56.4 F
Los Angeles
9 Aralık 2019
Anasayfa Yazarlar Hayrullah Mahmud ÖZGÜR Erdoğan’a “Gül” komplosu”?!

Erdoğan’a “Gül” komplosu”?!

Erdoğan’a “Gül” komplosu. Hayrullah Mahmud Özgür yazdı.

ERDOĞAN’A “GÜL” KOMPLOSU /

“ÇANKAYA SAVAŞLARI” BAĞLAMINDA GÜL, “28 ŞUBAT SÜRECİ”NDE ERBAKAN’A KURDUĞU TUZAĞIN TIPKISININ AYNISINI ERDOĞAN’A KURMAK İSTİYOR

YA DA

“ACELE İŞE ŞEYTAN KARIŞIR” VE/VEYA “GEÇ OLSUN DA GÜÇ OLMASIN”

VEYAHUT

“DEMOKRASİ REJİMİ”NİN BEKASI ADINA, AKP İKTİDARINDA UZAK DURULMASI GEREKEN “ÜÇ BEYAZ”?!

Erdoğan’a “Gül” komplosu”?!

“Herkes kendi kaderinin demircisidir.”
Jeder ist seines Glückes Schmied

………………

2010 ilk çeyreğinde Erdoğan ve Gül arasında erken başlayan “Çankaya Savaşları” bağlamında sıcağı sıcağına birkaç satır…

(…)

Dış gündem:

Büyük finansal kriz!

İran!

(…)

İç gündem:

Çankaya Savaşları!

Büyük finansal kriz, IMF, devalüasyon!

İran / İsrail makası!

(…)

Devlet katında ayan beyan ortaya çıktı ki, “Balyoz Operasyonu”nun perde arkasında, Abdullah Gül var!

Küresel aksta ise İngiliz istihbaratı ve onun yerel kolu Gülen Cemaati…

Sözde “Başkomutan”, kendi ordusunun komutanlarına, TSK’ya savaş açmış, tuzak kurmuş bir konumda duruyor!

Gül, Erdoğan’ı da, Erbakan’a yaptığı gibi “asker” üzerinden tasfiye etmek için komplo kuruyor.

28 Şubat süreci öncesinde, Erbakan’a, Libya’da Kaddafi’den fırça yedirtip arkasından da Başbakanlık’ta ağırlattığı şeyhler, cemaat önderleri fotoğrafı üzerinden nasıl tuzak kurdu ise “Balyoz Operasyonu” üzerinden de Erdoğan’ı köşeye sıkıştırmayı planlıyor.

Erdoğan da, seçim öncesi tabanına, askerden, 28 Şubat’tan hesap soran “Başbakan fotoğrafı”nı vitrinlemek için kuyruğu dik tutmaya çalışsa da, perde arkasında yaşananlar hiç de göründüğü gibi değil!

Nitekim…

Bu bağlamda, Erdoğan da dar kadrosu ile yaptığı toplantıda esip gürlüyor:

“Abdullah’ı, Köşk’e çıkartmak ile büyük hata yaptık! Kardeşimiz dedik, şimdi bize yaptığına bak! Erbakan Hoca’ya kurduğu tuzağın aynını bana, bize kurmaya çalışıyor. Aklınca askeri benim, beni de askerin üzerime sürecek, sonra da kendisi hem Cumhurbaşkanlığı hem Başbakanlık hem de partiyi ele geçirecek! Buna asla izin vermem, veremem! Kaldı ki, Ben Erbakan Hoca’ya da benzemem. Abdullah’ı oraya nasıl çıkarttı isem indirmesini de bilirim! Vakti zamanında birileri beni gelip ikaz etmişti ama dinlememiştim, şimdi anlıyorum ki, onları dinlememek ile çok büyük hata etmişim!”

Ki…

Erdoğan’ın, Gül’e perde arkasında meydan okuduğu, kirli tezgahı bozmak için “soğuk savaş” açtığı bir ortamda, şöylesi bir soruya muhatap kalıyorum:

“Yüce Divan teklifiniz hala geçerli mi?!”

“Neden olmasın” diyor ve ardından ekliyorum:

“Köşeye sıkışan her iktidar, tükenmiş tüccar gibi gider tefeciden borç alır. Bu ona bir süre zaman kazandırır ama bu sorunu çözmek yerine daha da derinleştirir. AKP’nin deliğe süpürülmeme karşılığında küresel tefecilerden aldığı bir borç, buna karşılık Ergenekon operasyonu üzerinden mağdur ettiği büyük bir kitle var. Küresel tefeciler ile aralarındaki alacak verecek işi sizi bağlar! Eğer ölmeden mayınlı araziden çıkmayı başarabilir iseniz, Yüce Divan’da adil bir yargılama onları bekliyor olacak!”

Ne var ki, Abdullah Gül’ün seçildiği “Cumhurbaşkanlığı seçimi” de hukuken sorunlu bir seçim!

Yani “hukuken butlan / yok hükmünde” bir Cumhurbaşkanı!

Halk tarafından seçilmesi gerekirken, Meclis’te, Bahçeli’nin katkısı ile uzlaşmadan seçilmiş…

Filvaki, “AKP’ye kapatma davası” sürecinin de perde arkasında Gül var!

Erdoğan’ı “kapatma davası” üzerinden köşeye sıkıştırıp, yanlış yapmaya zorluyor.

Yani dörtbir koldan Gül & İngiliz İstihbaratı ve Gülen Cemaati, Erdoğan’ı ablukaya almış, yanlış yapmaya zorluyor.

Kaldı ki, Gül de Yüce Divan’da yargılanmayacağını zannediyor ise yanılıyor.

“Kayıp Triyon Davası”!

Çalık’a Sabah’ı alması için devlet bankalarından verilen kredi talimatı vs…

Sözün özü:

Büyük bir dünya savaşının arifesinde…

Büyük bir finansal krizin göbeğinde…

AKP, kendi içinde koltuk kavgası yapıyor!

Gül, kendisini Çankaya Köşkü’ne çıkartan arkadaşı Erdoğan’ı, Erbakan’a kurduğu tuzağın bir benzeri ile tasfiye edip, “tek adam” olarak kalmak, Atatürk Türkiye’sini İngilizler’e anahtar teslim peşkeş çekmeyi planlıyor!

Ezcümle, zor oyunu bozar!

Nokta!

………………

babacan erdogan gul

“Post modern zamanlar”da, “Demokrasi rejimi”nin bekası adına “Üç Beyaz”dan uzak durmak şart!

Bunlar hangi “beyaz”lar mı?!

Hemen sayalım:

1- Siyasetin “Ak”ından!

2- Pırlantanın gözkamaştıran “beyaz” ışıltısından!

3- Vücudu günışığı görmemiş dilberlerin “beyaz” baldırlarından!

Şimdi de birkaç satırla bu “diyet” listesini detaylandıralım:

1- Laik cenahtan, AKP ile kim kolkola girip, devletin yağmalanma sürecine ortak oldu ise ve/veya delirten sudan içti ise bugünlerde hem başı dönüyor, hem de karnı ağrıyor! Yani çiğ yiyeni, kul hakkına göz dikeni çıldırtan, delirten bir süreç bu!

2- AKP iktidarında “Pırlanta”; görmemiş, taklit, özenti bir yaşam tarzını temsil ediyor. Babalarının dedelerinin günah diye “altın yüzük” takmayıp, “gümüş”ü ile eşlerine bağlılık bildirdikleri “mütevazı” bir dünya görüşü, yaşam biçimi orta yerde dururken, “pırlanta” çürümüş bir dünyayı, “Kabak Hafızlar”ın sözde müslümanlığını temsil ediyor! Kaldı ki, “pırlanta”lı, “swarovski” taşlı ambiyansın içine girebilmek için, dünün mücahitleri bugünün hırsız müteahhitleri oldular. Jeep, rengarenk türban, tanga iç çamaşırı, boğaz kıyısında kul hakkı yiyerek alınmış villalar, sekreterden sevgili vs… Hepsi çürümüş bir yaşamı temsil ediyor. Soner Yalçın’ın “Bu Müslümanlar, O Müslümanlara Hiç Benzemiyor” kitabında çok güzel bir şekilde nakşettiği gibi…

3-  Kadın konusu her dönem özeldir. Dikkat edilmesi gerekli bir konudur! Fermuarına hakim olamayan erkek, Ali Kırca gibi daha sonra AKP Özel Örgütü ve/veya F Tipi İstihbarat Servisi’nin oyuncağı olur. Bu bağlamda AKP Özel Örgütü, kendisine muhalif sivil asker  birçok isme şantaj yapmak için beyaz baldırlı, sarışın “kadın”ları tuzak olarak kullandı. “Sarışın kadın alerjileri” de buradan geliyor! Ne var ki, özel hayat özeldir. Fazla kurcalanır ise kullananın elinde patlar! Misal, bu konulara çok meraklı Fetullah Gülen’in neden hiç evlenmediği ve gençliğindeki seks yaşamı mercek altına alınmak zorunda kalınır. Erdoğan’ın neden bir çocuğu nüfusuna kaydettirdiği ve o çocuğun DNA’larının kimden geldiği manşet olur. Melih Gökçek’in en pespayesinden özel hayatı ortalığa saçılır vs… Kaldı ki, her dönem özel hayat özel kalmıştır bundan böyle de kalmalıdır. Atatürk, İsmet Paşa, her daim “üç beyaz”a ve/veya “üç sarı”ya çok dikkat etmişlerdir. Eğer özel hayat üzerinden insanları vurmak bir seviye olsa idi, MHP gibi maço bir partinin başında duran ve hiç evlenmemiş, hanım arkadaşı olmamış Devlet Bahçeli gibi bir isim, Abdullah Gül’e destek verip Çankaya Köşkü’ne taşındığı günün ertesinde gündem oldurdu! Sözün özü, kadınsever bir erkeğim. Şimdiye kadar AKP ve/veya Gülen Cemaati’nin tuzak kurmak için gönderdiği hiçbir kadın ile beraber olmadım. Kadınlarımı ben seçerim ya da onlar beni seçer! “Bumerang etkisi”ne maruz kalmak isteyen, istediği kadar kurcalasın bakalım karşılarına hangi resimler çıkacak!

Sözün özü:

AKP iktidarında, “Demokrasi rejimi”nin bekası adına “üç beyaz”dan uzak durmak elzem!

Nokta!

…………………

AKP’li metroseksüel milletvekili Ömer Çelik, 28 Şubat bağlamında yaptığı değerlendirmede şöyle diyor:

“27 Nisan’ı muhtıra amacıyla yayınladılar ama hükümet boyun eğmeyince kağıt parçasına döndü. 27 Nisan’da o bildiriyi tebliğ edenler, muhtıra niyetiyle tebliğ etti. Ama tebellüğ eden hükümet o bildiriye verdiği cevapla, muhtıra değil, kağıt parçası olarak tebellüğ etmiş oldu. Hükümet milli iradenin verdiği yetkiye sahip çıkmazsa muhtıra, direnirse kağıt parçası olur”

http://www.turktime.com/haber/Omer-Celik-ten-Olay-Cikis-Boyun-Egmeyerek-27-Nisan-daki-E-Muhturayi-Kese-Kâgidina-Cevirdik/86513

Ne var ki, bu açıklamanın hiçbir ayağı sağlam değil, yere basmıyor!

Neden mi?!

Anlatayım:

27 Mayıs 1960, 12 Eylül 1980 “İhtilal”dir!

12 Mart 1971 ise “Muhtıra”dır!

28 Şubat 1997 ise Abdullah Gül’ün Erbakan Hoca’yı “asker üzerinden tasfiye etmek” için işlettiği, provoke ettiği bir “sürec”in adıdır.

27 Nisan “e-bildirisi”ne gelince, “muhtıra” değildir.

Eğer Çelik’in iddia ettiği gibi “muhtıra olmuş olsa idi; TSK, “AKP iktidarı”na tam saha pres uygular, ağzını açamaz hale getirirdi.

Kaldı ki, gerçek manada “muhtıra” yiyen bir iktidar, metal yorgunluğuna uğramış uçak gibidir, bir daha sefere çıkamaz!

Ömer Çelik gibi meydanı boş bulunca “Abdurraman Çelebi” kesilenler için muhtıra ile bildiri arasındaki nüansı şöyle ortaya koyayım:
Asker, “muhtıra” verdiğinde elde etmek istediği bir amacı vardır. O amaca ulaşmak için de tam saha pres yapar.

Misal, Ömer Çelik ise bu ismin Ciner adına TMSF’de takip ettiği iş ve o iş üzerinden aldığı Boğaz sırtlarındaki villasından başlar, diğer iş takiplerinin hepsini masanın üstüne koyar. Sonra parti, kabine vb ortamlarda birlikte olduğu hanım milletvekilli, bakan hanımlardan başlar, ortalığa saçılmış “yasak özel hayatını” hatırlatırdı.

Vs vs vs…

Bu anlamda Erdoğan, Gül, Gülen’e yapılan bir basınç vb bir hamle var mı?!

Yok!

O halde?!

So what!

Hal böyleyken…

Yeniden en başa dönelim ve soralım:

Bu kadar strese maruz kalmış bir Ömer Çelik’in uçağı kalkabilir mi?!

Diyeceğim odur ki, “Muhtıra” ile “Bildiri” arasındaki fark bu!

Hülasa, AKP, Çelik’in iddia ettiği gibi 27 Nisan’da “muhtıra” yemiş olsa idi, hiç Ömer Çelik gibi bir isim, bu lafları edebilir miydi?!

Ezcümle, 27 Nisan bildirisi, AKP iktidarına, “Cumhurbaşkanlığı seçimi” bağlamında, TSK’nın yaptığı bir uyarıdır! “Uzlaşarak seçin, ülkeyi germeyin, laik hassasiyetleri ciddiye alın” uyarısıdır.

Nokta!

……………..

28 Şubat süreci ya da havuz hesabı!?

http://www.siyasiforum.net/viewtopic.php?f=2&t=3714&start=75

(…)

Yüksek siyaset liginde “27 Nisan süreci”…

27 Nisan süreci?!

(…)

Türkiye’de darbe süreçler ve/veya TSK’nın yeni irtica tanımı!

http://www.askerhaber.com/hayrullah-mahmud/devr-i-sabik.html

(…)

………………

Bu arada, Yaşar Büyükanıt’ın, AKP’den kendisine tahsis edilen “lüks araba rüşveti”ne boyun eğip sustuğunu iddia eden fanilere şu hususu hatırlatmak isterim:

Bir adam kendini satacak ise II. Başkan, I. Ordu Komutanı, Kara Kuvvetleri Komutanı, Genelkurmay Başkanı iken satmamış da, neden emekli olurken sattığı sorusunun cevabını merak ederdim.

Çünkü, bir adam kendini satacak ise Gülen Cemaati’nden saldırılar başlamadan önce uzlaşıp, sorunsuz bir görev dönemi yaşaması daha akla yakın değil mi?!

Bu bağlamda diyeceğim şudur:

Küçük dünyalarınızda büyük egolarınızı tatmin etmek yerine “Büyük resim”e bakmış olsaydınız, asimetrik savaş ustası bir komutanın neden sustuğu sorusunun cevabını kendi kendinize de bulabilirdiniz.

Nokta!

…………….

Parola: “Adi”!

Şifre: “Başbakan”!

AKP’li tayfa bunu beğenmemiş, hemen yerine yenisin hazırlamış:

Parola: “Adam gibi adam”!

Şifre: “Başbakan”!

Bu anlamda bir tane de benden olsun:

Parola: “Demokrasi”!

Şifre: “Tramvay”!

http://newsgroups.derkeiler.com/Archive/Soc/soc.culture.turkish/2005-12/msg00821.html

………………….

İsrail / İran Savaşı’nın mek parmak öncesinde…

İsrail, “Heron”ları Türkiye’ye geç de olsa teslim etti.

Ardından da, şirinlik olsun diye, Apo’yu İsrail’in paketleyip Türkler’e teslim ettiği bilgisi medyaya sızdırıldı!

http://www.hurriyet.com.tr/dunya/13965917.asp?gid=200

Ne var ki, Yahudiler’in atladıkları bir boyut var:

AKP, demokratik açılım bağlamında, Apo’ya, PKK’ya bulaşan kim varsa paketleyip içeri atıyor.

Nitelikli düşüncem odur ki, Türkiye’de yaşayan ve bu işe bulaşan Yahudiler’i de sabahın kör vakti toplamaya başlayacaklar!:))

Nokta!

………………

CD’si varken darbeye gerek var mı?!

http://www.facebook.com/topic.php?uid=73600948160&topic=13303

(…)

O yazı Yarbay Tatar’a ait değil!

http://askerhaber.com/gundem/o-yazi-yarbay-tatarin-degil.html

(…)

Soner Yalçın: Kalem değil silgi çalışmasıdır bu!

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/13958289.asp?yazarid=218&gid=61

(…)

Berlusconi de, Erdoğan gibi Yüksek Yargı’ya savaş açtı!

http://www.hurriyet.com.tr/dunya/13958467.asp?gid=200

(…)

Ahmet Hakan: Vakit’te, İngiliz Ordusu / Türk Ordusu mukayesesi ve bir okur yorumu: Allah Kraliçe’den razı olsun!

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/13949432.asp?yazarid=337

(…)

Ercan Kumcu: Risk Haritası!

http://www.haberturk.com/HTYazi.aspx?ID=8445

(…)

Zeynep Özal: Babam eceli ile ilmedi, öldürüldü!

http://www.turktime.com/default.asp?page=haber&id=86460

(…)

Kadri Gürsel: Soykırım senaryosu

http://www.milliyet.com.tr/soykirim-senaryosu/kadri-gursel/dunya/yazardetay/28.02.2010/1204929/default.htm?ver=51

(…)

Mahir Kaynak: AKP’ye operasyon

http://www.stargazete.com/gazete/yazar/mahir-kaynak/operasyon-boyutu-246831.htm

(…)

Putin, Rusya’da “oligark”ları teker teker temizliyor!

http://www.turktime.com/default.asp?page=haber&id=86519

(…)

Erbakan: 28 Şubat emri ABD’den!

http://yenisafak.com.tr/Gundem/?t=01.03.2010&i=244281

(…)

İngiliz gazetesinden iddia: İran, AKP ile…

http://www9.gazetevatan.com/Sok_iddia/290534/30/Manset

(…)

AKP’li Yalçınbayır: Yiyicilik, yobazlık arttı!

http://www9.gazetevatan.com/AKPnin_kurucu_isminden_sok_aciklama_/290472/1/Gundem

(…)

……………….

Öte yandan…

Erdoğan’ın, Aydın Doğan Medyası’na posta koyduğu dakikalarda, Ciner Medyası fiyat düşürdü.

Habertürk fiyatını 50 kuruşa indirdi.

Sözün özü:

Sırtını Gül’e yaslamış Doğan Grubu’na, Erdoğan’dan yeni bir operasyon geliyor.

Nokta!

…………….

AKP!

28 Şubat’ın ürünü bir siyasi parti!

Gül ise 28 Şubat sürecini tetikleyen, Erbakan’ı tuzağa düşüren isim olarak bugün Çankaya’da!

Çevik Bir, Gül’ün arkadaşı Çalık’a danışman!

Fatih Çekirge ise Gül’ün özel yazmanı!

28 Şubat’ta “tank”lar var ise…

28 Şubat süreci’nin 13. yıldönümünde “polis panzerleri” sokakta!

AKP muhaliflerini tek tek toplamak ile meşgul!

Yani 28 Şubat süreci, Abdullah Gül’ün önderliğinde, polis içindeki bir cuntanın aracılığı ile kesintisiz tamgaz devam ediyor.

Bu bağlamda, diyeceğim şudur:

Polis panzerlerinin üzerine çıkacak, Ahmet & Mehmet Altan, Nazlı Ilıcak, Hasan Cemal, Fehmi Koru, Mehmet Barlas, Taha Akyol vb “demokrat kalemler”e acilen ihtiyaç var.

Panzerin üstüne çıkacak “demokrat” gazetecilere ödenecek ücret dolgun olup, tarihe geçmek de cabası!:))

Nokta!

……………….

Ve…

Son olarak…

Atalarımız “Her şerde bir hayır, her hayırda bir şer vardır” derler.

Bu anlamda bir diğer söz “Geç olsun da güç olmasın”dır.

Filhakika, “Sıkıntılı işin sonu selamettir”!

Bu anlamda, kısa bir ufuk turu…

Hz Adem, kupkuru bir dünyaya geldi. Çok sıkıntı çekti. İki evladından biri diğerini öldürdü.

Hz Nuh, 950 yıl uğraştı. İnanmadılar, eziyet ettiler. Her seferinde öldü diye bıraktılar. Cebrail Aleyhisselam her defasında gelip, yaralarını sardı, O da tekrar tebliğe başlayabildi. Sonra Yüce Rabbimiz O’na gemi verdi.

Hz İbrahim’i ateşe attılar. Oğlunu kesme emri verildi, ki o Allah’ın Peygamber’i idi.

Hz Musa, çok çekti. Doğduğu sene Firavun bütün erkek çocukları öldürdü. Senelerce çobanlık yaptı. Bir gün hanımı hamile, zifiri karanlık ve çaresiz, bir ışık gördü. Işığa gitti. Orada Allah ile konuştu. Yalnız bu “mirac” değildi.

Hz Eyyüb’ün kurtlanmadık yeri kalmadı.

Hz Yakup ağlamaktan gözlerini kaybetti.

Hz Yusuf, kuyuya atıldı.

Hz Zekeriya, ağacın içinde ağaçla birlikte testereyle kesildi.

Hz İsa, 30 kadar faniyi ikna etmeye çalıştı, başına gelmedik kalmadı, çarmıha gerildi.

Hz Ebubekir, kaç kere dövüldü.

Hz Ömer, namaz kılarken şehid edildi.

Hz Osman, Kur-an’ı Kerim okurken şehid edildi.

Hz Ali’nin çektikleri, Hz Hüseyin’in başına gelenler…

Bu saydıklarımız Hakk yolunda, halkın yolunda, hakikatin peşinde yürüyenlerin çektikleri çilelerden sadece birkaçı…

Peygamber de olsa, şu alemde kimseye sıkıntısız, gailesiz bir ömür yok.

Kaldı ki, Peygamberimiz Hz Muhammed de İslam adına “büyük zaferler” elde ederken, aynı zamanda “büyük sıkıntı”lar, “büyük yokluk”lar ile de mücadele etmek zorunda kalmıştır.

Allah’ın en sevdiği olduğu halde…

Bu bağlamda Peygamberimiz Hz Muhammed, “Hakk yolunda en büyük sıkıntıyı ben çektim” der.

Sözün özü:

İnanmak zor!

İnandırmak daha zordur.

“İman”, Allah’ın biz kullarına ihsan ettiği bir özel nimettir.

Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de şöyle diyor:

“(Bu), tıpkı şeytanın şu durumuna benzer: ‘Hani insana inkar et!’ dedi de, o inkar edince, ‘Ben’ dedi, ‘Senden uzağım! Çünkü ben, alemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım.”

Haşr Suresi, 16. Ayet

“İnsan, aceleci (bir varlık olarak) yaratıldı. Ben, size ayetlerimiz göstereceğim, siz acele etmeyin!”

Enbiya Suresi, 37. Ayet

“O yaratan bilmez mi? O çok ‘latif’tir (en gizli işleri bütün inceliğiyle çok kolay bilen), çok ‘habir’dir (her şeyden haberdardır).”

Mülk Suresi, 14. Ayet

“De ki: ‘Sizi yaratan, size dinleyecek kulak, görecek gözler, duyacak gönüller veren ancak O’dur. Pek az şükrediyorsunuz.”

Mülk Suresi, 23. Ayet

Bu anlamda bir Alman atasözü şöyle der:

“Şeytan ayrıntıda gizlidir!”

Bir “Türk atasözü” şöyle der:

“Acele işe Şeytan karışır!”

Ezcümle, “Acele giden ecele gider!”

Sevgiler

1 Mart 2010

Hayrullah Mahmud Özgür

1 YORUM

ALATURKA AİLESİ ÜYELERİ NE DİYOR?

Sosyal Medyada Bizi Takip Edin

169,267BeğenenlerBeğen
12,618TakipçilerTakip Et
618TakipçilerTakip Et
7,687TakipçilerTakip Et
10,800AbonelerAbone

Kaçırmayın

Onkolog Dr. Yavuz Dizdar anlattı… Antibiyotiklerdeki bilinmeyen tehlike

İstatistiklere göre ülke olarak gelişigüzel ilaç kullanımında ilk sıralardayız… Antibiyotikten antidepresana, ağrı kesiciden vitamine kadar pek çok ilacı; bilinçsizce ve çok fazla tüketiyoruz! Peki...

Yeni Zelanda’da 5,3 büyüklüğünde deprem

Yeni Zelanda Jeoloji Kurumu GeoNet’ten yapılan açıklamaya göre merkez üssü Gisborne kentinin 20 km güneyinde 5,3 büyüklüğünde deprem kaydedildi. Yerel saatle 12:58 (TSİ 02.58) sularında denizin 29 km derinliğinde meydan olan depremin ardından açıklama yapan Yeni Zelanda Sivil Savunma Birimi, tsunami riskinin bulunmadığını duyurdu. Yangın ve Acil Servis kurumu da Gisborne bölgesinde hissedilen depremde herhangi […]

‘Güvenli gıda için üreticilere verilen destek sürmelidir’

İncefikir, 80 bin üreticinin 6 milyon dekarda iyi tarım uygulaması ile üretim yaptığını söyledi. Üreticiye iyi tarım uygulamaları ile ilgili destek verilmesi ve bunun sürekli olması gerektiğini belirten İncefikir şöyle konuştu: “İyi tarım uygulamalarının sürekliliği insan, hayvan ve doğa için çok büyük bir önem arz ediyor. Ancak iyi tarım uygulaması yapan ve son 3 yıldır destek […]