyordu, işin ehli olmazsa, patlatmaya çalışanların elinde patlıyordu, ciddi yaralanmalara yolaçıyordu.

“Yeni Türkiye” dedikleri “yeni Türkiye”nin iftar topları böyle değil.

İsmi top ama, kendi top değil.

Tıpkı havayi fişek gibi, ciyuvvv diye gidiyor, gümmm diye patlıyor, acayip gürültü çıkarıyor, tee kilometrelerce uzaktan duyuluyor.

Parça tesirsiz.

Elinde bile patlasa, atana zarar vermiyor.

Çünkü, güya barutu var ama, bildiğin kartondan imal ediliyor.

İnsanın yüreğini ağzına getiren gümbürtü, barutun patlamasından değil, sıkıştırılmış kartonun yırtılmasından çıkıyor.

Batarya istemiyor.

Canın nerden isterse, ordan atılıyor.

Liyakat istemiyor.

Herkes atabiliyor.

Toptan ucuz.

Havayi fişekten bile ucuz.

Gümbür gümbür, at atabildiğin kadar.

Yılmaz Özdil

Yılmaz Özdil’in yeni kitabı Anka Kuşu’nu satın almak için TIKLAYIN

Yilmaz Ozdil Anka Kusu Kitabi

ALATURKA AİLESİ ÜYELERİ NE DİYOR?