Devr-i Sabık?!

Devr-i Sabık. Hayrullah Mahmud Özgür yazdı.

DEVR-İ SABIK /

28 ŞUBAT’IN İNTİKAMINI ALMAK

YA DA

KABAK HAFIZLARIN İKTİDARINDA “YENİ İRTİCA” TANIMI

VEYAHUT

“NORMALLEŞME” BU İSE “KAOS ORTAMI NASIL OLUR” BİRİ BİZE ANLATSIN?!

Devr-i Sabık?!

“Geçmişten adam hisse kaparmış… Ne masal şey!
Beş bin senelik kıssa yarım hisse mi verdi?
‘Tarih’i ‘tekerrür’ diye tarif ediyorlar:
Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?”

Mehmed Akif Ersoy

……………..

Kaptanın seyir defteri…

28 Şubat’ın sene-i devriyesinin 48 saat öncesinde:

Emekli I. Ordu Komutanı Çetin Doğan tutuklandı.

https://www.hurriyet.com.tr/gundem/13949254.asp?top=1

Fetullah Gülen Cemaati mutlu mesut.

(…)

Apo’yu paketleyip Türkiye’ye getiren emekli Korgeneral Engin Alan tutuklandı.

PKK, BDP, Apo, Karayılan, Ayna vb mutlu mesut!

Çetin Doğan Paşa, hapishaneye götürülürken, kısa ve öz konuştu:

“Tutuklanmayı beklemiyordum mücadele yeni başlıyor!”

Sözün özü:

Gülen, Gül, Erdoğan’ın, “Normalleşiyoruz” dediği “normalleşme” bu mu?!

“Normalleşme” bu ise “Kaos ortamı nasıl olur”, biri bize anlatsın!

Nokta!

……………

Bu bağlamda, Çankaya Köşkü’nde Gül, Erdoğan, Başbuğ arasında yapılan “çantalı zirve”den çıkan sonuç:

“Vatandaşlarımız emin olsun! Kurumların yıpranmaması için sorumluluk bilinci içinde hareket ediyoruz.”

Ne var ki, bu açıklamanın mürekkebi kurumadan, varlığı ispat edilemeyen “darbe planı”na binaen, “Balyoz II. Dalga operasyonu” yapıldı.

https://www.hurriyet.com.tr/gundem/13949253.asp?gid=233

“Balyoz II. Dalga operasyon” talimatı yine Gül’den!

Operasyonu yapan adres, İngiliz MI6 & F Tipi yapı.

Köşk’e “çanta” ile çıkmayı teklif eden Erdoğan.

Neden, niçin, niye?!

Çünkü, kamuoyuna “ciddi” mesajı vermek için…

Ne var ki, konjonktür o kadar sert ki, hiçbir “cilalı imaj” 24 saatten fazla dayanmıyor.

Güneş görmüş “kardan adam” gibi eriyor.

Tüm “danışıklı dövüşler” kürede kayan “gönye” bağlamında anında deşifre oluyor.

Kaldık ki, o “çanta”larının birinin içinden ne çıktığı da ortada!

Balyoz II dalgada gözaltına alınacak askerlerin isim listesi!

Zirvenin hemen ardından yaşananlar için “AKP askeri tahrik etmek, aynı zamanda Başbuğ’u Yalova Kaymakamı durumuna düşürmek istiyor” diyebilir miyiz!?

Neden olmasın!?

Sözün özü:

Gülen, Gül, Erdoğan’ın, “Normalleşiyoruz” dediği “normalleşme” bu mu?!

“Normalleşme” bu ise “Kaos ortamı nasıl olur”, biri bize anlatsın!

Nokta!

……………..

Köşk’te yapılan “üçlü zirve” ve/veya “çantalı zirve”nin “yüksek siyaset” ligindeki perde arkasına gelince…

İsrail / İran ayrışması öncesinde…

İran savaşına “mek parmak” mesafe kala…

Süper NATO, AKP Türkiyesi’ne net mesaj verdi:

“Genelkurmay ile AKP arasındaki şiir gibi balayı dönemi sona ermiştir! Tak / Şak süreci sona ermiştir! Ayrışın!”

ABD & İsrail, AKP’yi “jeolojik ve finansal deprem” üzerinden tehdit etti.

Sözün özü:

Gülen, Gül, Erdoğan’ın, “Normalleşiyoruz” dediği “normalleşme” bu mu?!

“Normalleşme” bu ise “Kaos ortamı nasıl olur”, biri bize anlatsın!

Nokta!

…………….

Hal böyleyken…

Türkiye yay gibi gerginken…

Erdoğan, kürsüye çıktı ve adını anmadan Aydın Doğan’ı ve onun medyasında yazan muhalif yazarları hedef aldı:

“Talimatla manşet atan, Türkiye’yi bir yangın yeri gibi gösterip ellerinde körüklerle sağa sola koşuşturan medyanın tahriklerine gelmeyeceğiz. Cumhurbaşkanımızın başkanlığında üçlü bir zirve yaptık. Ona bile garip, çirkin yorumlar getiriyor ki akla hayale gelmez şeyler. Ya siz bu ülkeye yardımcı mı olacaksınız, yoksa bu ülkede hâlâ ortamı kızıştırmanın gayreti içinde mi olacaksınız? O gazetelerin patronlarına sesleniyorum; ‘Ne yapayım köşe yazarı, hâkim olamıyorum’ diyemezsin. ‘Sen bunun sorumlususun arkadaş’ diyeceksin. Bu ülkeyi, ekonomiyi germeye kimsenin hakkı yok. Buna biz de müsaade etmeyiz. Bir anda dengelerin ekonomik olarak ne hale geldiği ortaya çıkıyor. Köşende yazı yazanın maaşını sen veriyorsun. Yarın da feryat etmeye hakkın yok. Bir taraftan geleceksin hükümete vuracaksın, niye ücretler böyle diyeceksin, öbür taraftan ekonominin çökmesi için de köşe yazarlarınla, her şeyinle elinden geleni yapacaksın. Piyasalarda yüzde 6.5 puan düşüyorsa bunun sebebinin kimler olduğu ortada. Herkes fikrini söylemekte serbesttir. Ama o insanlara da o kalemleri teslim edenler aa derki; ‘Kusura bakma kardeşim bizim dükkânda sana yer yok’. Çünkü herkes vitrinine layık olanını koyar. Çünkü her zamankinden çok birliğe beraberliğe ihtiyacımız var.”

https://www.milliyet.com.tr/elde-koruk-ulkeyi-yangin-yeri-gibi-gosteriyorlar/siyaset/haberdetay/27.02.2010/1204591/default.htm?ver=56

Erdoğan’ın bu sözlerine Aydın Doğan’ın sahibi olduğu Hürriyet gazetesi sürmanşetten, Abdullah Gül söyleşisi ile cevap verdi:

“Türkiye bütün bu sorunları aşar!”

https://www.hurriyet.com.tr/gundem/13949178.asp?gid=233

Görünen o ki, dünya büyük bir “savaş”ın eşiğinde…

Ne var ki, AKP kendi içinde koltuk kavgası yapıyor.

Türkiye adeta Gül’cüler ya da Erdoğan’cılar diye ikiye bölünmüş ve/veya bölünmek isteniyor.

Hal böyleyken, Aydın Doğan da, kendisini herkesin önünde tehdit eden Başbakan Erdoğan’a, Abdullah Gül üzerinden şu mesajı yolluyor:

“Biz yol/yön tercihimizi yaptık, sorunlarımızı Gül’e, Gülen’e, İngiliz’lerin yanında durarak çözeceğiz ve/veya çözmeyi deneyeceğiz, Gül’le birlikte yürüyeceğiz.Bizim arkamızı boş sanma!”

Sözün özü:

Gülen, Gül, Erdoğan’ın, “Normalleşiyoruz” dediği “normalleşme” bu mu?!

“Normalleşme” bu ise “Kaos ortamı nasıl olur”, biri bize anlatsın!

Nokta!

…………..

TÜRKİYE’DE DARBE SÜREÇLERİ!

Öte yandan…

Türkiye’de yaşanan darbe süreçlerine kısaca bir göz atacak olursak…

27 Mayıs 1960 gününün öncesi; manzara-i umumiye:

DP, tepeden tırnağa devleti ele geçirmiş…

Cumhurbaşkanı da, Başbakan da, TBMM Başkanı da DP’den!

Yasama, Yürütme, yargı büyük baskı altında!

Genelkurmay Başkanı da DP’li!

Ne var ki, tüm bu varlara karşı, ekonomi kötü!

Muhalifler ve basın büyük baskı altında!

Bugünkü Silivri, o günlerde Ankara Hilton olmuş, muhalifleri ağırlamakta!

En büyük destekçisi ABD, Menderes ile arasına mesafe koymuş, istediği krediyi bir türlü vermiyor!

Bunun üzerine Menderes, ABD’yi NATO’dan çıkıp, Varşova Paktı’na geçmekle tehdit ediyor.

Yani dünyaya, “Ben tek seçiciyim, küresel dengelerle istediğim gibi oynarım” mesajı veriyor.

Ardından Türkiye’de 27 Mayıs 1960 İhtilali oluyor.

Menderes ve devlet olan arkadaşları yargılanıp idam ediliyor.

Batı, Menderes’e sahip çıkmıyor, asılmalarına göz yumuyor, teşvik ediyor.

…………………

12 Eylül 1980 gününün öncesi; manzara-i umumiye:

Koalisyonlarla yönetilen ve birbirine düşman parti ve o siyasi parti militanlarının iktidara gelip gittikleri zor günler…

Cumhurbaşkanı’nı seçemeyen bir TBMM var!

Devlet tepeden tırnağa sağcı/solcu diye ayrılmış!

Sağ ya da sol gruplar, özledikleri devrimin silahlı mücadeleden geçtiğine inandıkları için birbirlerini öldürüyorlar.

Polis de ikiye bölündüğü için, kim hangi görüşe yakın ise onun yaptıklarını görmezden gelmeyi tercih ediyor.

Türkiye’de anarşi, terör can güvenliği ve huzuru tehdit etmekte!

70 sente muhtaç olunan günler.

Gaz, yağ vb her şeyde kuyruk var!

O zor günlerin Kemal Derviş’i ise Özal!

Hal böyleyken, TSK’dan hükümete, “Bu gidişattan ciddi rahatsızız” temalı bir mektup yollanıyor.

Ne var ki, ne Demirel ne de Ecevit bu mektubu sahipleniyor.

ABD, NATO ise İran’da “Humeyni devrimi”nin gerçekleşmesi ile bir anda “Türkiye’yi kaybediyoruz” endişesine kapılır.

Anarşinin hakim olduğu, parçalanmanın eşiğine gelmiş Türkiye’de, “Asker”in yönetime el koymasına ışık yakar.

Özal askeri dönemin öncesinde, içinde ve sonrasında hep vardır.

ABD, daha sonra “soğuk savaş” sürecindeki “Komünizm kaygısı”, yani “eksen”in Rusya’ya kayma korkusu ve İran’ı kaybetmenin derin üzüntüsü ile “Darbeyi bizim çocuklar yaptı” diye bir açıklama yapar.

Yani, yüksek siyaset ligine, “Türkiye bizim eksende kaldı, bundan böyle de kalmaya devam edecek” mesajını geçmiş olur.

…………………

12 Eylül 1980 gününün sonrası; manzara-i umumiye:

Terör sona ermiş!

Büyük gözaltılar yapılmış!

Yeni Anayasa halka oylatılmış.

Sonrasında…

Soğuk savaş sona ermiş!

İki Almanya birleşmiş, SSCB dağılmış, ABD “süper güç” olmuş!

I. ve II. Körfez harekatları yapılmış.

Ne var ki, iki testi uzunca çarpışınca ABD “süper güç” olmasına rağmen ekonomik olarak kötü durumda!

Bu nedenle süreç, Clinton ile tamamen tüketime, borç ile büyümeye dayalı “Lale Devri”ni mecbur kılmış.

Tamamen “maksimize edilmiş kar canavarı”na dayalı ve devletleri tehdit eden, sınır tanımayan “Küresel Sermaye” ise ilk olarak Thatcher’ın İngiltere’sini vurmuş.

Özelleştirme, liberal ekonomi bu dönemin ortak dili!

Özal da Türkiye’de bu ortak dilin görünen siyasi yüzü!

12 Eylül ihtilalinin ardından iktidar olmuş ve tek seçici konumunda!

Özal, 12 Eylül’ün “siyasi yasaklıları” Demirel, Ecevit, Erbakan, Türkeş vb isimlerin yasaklarının kaldırılmasını istemiyor.

Özal’ın “sivil diktatör” olma yolunda ilerlediğini gören Evren ise “Gelse gelse bunun hakkından Demirel gelir” deyip, siyasi yasakların kalkmasına destek veriyor.

Özal’ın, küresel sermayenin isteğine binaen yaptığı “Demokratik” ve/veya “Kürt açılımı”, Türkiye’de yaşanan “kaos”u daha da derinleştirmiş.

Bir de üstüne üstlük Özal’ın uzlaşmadan Çankaya’ya çıkışı ile bu süreç taçlanmış.

Kendi partisi iktidarda olduğu halde kavgalı!

Özal’ın Çankaya Köşkü’nden inip yeniden partinin başına geçmeyi düşündüğü günler!

Adriyatik’ten Çin Seddi’ne büyük devlet olma hayallerinin seslendirildiği bir ortamda, Özal sabah sporunu yaptığı bir esnada bir anda ölüveriyor.

Ardından Demirel Cumhurbaşkanı seçiliyor, Çiller ise Başbakan!

1994 ekonomik krizi…

Sonrasında seçim ve Çiller, Erbakan Hoca koalisyonu ve gergin günler…

………………..

28 Şubat 1997 gününün öncesi ve sonrası; manzara-i umumiye:

Abdullah Gül’ün aklı ile yapılan Libya ziyareti, Başbakanlık’ta şeyhlerin ağırlanması ile başlayan süreç, Türkiye’yi 28 Şubat sürecine doğru hızla sürüklüyor.

Bu süreçte, “büyük resim”de BOP var.

Erbakan Hoca ise millici!

Hoca ile talebelerinin yolları bu noktada ayrışıyor.

1994 yerel seçimlerinde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olan Erdoğan, Alon Liel tarafından keşfedilmiş ve “şiir okuduğu için hapis yatan politikacı” imajı ile vitrinlenerek, “çakma mağdur” ilan edilmiş.

Neden?!

BOP / BİP operasyonu sırasında, “Müslümanlar işkenceye uğrarken, Müslüman kanı dökülürken camileri tutsun, Atatürk Türkiyesi’nin nakit merkezlerini, ulusal sermayeyi küresel sermayeye peşkeş çeksin” diye…

Niçin?!

Çünkü, ABD, İsrail, Osmanlı coğrafyasında 22 devleti kapsayan büyük bir dönüşüm ve değişim yaparak, kendine bağlı yönetimler üzerinden enerji yataklarını ele geçirebilsin diye…

Niye?!

Üç artı bir yani ABD, İsrail, İngiltere ve Fransa tarafından yönlendirilmekte olan BOP operasyonunda Türkiye, planlandığı üzere, “ılımlı bir İslam devleti” olsun, renkli darbelerin “Turkuvaz” olanı gerçekleşsin, ordu, sermaye, medya, bürokrasi vb rahatça dönüştürülebilsin diye…

…………………

İşte bu noktada, 28 Şubat süreci için şu saptama yapılabilir:

“TSK’yı yöneten komutanların bir kısmı doğru planlama yapamadıkları ya da NATO üzerinden yanlış yönlendirildikleri ve/veya “büyük resmi” algılamakta güçlük çektikleri için ABD, İsrail üzerinden tuzağa düşürülmüşler, irtica ile mücadele ediyoruz derken, Erbakan’ın talebelerinin önünü açma operasyonuna ortak edilmişler.”

1999 depremi, 2001 ekonomik krizi ve İngiliz & NATO perde arkalı Bahçeli’nin Türkiye’yi bir anda seçime götürmesi ile AKP iktidar olmuş.

Edelman’ın YSK’yı ziyareti, ardından Baykal’ın “demokratik katkısı” ile Erdoğan TBMM’ye Siirt üzerinden sokulmuş, Başbakan olarak sürece iliştirilmiş.

İşte bu süreçte, ABD’ye karşı, Kıvrıkoğlu tarafından Rusya, Çin, Tuncer Kılıç tarafından “İran açılımı” haklı olarak seslendirilmiştir.

Ordu, “28 Şubat süreci”nde, “yanlış tehdit algılamaları” üzerinden, zamansız bir şekilde Çevik Bir & Fatih Çekirge tarafından bir kısım medya aracılığı ile “gaza getirilmiş”, “buz gibi akılla masaya vurmayı beceremediği” için, basınç altında sakin kalmayı becerememiş, tuzağa düşürülmüştür.

Aynen ABD’nin şu an başına geldiği gibi (Bumerang etkisi)!

…………..

Doğan, “Pembe Tablo Lobisi’ne kötü haber” başlıklı 8 Ekim 2009 tarihli yazısında, Erdoğan’a şu uyarılarda bulunuyor:

1946 devalüasyonu, IMF ile anlaşma, 1950 demokratik yoldan iktidar değişimi.

1957 devalüasyonu, IMF ile anlaşma, 27 Mayıs İhtilali.

1970 devalüasyonu, IMF ile anlaşma, 12 Mart darbesi.

1978 devalüasyonu, IMF ile anlaşma, 1979 demokratik yoldan iktidar değişimi.

1980 devalüasyonu, IMF ile anlaşma, 12 Eylül darbesi.

1995 devalüasyonu, IMF ile anlaşma, 28 Şubat süreci.

2001 devalüasyonu, IMF ile anlaşma, 2002 seçimi ve F Tipi karşı devrim süreci.

https://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=12646772&yazarid=91&tarih=2009-10-08

Hülasa, 2010 gecikmiş devalüasyonu ve AKP’nin, IMF ile anlaşamama serüveninin işte nedeni!

Ezcümle, Erdoğan’ın medya patronlarına, “yazarlarına hakim ol, ekonomik denge bozulmasın” cıyaklamasının perde arkasında ise bu tablodan kaynaklanan büyük panik, en ciddisinden mabad korkusu var.

……………..

Bu bağlamda, “Peki, 28 Şubat’ın sene-i devriyesinde tablo nasıl?” diye soranlarınız olabilir.

Elcevap:

2010 kış şartlarında, basınç altında sakin kalmasını bilen bir ordumuz var!

Kılıçlar belde!

Sancaklar bir arada!

Ultra Voltran oluşmuş!

Buz gibi akılla masaya vuran…

Basınç altında sakin kalmasını bilen!

“Tek ses & tek yürek” olmuş bir ordumuz var!

Batı’da büyük bir ekonomik krizin yaşandığı bir ortamda, iyi oynuyor, büyük resimde yaşanan her detayın farkında!

Öte yandan…

28 Şubat sürecinde “Paranoya” diye nitelendirilen her şey, AKP & Gülen iktidarında “ayniyle vaki” hakikat olmuş.

AKP, Atatürk Türkiyesi’nin rotasını, eksenini batıdan doğuya kaydırmak için büyük bir çaba içinde!

Bu realite herkes tarafından paylaşılmakta…

Atatürkçü, laik, çağdaş Türkiye gözetim altında!

Aydınlar, gazeteci, askerler hapiste!

Mağdur edilmişler!

“İrtica” ayan beyan Türkiye’de “iktidar” olmuş.

Türkiye’de “İrtica”nın başını çeken “cemaat”i de ABD üzerinden “MI6” yani İngiliz gizli servisinin, Türkiye’de ise Gül / Gülen’in yönlendirdiği deşifre edilmiş.

Görüldüğü üzere, 28 Şubat sürecindeki hatalı, “irticacıların değirmenine su taşıyan” o malum tanım da değişmiş!

Post modern zamanlarda “İrtica; yabancı istihbarat servisleri tarafından yönlendirilen, ülkenin içini karıştırmak için kullanılan dini cemaatler” olarak doğru şekilde kodlanmış.

Dini bütün insanlar değil, “din”i kişisel çıkarı için kullanan “Hanımın Çiftliği”nde resmedilen “Kabak Hafız” kılığındaki soytarılar, yani “Allah ile aldatanlar”, kul hakkı yiyen “yobaz”lar ile “dış güçler”in istediği doğrultuda hareket eden, kullanılan kişi ve cemaatler “net” olarak resmedilmiş.

Hal böyleyken…

“Yasama”, “Yürütme”, “Yargı” AKP’nin ciddi baskısı altında!

“Yolsuzluk”, “Yoksulluk”, “Yasaklar”, AKP iktidarında şahlanmış, adeta ülke büyük bir yağmalama sürecinden geçirilmiş!

Aynı zamanda, AKP’yi Türkiye’de iktidara iliştiren “güç merkezleri” başlarını duvara vura vura görmüşler anlamışlar ki, Atatürk Türkiyesi’ni yıkmak, kendi ölüm fermanlarını imzalamak ile eşanlamlı!

Sözün özü:

28 Şubat’ın sene-i devriyesinde, “irtica”dan hesap sormak için gerekli tüm yasal şartlar oluşmuş!

Nokta!

………………

Öcal Uluç: Ortadoğu ısınırken, TSK’ya yapılanlara bakın!

https://www.gozlemgazetesi.com.tr/yazar/16844-ortadogu-isinirken-tsk39ya-yapilanlara-bakin.html

(…)

Şili, 8.8 şiddetinde sallandı!

https://www.hurriyet.com.tr/dunya/13949971.asp?gid=200

(…)

4 Mart anketinde son durum!

https://www.hurriyet.com.tr/dunya/13948786.asp?gid=200

(…)

Sarkozy, soykırım özrü dilemedi!

https://www.hurriyet.com.tr/dunya/13937324.asp

(…)

Cem Uzan’a örgütten 36 yıl istendi!

https://www.habername.com/haber/cem-uzan-35054.htm

(…)

Aydın Doğan’a Erdoğan’dan “Yazarlarına hakim ol” uyarısı!

https://www.milliyet.com.tr/elde-koruk-ulkeyi-yangin-yeri-gibi-gosteriyorlar/siyaset/haberdetay/27.02.2010/1204591/default.htm?ver=56

(…)

Türkiye’nin en zenginleri, servetlerini 2009’da katladı!

https://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/13943804.asp

(…)

5 AB ülkesinde PKK’ya operasyon!

https://www.hurriyet.com.tr/dunya/13948771.asp?top=1

(…)

Nilgün Cerrahoğlu: Gazze’nin atası!

https://www.cumhuriyet.com.tr/?im=yhs&kid=47&hn=33532

(…)

Nilgün Cerrahoğlu: Arapça balans ayarı!

https://www.cumhuriyet.com.tr/?im=yhs&kid=47&hn=35304

(…)

F tipi karşı devrim sürecinde kaç asker gözaltında!

https://www.haberturk.com/haber.asp?id=209335&cat=110&dt=2010/02/27

(…)

………………..

Toplu durum analiz:

AKP, küresel aksta, köşeye çok sert bir şekilde sıkıştırıldı.

Kıpırdayamıyor.

Buna rağmen, Süper NATO’ya verdiği sözü tutmak istemiyor.

(Bu AKP ile onlar arasındaki bir mesele!)

Bu yüzden de TSK’yı “Ergenekon / Balyoz” vb sanal gündemler üzerinden baskı altında tutup, açıklama yapmaya, “çakma demokrat” görüntüsünü vitrinleyebilmek için “sanal mağduriyetler” tezgahlamaya devam ediyor.

Ekseni ise “Doğu”dan “Batı”ya kaydırma kararlığında.

Bu nedenle, çakma darbe planları üzerinden gündemi yay gibi germeye devam ediyor.

Neden, niçin, niye?!

Elcevap, gerçek gündem, yani “3 Y”ler (yani ak yolsuzluk, ak yoksulluk, ak yasaklar) konuşulmasın gündemden düşsün diye.

Diğer yandan da, radikal tabanına “28 Şubat’tan ve o sürecin komutanlarından rövanş alıyoruz, onların eziyoruz” selamı yolluyor.

Ne var ki, siyasal tarihimiz “devr-i sabık” yaratanların sonları hakkında, pek hayırlı notlar düşmemiş.

https://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=-161948&yazarid=10

Nokta!

……………….

Ve…

Son olarak…

Görüldüğü üzere, Türkiye’de yaşanan ihtilallerin öncesinde, siyasi iktidarların “global” ve “lokal” resimleri okumakta, “kişisel mecburiyetleri”nden ve/veya “körlük”lerinden, “akıl tutulmaları”ndan kaynaklanan sebeplerden dolayı, ciddi zafiyetler sergiledikleri ortaya çıkıyor.

Eskilerin deyişi ile siyasi iktidarlar tükenmeye başladıklarında, “iktidar”ı tadında bırakmasını bilmiyor, bırakmayı beceremiyorlar.

Bunun yerine tefeciden borçlanan esnaf kafası ile hareket edip, daha büyük bataklıkların içine düşüyor, düşürülüyorlar.

İhtilal öncesinde eğer o aklı, tavrı ortaya koyabilselerdi hiç, tarih tekerrür eder miydi?!

Sözün özü:

AKP, Türkiye’de şu anda varolan değil, yakın gelecekte varolmasından korktuğu “darbe sürecini” önlemek için TSK’yı baskı altında tutmaya çalışıyor.

Yani, NATO’dan, ABD, İsrail’den kopup Rusya, Çin, İran aksına doğru kayma sürecinde başına gelebilecek bir yol kazasını önlemeye çabalıyor.

Olmayan darbenin hikayesi bir kısım medyada yazılıp çizilse de realite bu!

Hal böyleyken…

TSK’nın bir darbe hazırlığı var mı?!

Yok!

Buna karşılık ne var!?

AKP’nin karşı darbe ve/veya “Turkuvaz post modern karşı devrim” süreci var!

“Sivil dikta” rejimi var!

Bir de şu var:

Süper NATO’dan AKP’ye postalanan, “İran vaadi”ni tutmaması halinde, kendilerini Türkiye’de askeri bir darbe süreci üzerinden “deliğe süpürecekleri” net “mesaj”ı var.

Sözün özü:

“Süper NATO” bu defa Türkiye’de darbe şartlarını AKP, Gülen Cemaati ve II. Cumhuriyetçiler eli ile hazırlattı.

28 Şubat’ın sene-i devriyesinde yaşanan “kaos”un, devlet bunalımı, rejim krizinin, “büyük resim”deki “güç dalaşı”nın hülasası budur.

Başsağlığı: Ahmet Vardar öldü. Bir dönem Sabah çatısı altında birlikte çalıştığımız bitirim gazeteci türünün son örneklerinden, Vardar da hakka yürüdü. Başımız sağolsun.

Sevgiler

26 Şubat 2010

Hayrullah Mahmud Özgür

ALATURKA AİLESİ ÜYELERİ NE DİYOR?