Ekmekçinin bir günü

Sabah yine herzaman olduğu gibi 4.30’ da uyandı. Yüzünü alalece yıkadı. Aşağı kata indi. Mutfak ışığını açtı.

 

Arabasını çalıştırdı ve tekrar mutfağa döndü. Şu şişesini hazırladı. Elmasını yanına koydu.

 

Kendisini çok yorgun hissediyordu.

 

Dile kolay. Bu işi nerdeyse yıllardır yapıyordu ve yılda birkez aldığı paydosu da karısı ve çocukları ile şehrin dışına çıkmak için yine yolda geçiriyor ve ertesi gün tekrar rutin hayatına başlıyordu.

 

Arabası iyice ısınmıştı. “Abbas yolcu, bağlasan durmaz” diye kendiyle mırıldanarak arabasına bindi. Fırına gitmek için gaz pedalına bastı.

 

***

 

Hava soğuktu. Bir yandan arabasını kullanırken diğer yandan da önce suyunu kana kana içti ve hemen sonra elmasını kütür kütür yemeye başladı.

 

Su ve elma… Her sabah yola çıkarken olmazsa olmazlarıydı onun. Elmanın yerini yokluğunda bazen armut da alıyordu.

 

Ama su hiç değişmiyordu.

 

***

 

Fırına gelmişti. “Hay aksi, bugünde kapıya yakın yeri kaptırdık” diye söylendi. Arabasını park etti. Kapıdan içeri daldı. İçerideki yüzler hep tanıdıktı. Daha da mı olmasın? Yıllardır aynı suratları görüyordu.

 

Kimiyle selamlaştı. Kimiyle tatlı tatlı küfürleşti. Yarım yamalak aklına o an gelen bir şarkıyı söylemeye çalıştı. Gerisini getiremedi.

 

Ekmeklerini kontrol etti. Eksikleri tamamlattı. Saatine baktı.

 

Daha erkendi dağıtıma başlaması için.

 

Fırının ön cephesindeki bölümden beleş kahvesini aldı. Puaçasını almayı da ihmal etmedi. Sigarasını yaktı ve arka tarafta geyik muhabbeti yapan arkadaşlarına katıldı.

 

***

 

Yola çıkmıştı. Lapa lapa kar yağıyordu. “İnşallah ekmeklerin çoğu satmıştır” diye düşündü. Çünkü, satılmıyan ekmeklerin parası cebinden çıkıyordu.

 

İlk durağında satışlar iyi idi. Ekmekleri teslim alan orta yaşlı bayan ile biraz cilveleşti sonra ikinci durağına direksiyon salladı.

 

İkinci durakta fena sayılmazdı. Ekmeği teslim alan kişilerde onu fazla bekletmiyor dolayısı ile zaman kaybına uğramıyordu.

 

Üçüncü durağına genelde erken geliyor ön kapıdan girerek sabah yedide açılan arka kapıdan girmek zorunda kalmıyordu. Bazen teslimatı alacak kişilere acıklı gözler ile bakarak onların daha yedi olmadan önce ekmeklerini almasını sağlamaya çalışıyordu.

 

Ne yazık ki onları etkilemede ki başarı yüzdesi hiçde yüksek olmuyordu.

 

Dört, bes, altı ve yedinci durakları sıradanlığını nedense hep koruyordu.

 

Sekizinci durağına geldiğinde kendisini yorgun hissediyor ama orada arada bir yediği, büyük dilimli iki Panella ekmeğinin arasına, hindi eti, dometes ve diğer sandoviç malzemelerinin konulduğu “Panini”yi düşündükçe yorgunluğunu unutuyordu.

 

Haftada bir veya iki kez kendisine “Panini” ısmarlıyarak midesini sevindiriyordu.

 

***

 

Toplam 12 durak yapıyordu. Ve eğer bir aksilik çıkmazsa hergün öğlen 11 ile 11.30 arası evinin yolunu tutuyordu.

 

İşte bir günlük maraton daha bitmişti.

 

Ama yarın yine aynı şeyleri yapacaktı.

 

Rutin hayatı silbaştan yeniden başlıyacaktı.

 

Haftanın yedi günü çalışması ağır gelmeye başlamıştı.

 

Sadece bedeni değil beyni de yorgundu.

 

“Hiç mi birgün sabah kahvaltısını ailemle birlikte yapamıyacağım” sorusuna cevap aramaya çalışıyordu.

 

Cep telefonunun sesiyle düşüncelerinden sıyrıldı.

 

Arayan karısıydı. Oğulları için doktordan randevu aldığını ve onu doktora götürmesini istiyordu.

 

O ise, az sonra varacağı evinde kendini yatağa atarak leş gibi uyumanın planını yapmıştı.

 

Maalesef planı bozulmuştu.

 

Birgünü de iste böyle geçivermişti

 

ALATURKA AİLESİ ÜYELERİ NE DİYOR?