Doktorluk ölmüş, ağlayanı yok

doktorluk-olmus-aglayani-yokDoktorluk ölmüş, ağlayanı yok. Burak Yarkent yazdı. 16 yıldır Amerika’nın Los Angeles şehrinde yaşıyorum, kafama uygun bir tek doktor bulamadım.

Doktorluk ölmüş, ağlayanı yok

16 yıldır Amerika’nın Los Angeles şehrinde yaşıyorum, kafama uygun bir tek doktor bulamadım. Baştan söyleyeyim, hiç aramayın, siz de bulamayacaksınız…

Hepsinin ayrı ayrı delilikleri var… Birleştikleri tek ortak delilik ise; “insurance” yani “sigorta“. Sigortan yoksa bitmişsin..

Gerçi sigortan varsa bile bi’ b*ka yaramıyor ya, haydi neyse…

Seni görünce, gözlerinin içinde yeşilimsi ($) parlamayı hiç zorlanmadan fark edebiliyorsun zaten. İlk sordukları da, hangi şirket tarafından, ne tür sigortalandığın. Onların gözünde sandalyeden farkın yok..

Herşey o kadar mekanik, ve o kadar kansız, cansız, manadan uzak ki, ne olup bittiğini anlamadan, adam dışarı çıkıveriyor. Sonra yakala yakalayabilirsen.. Kaza ile yakalarsan bile, sorularını bir dahaki sefere sormanı istiyorlar ki, yeniden “co-payment” alabilsinler..

Bu “co-payment” ise, sigortana göre, doktorun vizite ücreti.

Doktor nedir?

Doktorluk mesleği bu kadar mekanik, bu kadar soğuk mu olmalı?

Veya, doktorluk mesleğini bu kadar aşağı kim, hangi kurum/ kurumlar çekti?

İlaç sektörü” aşağı, “ilaç sektörü” yukarı tamam da, doktorlar da bu iğrenç ilaç sektörünün kucağında mı oturmalılar? Çünkü benim baktığım açıdan, “kucakta” gayet de rahat duruyorlar!!!

Ben de doktorun iyi sayılabilecek geliri olmasını, kalbur üstü bir hayat yaşamasını, bir elinin yağda, bir elinin balda, yediğinin önünde, yemediğinin ardında olmasını isterim tabii ki ama, bu hadise, “kutsal” sayılabilecek doktor-hasta ilişkisini bu kadar etkilemeli mi?

Tabii bu sektördeki her problemi, doktorlarla ilişkilendirmek de doğru değil. Yukarıda da bahsettiğim gibi İlaç sektörü denen, “lanet” bir sektör var.

Bu sektörde dönen para miktarını da 2009 yılında yayımlanan, ve hiç hoş olmayan sonuçları gözler önüne seren bir araştırma meydana çıkarmış. Bu araştırmaya göre ilaç firmaları, 2008 yılında doktorlara verilen bedava numuneler haricinde, ilaç promosyonları için 20.5 milyar dolar harcamışlar.

Başka bir araştırmaya göre, Amerika’da yeni bir ilacın piyasaya çıkartılana kadar araştırma, geliştirme, ve diğer masraflarının tutarı 800 milyon dolarmış.

Bu araştırma, geliştirme, ve diğer masraflar kısmını kısa tutmanın tek yolu, ilacı hemen piyasaya sürmek..

Düşündünüz mü, acaba raflarda bu şekilde kaç ilaç olabilir?

Veya ilaçlardan kaynaklanan ölümler; 800 milyon dolar ve fazlası harcanmadan, tam test edilmeden, alelacele, hasbelkader çıkan ilaçlardan mı kaynaklanmaktadırlar?

“Eeee… ama FDA??”

Alın size FDA!!

Amerika’daki FDA’in (Yemek ve ilaç kurumu) 2008 yılında onayladığı ve bir hastaya aylık 8000 dolara mal olan göğüs kanser ilacı “Avastin“in, daha sonra yüksek tansiyon, iç kanama, kalp krizi, beyinde şişme, iç organlarda tahribata yol açtığı ve 2010 yılında piyasadan çekildiğini biliyor musunuz?

Bir yerden verirken diğer taraftan geri almak bu olsa gerek…

Bugün Amerika’da 36 milyon kişinin kolesterol düşürücü ilaç kullandığından haberiniz var mı? 2006 yılında kolesterol düşürücü ilaç satışı 22 milyar dolarmış, bugün ise bu rakam tam 25 milyar dolar…

Bu rakamlar bile insanı hasta etmeye yetiyor aslında değil mi?

Belki de problem, gözünü para bürüdüğü uzun yıllar sonunda, dejenere dönemini tamamlayıp, “organik” kelimesini bile lugata sokmayı beceren, paran olmadığı zaman organik yedirmeyip, seni genetiği ile oynanmış gıdaya ve sonrasında da “kansere” mahkum eden insanlıktadır.

“Organik”…

Şöyle bir düşünün bakalım, acaba siz “organik” yemeğe layık mısınız? Çünkü alışverişe gittiğiniz marketler, size bakıp bunu düşünuyorlar. Sonrasında da, sizin sağlığınızı, sizin hayatınızı etkileyecek kararı, sizin yerinize veriyorlar.

İşin asıl üzücü yanı, bu organik batağa Türkiye’nin de yavaş yavaş saplandığını görmek.

GDO” diye 3 harflı anlamsız bir hale dönüştürdükleri bu küçük kelimenin “Genetiği Değiştirilmiş Organizma” veya daha açık söylemek gerekirse, “Genleri bir canlıdan alıp, başka bir canlıya nakletme” işi olduğunu kaç kişi biliyor çok merak ediyorum…

Herşeyi bir kenara bırakın, genetiği ile oynanmış organizmayı yediğinizde, bu organizma vücudunuzda, iç organlarınızda ne gibi bir tahribat oluşturabilir bir araştırın bakalım.

İlaçlar adamın beynini şişiriyor, ben de sizin içinizi şişirmeyeyim..

Benim bu yazıyı yazmama sebep olan “meymenetsiz“, “kifayetsiz” doktor, ne kadar benim insanlık sınırımı zorlasa da, aslında uzun yıllardır kafamın içinde dönen, “benim” gerçeklerimi sizlerle paylaşmama da önayak oldu diyebiliriz..

Kendisine hem teessüflerimi, hem de teşekkürlerimi iletiyorum..

Yok yahu!! Geri aldım… Teşekkür meşekkür etmiyorum..

Doktor eline düşmemeniz, hep sağlıklı olmanız dileğiyle.. ”

Burak Yarkent / Los Angeles

ALATURKA AİLESİ ÜYELERİ NE DİYOR?