Dünyanın fikri burada!

TEDGlobal’ı tek cümleyle özetlemek gerekirse: Entelektüel anlamda uyarılmak üzere dünyanın dört bir yanından gelen bir topluluğun, yaymaya değer fikirlerini paylaşmaya hazır bir diğer toplulukla buluştuğu yer.

Dört gün boyunca burada, 70 civarında konuşmacı 18’er dakikalık konuşmalarla bilimden tasarıma, eğitimden savunmaya, çevreden enerjiye, siyasetten eğitime aklınıza gelen hemen her konuda fikirlerini, bilgilerini ve deneyimlerini paylaşıyorlar.

Ve bunu lafı dolandırmadan, üstün belagat yetenekleriyle, nokta atışı yaparak beceriyorlar.

TEDGlobal’ın bu yılki teması “Radikal Açıklık.”

Dünya birbirine bağlanırken, birbirimizle ilişki kurma, birbirimiz hakkında bilgi edinme şeklimiz ve paylaştıklarımıza dair kurallar değişiyor.

Şu anda İskoçya’nın Edinburgh kentinde gerçekleşen Radikal Açıklık temasının çıkış noktası da tam bu.

HER KONUŞMA BİR MÜCEVHER

MELİS ALPHAN MÜCEVHER DEĞERİNDEKİ O KONUŞMALARI SİZİN İÇİN DERLEDİ

TED’in bünyesinde birçok farklı grup ve etkinlik yer alıyor.

Bunlardan biri “TED Fellows” programı. “TED’in arkadaşları” diye çevirebiliriz.

Projelerin ve etkinliklerin etkisini güçlendirmek için dünyanın dört bir yanından genç yenilikçileri TED topluluğuna getiren bir program bu.

TEDGlobal 2012’nin Pazartesi günkü ısınma turuna TED Fellows’un konuşmaları ve performansları damgasını vurdu.

Gitarist Usman Riaz ile kemancı Robert Gupta ve Joshua Roman’ın müzikal ustalığı…

Amanullah Mojadidi ve Bahia Shehab’ın siyasi cesareti…

ÇEVRİLEMEYEN KELİMELER
Çevrilemeyen sözcükler TED’in 22 gönüllü çevirmeni “Açık Çeviri Projesi” adlı atölye çalışmasında bir araya gelip TED konuşmalarını 88 dile çevirmekle ilgili deneyimlerini paylaştı. Bu arada başka dillere çevrilemeyen sözcüklerden de bahsettiler. Bu sözcüklere baktığınızda ait oldukları kültürleri tanımladıklarını görüyorsunuz. İşte bu yüzden çevrilemiyorlar. Çünkü anlattıkları şeyler o dillerin sahibi milletlere özgü. Türklerin “misafirperverliği” gibi… Tek sözcükle çevirin çevirebilirseniz.

Flemenkçe ‘preetoogjes’: “komik gözler”, iyi niyetli bir haylazlık peşindeki kıkırdayan insanın gözleri.

Lehçe ‘bakalie’: Dondurmaya eklenen veya pişirirken kullanılan herhangi bir kurutulmuş meyve, fındık ya da limon kabuğu

Hırvatça ‘milozvucan’: Güzel ve tatlı ses tonu

Norveççe ‘dugnad’: Bir topluluk yararına düzenlenen planlı, yarı gönüllü çalışma seansı

İspanyolca ‘sobremesa’: Birlikte yemek yenilen insanlara yemekten sonra ayrılan vakit

Fransızca ‘savoir-être’: Olması gerekeni bilmek, yumuşak beceriler

Çekçe ‘panenka’: Rakibin kafasını karıştırmaya yarayan numara. 1976’da Avrupa Kupası’nda Panenka’nın şaşırtan penaltısından sonra dile girdi.

İtalyanca ‘fattapposta’: Bilerek yapmak

İsveççe ‘mångata’: Ayın sudaki yolumsu yansıması

Latince ‘aemulatio’: İntihalin Roma’daki karşılığı

Çince ‘yù’: Doğruluk, cesaret, bilgelik ve güvenilirliği aynı anda ifade eden bir sözcük.

Urduca ‘goya’: Öyleymiş gibi. Sheref Mansy ile Max Little’ın bilimsel buluşlarındaki deha…

Elaine Ng Yan Ling ile Skylar Tibbit’in tasarımlarının güzelliği…

Candy Chang ve Ola Orekunrin’in hikayelerindeki acı…

Alkışlarla kahkahalar birbirine karıştı.

Leland Lee Larson adlı izleyicinin yorumu TED’in arkadaşlarını iyi özetliyor:

“TED Fellows’un konuşmalarını izlerken sözcüklerle düşünmüyorum. Hissediyorum. Kendimi, kim olduğumu unutuyorum.”

Hepimizin içinde dünyayı iyiye götürecek bir şeyler yapma isteği var. Ama kolumuzu kaldırmaya bile üşeniyoruz.

TED ve arkadaşları, izleyicilerin içindeki bu isteği uykusundan uyandırıp harekete geçme konusunda onlara ilham veriyor.

İzleyicilerden Rosi Dhaenens’in dediği gibi, “Her konuşma küçük bir mücevher gibi. Saklamak istiyorsunuz…”

BÖYLE “ÜNİVERSİTE”YE CAN KURBAN
TED Üniversitesi, TED’in katılımcı güdümlü programı. Ve bu yıl küresel anlamda bugüne kadarki en çeşitli katılımcı yelpazesine sahip. 71 ülkeden insan şu anda bu program için Edinburgh’da.

Bir araya gelip Radikal Açıklığın anlamı üzerine konuşmalarından satırbaşları şöyle:

* Nilofer Merchant şöyle anlatıyor: “Bir fikri elde tutmanın iki şekli var. Birincisi, sımsıkı bir yumrukla. Diğeri ise avucunuz açık şekilde. Ve ancak avucunuzu açık tuttuğunuzda o fikir gelişecek alan bulur.”

* Merchant’ın konuşması toplulukların daha güçlü fikirler geliştirmek için nasıl bir araya gelebileceğini keşfe çıkıyor. Gözünüzün önüne getirin… Para ve güç eskiden, diğerlerinden daha büyük adam olmakla gelirdi. Ancak sosyal çağın oyuncuları daha çok ceylan gibi görünecekler.

* David Bismarck, rasgeleliği anlamanın çok zor olduğundan söz ediyor: “Çok sayıda rastgele olay bir araya geldiğinde beklenmedik gerçekleşir. Evrimi sadece rasgelelik açıklamaz ama şüphesiz önemli bir parçası. Rasgelelik makinelerce üretilemez, evrenden cımbızlanır.”

* Laurie Coots, “Sosyal aktivizm ‘yeni siyah’ mı?” diye soruyor. 20’li yaşlarındaki gençler üzerine yapılan bir araştırmanın sonuçlarını paylaşıyor. Bu araştırmaya göre gençlerin yüzde 33’ü kendilerini pasif, yüzde 56’sı ise aktivist olarak nitelendiriyor. Dünya çapında gençlerin yüzde 67’si şirketlerin sosyal yardım yapma yükümlülüğü olduğunu düşünüyor. Coots bu çocukların kendilerine inandıklarını ve gayelerin inanılmaz sosyal değerlere dönüştüğünü söylüyor: “Gençler bir şeyi protesto etmiyor, bir şey için protesto ediyorlar. Sosyal adalet için. Herkes için.”

* Manu Prakash bize “Canavar Çorbası”nı, mikroskopta suyun görünüşünü gösteriyor. Bir hastalığa teşhis koymak, suyu test etmek, görünmeyen dünyayı keşfetmek için mikroskoplara ihtiyacımız var. Ancak araştırma mikroskopları, alan testine izin vermiyor; ağırlar, hantallar, pahalılar ve muhafazaları zor. Tasarımları da 40 yıldır pek değişmedi.

* Parakash’ın çözümü: Katlanan mikroskop. Tamamen katlanabilir kağıttan yapılmış fonksiyonel bir mikroskop. Üretim maliyeti 50 sent. Hastalığınıza kendi kendinize teşhis koyabiliyorsunuz. Hele de üçüncü dünya ülkelerinde nasıl bir değişim yaratabileceğini hayal edin.

* Ann Treacy bir kütüphane görevlisi. Hayata bakışı şu: “Alzheimer hastası olmaya nasıl hazırlanıyorum.” Babası Alzheimer hastası, 12 yıl önce teşhis konmuş. Şöyle diyor: “Babam benim kahramanım ve ‘mentor’um. Son 10 yıldır onun yok oluşunu izliyorum.”

Treacy risk altında olduğunu biliyor ve “Eğer canavar size istiyorsa, size alacaktır” diyor. Bu nedenle üç şekilde hazırlanıyor: Eğlence şekillerini değiştirerek, fiziksel anlamda güçlenerek ve daha iyi bir insan olmaya çalışarak. Babasının yeni hobisi form doldurmak. Treacy kendi bakıcılarının ondan neler isteyebileceğini düşünüyor: “Bana boyamam için grafikler mi verecekler? Bunu düşünüp çizim öğrenmeye başladım. Ve örgü örmeyi… Önemli olan ellerimin bunları yapmayı bilmesi.”

* Nina Tandon laboratuarda insan dokusu üreten bir doku mühendisi. Uyarılmış pluripotent kök hücrelere odaklanıyor: “Genetik hastalıkları olan insanlardan deri hücreleri alırsak hastalığı taşıyan doku modelleri yaratabilir ve bir tedavi bulma yolunda adım atabiliriz.”

* Melissa Marshall şöyle diyor: “Dünyayı değiştirmek için bilim insanları ve mühendislerimizin bizimle çok iyi iletişim kurmaları gerek. Bilim insanları ve mühendisler, lütfen bizimle inek öğrenci gibi konuşun. Bilimi anlatırken daha az jargon kullanın.”
* Meklit Hadero Nil Projesi’nden hikayeler paylaştı. Bu proje dahilinde Nil bazlı 11 bölgeden gelen 11 müzisyenin birlikte çalıyor. Afrika’nın yarısı 15 yaşın altında ve farklı hikayeler anlatmaya hazır. “Hepimiz birbirimize bağlıyız ve bu hikayeleri duymak istiyoruz” diyor Hadero.

TED’DEN NOTLAR
TED’i internetten izleyenler etkinliği sadece bir dizi konuşmadan ibaret sanabilir. Oysa buraya, Edinburgh’da düzenlenen TEDGlobal’a geldiğinizde etkinliğin bunun çok daha fazlası olduğunu görüyorsunuz. ABD’den Afrika’ya, Çin’den Avustralya’ya hemen her milletten ve her yaştan izleyici konferans dışı faaliyetlerde bir araya gelip fikir alışverişinde bulunma fırsatını yakalıyor. İzleyicilerin her birinin hikayeleri ve deneyimleri konuşmacılarınkini aratmıyor.

Etkinlik Pazar ve Pazartesi günkü ısınma turlarından sonra Edinburgh Kalesi’ndeki partiyle başladı.

Bu tür etkinliklerde yaka kartı dağıtılır ama herkes keyfe keder bu kartları takar. Bir kere burada yaka kartı takmak zorunlu. Ve takan kişinin yerini yurdunu, mesleğini, şirketini yazan bu yaka kartlarının boyutu bugüne kadar gördüklerim arasında en devasa olanı. Neredeyse bir A4 kağıt büyüklüğünde. Bunun nedeni gerçekten işlevleri olması. İnsanlar konuşmak istedikleri kişileri, çok fazla gözlerini kısmadan bu kartlara bakarak seçti.

Birbirini tanımaya bu kadar hevesli bir topluluğu ilk kez gördüm. Benim yanıma gelen hemen herkes konuya İstanbul’un etkileyiciliğinden girdi. Başka neler hakkında yorum yaptılar derseniz… Kürtaj meselesi, İsrail’le ilişkiler ve tabii ki Suriye.

Türkiye’den gördüğüm tanıdık izleyiciler arasında Nil Karaibrahimgil, Serdar Erener ve Hüseyin Çağlayan vardı.

Kaledeki partinin ardından gidilen, Hotel du Vin’in daracık barındaki partide ise Jodie Foster gibileri…. (Hürriyet)

ALATURKA AİLESİ ÜYELERİ NE DİYOR?