Ebru’nun Ölümünün Getirdiği Düşünceler

Düşüncelerimi sizlerle paylaşmadan önce, bu inanılmaz “insanlık suçu”nun sorumlularının bulunup, hakettikleri cezayı almalarını diliyorum. Aşağıda yazacaklarım, ülkesini seven ve ülkesini dışarıdan gözlemleyen birinin düşünceleri….

Hayvanları çok severim. Kedi ve köpeklerle de aram çok iyidir. Böylesine gaddar ve zalimce bir katliamın neden yapıldığını, kendisine insan diyen bir mahluğun (mahlukların) ne gibi bir motivasyonla savunmasız ve belli ki sevgi dolu bir canlıyı bu şekilde öldürdüğünü anlamam kesinlikle mümkün değil.

Ama, bu tür olaylarda birbirine kenetlenip bir çözüm ve adalet arayışına giren toplumun ille de duyarlı bir toplum olduğunu düşünmüyorum. Duyarlı olan toplum, reaktif olmaktan çok proaktif olmalı bence…

Amerikalı eşimle İstanbul’a geldiğimizde, eşimin ailesi İstanbul’u ziyaret ettiğinde; sokaktaki köpekler ve kediler dikkatlerini çekti. Onların görüşü, Türk insanının bu hayvanları sokakta bıraktığı, ama bunun onlara bakmadığı anlamına gelmediğiydi. İnsanların bu sokak kedi ve köpeklerine severek baktıkları, onları besledikleri kaçmadı gözlerinden.

Ebru’nun ölümünden hemen sonra, gazetelerde, sosyal iletişim sayfalarında yazılan yorum ve yazılarda Avrupa ve Amerika’da sokak hayvanlarının nasıl bir sahip bulana dek “geçici evlerde” bekletildiğini ve nasıl bakıldığını anlatan yazılar gördüm.

Avrupa’daki sistemi bilmememe karşın, Amerika’dakine benzer olduğuna eminim, bilmeyenler için anlatayım….

Ev kedi ve köpeklerinin büyük bir kısmı kısırlaştırılıyor. “Barınak”ların hemen hepsi dolu. Dolayısıyla sokakta bir kedi veya köpek bulduğunuzda onları hemen barınağa koyamazsınız. Geçici evler her ne kadar yardım sever insanlar sayesinde var olsa da, kesinlikle yeterli değil. Devletin veya eyaletlerin işlettiği barınaklarda ise, belli bir süre evlat edinmeyen hayvanlar uyutularak öldürülüyorlar.

Ebru’nun ölümü inanılmaz bir trajedidir…

Ancak bu, ülkemizdeki yaklaşımın doğru yada yanlış olduğu anlamına gelmez. Birkaç zavallının davranışı da elbette ki toplumumuza mal edilemez.

Ancak,bu zavallının ölümüne yol açan canavarlar aranırken, “Türkiye’de Hayvan Hakları Bakanlığı kurulsun!” diye baağırılırken unutlmaması gereken birşey var.

Güneydoğu’da çarpışan askerlerimiz HER ŞEHİT DÜŞTÜĞÜNDE bu tepkinin yarısını versek, ülkemizin önemli gelir kaynakları ve doğal kaynakları birbir satılırken bu şekilde sesimizi yükseltsek ve sandığa giderken bu düşünce tarzımızı ve demokratik gücümüzü göstersek, inanın ülkemiz bambaşka bir konumda olurdu…

Bunu batı toplumları için de söyleyebiliriz tabi….

Hayvanlara evlerini açanlar, iki sokak ötede karton kutuların içinde yaşayan insanları görmezden geliyorsa, verdikleri vergilerin Irak’ta, Afganistan’da köyleri ve kentleri yerlebir etmesine ses çıkarmayıp, herkese sağlık sigortası getirmeyi hedef koyan bir Başkan’ı sosyalist ve hatta komünist ve hatta öcü olmakla suçlayabiliyorsa, ben ne anladım öyle hayvan sevgisinden?

Senin insan sevgin nerede?

Yanlış da anlaşılmasın, Ebru’nun ölümünden sonra harekete geçen ve birşeyler yapmaya çalışan herkese değil lafım…

Tepki vermek yerine etkilemeyi, güdülmek yerine yön vermeyi bilmiyorsak, öğrenmemiz gerekiyor…

Ebru’yu tanımadım, ama bu kadar acıdan sonra reenkarnasyon döngüsünde artık bir üst kademeye geçer diye düşünüyorum.

Kerem Hancı
alaturkaonline.com

ALATURKA AİLESİ ÜYELERİ NE DİYOR?