Efendilere Direnen Küba

lift-cuba-embargo

Efendilere Direnen Küba. Ruhi M. Çilek yazdı.

Efendilere Direnen Küba

Kapitalist dünyanın efendi yöneticileri, kendini büyük toprak sahiplerinden, aristokratlardan, bankacılardan ve her türlü sömürgeci ve sömürücüden, demokrasiyi hiçe sayanlardan kurtaran, dünyaya çok önemli bir örnek teşkil eden büyük bir devrim sonucu doğan Küba’yı içlerine sindirmeye hiçbir zaman yanaşmamışlardır, yanaşmamaktadırlar ve de yanaşmayacaklardır bu çok açıktan görülmektedir.

Kendileri açısından dünyayı ve kendi sistemlerini tehdit ettiğini düşündükleri bu sisteme dolayısı ile de bu ülkeye karşı hiçbir zaman, (ancak görülebildiği ölçüde) olağan sayılacak ekonomik, siyasi ilişkiler kurulabilecek bir ülke gözüyle bakmamaktadırlar ve bu uğurda yapılan hiçbir davet ve öneriyi olumlu değerlendirmemektedirler.

Bu aşağılanan, horlanan ve efendilerine karşı büyük bir üstünlük sağlayan bu ayak takımının yarattığı devrimi boğmak için, her türlü uluslararası zorbalığa varacak ölçüde, ekonomik ve ticari ambargo yanında silahlı saldırılar, planlı-örgütlü sabotajlar, her fırsatta uluslararası çağrıları ile yıkım müteahhitleri edasıyla yaklaşım devam etmektedir ve edecektir taa ki kendilerince nihai maksat hâsıl olana kadar. Kendilerinden olmayanların yıkılması, yaşamaması hülasa örnek teşkil etmemesi açısından, bu efendilere göre her yol mübahtır, hatta maksadın hasıl olması açısından Makyavelizm olmazsa olmazdır.

Küba devrimi destanından sadece Che ve Fidel’i akılda tutarak onları ön plana çıkaranların maksatlarının bu açıklığı karşısında, sanki devrimin ömrü onların ömürleri ile ölçülecektir ve sınırlıdır ince ve hain dayatmaları karşısında bütün uyanıklığını gösteren Kübalıların başarısının daim kılınması ve hatta benzer ülkelerinin sayılarının artması, Kapitalist dünyanın efendilerinin pervasızca ve ahlaksızca saldırıları ve dünyanın tek hâkimi rolünü oynamalarına engel oluşturacağı gerçeğinin dünya halkları tarafından bilinmesi gerekmektedir ve hatta bu uğurda elden ne geliyor ise yapılmalıdır. Elbette Kübalılar, dün sıtmadan kırılır iken, doktor bulamamazlığın ilaç bulamamazlığın bulsa da alamamazlığın, nüfusun çok önemli bir bölümünün okur-yazarlığının olmamasını ve bu yüzden sömürünün katmerleştiği dönemi unutmayacak ve bugünün kadrini bilecek kadar bilinç açıklığı ve uyanıklığı gösterecek gibi görünse de; unutmayalım ki karşılarında ki “tek dişi kalmış canavar” “su uyur düşman uyumaz” şiarı ile kendi disiplini içerisinde hamle sırasının kendisine tekrar gelmesini avuçlarını ovuştura ovuştura beklemektedir.

Sonuç olarak; insanlığın konuya “ya siyah ya beyaz” yargısı ile bakabilmesi ve toptancı bir yaklaşım temini amacı ile Dünyanın şu an ki efendileri tarafından yapılan büyük propagandalara rağmen Küba’nın siyahları olmasına rağmen beyazlarının sayısının önemli miktarda olduğu gerçeğini de yadsımadan, Küba pratiğinin dünyamıza ve insanlığa kazandırdıklarını göz ve kulak ardı etmeksizin yaklaşım göstermek her insanın her şeyden önce en temel insanlık görevidir. Büyük nefretlerin ve suçlamaların hedefi haline getirilmeye çalışılan bu ülkenin bu anlamda bir nişan tahtası olmasına izin verilmemelidir. Verilmemelidir ki; demir yumruklu diktatörlerin ülkelerinde uluslararası sömürünün, tüyler ürperten cinayetlerin, tenkilin, işkencenin, soygunun ve insanı haklarının ihlalinin ve insanın yok sayılmasının ve bu uğurda da kapitalist dünyanın efendilerinin değirmenine su taşınmasının önüne geçilebilmesinin bayrağı yükseltilebilsin. Yine uygarlığın temsilcisi unvanı kendinden menkul bu efendiler; yaygın bir biçimde Küba devriminin saygın önderlerini dünyanın en kanlı diktatörleri olarak simgeleşen bazı kişilerle birbirlerine yakın uygulamaların insanı olarak göstermek konusunda hiçbir utanmazlığa ve aymazlığa düşmeden çaba göstermektedirler ve bu benzeştirme çabalarının ki bunlar artık saldırıların birinci sırasında tutulmaya çalışılıyor ve bu hileli ve defolu yaklaşımla kişiler üstünden de sistemleri lekelemeye çaba göstermektedirler. Belli ki bu çabalar neticesinde her yerde ve her koşulda; demokrasiyi, insan haklarını, özgürlüğü sağlayacak en iyi sistemin kendi sistemleri olduğunu beyinlere yerleştirmeye çalışıyorlar ama unutuyorlar bizim unutmadığımızı daha yeni komşumuz Irak’ta yaptıklarını, nerede ise 1.000.000 dan fazla insanı öldürdüklerini veya ölümlerine neden olduklarını, nasıl bu kadar açıktan yalan söyleyebilirler ama biz biliyoruz ki bunlar propagandanın babası sayılan Göbells’in torunlarıdırlar ve onlara göre “yalan ne kadar büyükse inanan o kadar çok olur” her zaman tek ve geçerli yoldur ve yine biz biliriz ki her sistemde olduğu üzere teorik öngörüler ile pratik sonuçlar arasındaki makas açıktır ne yazık ki…

Kapitalist dünyanın efendilerinin olağanüstü önlemlerine rağmen varolma savaşı verilen bu ada ülkesinde yine kapitalist dünyanın efendilerinin bir tek karşı çıkmadığı hatta el altından da olsa desteklediği ekonomik faaliyet var o da turizm. Bu efendiler turizmin nasıl bir mikrop ve virüs olduğunu iyi bilirler ve bilirler ki bu yolla bir ülkeyi içten en kalıcı biçimde yok etmenin en etkili yoludur ve işte bu yüzden bu konuda niyet gösteren her ülkeyi sonuna kadar desteklerler ve bunu yaparken de hiç bir şeyden imtina etmezler. Örneğin Türkiye’de 24 ocak kararlarının siyasi lokomotifi 12 Eylül faşist cuntası ise sosyal lokomotifi de uluslararası entegrasyon adına turizm olmuş ve uluslararası efendiler ile yerli işbirlikçileri başta Turgut Özal olmak üzere ilgili sektörü hiçbir destekten azade tutmamışlardır. Ama biz yine biliriz ki; uluslar arası her kurum ve kuruluş ne yazık ki bu efendilerin himayesi altındadır hatta bunlardan karşıt olduğu izlenimi verenler bile öyledir ki örneğin Unesco kültür mirasına Trinidatın girmesi Havana’nın girmemesi bile sadece değerlendirme neticesi değil, ayrıca bir ayıp değil nasıl bir şartlanmışlık olduğunun ve dünyanın efendilerinin kontrolü altında olan her kurum ve kuruluşun nasıl hinlik ve cinlik ve ince düşmanlıklarının da merkezi olduğunun çok açık bir göstergesidir. Böyle iddialı iddialı biz biliriz diyorum ama bunları bilenlerin sayısı mı azdır yoksa bilip ses çıkarmayanlar mı çoktur işte bu ciddi kaygı unsuru olup bilmeyenlere öğretmenin kolay olduğunu bilerek ses çıkarmayanlara ise yapılacak bir şeyin olmadığını da iyi biliriz.

Ruhi M. Çilek

3 YORUMLAR

  1. Sermaye egemenliğine son, Başka bir dünya mümkün şiarı ile CIA destekli Badista yönetiminin a….. koyan Kübalı Komutan Fidel, Raul ve Arjantin dağlarının deli yerekli komutanı CHE’yi ve Küba’yı savunan baş açık, yalın ayak gerillalarını selamlıyorum.
    1912 yılında Amerikan sermaye çevrelerince kurulan (ve Türkiye’de de sayısız yerli işbirlikçi ajanı bulanan ”Erol BİLBİLİK-Amerikanperest kitabında da adları geçen ve geçmeyen )’ Dış İlişkiler Konseyi nin Dünyada Tek Yönetim hedefleyen Sermaye imparatorluğuna karşı mücadele eden yurtsever Latin Halkı ve önder gerillalara karşı uyguladıkları yok etme mücadelesinden tecrübe edindiler.
    Edindikleri bu tecrübeleri Türkiye’de öncelikle Sömürge Tipi Faşizm tespiti yapan halk örgütlerine karşı uyguladılar.Sayısız katliam yaptılar. Hatta 90’lı yıllarda bu işler buğdayı samandan ayıran Patoz makinalarında insan öğüterek yapacak kadar ileri gittiler. Hala Latin Amerika’dan edindikleri sayısız deneyim uygulamayı bekliyor. Bir CIA operasyonu olduğu 30 yıl sonra artık gizlenmeyen gerek 12 MART, gerekse 12 EYLÜL Askeri Açık Faşist Dikdatörlüğü gözaltında katletme,kaybetme, elektrik verme, filistin askısı, kafes, işkenceli sorgu,cop sokma, şişeye oturtma v.s. işkence teknikleri de oralardan ithal edildi. Hatta 24 Ocak Kararlarına kaynaklık eden tecrübeler de oralarda denendi va geliştirilerek TÖ aracılığı ile uygulamaya sokuldu.
    Kapitalizmin tüm şahin iktisatcılarının da bildiği üzere Kapitalizm mezar kazıcılarını yaratıyor. Sonsuza kadar yaşama şansı yok. Yaptıkları yaşam sürelerini az da olsa uzatabilmek.
    Sermayenizi, tetikçilerinizi,silahlarınızı tarihin karanlıklarına gümeceğiz.
    Yarın İnsanlık sizi ancak ”Dünyayı 21. yy. a kadar yamyamlar yönetmiş” şeklinde anacak.
    Pardon az kalsın unutuyordum. Ergenekoncuları tasfiye etmeye çalışanlar devletin kayıtları altında bulunan işkence ve sorgucuların listesini de bir ifşa etse ne olur.
    Yoka bu tasfiye kendi Ergenekonunu yaratmak için mi yapılıyor. Sarkık bıyıklılar yerini kırpık bıyıklılara mı bırakıyor.
    Ne dersiniz?

  2. sevgili mesut “Ergenekoncuları tasfiye etmeye çalışanlar devletin kayıtları altında bulunan işkence ve sorgucuların listesini de bir ifşa etse ne olur.” bu önerini önemsiyorum. Ancak bu tesbitine “Yoka bu tasfiye kendi Ergenekonunu yaratmak için mi yapılıyor. Sarkık bıyıklılar yerini kırpık bıyıklılara mı bırakıyor.” tesbitine ekleyecek bir şeyim var. kırpık bıyıklara karşı çımamız, sakıkbıyıkları gözardı etmemizi gerektirmez. jer şkş bıyık çeşidine karşı çıkmalıyız. şu ana kadar ergenekon örgütünün yaptıklarını asla göçzardı edemeyiz. Ancak yaratılmak istenen başka örgütlenme biçimni ne ihmal etmemeliyiz. yani illegal her çeşit örgütlenmeye karşı çıkmak zorundayız.

  3. Hani derler ya mutlu kim diye
    Köydeki çoban mı yoksa kapitalist zengin mi .Esasen fazla yoruma gerek yok.Herşey insanın içinde gizli.Bana göre kapitalistlerin oltalarına fazla düşmemek gerek.Kuba da bunu görmüş ve yapmıştır.Verilen le yetinen mutlu olmayı bilen kuba için gerisi hikaye diyebiliriz.Ama nereye kadar ?Ömrümüz yeterse göreceğiz.En azından bu savaşı kuba kazandı diyebiliriz.Purolarını kapitalist zenginlere içiriyorlar.Onlar içerken kubalılar huşu içinde izliyorlar buda onlara şimdilik yeter.

ALATURKA AİLESİ ÜYELERİ NE DİYOR?