Egemen ‘TÜRK DEVLETİ’nin Sonu mu?..

Mustafa Kemal Atatürk’ün Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak 12 Temmuz 1922’den 12 Ocak 1944’e kadar bu görevi; Mehmetçik (Şehit ve Gaziler) otağı ve Peygamber Ocağı Misyonu ile bütünleşen bir imtizaç, onur-erdem, şeref ve şanla ifa/icra eyledi; 12 Ocak 1944 tarihinde yaş haddinden emekli oldu.

O, İstiklâl Harbinin efsane komutanı, Mustafa Kemal ve Türk Ordusunun en uzun süre görev yapan Genelkurmay Başkanı idi. Kutsal addettiği görevi süresince; “Mustafa Kemal’in İstiklâl Savaşı sırasında, 31 Temmuz 1920 günü, Subaylara hitaben Afyonkarahisar Kolordu Dairesi’nde yaptığı konuşma’nın” emir/icap ve ilkelerine harfiyen uydu. (Önceki Makale)

O’nun zamanında Ordu ‘Namaz içtimasına’ kalkar, yeminler “Kuran, Bayrak ve silâh” üzerine edilir, devlet umuru, millet egemenliği, adalet ve hukuk gözetilir, dönme/devşirme, ateist ve paganlar askere alınmaz, çürük-çarıklar fark edildikleri anda ordudan kovulurlardı.

Merhumun (sonradan çok nedamet duyduğu) tek hatası, baskı/şiddet ve tehdit altında ifaya mecbur kaldığı 11 Kasım 1938 hatasıdır. Oysa, Atatürk’ün, menfur emellerle gizlenen vasiyetnamesinde “Türk Milleti’ne tavsiye ettiği (II.) Cumhurbaşkanı bizzat kendisi idi!..     

Nitekim kast-ı mahsus faille 5 yıllı mücavir mesaisi oldu.

Ama Türk İnkılâbı ve Türk Ordusunun ilkelerden asla taviz vermedi.

Ancak O’ndan sonradır ki, Türk Ordusu ‘karşıdevrimin’ din, ahlâk, hürriyet, adalet, milli devlet ve milli egemenlik düşmanı unsurlarının tahakkümüne girdi. Mustafa Kemal’in ordusu olmaktan süratle uzaklaştırıldı. Sonradan ‘solcu” yazarlarca adları ölü’ye çıkartılan subay ve generallerle ASİL ve asli görevlerini unutup; 27 Mayıs’a yardım ve yataklık yapacak kadar alçak; Atatürk, Türk, devlet-millet, adalet/hukuk, egemenlik ve demokrasi düşmanlarına kucak açacak kadar ilkesizleştiler. Sonra 12 Mart, 12 Eylül ve 28 Şubat!..    

Bu Ordu, 27 Mayıs’ta akıllara durgunluk veren bir ihanet, Kemalist, mütedeyyin, yüzü nurlu-imanlı/şuurlu, milliyetçi/muhafazakâr, namuslu/dürüst, ilkeli/onurlu ve sorumlu Atatürk yanlısı kıyımına maruz kaldı. Yaklaşık 10 bin dolayında üst ve ast subayın ilişikleri kesilerek; tazminatları ABD tarafından ödendi. Aynı paralelde Üniversiteler, Adli/İdari teşkilât, devletin bütün kurum-kuruluşlarında benzer tasfiye ve temizlik operasyonları yapıldı. Siyasete iştirak, cunta/dikta/vesayet ve periyodik dizayn/darbe dönemi başladı. Artık kadim Türk Ordusu’nun yerini ‘silâhlı kuvvetler” almıştı!…    

Silâhlı kuvvetler; Mustafa Kemal Atatürk – Mareşal Fevzi Çakmak çizgisi, 2300 yıllık tarihi gelenek ve Milli Mücadele ruhunu terk ettiği için; 65 yıllık (Lozan’ı tanımayan; PKK patronu) ABD tasallutu; 50 yıllık (yalancı, soykırımcı, iftiracı Ermenistan yanlısı+PKK şeriki) AB kapı kulluğuna ‘hayır’ diyememiştir. Milli Dava Kıbrıs peşkeşi; Musul Vilâyeti, Selanik, B. Trakya, 12 Adalar ve Türk Birliği emellerinden feragate ‘dur” diyememiş, tam bir alçaklık ve kalleşlik olan “stratejik ortak’ın çuval kalkışmasına” mukabele edememiş ve “dünyanın en güçlü orduları arasında” yer almasına rağmen;, ASALA artığı, AB-D maşası, Ermeni Terör ve tedhiş örgütü  PKK ile baş edememiş ve kökünü kazıyamamıştır!…

Cumhuriyet Savcıları (!), Türk Hâkimleri, Polis, Jandarma, TSK ve bunca Atatürkçü, Milliyetçi ve muhafazakâr’a rağmen siyasette kol gezen tescilli hainler, hırsız-yolsuz, ihanet şebekesi, mafyalar, çeteler ve organize suç örgütleri de çabası!..           

            Bakınız!.. Şu sıra TC’nin temelini oluşturan adalet ve güvenlik kurumlarının çatısı ile ülkenin siyasal yönetim yapısı kökten değiştiriliyor. Bu sinsi bir Anayasayı ilga teşebbüsüdür.  Maksat: 1923’te kurulan devleti tasfiye etmek; Cumhuriyeti, Lozan’ı reddeden ABD ile Türk-İslâm düşmanı AB dayatmaları doğrultusunda değiştirmek, dönüştürmektir. Böylece; bu güne kadar TC düşmanlıklarını içlerine atanlar, derin bir “Ohhh!..” çekecek, yıllardır uyku ve hain pusuda bekleyenlerin de, bundan böyle gerçek yüzleri otaya çıkacaktır. Zaten çıktı bile!..

Gerçi, Türkiye Devleti, elbette dünyada, hür ve hükümran olarak ebed-müddettir.

Ancak bu, TC’ni sonlandırmak isteyenlere “DUR” dememek, anlamına gelmez!..   

DİKKAT!.. Yazışmalar için e.POSTA: [email protected]

Mustafa Nevruz SINACI
www.alaturkaonline.com

*
Aman!.. Devlet sanayide bulunmaz, üretmez, ticaret yapmaz diyen; özelleştirme delisi “yalancı, talancı, hırsız-yolsuz, soysuz, koza, kripto, üçkâğıtçı, peşkeşçi bedhahlara” inanma, aldanma, kanma!.. Zira “AB de devlet işletmelerinin ekonomideki ortalama payı % 42; İsveç, Norveç ve Danimarka’da % 61’dir.” (2009 istatistik ve ansiklopedik veriler)

 

* “Muhterem milletime şunu tavsiye ederim ki; sinesinde yetiştirerek başının üstüne kadar çıkaracağı adamların; kanındaki, vicdanındaki öz cevheri, çok iyi incelemek ve ona göre davranmak dikkatinden, bir an dahi vazgeçmesin!” (Mustafa Kemal  Atatürk)

* BİL’Kİ!.. Türk İnsanı “altın değerinde” nadirden bir cevher gibidir. Işığa tut bak; içinde AtaTürk, namuskârlık, doğruluk, dürüstlük, diğerkâmlık, sencillik, adalet ahlâkı, bilgelik ve olgunluk, onur-erdem, ilke yoksa!, kesinlikle ve mutlaka sahtedir. (2002, Mustafa Nevruz SINACI)

* Cumhuriyet fazilettir, erdemdir; Fazilet’i ahlâki’ye müstenit bir idare şeklidir. Cumhuriyet; Fikren, ilmen ve bedenen kuvvetli; Seciyeli, seviyeli, yüksek ahlak ve kavi (sağlam) karakterli muhafızlar ister. (14.10.1925, Gazi Mustafa Kemal AtaTürk)

* Yeryüzü ve kâinatta; En hakiki mürşit İlim; en değerli varlık İnsan ve en büyük eser Kültür’dür. Kültür: İnsanlık, iyilik ve adalet adına “doğrusal yönde” gelişen emeller, yükselen değerler, bilim, teknoloji, bireysel ve toplumsal yaşam biçimi; yani medeniyettir. (2001, İKO Söylevi, Mustafa Nevruz SINACI)

* Türk demek: Türk’çe düşünmek, Türk’çe konuşmak ve Türk’çe yaşamaktır. Ne mutlu Türk’üm diyene… (Gazi Mareşal Mustafa Kemal Atatürk)

* İyi, namuslu, dürüst; onurlu, sorumlu ve ‘gerçek demokrat’ olan kazansın…

1 YORUM

  1. Türkiye gündemini açıklayan güzel bir yazı. Hainliğin son perdesine geldik. Herkes çalışarak referandumda ”HAYIR” oylarını ezici bir çoğunluğa getirmeliyiz. 12 Eylül referandumu çok önemli.

ALATURKA AİLESİ ÜYELERİ NE DİYOR?